Bilim Kurgu HikayeleriElif Sıla YılmazFantastik HikayelerKorku Hikayeleri

Hikaye; “Son Varoluş” 2. Bölüm 

Hikaye

Hikaye; “Son Varoluş” 2. Bölüm 

“Kaçış”

Hikaye. Gerçekler; harabeye dönüştüğünde zaman, ateş gibi yakıyordu bedenimi. Hiçbir kelimeyi algılayamıyor, hiçbir tepki veremiyordum. Gerçekler canımı acıtıyor olmalıydı. Yaslandığım demir parçasından destek alarak ayakta kalmayı başarabiliyordum ancak. Tepemde durmadan yanıp sönen floresan lambanın ürkütücü cızırtılı sesi bile beni kendime getiremiyordu. Duyduklarım beni terk edilmiş bir harabeye dönüştürmüştü.

“PANETA37 uçağımız havalanmıştır. Varış noktası Valient.” hikaye

Etrafımı sarmış kameralardan gözetlendiğimi idrak edebiliyordum. Kaçış yoktu, güven yoktu, ağlamak yoktu, ağlamak yok, yok, yok…

Göz kapaklarımı yavaşça kapattığımda yanaklarımdan ellerime düşen gözyaşları kendime ettiğim ihanet kırıntılarının simgesiydi. Kurtulmak için içimde kopan haykırışlar, bir damla gözyaşıyla sonlanmıştı. Hikaye

Yere çöküp bacaklarımı kendime doğru çektim. Zorla bindirildiğim uçaktan yine zorla indirilerek Valient belediye başkanlığı binasına getirilmem üzerinden henüz çeyrek saat geçmişti. Önümde yer alıp tüm heybetiyle görüş açımı kapatma görevini üstlenen masanın üzerindeki dijital saatin ömrümden dakikaları sömürmesini ölüm sahnemi izliyormuş gibi seyrederken bağırmaktan boğazımda oluşan yanma hissini azaltmak için yüzümü buruşturarak boğazımı ovuşturdum. Yorgunluk ise boğazımın acısını hafızamdan silecek kadar beni ele geçirmişti.

Alnımı, kendime çektiğim bacaklarıma yasladıktan sonra gözlerimi kapatarak açlığımı, susuzluğumu ve yaşadıklarımı unutmaya gayret gösterdim fakat olmuyordu. Açlık, susuzluk ve yaşadığım teknoloji ve doğa üstü olaylar kendini asla unutturmuyordu. Birkaç damla gözyaşı daha yanaklarımı yalayıp geçerken beni zorla hapsettikleri odanın kapısı hızla aralandı. Dizlerime yasladığım alnımı yukarı kaldırdıktan sonra bakışlarımı gelen kişiye doğru yönelttiğimde kalp atışlarım hızlandı. Hurda parçalarının birliğiyle bir araya gelen robot, elinde bir bardak su ve açlığımı giderecek kadar yemek getirmişti. İçeri girip getirdiklerini masaya bıraktı ve odadan çıktı. Hikaye

Ayağa kalkıp tabaktaki yemeklere aç kurt gibi baktıktan sonra soğuktan çatlamış dudaklarımı dilimle ıslattım. Kısa bir bakışmanın ardından karnımın sesine kulak vererek yemeklerin zehirli olabileceği düşüncesini aklımın köhne köşelerine ittiğimde elime kaşığa benzer metal parçasını alıp patates püresine kaşığı daldırmıştım. Yemekleri bitirip bardaktaki suyu son damlasına kadar yanan boğazımdan aşağı akmasını sağladığımda derin bir nefes aldım. Bu iyi hissettirmişti. Fakat beni iyi hissettiren düşüncelerim pek de uzun sürmedi.

Bulunduğum odanın kapısı tekrar açıldı. Hikaye

“İyi misin Lessie?” https://secmehikayeler.com/

Hafızamın en derinlerine kazınmış korkak bakışları görmemle anılarım tekrar kısa bir gösterime girdiğinde dudaklarımı zorla araladım. “Teo?”

Oturduğum sandalyeden kalktım. “Senin ne işin var burada Teo?” Birkaç adım atıp masanın başında durdu. Karşımdaki sandalyeyi çekip oturduğunda artık masada karşı karşıya oturuyorduk. Odada yalnız ve kimsesizdik. Her zaman yanımda olan çocukluk arkadaşımı incelemeye başladım. Çok uzun zamandır görüşmüyorduk. Gözlerim bana yalan söylemiyorsa o küçük çocuk büyümüş, zaman onu değiştirmişti.

“Görüşmeyeli uzun zaman oldu Lessie. Değişmişsin.”

“Evet, sen de öyle. Fakat seni burada görmeyi beklemiyordum. Yoksa seni de mi kaçırdılar?” Hafifçe gülümsedi. “Seni kurtarmaya geldim. Çocukluk arkadaşımı canilerin elinde bırakacak değilim. Ama bunu yapmam için sana ihtiyacım var.” Derken elini elimin üstüne koyduğunda ben de gözlerindeki korkuya daha derinden bakmaya çalıştım. “Bana burada neler olduğunu anlatmalısın. Yoksa sana yardım edemem.” Birbirine kenetlenmiş ellerimize bakarken “Sadece korkma. Gerisini bana bırak. Bu bana en büyük yardımın olacaktır.” Deyip ayağa kalktı. Ardından ben de oturduğum sandalyeden kalktım. İşte şimdi başlıyorduk.

“Peki, ne yapacağız?” https://secmehikayeler.com/

Eli kapının hemen yanındaki sensöre doğru giderken omzunun üstünden bana baktı. “Başkanlığın güvenlik odasındaki tüm kameraları etkisiz hale getireceğiz önce. Ardından bizi bekleyen dostlarımızı da kurtardıktan sonra belleklerini çıkardığımız robotların hafızalarını yok edip onların bize itaat etmesini sağlayacağız. Böylelikle uçağı havalandırmış olacağız” Derken cebinden çıkarttığı bellekleri gösterdi. “Sen sadece sana söylediklerimi yapacaksın.”

“Ama dışarıda onlarca asker var. Onları nasıl yenmeyi düşünüyorsun?” Hikaye

“Onu da düşündüm tabi. Askerlerin kıyafetlerinden hepimize birer tane ayırttım. Böylece askerlerin arasına kolayca karışabiliriz. Tek sorun askerlerin arasında yapacağımız acemi davranış ve hareketlerin göze batmaması. Bunu da senin becerine bırakıyorum Lessie.”

Bakışlarımı etrafımda gezdirirken yüzümü buruşturup “Buradan çıkmak için her şeyi yaparım.” Dedikten sonra “O zaman benimlesin?” dedi sesini soru soruyormuş gibi ayarlayarak. “Sana hayatım boyunca güvendim Teo. Elbette seninleyim.”

“Öyleyse gidelim.” Hikaye

Kapının sensörüne bileğini okuttuktan sonra kapıdan dışarı doğru ilk adımımızı attık. Yan koridorda ilerleyen robot görüş açımızı doldurunca Teo bileğimden tutup beni arkasına aldı. İri bir cüssesi yoktu fakat yine de karşıdan bakıldığında arkasına saklandığım için görünmediğime emindim. Teo bileğimi bıraktı. Ben de robotun varlığını sorgulamak için koridora baktığımda kimse yoktu. Robot gitmişti.

Koridorun sonuna kadar ilerleyip sola doğru saptığımızda yine bir robot karşımıza çıktı. Ben korkudan olduğum yerde sıçrarken Teo arka cebinden çıkardığı kurşunsuz silahını robotun kafasına sıktığında tüm korkum yerini şaşkınlığa bıraktı. Kurşunsuz silah da mı yapmışlardı?

Robot yere düşüp parçalara ayrıldı ve kelimenin tam anlamıyla hurda parçasına dönüşmüştü.

“Gidelim.” Hikaye

Tekrar elimi tutan Teo adımlarını hızlandırdı. Koşuyorduk. Birkaç koridoru geride bırakıp nefes nefese kalmamızı umursamadan koştuğumuzda “güvenlik odası” yazan kapının önünde durduk. Güvenlik odası elbette adına yaraştığı gibi kilitliydi. Kapının sensörü ikimizin bileğiyle de uyuşmuyordu.

“Şimdi ne yapacağız?” Teo düşünceli gibiydi. Elini yeni çıkmış sakallarının arasında gezdirirken koridorun beyaz duvarlarına yansıyan tahminimce robotun gölgesini görmemle “Teo robot geliyor.” Dedim. Başını bana doğru çevirip daha sonra robotun duvardaki gölgesine baktı. Evet, sanırım her şey buraya kadardı. İçimdeki çaresizlik, kendimi kötü hissettiriyordu. Ben çaresizlik duygusuyla başa çıkmaya çalışırken güvenlik odasının cam kapısından ışığın açıldığını gördüm. Güvenlik odasının ışığının açılmasıyla robot koridorun sonunda göründü. O sırada güvenlik kapısının beyaz kapısı sola doğru yavaşça açıldı ve bir el kolumdan sıkıca tutup beni içeri çekti. Kapı arkamızdan kapandığında dengemi kaybedip düştüm. Tüm bunlar birkaç saniyede gerçekleşmişti.

Düştüğüm zemin soğuktu. İrkildim.

“İyi misin?” Hikaye

Yerden kalmaya çalışırken “İyiyim bir şeyim yok.” Dedim. Vardı, canım çok acımıştı. Hafif kanayan avuç içlerimin acısını üfleyerek geçirmeye çabalarken güvenlik odasının nasıl bir yer olduğuna bakmak amacıyla bakışlarımı odada gezdirdim. Duvarlara monte edilmiş bilgisayarlardan başka eşya yoktu.

Teo bilgisayarlarla uğraşırken arkasından onu seyrettim. Ekranda anlamadığım kelimeler ve rakamlar akıp giderken diğer bilgisayarlardaki kamera görüntüleri karanlığa gömüldü.

“Başardın! Kamera görüntüleri gitti.” Dedim büyük bir sevinçle. Teo gözlerini devirdi. “Bu benim için çocuk oyuncağıydı.”

“Hacker mısın yoksa?”

“Gidelim Lessie.” Hikaye

Arkasında koşturmaya başladım. “Şimdi ne yapacağız?” Kolundaki saate bakıp sırıttı. “Bizimkiler uçağı hazırlamış olmalılar. Havacılık sanayisine gidiyoruz.”

“Bizimkiler?”

“Arkadaşlarım.” Diye açıklama yaptı.

Tam güvenlik odasının kapısından çıkacakken koridorun sonunda dikilen asker sürüsüyle karşılaşmamız bizim için hiç iyi olmamıştı. Askerler bize doğru gelmeye başladığında Teo beni askerlerin bulunduğu tarafın tam tersi yönünde çekiştirmeye başladı. Kalp atışlarım hem koşmaktan hem de korkunun verdiği dayanılmaz sıkıntıdan göğsümü yırtıp dışarı fırlayacakmış gibi atıyordu. Kendimi zorlayıp daha hızlı koşmaya gayret gösterdim.

“Lessie, sen geldiğin odaya git ve beni bekle. Tamam mı?”

Cevap dahi veremeden Teo koridoru döndü. Dediğini yapıp Teo’nun bahsettiği odaya girdim. Ağlıyordum. Kendim için değil de Teo içindi bu sessiz ağlayışım. Çocukluk arkadaşım ölse ne yapardım?

Bu sırada siren sesleri beynimde yankılanmaya başladı. Hayır, Teo’yu yalnız bırakmayacaktım. Bu kararı veren iç sesime beynim de onay verdiğinde kapı çoktan sağa doğru açılmış, ayaklarım çoktan iki adım atmıştı. Bundan sonrası ben ve bana ayak uydurmaya çalışan cesaretimdeydi. Teo’nun yöneldiği koridorun sonuna kadar koştum fakat kimse yoktu. Ne bir ses ne de bir nefes…

Aklıma gelen fikirle asansörlerin olduğu yöne koşarak asansörlerin düğmesine hunharca basıp herhangi bir asansörün gelmesini bekledim. Aşağı inip dışarı çıkarak Teo’yu dışarıda aramaya karar vermiştim. Sonunda bir asansör lütfedip bulunduğum katta durduğunda hızla asansöre bindim. Zemin kata basmak için asansörün düğmesini aradım bu sefer de fakat sadece bir düğme vardı ve ben bu düğmenin beni nerelere götüreceğini hiç bilmiyordum. Asansörün kapısı gürültüyle kapanıp sarsıldığında dengemi kaybederek karşımdaki duvara kafamı çarparken yere yığıldım. Bu acıtmıştı. Hikaye

Çarptığım başımı ovalayıp geldiğim yere lanetler okurken asansör birden hareket etmeye başladı. Evet, asansör sarsılırken başımı düğmeye çarptığımı anlamamıştım. Asansör sağa ve sola doğru hareket ederek ilerliyordu ve ben heyecandan yanımda asılı duran kemerleri takmayı unutmuştum. Hâl böyle olunca asansörün duvarlarına çarparak acıyı damarlarıma kadar hissederken asansör durdu ve kapı açıldı. Çevreme bakınırken şaşkınlığımı gizleyemeyerek dudaklarımı araladım.

Simülasyonun içindeydim. Ne olduğunu bilmediğim bir simülasyonda. Harfler ve rakamlar önüme dizilmişti. Acı çekiyordum, açtım, susuzdum ve belki de ölüme birkaç nefes kadar yakındım. Bilemiyordum, anlayamıyordum.

Görebildiğim birkaç şey vardı: O da yeşil renkte harfler, rakamlar ve koca bir labirent…

Artık tüm kaçışlar; anlamsız ve imkansızdı. Hikaye

Yazar – Elif Sıla YILMAZ

HİKAYENİN BÜTÜN BÖLÜMLERİ

1 2 3 4

hikaye, bilim kurgu hikayeleri, fantastik hikayeler, korku hikayeleri, dehşet hikayeleri, Elif Sıla Yılmaz, hikaye, Macera Hikayeleri, Öykü, Bilim kurgu öyküleri, korku öyküleri, fantastik öyküler, dehşet öyküleri, hikaye, https://secmehikayeler.com/

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu