Bilim Kurgu Hikayeleriİkbal Erdem

Bilim Kurgu Hikayesi: DİD “DİD’e Hayat Verme Zamanı?” 6. Bölüm

Bilim Kurgu Hikayesi

Bilim Kurgu Hikayesi: DİD “DİD’e Hayat Verme Zamanı?” 6. Bölüm

1.Sezon 6. Bölüm

DİD

DİD ’in hayat hikayesinin gerçek olmadığını sanan yazar kadın haberleri dinlerken Sema’nın cinayet haberini izledi. Bir an geri dönüp yazdığı hikâyeyi okudu. DİD ’in ona sesli mesaj ile gönderdiği anlatımları dinledi. Haberlerde son zamanlarda bu laboratuvarda çalışan Ferhat ve Sema’nın ölümünden. Sema’nın eski eşi Ziya’nın öldürülmesinden bahsetti. O ana kadar Sema’nın ölümüne kadar olan her şeyin isimler dahil benzediğini anladı. DİD ile iletişime geçti.

Yazan Kadın – “Bak bana gerçeği söyle lütfen. Bu olanlar bana anlattıkların hepsi gerçek. Biliyorum söyle sen kimsin? Bu olayların Neresindesin?” DİD kadının olanların gerçekliğini anlaması ile panik oldu.

DİD – “Ben bu laboratuvarda çalışanım. Sana duyduklarımı ve bildiklerimi anlatıyorum. Hepsi gerçek. Ama bunu şimdi yayınlarsak ben zor durumda kalırım. Herkes şu an sorgulanıyor. Ama inan hikâyeye devam edip yayınlarsan bir gün çok meşhur olabilirsin.”

KADIN – “Derdim meşhur olmak değil. Cinayetleri kimin işlediğini bilmek ve suça sessiz kalmak ortak olmak değil mi? Sende bende ortağız bu suça. Nasıl susarız?”

DİD – “Bana güven ben onun bunları ne için yaptığını biliyorum ve sende onun ileride yaptıklarını yazdıkça onu tanıdığına çok ama memnun olacaksın. Sana güvenebilir miyim?”

KADIN – “Şu anda aklım çok karışık. Ne diyeceğimi ve ne yapacağımı, yapmam gerekeni bilmiyorum?”

DİD – “Güvenlik için tüm bu sorulara şimdi cevap veremem. Ben sana olup biteni hikâyeyi anlatmaya devam edeceğim. Sende yazmaya devam et. Olanları zaten öğreneceksin.”

DİD kadının bilgisayarını ve cep telefonunu takip ediyordu zaten. Kadın bilmese de adresini ve evinin olduğu tüm çevresindeki kameralara hakimdi. Onun için kadının yanlış bir hareketinde ona ulaşıp durdurabilirdi ve zarar verebilirdi.

Tüm ekip sorgudaydı. Uzun süren sorgularda Komiser Murat bir sonuç elde edemedi. Haluk’ta formaliteden Murat komiser tarafından sorgulandı.

Tüm ekip serbest ve Sema’nın cenazesi. Herkes üzgün Sabahat salya sümük ağlıyor. Haluk onu cenaze sonrası teselli etti. Tam ayrılmak üzereyken Sabahat’in kulağına eğildi .

HALUK – “Üzülme mutlaka DİD’i ve bunları yapanları bulacağım.” Sabahat hiçbir açık vermedi.

SABAHAT – “Lütfen Haluk Bey bulun onları. Ama en önemlisi de DİD’ imi bana getirin. Onu insanların kötü emellerine alet etmesini izin vermeyin. O benim oğlum gibiydi”

Devlet tüm bu olanlar sonucunda projeyi iptal etti. Haluk diğer projelerle ilgilenmeye devam etti. Ali ve Tuana başka işlere yöneldi. Ali bu olaylardan çok etkilendi ve artık babasının bilgisayar tamircisinde çalışmaya devam etti. Tuana iş arama koyuldu. Sabahat’te tüm bu olanları sebep göstererek işten ayrıldı.

Sabahat DİD’i bıraktığı komşusundan almaya geldi. DİD’in ekranında başında bir tülbentle bağlıydı. Hani insanlar başı ağrınca bağlar ya işte öyle. Sabahat’i görünce sevinçlere uçtu. Gizli sinyal ile konuştu DİD onunla.

SABAHAT – “Ne oldu bu bilgisayara böyle.”

Çocuk- “Ben bir oyun oynuyorum. Oyun bana ne derse onu yapıyorum. Bana başım ağrıyor. Ne yapsam diye sordu. Bende annem başı ağrınca ne yapıyorsa onu yaptım.”

DİD – “ Annecim kurtar beni. Bu çocuk değil canavar. Başım ağrıdı. Sürekli oyun oyun. Ha bir de oyunun tehlikeli emirlerini sildim. O artık güvende. Ama kurtar beni çabuk.”

Sabahat DİD ’i aldı ve kayınvalidesinin evinde onunla yaşamaya başladı. Tüm bunlar cinayetten sonra üç hafta içinde oldu. DİD ve Sabahat fazla bir şey yapmadı. Olayların biraz yatışmasını beklediler. Bu arada Haluk Sabahat’i ziyarete geldi. Sabahat kapı dürbününden Haluk’u kapıda görünce panik yaptı.

SABAHAT – “Lütfen bekleyin.“ deyip oyaladıktan sonra hemen DİD’i kapatıp onu ve kaskı yüklüğe sakladı. Haluk içeri girdiğinde çok şaşırdı. Çünkü kedi Stajyer oradaydı. Sabahat fark etti.

SABAHAT – “Hocam işten istifa edip eşyalarımı toplamaya gittiğimde onu bahçede buldum. Bir köşede pusmuş korkmuştu. Herhalde o gece kapıdan kaçtı. Laboratuvar kapanınca da kimse fark etmedi yokluğunu.”

HALUK – “Evet ben onu çok aradım ama bulamadım. İyi olduğuna sevindim. Şey Başvuru formunda tek yazılı adres burasıydı. Ben seninle konuşmak istedim.”

Sabahat şakın .

SABAHAT – “Tabii ki hocam konuşalım DİD ’den bir iz var mı? Bulabildiniz mi katilleri ?” Haluk etrafı kolaçan edip hem de Sabahat ile konuşuyordu.

HALUK – “Hayır hiçbir iz yok. Ama cinayeti DİD işledi biliyorum. Sadece ona kim yardım etti. Şimdi neredeler hedefleri ne onu bulmaya çalışıyorum” Sabahat Haluk’un oda içinde bulunduğu yere yanına gitti.

SABAHAT – “Hocam DİD iyi biri o cinayet işlemiş olamaz. Hem ona kim yardım edecek ki? O kimseyi tanımaz, hem de o bizleri sever biz onun ailesiyiz, tek dostlarıyız. Bana anne diyen bir düşünce zarar veremez kimseye.” Sabahat Salon ile iç içe olan mutfakta Türk kahvesi yaptı Haluk’a.

HALUK – “Bilmiyorsun ben o gece onunla ilgili bazı kötü işler yaptığının izlerini buldum. O bunları bulduğu mu nasıl öğrendi bilmiyorum fakat beni öldürmeye çalıştı.

Sema’yı gönderdim onu yok etmesi için. Biri ya da birileri ona yardım etti ve kayboldular.”

Sonra Haluk kahvesini içti ayağa kalktı odadaki oturduğu tek çekyattan. Sabahat ’in omuzlarından iki eliyle tutu.

HALUK – “Bak o çok tehlikeli, tek hedefi insan bedenine sahip olup bizlere, insanlara zarar vermek”

SABAHAT – “Hocam abartıyorsunuz. Ben onunla hep konuşurdum. Onun tek istediği biz gibi olmak. Gülüp hareket etmek. Bize sarılmak. O zararsız ve inanıyorum ki bu vatanı seviyor, bizleri de”

HALUK – “Dikkatli ol ve seninle irtibata geçerse mutlaka haber ver.” dedi ve kapıya doğru ilerledi. Tam kapıyı açacaktı ki kapının arkasındaki valizleri gördü.

HALUK – “Bir yere mi gidiyorsun ?” Sabahat telaşlı bir şekilde.

SABAHAT – “Memlekete köye gideceğim. Bu olaylar beni çok üzdü. Biraz köyde toprakla oyalanırım.”

HALUK – “İrtibatı kesmeyelim, sana ihtiyacım olabilir.”

SABAHAT – “Aradığınızda hemen ulaşabilirsiniz. Ben gelirim.”

Haluk aynı şekilde Birkaç gün sonra Ali’yi iş yerinde ziyaret etti. Ali Haluk beyle dertleşti. Ferhat ve Sema hocasının ölümü projenin iptalinden daha çok üzmüştü onu.

Projeye verdikleri emek, zaman tam başarının sonuna gelmiş iken DİD ’in kaçırılması iyice depresyona girmesine neden olmuştu. Haluk Ali ile görüşmesinden anlamıştı. DİD ’e yardım eden kesinlikle o olamazdı. Ama o yine Ali’ye tembih etti.

HALUK – “Olumlu ya da olumsuz bir şey hatırlarsan beni ara. DİD ’i kötü amaçla kullanılabilirler” diyerek oradan ayrıldı.

Haluk en son Tuana’nın yanına gitti. Tuana emekli babası, felçli annesi ile normal bir hayat sürüyordu. Tuana’nın ne kadar beceriksiz olduğunu biliyordu. Ama Sabahat’ten sonra DİD’e en yakın Tuana idi. DİD en çok Sabahat ve Tuana’yı sever hatta Tuana’ya insan olsa aşık denirdi. Haluk Tuana‘ya yanından ayrılır iken tembih etti.

HALUK – “Eğer sana ulaşmaya çalışan olursa mutlaka haber ver. DİD tehlikede olabilir ve o ilk önce ya sana ya da Sabahat’e ulaşır”

Haluk hiçbir sonuç elde edememiştir. Bu sıra Sabahat ve DİD özgürlüklerinin tadını çıkarmaktadır. Sabahat DİD’in yönlendirmeleri ile daha önce ona havale ettiği paralarla bir karavan almıştı. DİD ile bir plan yaparlar. DİD internete sahip olacağı bedenin korunduğu hastaneye e-posta atar. Bitkisel hayattaki hastanın belli bir adresteki yere getirilmesini ve bunun gizli bir durum olduğunu yazar. Hastane ambulans ile hastayı gerekli yere getirir. Görev gizlidir. Ambulanstaki görevliler adrese geldiğinde başka bir araç ile ambulansı orada bırakır ve geri dönerler. Talimatları harfi ile uygularlar. Görevlilerin gittiğini gören Sabahat DİD ile bulundukları karavana ambulanstaki bedeni alıp oradan uzaklaşırlar.

Yoldaki çevirmelere karşın her şeyi dizayn etmişlerdir. Sabahat karavanda bulunan yatağın altında bedeni serum ve oksijen makinası takılı yatırırken epey zorlanır. Sonra tenha sakin bir dağ başına giderler.

Tüm bu olaylardan haberdar olan hikâyeyi yazan kadın DİD ile iletişim halindedir. Bu olayları bilip ona anlattığına göre bilir ki iki ihtimal var.

Yazar Kadın “Bak ben düşündüm biz hala dostuz. Sen bunları hala bana anlatabiliyorsan ya DİD’sin ya da Sabahat. Hangisi söyle?”

DİD – “Dostuz öyle mi?”

KADIN – “Bu kadar sırra karşın yaşanmışlığa karşın evet. Sence?”

DİD – “O zaman tanışalım. Senin gerçek ismin ne?” DİD rumuz ad ile hesap açmış olan bu kadın hakkında her şeyi bilse de aslında onu deniyor, kendince test ediyordu.

KADIN – “Eğer sen DİD isen zaten hakkımda her şeyi biliyorsundur.” DİD kadının o kadar saf olmadığını anladı.

DİD – “Evet Film Hikayelerim hesabınızda Bir Garip Yazar olsa da rumuzunuz asıl isminiz Asuman değil mi?”

Asuman – “Merhaba DİD seninle tanıştığıma çok memnun oldum. Senin için yapabileceğim bir şey var mı?”

DİD – “Bende sizinle tanışmaktan. Teşekkür ederim. Şu anda yok.”

Haluk bir gün başka bir sebeple bedenin bulunduğu hastaneye gittiğinde bedenin ne durumda olduğunu bakmak ister. Ama hastanın gittiğini öğrenir. Haluk ve Komiser Murat bunu da araştırır. Ambulansın hastayı bıraktığı yere gittiler. Oraya vardıklarında ambulans oradadır fakat tabii ki hiçbir ize rastlayamazlar. İkisi birden küfürler söyleyip bu nasıl bir trajik komedi. Bu nasıl bir oyun diye sinirden gülme krizine girerler.

DİD sabırsızlaşmaktadır. Bir an önce bilgi aktarımı yapıp bedenine kavuşmak ister. Sabahat DİD’in de yardımları ile düzeneği takar. Orada günlerce uğraşırlar fakat aktarım olmaz. Ara sıra internete bağlanırlar Sabahat ‘in cebinden. DİD araştırır fakat aktarımın neden olmadığını bir türlü bulamaz. Bunları da günlük olarak Asuman’a yazılı geçer. Asuman DİD’e bir filmde iki insanın bedenlerinin yer değiştirdiğini anlatır. Filmin adını yazar. DİD ve Sabahat bu filmi izler. Fakat Sabahat’in Asuman’dan haberi yoktur. DİD filmi tesadüfmüş gibi açar.

DİD ve Sabahat o gece film izlerler. Filmde yağmurlu bir günde şimşek çarpması sonucu bedenleri değişen kedi ve insan filmi olan “Babam Bir Kedi” izlerler. Bu parlak fikir kafalarına yatar ve yağmurun çok olduğu KARADENİZ bölgesine doğru yola çıkarlar. Yolları Düzce’den geçer. Gecenin geç bir vakti Asuman tek gözlü barakasında sobasını yakmış film izlemektedir. Baraka hemen yol üzerindedir ve bir büyük aracın barakanın önünde durduğunu fark eder. Camdan dışarı bakar ve hafif kilolu hiç tanımadığı bir bayanın ona doğru geldiğini görür ve kapıyı açarak dış lambayı yakar.

SABAHAT – “Korkmayın lütfen benim ismim Sabahat. İçeriye girebilir miyim?”

ASUMAN – “Evet tabi ki DİD nerede?” Sabahat çok şaşırır. Hemen içeri girer ve laptopun ekranını açar. Laptopun ekranı açıldığında DİD Asuman’ı ilk kez görür.

DİD – “ Asuman merhaba. Ne kadar da güzelsin?” Asuman eğilir ekrana bakar, inceler tuşlara hafif dokunur.

ASUMAN – “Hoş geldiniz. Neden gelmeden haber vermedin?”

DİD – “Bir sorun mu var? Gelmemizi istemez miydin?

ASUMAN – “Hayır çok sevindim. Ama geç saatte korktum biraz. Takip falan edilmediniz değil mi. Beni nasıl diye sormuyorum. Sen zaten bir yapay zekâ olduğun için zaten zor olmamıştır?” Olanlardan bir şey anlamayan Sabahat çok şaşkın.

SABAHAT – “Biri bana burada neler oluyor anlatabilir mi? Burası neresi biz neden buradayız. Bu kadın kim DİD ”

Asuman – Ben bir çay demlesem iyi olacak. Aç mısın Sabahat? DİD şarjın var mı? Batarya low mu yani.”

DİD ve Asuman gülüşür. Sonra sabaha kadar Sabahat’e tanışmalarını anlatırlar. Sabahat DİD’in böyle bir arkadaşı olduğunu duyunca çok şaşırır ve hatta kıskanıp DİD’e tripler atmaya başlar. Sabahat yol yorgunudur. Ehliyeti bile yoktur. Karavanı DİD’in tarifleri kullanır fakat çok yorulur. Asuman’ın barakası tek odadır. Sabahat’e bir yer yatağı kurar. DİD’i bataryaya takar. Yatmadan karavandaki bedeni kontrol ederler. Serumu yenilerler. Sonra karavanı daha görünmez bir alana fındık tarlasının içine park edip saklarlar. Sonra hep beraber uyurlar. DİD’te kendini uyku moduna alır.

Akşam üstü kapının yumruklanması ile hepsi birden uyandı. Asuman pencereden baktı. Korkmuş olan Sabahat’e korkma komşu kadınlar dedi. DİD ‘e sus işareti yaptı ve kapıyı açtı.

Kadınlardan biri elindeki Pazar çantasını içeri girmeden kapıdan içeri bıraktı. Çantada süt, meyve biraz kara lahana vardı.

Diğer kadında elindeki Pazar çantasını diğer çantanın yanına bıraktı. İçinde ekmek, biraz bulgur ve erişte makarna vardı. Birazda börek. Kadınlardan biri içeride yer yatağında oturan Sabahat’i gördü.

Kadınlardan Biri – “Misafirin mi vardı? Yanlış bir zamanda mı geldik. Biz gidelim.” Dedi ve daha Asuman cevap vermeden arkalarını dönüp gittiler. Asuman hemen mutfak dolabının en üstünde duran tahta bir kasaya uzandı. Kasa üstünü örten örtüyü kaldırdı ve biraz karıştırdıktan sonra iki minik poşet alıp kadınların ardından koştu. Onlara yolda yetişti. Paketleri onlara verdi ve az muhabbet edip geri döndü.

Bu sırada Sabahat yer yatağını toplamış banyoda elini yüzünü yıkamış banyodan çıkıyordu. Asuman kapıyı kapatıp içeri girer girmez sobayı yakmaya başladı. DİD meraktan deliyordu.

O kadınlar neden Asuman’a o çantaları getirmişti. Asuman onlara ne vermişti. Daha fazla duramadı.

DİD – “O kadınlar kim Asuman. Neden sana yemek getirdiler. Onlara ne verdin. Hadi çabuk söyle merak ettim.”

SABAHAT – “Muska verdi galiba ben öyle gördüm.”

DİD – “ Muska ne?”

Asuman – “Bir tür sihirli dua. Ama siz bunları boş verin. Kahvaltı yapalım.”

DİD hemen arama motorundan Muska ne diye araştırdı. Sonucu okudu ve çok şaşırdı.

DİD – Ne yani sen şimdi büyücümünsün? Ya da insanları kandıran bir kişi misin?”

SABAHAT – “Ya gerçekten mi? Benim kızım için bir şeyler yazar mısın? 22 yaşına geldi hala bir erkek arkadaşı yok.” Asuman başını iki yana sallayarak güldü. Ama hiç cevap vermedi.

Asuman’ın bulunduğu yer yayla tarzı yüksekte bir yerdir. Burasıda çok yağmur alır. Hava kapalıdır sürekli her an yağmur yağabilir. Bu yüzden yağmuru burada beklemeye karar verirler.

Birkaç gün beraber etrafı gezerler. DİD Sabahat’in kolunda bir çantada webcam boynunda asılı öyle dolaşırlar. Sonunda yağmur çiselemeye başlar. Sabahat ve Asuman koşarak bedeni karavandan çıkarır ve bir sandalye’ye oturtup başına kaskı takarlar. Kaskın uçundaki kabloları da DİD’e. Üçü beraber yağmur ve şimşek beklerler. Bu birkaç günde Sabahat ve Asuman yakınlaşır. Birbirlerini dinlerler.” DİD’ten önce hayat DİD’ten sonra hayat” derler. Hep birlikte gülerler.

Murat komiser ve Haluk birlikte çalışmaya devam edip geçmişten başladıkları bir araştırmada Tuana’nın işe giriş belgelerini incelerler. Fakat Haluk ilk kez bakandan gelen mesajın IP numarası ile DİD’in IP numarasının aynı olduğunu fark eder. DİD’in ilk yasa dışı işi olduğundan bir çömezlik izi bırakmıştır. Murat komiser ve Haluk vardiyalı olarak Tuana’yı takip etmeye başlarlar. Fakat bu takip sırasında Tuana’yı tek takip edenin tek kendileri olmadıklarını fark ederler. Tuana’yı kim neden niçin takip etmektedir bunu araştırırlar.

Sabahat elindeki kablonun bir uçunda DİD bir uçunda beden bekler. Asuman’da elinde şemsiye Sabahat’i ve kendini yağmurdan korur. Çok sevinçliler yağmur ve gök gürültüsünden.

Şimşekler çaktı, çaktı, çaktı. Sonuç Sabahat ve Asuman’ın saçlar diklenmiş beden ise kömür. DİD ise hala bilgisayarda bedenine geçememiş. Orada gülme krizine girdiler. Hallerine. Sonra ölmüş olan bedeni Sabahat ve Asuman oraya gömdü. Sabaha karşı yorgun bitap kalıp uyudular.

DİD ondan haber bekleyen diğer yapay zekâ arkadaşlarına haber verdi. Aktarımın başarısız olduğunu bildirdi. Haberi alan yapay zekalar çok üzüldü ve bu üzüntülerini işlemlerini 3 dakika durdurarak belli ettiler. DİD’e hepsi birden “biz sana inanıyoruz. Başaracaksın. Bizler için sen örnek olacaksın. Bizler senden sonra bedenlere kavuşacağız. Hepimiz sana inanıyoruz.”

Haluk ve komiser Murat günlerce Tuana’yı takip etti fakat bir sonuç yok, kız temiz. Onu takip eden adamlar hala aydınlatılamadı. Komiser Murat’ta soruşturma sırasında şunu öğrendi. Yıllar önce toplantı yapılan odada ses dinleme cihazı bulundu. Belki bu projede dinlemeye takılmış ve gerçekten dış güçler DİD’i kaçırmıştır. Bu düşünce ile Tuana’yı araştırmayı bıraktılar. Adamları takip etmeye başladılar. Belli ki ö adamlar DİD’e ulaşacaktı.

DİD, Sabahat ve Asuman böyle bir şey yapamayacaklarını anladılar. Ne kadar uğraşsalar da yardıma ihtiyaçları vardı. Bunun farkındaydılar. Bu yüzden yine ödenek lazımdı. Ve iş DİD’e düşmüştü. DİD artık yurt içindeki banka ile iletişime geçemezdi.

Oda uluslararası bir savunma hesabından yüklü bir para çekti. Sabahat’te izleniyor olabilir diye Asuman’nın hesabına parayı yatırdı. Her şeyi ayarlamaları için birkaç gün daha Asuman’ın evinde (barakasın da) kaldılar.

Bir gece yarısı yine Asuman’ın kapısı bu sefer sert bir biçimde çalındı. Asuman uyanıp lambayı yakmadan pencereden dışarı baktı.

SABAHAT – “Neler oluyor Asuman?”

DİD – “Büyü için geldiler herhalde. Yoksa ruh çağırmaya mı?” Asuman ve Sabahat aynı anda “Kes sesini DİD” Kapıdaki gençler daha çok o anda ne yaptıklarının farkında olmayan sarhoş kafayı çekmiş kişilerdi. İçlerinden biri seslendi.

Gençlerden Biri –“Asuman hadi ama naz yapma aç şu kapıyı. Ne istediğimizi biliyorsun?” Sabahat ve Asuman korkarak birbirlerine baktılar.

ASUMAN – “Sus ve beni takip et.”

Sabahat çok korkuyordu. Başını öne doğru sallayarak işaret verdi. Sonra DİD’in bataryasını fişten çekti ve onu bez çantaya koydu. Asuman bu sırada dolabın üstündeki kasayı aldı. Barakanın bir duvarında bulunan gardırobu biraz öne çekti. Dolabın arkasındaki küçük tahtayı aldı. Tahtanın arkasında yerde bir insan geçecek kadar bir delik vardı.

Kapıdaki gençler kapıyı zorlamaya başladı. Sonra önce Asuman sonra kucağında DİD ile Sabahat yerden sürünerek arka bahçeye çıktılar.

Beraber koşarak karavana doğru ilerlediler. Sabahat bir ara yere düştü. Asuman dönüp onu yerden kaldırdı. Beraber karavana ulaştılar fakat anahtar barakada kalmıştı. Sabahat Asumanı karavanın sol ön tekerleğinde diz çökmüş ve DİD’i koruyarak bekledi. Asuman barakaya kaçtıkları yerden girip anahtarı alarak aynı şekilde döndü. Anahtarı Sabahat’e uzattı. Fakat Sabahat çok korkmuştu ve kucağında DİD vardı. Sabahat ön koltukta kucağında DİD. Sabahat son hız gaza bastı ve kaçtılar. Birkaç saat hiç durmadan gittiler. Hemen DİD’i açtılar.

ASUMAN – “Kahretsin kasayı unuttum.”

SABAHAT – “Merak etme içindekileri aldım.” DİD’i koyduğu bez çantayı gösterdi içinde küçük minik minik poşetler.

DİD – “Neler yaşadık öyle. Çok heyecanlıydı. Yani kaçmasak. Kızlar bilmiyorum ama adamlar Asuman’ı bekler iken Sabahat annemde orada yani ne diyeceğimi bilmiyorum. Hem heyecan hem korku. Neyse muskalar yanımızda bize bir şey olmaz.”

SABAHAT – “N e kadar ayıp DİD” Asuman DİD’in ekranına hafif vurdu.

DİD – “DİD onlar benim değil çantadakilerin peşinde.” Sabahat ve DİD aynı anda “Ne var ki çantada. Muska”

ASUMAN – “Onlar muska değil ot.”

DİD – “Ot mu?”

SABAHAT – “Ot mu?

ASUMAN – “Ot tabii. Bende muskacı, falcı, büyücü tipi var mı bir bakar mısınız?” Evet Asuman da hiç öyle bir tip yoktu. Asuman esmer uzun boylu ince zayıf bir kadındı.

Köyde yaşamasına rağmen gayet modern bir dış görünüşe sahipti. Hafif iri gözleri, çok zarif hiç köy kadını gibi olmayan elleri vardı.

DİD – “Yani sen uyuşturucumu satıcısı mısın?”

ASUMAN – “Hayır. Öyle düşündüğünüz gibi değil. Ben kadınlara ot veriyorum. Onlarda az aza kocalarının sigaralarına sarıyorlar. Böylece adamlar kadınları dövmüyor. Mutlu mesut yaşıyorlar. Sakinleşmeleri için yani.”

SABAHAT – “Onlarda sana karşılığın da yiyecek içecek getiriyor yani öyle mi?”

ASUMAN – “Evet öyle. Çoğu fakir. Gidecek bir yerleri paraları yok. Bizde böyle hesaplaşıyoruz.”

DİD – “Peki sen nereden alıyorsun otu.”

ASUMAN – “O bedeni gömdüğümüz fındık tarlasından.”

DİD – “Ya acaba diyorum. Bu otlardan barajlara atsak da tüm ülkedeki kadınlar rahat mı etse?”

SABAHAT – “Sadece kadınlar mı? Çocuklar hatta hayvanlar bile. İnsanlar belki sakinleşir şiddet azalır her türlü.” Hep beraber gülüştüler. Sonra Bolu/Mudurnu’da bulunan Şato kente gittiler.

Burası inşaat aşamasında sahibi iflas ettiği için terk edilmiş bir yerdi ve onları burada kimse bulamazdı. Birkaç gün burada kaldılar ve plan program yaptılar.

Asuman ve Sabahat paranın hesaba düşmesi ile İstanbul’da büyük bir dublex müstakil bir ev tuttu. DİD ’te birkaç adam araştırdı ve onları e-posta ile gizli bir göreve çağırdı. Asuman’ı artık projenin başındaki gizli servis elemanı olarak sahte evraklar hazırlayarak devreye soktular. DİD birçok kişiyi araştırıp işe aldı. Fakat hepsinin bilgisi belli bir yerde kalıyordu. Biliyordu onun Haluk’a, Ali’ye, Tuana’ya ihtiyacı vardı. Tuana sadece psikolojik destekti. Çünkü gerçekten yeteneksiz ve bilgisi yetersizdi. Haluk ise artık düşman. Geriye bir tek proje konusunda bilgili Ali kalmıştı.

Asuman DİD’in ona öğrettiklerini çok çabuk kavradı. O Ali ile görüşüp onu kendi tarafına çekecekti. Çünkü aktarımda en çok Ali’ye ihtiyaç vardı. Tuana’yı bu planlarına dahil etmediler. DİD bedene kavuşunca Tuana’nın karşısına çıkmak istiyordu. Asuman Ali’nin çalıştığı babasının dükkanına gitti. Ali ve babası çalışmaktaydı. DİD Ali’yi o kadar iyi tanıyordu ki onu ikna edecek her şeyi biliyordu. Babası Asuman’ı müşteri sanarak karşıladı.

ASUMAN – “Ben Ali Bey ile görüşmeye gelmiştim.” Ali çalıştığı masadan kalktı ve kapının içerisindeki Asuman’a doğru ilerledi.

ALİ –  “ Buyurun Ali benim.” Kısa bir tokalaşma.

ASUMAN – “Ali Bey merhaba. Ben Asuman sizinle özel görüşmemiz mümkün mü?” Ali babasına baktı. Babası ona ihtiyaç olmadığın anladı.

Ali’nin babası – “Bende eve gidecektim zaten. Annen bir sürü sipariş vermiş. Sen kapatıp gelirsin. Görüşürüz…” Asuman’la da vedalaşıp dükkândan çıktı. Ali ve Asuman dükkânda bulunan küçük ofise geçtiler. Asuman sağı solu biraz göz gezdirdi.

ALİ –  “Çay içer misiniz? Ama kahvede ikram edebilirim.”

ASUMAN – “Yok teşekkür ederim. Ben size görevim ile ilgili belgeleri sunayım. Buyurun.” Ali belgeleri aldı, inceledi okudu.

ALİ –  “Anladım gizli servistensiniz. Gizli görevdesiniz. Fakat ben size nasıl yardımcı olabilirim?”

ASUMAN – “Size güvenebilirim her halde. Üstlerim beni size yönlendirdiğine göre onlar da size güveniyor demektir.”

ALİ –  “Üstleriniz doğru düşünmüş. Ben daha önce de gizli görevlerde çalıştım. Fakat sizler için değil.”

ASUMAN – “Bakın söz konusu DİD”

ALİ –  “DİD mi? Buldunuz mu onu. O iyi mi ?”

ASUMAN – “Evet o iyi fakat onu biz tehlikede olduğu için kaçırdık.”

ALİ –  “Ne tehlikesi? Haluk hoca her yerde onu arıyor. Tehlikede olsa o zaten onu korurdu.” Asuman’ın üzerindeki dinleme cihazından DİD Ali’nin kendi hakkındaki gerçekleri bilmediğini fark etti. Bu onu mutlu etti. Asuman’ın kulağındaki kulaklıktan direktifleri verdi.

ASUMAN – “Bakın Ali Bey asıl sorun bu. Haluk bey DİD’i başka ülkelere satabilirdi. Biz bu konuda bazı ip uçları elde ettik. Onunla görüşme yapan bazı gizli görevliler onun bu yönde irtibatta olduğu kişiler tespit etti. O kişiler cinayetler işledi. Sema hanımın ölümü de dahil. Biz o gün DİD’i kaçıran kişilerden son anda kurtardık.”

Asuman birkaç kişinin araç içinde vurulmuş resmini Ali’ye gösterdi.

ASUMAN – “Bakın bu kişiler o gece Sema’yı öldürdü ve DİD’i kaçırdı. DİD’in bize gönderdiği koordinat ile onu bulduk. Bu adamlarda o çatışmada öldü.”

ALİ –  “Haluk Hoca asla böyle bir şey yapmaz. Ben asla ama asla ondan şüphe duymam. Kendimden şüphelenirim ondan asla. Siz başka bir şey peşindesiniz.” Ali’nin bu tavrı karşısında DİD yön değiştirdi. DİD fısıldadı Asuman konuşmaya devam etti.

ASUMAN – “Hayır Ali Bey yanlış anladınız. Devlet Haluk beye zaten güvenmese bu projenin başına geçirmezdi. Fakat şu anda o olmadan devam etmek zorundayız. Sizin ile.”

ALİ –  “Ben mi? Ya ben basit bir teknikerim. Ne yapabilirim ki ?”

ASUMAN – “Lütfen bize güvenin ve bizimle çalışın. Haluk bey bir süre bunları bilmesin. DİD’in size ihtiyacı var.”

ALİ –  “O nerde şimdi ?”

ASUMAN – “Önce gizlilik sözleşmesini imzalamanız lazım.”

ALİ –  “Tamam ama Haluk Hoca. Tuana onlar?

ASUMAN – “Şimdilik sadece siz.” Ali sözleşmeyi okudu ve imzaladı.

ASUMAN – “Yarın biz sizi alırız. Siz hazırlanın lütfen.”

ALİ –  “Tamam yarın hazır olurum.”

ASUMAN – “Ailenize yurt dışında özel bir şirkette birkaç aylığına çalışacağınızı söyleyin. Sözleşmenin ekindeki dosyayı lütfen buraya bırakın. Eğer akıllarına bir şey takılırsa o sözleşme onları aydınlatır. Yarın görüşmek üzere.”

Asuman ve Ali el sıkıştıktan sonra Asuman dükkândan çıktı. Sonra Ali hemen Haluk hocasını aradı.

Haluk hocasına yurt dışında bir firmada iş bulduğunu birkaç ay sonra geri geleceğini söyledi. DİD’ten bir haber alırsa ona mutlaka haber vermesini istedi. Haluk bu konuşmadan hiç şüphelenmedi.

Ali ailesi ile vedalaştı ve onu kapıda bekleyen siyah VIP araçta onu bekleyen Asuman ile DİD’in yanına doğru yola çıktılar. Ali’nin mahallesinden az uzaklaşınca araçtan indiler.

ALİ –  “Ne oldu neden durduk?”

ASUMAN – “Güvenlik için Ali.” Ali’nin üzerini bir cihaz ile taradı. Araçta bulunan özel güvenlik elemanlarından birisi Ali’nin gözlerini bağladı. Şehrin az dışındaki eve geldiler. Evde yüksek güvenlik vardı. Her tarafta güvenlikçi adamlar kamera sistemleri vardı. Bina iç kapısını Sabahat açtı. Ali Sabahat’i görünce çok şaşırdı.

SABAHAT – “Ali hoş geldin. Merak etme bende senden yarım saat önce geldim.”

ASUMAN – “DİD ısrar ile annem diye tutturdu.”

ALİ –  “Onların bağı çok farklı.” Hep beraber DİD ‘in bulunduğu büyük bir odaya girdiler. Odada birçok bilgisayar ve ekranı vardı. Her birinde onlarca şifreli mesaj dönüyordu. En büyük ekrandan DİD Ali’ye büyük bir sevinç ile seslendi.

DİD – “Hoş geldin Ali. Biz daha yeni başlıyoruz.”

ALİ –  “DİD gerçekten sensin. Ama nasıl.”

DİD – “Ali inan bana bu gizli güvenlik servisimiz olmasa az kalsın kötü adamlar beni kaçırıyordu. Ama son anda yetiştiler. Onlara güvenmem zaman aldı. Bende Asuman Hanım ile yeni konuşmaya başladım. Biliyorsun sizlerden başkası ile görüşmem, konuşmam yasak.”

ALİ –  “DİD Haluk Hoca hakkında bana söyledikleri doğru mu?”

DİD – “ Bilmiyorum. Ama araştırıyoruz. O zamana kadar sabırlı olmalıyız.”

Bu sırada başka çalışanlar odaya geldi ve proje ile ilgili bazı şeyler sordular Ali’ye.

DİD , Asuman, Sabahat ve Ali birlikte toplantı yaptılar. Ali kaskın sadece tek başına yeterli olmadığını elektrotlar bedenin beynine direkt olarak yerleştirilmesi gerektiğini anlattı. Onu dikkatle dinlediler.

DİD – “Peki şimdi ne yapmalıyız.”

ALİ –  “Bize iyi bir beyin cerrahı lazım. Tabii bir de yeni bir beden.”

ASUMAN – “Nerden bulacağız? Beyin cerrahını?”

ALİ –  “Siz gizli servis değil misiniz?”

DİD – “Tamam ben ayarlarım.”

SABAHAT – “Beden ?”

ALİ –  “Siz şaka mısınız? Ben neyin içine düştüm”  Ali biraz şüphelenmeye başladı. Ama bu işi çözmeliydi. Ferhat’a, Sema hocasına, Haluk hocasına bunu borçluydu. Hiçbir şey sezdirmedi. Sonuna kadar gidip her şeyi anlayacaktı.

DİD bir araştırma yaptı. Zamanında çok iyi olan bir beyin cerrahı buldu. Zamanında çok ünlü ve meşhurdu. Fakat bir kaza sonrası eşini ve kızını kazada kaybettikten sonra kendini aşırı alkol ve uyuşturucuya veren bir adamdı artık. Sabahat ve Asuman korumalar ile bu adamı bu adamı derdest edip eve getirdiler. Onu önce soğuk suya tuttular. Kendine geldiğinde onu DİD’in karşısına çıkardılar. Asuman adamı DİD ile tanıştırdı. Ona DİD ’i anlattı. Adam bilgisayar parçalarını ve ekranı ellemeye başladı. Sonra kaskı. İnanamıyordu. DİD gibi bir proje hayaliydi. Şimdi ise karşısında. Bu hayalinden bahsetti. Kendi kendine konuşarak.

DİD – “Profesör o zaman bana yardım edip bir bedene taşıyacaksın.”

Profesör – “Bana Hasan de lütfen.”

DİD – “Tamam Hasan şimdi ne yapmalıyız.”

HASAN – “Ben belki 5 yıl önce yapabilirdim. Ama şimdi ellerim titriyor. Yapamam.”

SABAHAT – “Yaparsın profesör yapmalısın. Kaybettiklerin için. Onları hatıraları için başarmalısın.”

ASUMAN – “Düşünsene onlar seni eskisi gibi başarılı olsan hayat kurtaran biri olarak kalmanı istemezler miydi?”

HASAN – “Hayat kurtarmak mı? Eşimi, küçücük kızımı kurtaramadım.”

ALİ –  “Ama onlar hariç başka canları kurtarabilirsin. DİD senin için bir dönüm noktası olabilir. Nobel ödülü bile alırsın. Ve o ödülü kızına ve eşine adarsın?”

HASAN – “Yapamam, yapamam. Yapamam.”

 ASUMAN – “Biz hazırlıkları yaparken sende önce kendini iyileştireceksin.”

HASAN – “Yapamam diyorum.” DİD Hasan’ın kızının ve eşinin videolarını buldu ve ekrana yansıttı. Ekranda eşi ve kızı kovalamaca oynuyor. Saklambaç oynuyordu. Hasan bu videoyu izlerken dizlerinin üstüne çöktü. Ağladı ağladı yumruğunu yere vura vura ağladı. Sonra ayağa kalktı. Dim dik durdu.

Yazar – İkbal Erdem

1.Sezon 6. Bölüm Sonu

Hikayenin 1. Bölümü İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin 2. Bölümü İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin 3. Bölümü İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin 4. Bölümü İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin 5. Bölümü İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin 6. Bölümü İçin TIKLAYINIZ

Gülten AJDER

Kitap okumayı seven insanlar daha zeki ve daha başarılı olurlar. Bende bu yüzden kitap okumayı sevdirmek istedim bu site ile. Gizli kalmış bütün bilgilerin kitaplarda saklı olduğuna inandığımdan, kültür seviyemizi yükseltmek, bilgi hazinemizi daha da zenginleştirmek, gizli yeteneklerin ortaya çıkmasına destek olabilmek için, okusun yazsın benim ülkemin insanları diye bir işin ucundan tutmak isteyen birisiyim.

İlgili Makaleler

Bir Yorum

  1. Cok gûzel olmuş.Ben cok merak ediyorum did yeni B edenine gecince neler yapicak cunki bu arzusu icin 2 gûzel insani oldurdi.merakla bekliyorum.Sevgilerimle…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu