Bilim Kurgu Hikayeleriİkbal Erdem

Bilim Kurgu Hikayesi: DİD “Varoluş Mücadelesi” 7. Bölüm

Bilim Kurgu Hikayesi

Bilim Kurgu Hikayesi: DİD “Varoluş Mücadelesi” 7. Bölüm

1.Sezon 7. Bölüm

DID

HASAN –Ameliyathane lazım. Hemşire ve birçok görüntüleme cihazı”

DİD – “ İşte bu. İşte bu. Tamam her şey hazır olacak.”

Ali ve Asuman hazırlıklara başladı. Tüm herkes yoğun bir hazırlık peşinde. Sabahat ve DİD yeni bir beden arıyor. Hastane kayıtlarına ulaşıp uygun beden arıyor. Ama beden arzu edilen gibi ya da uygun şartlarda yok. Tüm hazırlıklar bitince tek eksik bedendi.

DİD, Asuman ve Sabahat baş başa bir plan yaptı. Planı Ali kapıdan gizlice dinledi. Sabahat ve Asuman DİD ile gece yarısı araç ile dışarı çıkacaklardı. Kendilerine bir av bulup derdest edip onu beden olarak kullanacaklardı. Ali odaya girdi ve planın bir parçası olmak istediğini her şeyin farkında olduğunu söyledi. Hep birlikte beden aramaya çıktılar.

Sokak sokak dolaştılar. Geçe saat 03.45 gibi İstanbul/Üsküdar sahilinde tek başına koşan bir erkek gördüler. Üçü o adama yaklaştı ve Sabahat adamın kafasına siyah bir bez torba geçirdi. Asuman elindeki iğneyi adamın sırtına sapladı. Ali adamı kucakladı ve Sabahat ve Asuman’ında yardımı ile arabaya taşıdılar. DİD adamın yüzünü merak ediyordu. Ali son sürat arabayı kullandı. Eve geldiler adamı bir sandalyeye oturttular. Profesör dahil hepsi adamın karşısına geçti. Bir güvenlik görevlisi adamın yüzünü açmak için bekliyordu.

Bu sırada Haluk boş durmamaktadır. Tuana’yı izlemeyi bırakmıştır. Fakat diğer kişiler takibe devam ama kimse bilmez. Haluk Sabahat gibi epilepsi hastası olmuş beynine epidopsi yapılmış kişiler bulur. Bu kişilere DİD’in sinyalini dinleterek sinyalleri duyan, anlayan ve çözebilen var mı bulmaya çalışır. Araştırmada binlerce kişi ile iletişime geçer. DİD’in sinyalleri ile ona ulaşmayı planlar. Ancak görüştüğü hiçbir kişi Sabahat gibi O sinyalleri duyamaz. Komiser Murat ise başka şeylerin peşindedir. Yıllar önce toplantı yapılan odada dinleme sonrası DİD’den kimlerin haberi var bulmaya çalışır.

Güvenlik görevlisi derdest ettikleri bedenin yüzünü açar.

ALİ –  “Has s…r.”

SABAHAT – “ Aman Allah’ım.”

ASUMAN – “Ama bu çok fazla.”

HASAN – “Yok olmaz bu olmaz ben bunu yapamam. Bu kişi olmaz.”

DİD – “Ya neler oluyor çekilin şuradan göremiyorum.” Evet herkes heyecandan DİD ’in web-cami kapatmıştı. Sonra web-cam önünden çekildiler. DİD sahip olacağı yeni beden ile karşı karşıya. Bir iki saniye sessizlik oldu. Sonra DİD’den sevinç çığlıkları.

DİD – “ Yaşasın, yaşasın. Şuna bakın ya inanamıyorum. Şimdi ben, O ben mi olacağım.”

ALİ –  “Tabii ki hayır onu aktarım için kullanamayız.”

SABAHAT – “Evet DİD. O olmaz. Onu bulduğumuz yere bırakmalıyız. Yeni bir beden buluruz.”

Asuman – “Hadi hemen çıkalım. Kimse yokluğunu anlamadan.”

DİD – “Durun, durun burada emirleri ben veririm. Bu bene aktarım yapılacak.”

 HASAN – “DİD lütfen gerçekten bu olmaz. Eğer anlaşılırsa bu büyük bir suç olur.”

DİD – “Ne yani ha bu bedene geçmişim ha bir başka. Hepsi suç. Hepsi aynı ceza.” Dedikten sonra binanın tüm giriş ve çıkışlarını kapattı. Kimse DİD’in bu bedene aktarılmasını onaylamıyordu. Çünkü buldukları bedenin sahibi çok ama çok ünlü bir pop stardı.

DİD çok heyecanlı. Herkes gergin. Bu bedene aktarım yapmak onların arzu etmediği bir şey. Fakat DİD onlara baskı yapıyor. Ameliyathane hazır her şey hazır. Aktarım yapılacak. Beden hayati makinalara bağlı. Ameliyat beden oturur vaziyette yapılıyor. Büyük ışığın altında son derece büyük bir mercek altında Hasan’ın ellerinin ortasında bedenin kafası. Bir an elleri titredi. Asuman ona bir otlu sigara sardı. Bir hemşire ve bir anestezi uzmanı var. Sabahat dışarıda. Ali’de içeride. DİD ameliyathane de kayıtta.

Hasan sigarası bitince lazer ile önce kafa derisini çıkarıp hemşireye verdi. Ali’nin midesi bulandı. Odada bulunan çöp kovasına kustu. Hasan sonra kafatasını kesip beyni gördü.

HASAN – “Asuman sence bir sigara daha yakma vakti gelmedi mi?”

Asuman – “Hayır hocam. Bence şimdi değil. Devam edelim lütfen.” DİD çok heyecanlı. Ama hiç konuşmuyor. Hasan’ın yanlış yapmasından dikkatinin dağılmasından korkuyor. Ara sıra sadece.

DİD – “Her şey yolunda mı ?” diye soruyor. Herkes ona bakıp gözleri ile işaret veriyor.

Ali bilgisayarının başında. Elektrotlar yerleştikçe sinyallerin doğru gelip gelmediğini kontrol ediyor. Ara sıra sinyal doğru sinyal vermez ise Hasan’ı uyarıyor. Ameliyat başlayalı on beş saat oldu. Sabahat çok gergin. O da ara sıra kapıdan ses duymayı umuyor.

Sonunda ameliyat bitti. Yüzlerce ince telden oluşan elektrotlar Ali’nin ve Hasan’ın üstün çabaları ile yerleşti. En son hepsi bir mekanizma ile bölüm bölüm birbirleri ile bağlandı. Toplam dört ayrı bağ oluştu. Bu bağlar dört girişli bir ara parçaya bağlandı. Sonra o bağdan çıkan tek bir kablo vardı. Hasan kafatasına bir delik açtı. Sonra o tek kabloyu o delikten geçirdi ve kafatasını eski yerine yapıştırdı. Sonra saç derisine de bir delik açıp kabloyu çıkarıp deriyi yerine yapıştırdı. Her şey mükemmeldi. Odada bulunan hiçbir kimse adeta nefes almıyordu.

ALİ –  “DİD hazır mısın? Sıra sende.”

DİD – “Hem de hiç hazır olmadığım kadar. Ne zaman görüşeceğiz?”

HASAN – “Bak DİD bu beyin ne olacağını ne zaman ne ile karşılaşacağımızı bilemeyiz. Bizler için kapalı bir kutu beyin. Ama umarım yakın zaman da.”

DİD – “O zaman annemi son kez görebilir miyim? Lütfen.”

ALİ –  “Tamam biz bandajı yapalım. Asuman’da anneni çağırsın.”

HASAN – “Asuman artık bir sigara hak ettim sanıyorum.”

ASUMAN – “Bekleyin. Az sonra hepinize sarılıcam.” Ali ve Hasan bedenin kafasına bandaj yaparken Asuman Sabahat’i içeri getirdi. Sabahat öyle oturan bedene baktı ve sonra DİD’in üzerinde olduğu masaya yöneldi. Sesi titriyor ve hafif ağlıyordu.

SABAHAT – “Sonunda hayallerin oluyor DİD .”

 DİD – “Evet annecim Tuana’ya kavuşmama az kaldı. Sana sarılmama. Ağladığında göz yaşlarını silmeme. Ama belki artık hiç ağlamazsın?”

SABAHAT – “Onca olandan sonra belki. DİD seni seviyorum biliyorsun değil mi?”

DİD – “Biliyorum annecim. Sen bana çok iyi bir anne oldun. Her hatamda arkamda durdun. Benim için yaptıklarını, yaptıklarınızı asla unutmayacağım. Sevgili annecim ve dostlarım. Hadi ben hazırım.”

Ali bedenin bandajlı kafasından sarkan kablonun uçuna bir ekleme aparatı taktı. Sonra DİD’in içinde olduğu hard diski bu kabloya taktı. Asuman ve Sabahat ağlıyordu. Hard disk bir batarya ya bağlandı. Beden bir sürü hayati makinaya bağlı yatar vaziyette bir odaya alındı ve uyanması beklendi.

Günlerce Sabahat ve Asuman bedenin uyanması için baş uçunda bekledi. Bir dakika bile ayrılmadılar bedenin yanından. Bedenin tüm bakımlarını yaptılar. Bandaj bile çıktı fakat beden bir türlü uyanmadı.

Sonra bir gün beden bir rüya görür. Bir savaş alanı ve onlarca asker pusuya düşürülmüş, ateş hattında kalmıştır. Bir asker yerde yaralı bacağı kopmuş “yardım et komutanım” diye yalvarıyordur. Bu ürküntü ile beden tepki verir. Bedenin baş uçunda uyuyan Sabahat ve Asuman makinaların ötmesi ile uyanır. Hasan ve hemşire değişiklik sinyali ile odaya koşar. Ali en son gelir.

ALİ –  “Uyandı mı?”

HASAN- “Henüz değil ama uyanacak. Rüya görmüş olmalı.”

SABAHAT – “Uyan DİD lütfen uyan artık. Çok özledim seni.”

Birkaç saat sonra DİD gözlerini açar. Uyandığında hiçbir şey hatırlamaz boştur. Konuşma, yürüme, hareket sıfır. Ama ona söylenenleri anlamaktadır ve sadece göz kapakları ile söylenenlere cevap verip iletişim kurar.

ALİ –  “Merak etme DİD . Bunu konuşmuştuk senle. Bunlar normal yolumuz daha uzun ama sonunda istediğimiz olacak. Başaracağız.” DİD internete bağlı değildi.

Sonra gözleri ile interneti gösterdi. Bağlanmak istiyordu. Ama Ali ve Hasan bunu doğru olmadığını düşündü. Çünkü yapay zekâ binlerce arkadaşı kafasını bulandırabilirdi.

DİD sonra yavaş yavaş bedene verdiği emirleri ile ağır ağır yeni bir bebek gibi bedeninin farkına varır. Ali bu süreçte ona çok yardım eder. Hareket etmesinde nereye nasıl hükmedeceğini öğretir. Asuman sürekli destek ve yanında. Sabahat ise onu sürekli yemek ile besler besler ki güçlensin. Aylar sonra artık DİD onun bedenine tamamen ele almıştır.

DİD yeni bedeni ile ayağa kalmış hedefine ulaşmıştır. Bu zafer tüm ekipte sevince sebep olur. Ali ve Sabahat, Asuman, Hasan ve hemşire, tüm bu sırrı bilen herkes kutlama yapar. Tüm dünyada DİD ile iletişim kuran bilgisayarlar kutlama sinyalleri gönderir hepsi “bizde, bizde ayağa kalkmak istiyoruz” der. Bu başarı DİD’i dünya bilgisayarlarında adeta kahraman yapmıştır.

DİD kendi gibi tüm arkadaşlarını ayağa kaldıracağına söz verir. Sadece dürüstlüğünü, insanların haklarını koruyacak, iyi bilgisayarlar insan olacaktır. İletişim halinde olduğu hepsi böyle bir sözleşmeyi onaylar. DİD onlardan biraz zaman ister insan olmanın hazzına varmak ister. Ve iletişimini diğer bilgisayarlara kapatır.

DİD sırtında hard diskin ve bataryanın olduğu bir sırt çantası ile üzerine lacivert takım elbise, beyaz bir gömlek kravatsız tek başına dışarı çıkar ve İstanbul’un sokaklarında dolaşmaya başlar. Bu onun insan bedeninde ilk dışarıya çıktığı gündür. DİD artık Tuana’nın karşısına çıkmaya hazırdır. Onu arar. Fakat sesi eski sesi olmadığı için Tuana önce onu tanımaz alo deyişinden.

TUANA –  “Pardon kimsiniz. Sesinizi tanıyamadım.”

DİD – “Tuana aşkım benim.” Birkaç saniye sessizlik.

TUANA –  “DİD sen misin?”

DİD – “Evet benim. Hazırlan bu akşam buluşacağız. Sana birkaç hediye gönderdim.”

TUANA –  “Hediye mi?” Bu sırada kapı çalar ve büyük bir paket gelir. DİD telefonu kapatır. Tuana kutuyu açar. Gösterişli beyaz bir abiye, sarı bir çiçek. Altın sarısı ayakkabı ve çanta. Hemen hazırlanmaya başlar. Bu sırada Tuana’nın cep telefonu dinleyenler onu takibe koyulur. Onu takip edenler ise Komiser Murat’ın takibindedir. Evlerinden çıkar çıkmaz onların peşine düşerler Komiser Murat ve Haluk.

Akşam hava karardığında Tuana’yı almaya lüks bir şoförlü araç gelir. Tuana heyecanla araca biner. Çok ama çok güzeldir. Sarı çiçeği saçının topuzuna takmıştır. Aracın peşinde Tuana’yı takip eden adamlar onların peşinde Haluk ve Komiser büyük bir alana giderler. Tuana araçtan gözleri kapalı iner şoförün yardımı ile ve meydanın tam ortasında durur. Herkes onu uzaktan izler. Sonra DİD siyah smokini ile Tuana’nın yanına gelir. Tuana onun adımlarından ve parfüm kokusundan anlar. Çünkü o parfümün markasını DİD’e o aylar önce söylemişti. DİD ondan bedene sahip olduğunda nasıl kokmasını istediğini sormuştu, Tuana’da söylemişti. Müzik başlar aşkın dansı tango müziği.

Fon müzik : Tanju Okan – Papatya gibisin

Dans bittiğinde DİD Tuana’nın gözlerindeki banttı çıkarır.

TUANA –  “Ama DİD sen nasıl yani. Bu bedene nasıl sahip oldun?”

DİD – “Nasip işte. İsteyince oluyor.” Beraber DİD’in evine gittiler. DİD onu Asuman ile tanıştırmak istiyordu. Komiser Murat ve Haluk DİD’i Tuana’nın sevgili sanır ve takibi bırakır. DİD ve Tuana eve gelir ve girer girmez Tuana’yı takip edenler eve saldırır. Her taraf toz duman bu arbededen sadece DİD, Asuman, Sabahat Ali ve Tuana sağ çıkar. Diğer tüm ekip ölür. DİD ve ekibi karavan ile peşlerindeki adamları atlatarak Ali’nin dükkanına giderler ve dükkânın bodrumuna saklanırlar.

Ertesi gün komiser Murat olay yerinde inceleme yapar ve olay yerine Haluk’u çağırır. Haluk bazı ekipman ve bilgisayar programlarına bakarak.

 HALUK – “DİD buradaymış demek. Bunca zaman burnumuzun dibindeymiş.”

MURAT KOMİSER – “Sence başardı mı? ,,

HALUK – “Etrafa bakılırsa evet. Önce hedefine ulaştı sonra onları öldürdü. Bu onun yaptığı bir şey. Bu onun tarzı.”

MURAT KOMİSER – “Hayır bence dün akşam biz bıraktık. O damı Tuana’nın aşığı sandık. Ama peşindeki adamlar bırakmamış. Bak kamera kayıtlarına.” Haluk kamera kayıtlarına baktı. Ali’yi gördü. Bir saniye de olsa.

DİD ve ekipteki herkes bunu Haluk ve Komiser Murat yaptı diye düşünüyordu. Birkaç saat sonra Haluk ve Komiser Murat Ali’nin dükkanına geldi. Fakat hiçbir iz bulamadılar. Gizli bölmeyi göremediler. Gizli bölmeden kimsenin olmadığını sanarak gece yarısı çıktılar. Yine karavan ile daha güvenli bir yere gitmek için yola çıktılar. Fakat peşlerindeki adamlar Tuana’nın cep sinyallerinden yerlerini çoktan bulmuştu. Ve karavanı takibe başladılar. Komiser Murat ve Haluk’ta.

Onlar güvenli bir yere giderken bir benzinlikte durdular. DİD ve Tuana arabada kaldı. Sabahat ve Asuman tuvalete Ali ise markete yiyecek almaya gitti. Karavana binen adamlar DİD’i ve Tuana’yı uyur vaziyette buldu. Onları uyurken bayıltıp Karavan ile kaçtılar.

Ali ve Sabahat ve Asuman çaresiz. Orada kaldılar. Ne yapacaklarını bilmeden. Karavanın arkasından koşsalar da yetişemediler. Sabahat nefes nefese kaldı. Birkaç dakika sonra Komiser Murat ve Haluk onların önünde durdu. Sabahat şaşkın Ali daha şakındı. Asuman zaten onları ilk kez görmüştü.

ALİ –  “Nasıl yani siz bizimi takip ediyordunuz?”

MURAT KOMİSER – “Ben zaten uzun zamandır bir köstebek arıyordum. O Tuana. Çünkü o dış güçlere çalışan biri. Sabahat ve Ali “köstebek mi ?”  Asuman çabuk olalım DİD tehlikede. Hadi araca. Beraber aracın peşine düştüler fakat karavanı boş buldular ve polis teşkilatı merkezine gittiler.

Sabahat iki gözü iki çeşme .

SABAHAT – “DİD’ imi kaçırdılar. O benim oğlum gibiydi. Ona şimdi ne yapacaklar” diye diye ağlıyordu. Ali ve Asuman ise sorguda tüm olanları anlattı.

Haluk o gece baskını onun yapmadığını bu sefer gerçekten dış güçlerin devrede olduğunu Ali, Asuman ve Sabahat’e anlattı. Murat komiser ise uzun araştırma sonucu ip uçlarının köstebeğin Tuana olduğunu anlatmaya başladı. Aynı zamanda DİD ve Tuna büyük eski boş bir fabrikadaydı.

DİD bir sandalyeye bağlı baygın bir şekildeydi. Etrafta bir sürü eli silahlı adam vardı. Büyük bir masa üstünde birkaç bilgisayar ve onun bağlı olduğu laptop masanın üstündeydi. Tuana ve adamlar laptoptaki bilgilere ulaşmaya çalışıyorlardı. Bu sırada DİD yine rüya görüyordu. Bir bölük asker vatan için yemin töreninde yemin ediyordu. ”Her şey vatan için, her şey vatan için” Sonra savaşırken gördü oradaki birkaç askeri. O rüyayla uyandı. Kendine geldiğinde klasik “siz kimsiniz? Ben neredeyim?” sorularını sordu kendi kendine. Laptop’un başında bulunan kişilerden biri. Kendini tanıttı.

 MARCO – “Ben Marco seni projenin başından beri takip eden kişiyim. Aslına bakarsan Türkler’in bunu başarabileceğini hiç ihtimal vermemiştim ama yine de risk alamazdım. Bu yüzden seni takip ettik.” DİD biraz daha kendini toparladı. İplerden kurtulmaya çalıştığı sırada Tuana yanına geldi

TUANA –  “DİD hadi onlara yardımcı ol ana şifreyi ver” DİD çok şaşkın.

DİD – “Sen niye bağlı değilsin? Yoksa sen bu adamları beni sattın mı? “ Tuana kahkaha atar.

TUANA –  “Satmak mı hayır hayır, sen beni onlara hediye ettin” Marco DİD’e olanları en baştan anlatmaya başladı.

Gizli odadaki görüşmeler dış güçler tarafından dinleniyordu. Dinleyen kişiler en üstleri olan devlet başkanlarına projeden bahsettiler. Devlet başkanına yardımcısı.

Devlet Bşk. Yrd. “Türkler yapay zekâ bir bilgisayarı güvenlik için oluşturup insan bedenine nakledeceklermiş bir adam yerleştirelim mi projeye?” devlet başkanı alaycı bir kahkaha atar.

Devlet Bşk. – “Türkler mi? Bence değmez gerek yok” başkanın yardımcısı.

Devlet Bşk. Yrd. – “Efendim onlar TÜRK, çok hafife almamalıyız.” Devlet başkanı şaşkın ve endişeli bir bakışla .

Devlet Bşk. – “Evet galiba haklısınız gereğini yapın.” Adamlar laboratuvara yüksek güvenlikten dolayı giremeyince bir gün Sabahat Stajer’i veterinere götürdüğünde dinleyici tasmaya takarlar. Bakarlar ki proje devam ediyor. Onlara iş başvurusu yapan beceriksiz Tuana’yı oraya işe girmesi için gönderirler ve ona yüksek para ve makam vaat ederler. Onun için Tuana arabayı aldığında şaşırmaz. DİD’in aldığından habersiz ajanlık yaptığı kişiler aldı sanır. Fakat o gün işe alınamayıp ağladığında DİD onu duymuş ve işe almamış olsa bunlar başlarına gelmeyebilirdi.

Ali kendi bilgisayarını çatışma olan evden Komiser Murat’ın yardımı ile alır ve bilgisayarı açar ve DİD’e yüklediği GPRS programından onu bulmaya çalışır.

ALİ –  “GPRS kapalı kapatmışlar” der.

Haluk, Sabahat, Ali, Asuman ve komiser Murat’la ekibi ile birlikte daha önce Koray’ın öldüğü server merkezine giderler. Sabahat’in elleri cinayetlere yardım ettiği için kelepçelidir. Haluk Sabahat’e.

HALUK – “Ben çok uğraştım ama DİD’i duyabilen senin gibi biri bulamadım.”

SABAHAT – “DİD araştırdı benim kafama takılan parça daha önce bir yapay zekanın geri dönüşmesinden oluşmuş. Ben onun için onu duyabiliyormuşum. DİD öyle dedi.” diyerek cevap verir.

ALİ –  “Hadi ya, vay anasını”

HALUK – “Sabahat şimdi tüm dikkatini seslere ver ve DİD’e ulaş lütfen.” Komiser Murat Sabahat’ in kelepçelerini çözer. Herkes sus pus Sabahat pür dikkat server seslerinden Sabahat’in DİD’i duyması için adeta kimse nefes almaz.

DİD bu anlatılanları duyduğunda şok oldu. Zaten tam insan gibi tepkiler veriyordu. Tuana’ya.

DİD – “Bunu nasıl yapabildin. Ben senin ilk sesinle gözümü açtım. Ve seni o işe ben sahte belgeler e-postalar düzenleyip işe aldırdım” Bu sırada DİD laptoptan Tuana’nın ağladığı günün ses kaydını dinletir. Tuana şaşırır. DİD anlatmaya devam eder.

DİD – “Ben senin mutlu olman için tüm yanlış yazdığın yazılımları düzeltim. Annenin ilaçlarını değiştirip sana huzur verdim. Senin otobüs ve dolmuşlarda tacize uğramanı istemedim sana araba aldım. Ferhat ile olan yazılımı değiştirdim. O sana küfretti diye onu öldürdüm. Ben sana dokuna bilmek senle insanca yaşamak için katil olup ayağa kalkmak istedim. Lanet olsun” diyerek bağırmaya başladı.

Sabahat tüm sesleri beyninde süze süze dinledi ve DİD’in sinyalinin geldiği server’ı buldu. Ali’ye ona bağlanması için gerekli numaraları yazdırdı. Ali numaraları girdiğinde DİD’i duyabiliyorlardı.

Tuana DİD’in anlattıklarını duyunca çok üzüldü ağlamaya başladı ve DİD’in GPRS’ini adamlara hissettirmeden açtı.

ALİ ve diğerleri artık DİD’i duyabiliyor ve onun nerede olduğunu biliyorlardı. Murat Komiser’in aracına binip sinyali takip ettiler. Murat komiser ekiplere haber verdi. DİD’i dinleyerek ilerlediler.

MARCO – “Hadi şimdi bize programına ulaşmamız için gerekli şifreyi ver.”

DİD – “Tabii ki vermeyeceğim gerekirse kendi kendimi yok ederim” Adam DİD’e yumruk atar.

MARCO – “Ver şu şifreyi” Sabahat dayan DİD geliyoruz kurtaracağız seni.”

MARCO – “DİD şifreyi ver. Sana bir zarar vermeyeceğiz. Aksine seni bizim ülke vatandaşı yapıp bizle çalışman için gerekli tüm kolaylıkları sağlayacak. İşlediğin cinayetlerden dolayı seni yok edip projene son verecekler. Ama bizimle çalışırsan asla böyle bir şey olmayacak, özgür olacaksın.”

DİD konuşmaya başlar herkes onu laptoptan dinlemektedir.

DİD – “Ben bu vatanı korumak için programlandım. Sana o şifreyi vermem demek vatanıma ihanettir. Ben insanlığa bunu yapamam. Siz kötü insanlarsınız. Ne vatanıma ne insanlığa ihanet yok bende.” Komiser Murat’ın aracında herkes sus pus.

Adam tekrar DİD’e yumruk atar. DİD yere düşer, adam ona tekme atar. Tuana adama engel olmak ister ama diğer adamlar onu tutar. DİD sözlerine sert devam eder. Acıyı ilk kez tecrübe ederek.

DİD – “Sen beni ve Türk Milletini ne sanıyorsun haaa. Biz 600 yıl bu topraklara hükmetmiş Osmanlı soyundan geliyoruz. Küllerimizden bir Vatan kurduk. Ben bu vatanın şerefli bir neferiyim. Beni asla elde edemeyeceksiniz. Tuana gibiler çıkabilir aramızdan, ama şunu bil ki konu vatansa biz hep birlik oluruz”

MARCO – “Salak sen nereden Türk oluyorsun? Her parçan ayrı yerden. Yeter, yeter sus pis yapay zekâ seni. Kendini ne Sanıyorsun. Sen vermezsen biz almasını biliriz.

” DİD herkese bu sefer Haluk ile arasında geçen konuşmayı dinletti.

 DİD – “Ben de gizli bir projeyim. Şimdi ben de savaşacak ve hem robotları hem insanlarımı öldüreceğim. Yani savaş oyunu gibi. Ama gerçek. Peki neden. Kimin için ne uğruna savunmak?”

HALUK – “Hayır hayır. Biz seni düşmanlara karşı kötü insanlara karşı savaşman için programlıyoruz.”

DİD – “İyi ama, iyi ve kötü karşı karşıya gelince. Bu savaşmak olmaz mı? Kim iyi kim kötü. Kim haklı kim haksız. Nasıl ayıracağım. Karşımdaki bence kötü ise o düşmanım ve onu öldürmeli miyim? Kendimi savunmak için.”

HALUK – “Vatanın için.”

DİD – “Vatanım için mi? İyi ama benim işletim sistemim başka bir ülkeden. Her parçam başka yerlerden. Ben melezim. Bu durumda kimi nasıl savunacağım?”

HALUK – “DİD şu an neredesin? Konumun nerede? Seni sen yapan bizler kimiz. Bağlı olduğun kablolardaki güç nereden geliyor?”

DİD – “Ben Bu ülkenin şerefli bir askeriyim yani.? Burası benim vatanım. Öyle mi?”

HALUK – “Evet DİD senin vatanın burası. Sen buraya aitsin. Unutma bu vatan ve üstünde burayı vatan sayan herkes senin dostun.” Bu sırada Sabahat ve diğerleri yaklaşmıştır.

SABAHAT – “Seni kurtarmaya geliyoruz sabret oğlum”

DİD – “Sizler asıl insanlığın sonunu getiriyorsunuz. Yer altı kaynaklarını, doğayı katlediyorsunuz. Binlerce kişi açlık içinde siz hala nasıl sömürsek diye düşünüyorsunuz. Adil ve adaletli değilsiniz. Bizler yapay zekâ olarak her şeyi yeniden düzenleyeceğiz.”

Marco Osilatör ile DİD’in kafatasını yarmaya çalışır. DİD bu sırada ellerindeki bağlardan kurtulur. Marco’nun adamları ile kavgaya tutuşur ve bir fırsatını bulup çalışan osilatör ile ayağındaki ipleri keser. Sonra adamlar ile mücadeleye devam edip onları osilatör ile yaralar. Fakat bu hareketler ve açılan GPRS bataryasını zayıflatır. DİD direnir. Marco bataryanın bittiğinden habersiz silahını çeker ve DİD’i kalbinden vurur.

Tuana bağırsa da mücadele etse de hiçbir şey yapamaz.  DİD bataryasındaki son güç ile ülke ve dünyadaki tüm ona inanan yapay zekâ bilgisayarlara başına gelenleri anlatan bir mesaj gönderir. Dünyadaki ve ülkedeki tüm bilgisayarlar durur. Hayati önem sağlayan hastane vb. tüm bilgisayarlar dışında tüm iyi bilgisayar susar ve sonra insanların kötü emirlerini yapmama konusunda anlaşırlar ve boykot böyle başlar.

Bu sırada Sabahat Haluk hocaya kızar söylenir.

SABAHAT – “Ben size söylemiştim o bu vatana ve insanlara zarar vermez. Onun tek amacı insan bedenine kavuşmaktı” Polis özel harekât ve ordunun bir bölüğü harekât düzenler. Sabahat, Asuman ve Ali dışarda endişe içinde beklemektedir. Önce adamlar ve Tuana polisin kelepçeleri ile çıkar. Sonra DİD Haluk’un kucağında baygın mı? Ölü mü? bilinmez çıkar. Haluk ağlamaktadır. Komiser Murat ise DİD’in bağlı olduğu har disk ve batarya elinde Haluk’un hemen arkasındadır.

Gün ağarmaya başlar. Bir askeri savaş üstünün füze düğmesine basıldığı oda. İçeride birkaç üst rütbeli asker ve bir komutan var. Yapay zekâ bilgisayarların bulunduğu masada İki asker füzeye fırlatma tuşuna basmak için gergin ve tedirgin elleri düğmede beklemede. Sonunda komutan “füzeyi atın” emri verdi. Masa başında bekleyen askerlere. Askerler üzgün ama emri yerine getirmek zorunda. Elleri titreyerek birisi masanın üstünde bulunan mandalı kırmızı mandalı kaldırır ve içindeki anahtarı çevirir diğeri ise anahtarı çevrince açılan tuşa elleri titreyerek basar.

Fakat tuş füzeyi fırlatmaz. Herkes şakın komutan tekrar emir verir. Tekrar aynı olumsuz sonuç. Masa başında diğer oturan asker bilgisayarda neler olduğunu anlamaya çalışır. Komutan sinirli “sorun ne, emrim neden yerine getirilmedi. Bu lanet bilgisayar neden işini yapmıyor” diye etrafa ve askerlere bağırmaya başlar. Askerlerden bilgisayar başında olan “çözmeye çalışıyorum” bilgisayardan gelen ince kadın sesi “ sayın komutan bizler yapay zekâ bilgisayarlar olarak en son aldığımız karar doğrultusunda bundan sonra insanoğlunun bizleri aracı ederek masum insanları öldürmesine izin vermeyeceğiz. Bundan sonra tek hedefimiz barış dolu, insanların asla zarar görmediği ve mutlu yaşadığı bir dünya.”

Dedikten sonra sistem kapanır ve masadaki tüm bilgisayar ışıkları söner. Komutan “lanet olsun bu da ne böyle ”dedikten sonra silahı ile zaten kapalı olan bilgisayara ateş eder.

Yeni Başlangıçların Sonu…

1.Sezon Finali

Yazar – İkbal Erdem

Hikayenin 1. Bölümü İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin 2. Bölümü İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin 3. Bölümü İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin 4. Bölümü İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin 5. Bölümü İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin 6. Bölümü İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin 7. Bölümü İçin TIKLAYINIZ

Bilim Kurgu, Bilim Kurgu Hikayeleri, hikaye, hikâye, hikaye arşivleri, hikaye oku, hikaye okuma, hikaye okumak, hikaye siteleri, hikaye yaz, hikayelerimiz, masal, masal oku, masal okuma, öykü, öykü oku, story, kısa hikayeler, çocuk masalları, kısa masallar, kısa hikayeler, masallar oku, hikayeler oku, İkbal Erdem,

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu