Skip to main content

Dijital Kedi

Dijital Kedi

Kardeşleri oynarken onları izleyen bu küçük kedinin adı Mestan’dı. Ona bu adı evine geldiği sahibinin yavrusu olan insan vermişti. Mestan bu küçük insanı çok seviyor, onu annesi sanıyordu. Ama ne yazık ki annesi olamazdı çünkü o erkek bir insandı. Ne yapsın annesini hiç görmemişti ki! Annesi kardeşlerini ve kendisini doğururken ölmüştü. Şimdi bu yeni geldiği evde tek kedi kendisiydi. Buraya sadece betonların olduğu bir yerden gelmişti. Orada tek değildi. Kardeşleri de vardı. Eski sahibi onu buraya getirmişti. Çünkü bu yeni evinin sahibi yaşlı amca bir yavru kedi istemişti. Eski sahibi bir kadındı. Onu da annesi sanıyordu. Bu kadın Mestan’ı büyük beyaz elleriyle tuttuğu gibi bir kutunun içine koyup, buraya kadar getirmişti. Burası geldiği yerden çok daha güzeldi. Yemyeşil otlar, ağaçlar, şırıl şırıl akan nehir, dağlar, tepeler her şey harikaydı. Hele de gece! O beton dünyasında göremediği ama burada gökyüzünde kendisine göz kırpan yıldızları görünce bayıldı. Her gece gökyüzüne bakmaktan çok keyif alıyordu. O kocaman beyaz tepsi buradan daha iyi görünüyor, hatta kendisine gülümsüyordu.
Buraya geleli bir ay olmuştu. Bu evde kendisini çok seviyorlardı. Zaten evde üç kişi vardı. Evin sahibi yaşlı insan ve iki oğlu evin sahipleriydi. Yaşlı adam çiftçiydi, iki oğlu da ona yardım ediyordu. Mestan bu üç insanı da çok seviyordu. Hele de en küçük insanı! O kadar da küçük değil, on üç yaşındaydı. Ama Mestan bu küçük insanı kendisi gibi yavru sanıyor ‘Diğer iki sahibinden daha küçük kesinlikle yavru olmalı’ diyordu. Bu küçük insanın adı Adil’di.
Mestan evdeki tek kediydi. Hatta köydeki tek kediydi. Aslına bakılırsa o öyle sanıyordu. Çünkü köyde kendisinden başka beş kedi daha vardı. Mestan evden uzaklaşamadığı için o kedileri göremiyordu. Bu kediler de Adil’in amcasının evinde kalıyorlardı. İki ev arasındaki uzaklık çok değildi, ama az da değildi. Bu beş kediden üçü erkek, ikisi dişiydi. Dişi kedilerin adı “Boncuk” ve “Zeytin”di. Erkek kediler ise Hururu, Tekir ve Canavar’dı. Bu kedilerin en yaşlısı Hururu’ydu. Kediler kendi arasında bu kediye Hururu Baba diyorlardı. Bu bıyıklarının yarısı uzun, yarısı kısa, pis, suratsız bir kediydi. Ama çok zekiydi. Bir insan bu kediyle konuşsa kafatasının içinde insan beyni olduğunu sanırdı. Bir bilge gibi dolaşıyor ve bu dört kediye her gece öğütler veriyordu. Hururu Baba’nın eve girmesi yasaktı. Ne zaman eve girmeye kalksa, karşısında elinde sopayla sahibinin beklediğini görürdü. Eve giremediği için üzülüyordu. Aslında sahipleri de haklıydı. Sahibinin bebeği için hazırladığı mamayı yemek de neydi? Bunun için ona kızmışlardı. Yaptığı şeyin kötü olduğunu biliyordu. Şimdiki aklı olsa yapmazdı. O zamanlar cahildi ve bunu şimdi kendi de çok iyi biliyordu.
Hururu Baba gece gündüz evin ahırının üst tarafında oturur, yatardı. Ara sıra dolaşırdı. Gündüz etrafta gezen serseri tavuk ve horozların sert bakışlarına, hakaretlerine ve saldırılarına maruz kalırdı.”Siz ne kadar utanmaz ve saygısızsınız! Aynı türden olmayabiliriz ama ben sizden yaşça büyüğüm! Biraz saygılı olun!” derdi. Sahibi eve girmesini yasakladığı halde bu yaşlı kediye her gün yemek veriyordu. Karnı doyan Hururu Baba gündüz uyur, geceleri ise sadece düşünür ve gökyüzünde yıldızları seyrederdi.
İnsanların yaptığı kullandığı araçlara bakıp “Nasıl yapıyorlar bunları?”diye, kendi kendine soru sorar ve düşünürdü. Evlere, telefon direklerine, evlerde yanan ışıklara, sokak lambasına, traktöre ve arabalara bakıp şaşırırdı. Hepsinin adını da biliyordu. İnsanlardan öğrenmişti. O gece Boncuk, Zeytin, Tekir ve Canavar Hururu Baba’ nın yanına gelerek, selam verdiler. Bu dört kedi gece gündüz yatar, sahiplerinin verdiği yemekten yer, geceleri de Hururu Baba’nın yanına gelirlerdi. Kedilerin bir özelliği olan avlanma nedir, hiç bilmezlerdi. Doğru! Niye avlanacaklardı ki? Nasıl olsa evin sahibinin eşi yaşlı kadın, her gün yemeklerini veriyordu. Karnı doyan kedi hiç avlanır mı?Önlerinden geçen fareyi, kertenkeleyi, çekirgeyi görmezden geliyorlardı. Akşam saatlerinde birbirleriyle boğuşup yorulur, geceleri de Hururu Baba’dan öğüt dinlerlerdi. Aralarında en ağır başlı olan Tekir:
– Selamlar Hururu Baba, dedi. Gözlerini gökyüzüne dikerek:
– Ne var orada? Niçin hep gökyüzüne bakıyorsun? Dedi. Hururu Baba:
– Düşünüyorum, diye karşılık verdi. Canavar alaylı bir tavırla:
– Zaten başka ne iş yaparsın ki sen? dedi. Boncuk ve Zeytin onu dürttüler. Hururu Baba bu serserinin söylediğini duymuş ama aldırış etmemişti. Hururu Baba konuşmaya başladı, “Görüyor musunuz? Kediler hep bir ağızdan “Neyi?” diye yanıt verdiler. Hururu Baba:
– Ay’a bakın bize nasılda gülümsüyor! İnsanların yapmadığını o yapıyor. Tekir şaşkın halde:
– Ay mı gülümsüyor? Ama nasıl olur ki? Ayrıca ekmeğini yediğin insanlara da haksızlık ediyorsun Hururu Baba onlar iyi insanlar.
– Evet iyi insanlar, dedi Hururu Baba. Ama bu dünyadaki en güzel, en iyi şeylerden biri olan gülümsemeyi az yapıyorlar.Benim gördüğüm insanlar sadece buradaki insanlar değil, gençken birçok Ademoğlu gördüm, dedi. Boncuk:
– Ne yani? Şimdi sen Ay gülümsüyor mu diyorsun? Hururu Baba:
– Evet! Bakın, bakın ! dedi heyecanla. Sadece altı gün boyunca böyle tepsi gibi yuvarlak görünür. Böyle yuvarlak göründüğü zaman bize yüzünün tamamını gösterir. Bakın gözleri ve ağzı nasıl da görülüyor? Üstelik bu Ay gülümsemekten hiç bıkmaz da! Sürekli dünyaya ve bize gülümser. Bende ona gülümserim ve onu çok severim. Onun yanına gidip neden sürekli gülümsediğini sormak isterdim. Ama şimdilik bir tahminim var. Ay çok iyi ve yüreği şefkat dolu. O yüzden hep gülümsüyor bize. İnsanlarda böyle olmalı, hatta biz hayvanlarda. Bir yiyecek için biz kediler de birbirimize tırnaklarımızı gösterip, birbirimize saldırırız. Hele de şu huysuz tavuk ve horozlar. Köpekler, inekler, kuşlar, yılanlar, kaplumbağalar ve hatta bütün hayvanlar da böyle saygısızdırlar. Tabii insanlar daha saygısızlar dedi ve sözlerini sürdürdü. “Siz siz olun hep başkalarına karşı saygılı olun. Kimseyi ne yapıyorlar, ne ediyorlar diye araştırıp durmayın. Kötülemeyin hiç kimseyi, dedi ve konuşmasını bitirdi. Bir konuştu mu hiç susmazdı. Söyledikleri doğruydu ama kediler sıkılmışlardı. Uykuları gelmişti. Hururu Baba’dan izin isteyip kalktılar. Ahırın arkasından dolaşarak evin önüne geldiler. Evin önüne geldiklerinde bir köpek uyuyordu. Bu köpeğin adı Gollo’ydu. Yaşlı bir köpekti. Bir bu eve gelir, bir de Mestan’ın sahiplerinin yanına gidiyordu. Geceleri köyün aşağısındaki kavaklılara doğru havlardı. Çünkü oralardan domuz kokuları alıyordu. Kedilerin geldiğini hissedip uyandı. Onlara baktı ve sert bir şekilde:
– Sizi serseriler! Dedi. Sessiz olmak nedir bilmez misiniz siz? Uyuyoruz burada, diye çıkıştı. “Hem siz nereden geliyorsunuz gecenin bu saatinde?”
Kediler bu yaşlı köpekten korkmuşlardı. Onu çok kızdırmışlardı. Aslına bakılırsa bu köpeğin ayağa kalkacak hali de yoktu ama yine de ürkmüşlerdi. Canavar cesaretle:
– Sanane be bunak, dedi. Tekir onu susturarak:
– Siz bu saygısız arkadaşımın kusuruna bakmayın Bay Gollo. Özür dileriz sizi uyandırdık. Hururu Baba’nın yanından geliyoruz, dedi. Gollo hala sakinleşmemişti:
– Sizin gibi işe yaramazlardan da bu beklenirdi zaten. Tekir sen saygılı ve akıllı bir kedisin o bunağı dinlememelisin sende onun gibi deli olursun , dedi. Hururu Baba’yı hiç sevmiyordu. Eskiden ikisi çok iyi dosttular. Bir gün bu evin sahibi yaşlı adam Gollo’nun önüne etli bir kemik atmıştı. O sırada orada bulunan Hururu Baba bu kemiği aldığı gibi koşarak uzaklaştı. Gollo buna çok kızmıştı. Uzun süren dostluklarının hatırına Hururu Baba’ya zarar vermemişti, ama o günden sonra da hiç konuşmadı. Hururu Baba yaptığının farkındaydı. Açgözlülük yapmıştı ve çok ayıp etmişti. Birçok kez özür dilemek istedi ama hangi yüzle özür dileyecekti ki? Gollo biraz sakinleşti ve tekrar:
– O bunak yine size neler anlattı? Dedi. Tekir heyecanla:
– Biliyor musun? Ay bize gülümsüyormuş! Dedi. Gollo bir kahkaha atarak:
– Siz delirmişsiniz! Bu bunak kafanızı nelerle dolduruyor böyle? Ay bir gök nesnesidir. İnsan mı ki, hayvan mı ki gülsün? Dedi. Boncuk söze karıştı:
– Hayır! Hururu Baba her zaman doğruları söyler. Hem bak görmüyor musun bize gülümsediğini? Gollo:
– Bu kedi böyle şeyler anlatmazdı. Bende akıllı bilge bir kedi sanıyordum. Demek ki aptalın tekiymiş, dedi. Canavar yine rahat durmadı:
– Bana bak bunak sen bizim Hururu Baba’mıza laf söyleyemezsin diyerek, Gollo’nun üstüne yürüdü. Gollo sakin bir tavırla:
– Dur bakalım delikanlı, dedi. “Sakin ol, yoksa seni elimden kimse alamaz,” dedi. Tekir, Canavar’ı geri çekti. Kedilere “Hadi gidelim” diyerek, eve girdiler.

Mestan’ın bu olanlardan hiç haberi yoktu. Kendisini tek kedi sandığı bu köyde işte bu olaylar yaşanıyordu. Evde Adil’le birlikte oynuyordu. Yaşamında yemediği yiyecekleri Adil sayesinde yemişti. Bisküvi, çikolata, kek bunlar çok lezzetliydi. Hatta bazen bu yiyecekleri Adil yemiyor Mestan’a yediriyordu. Mestan Adil’i ve ailesini çok seviyordu ama keşke bir kedi daha olsaydı. Onunla konuşurdu. Burada konuşabileceği kimse yoktu. Konuşsa da anlamazlardı.
Ertesi sabah Tekir, Canavar, Boncuk ve Zeytin yemeklerini yiyip uyudular. Hururu Baba’da yemeğini yiyip uyudu. Akşam üstü uyandı. Aklına olmadık şeyler getiriyordu. Hayal dünyası çok genişti. Kafasının içi dolmuştu. Bir an önce kafasının içindekileri, beyninin içindekileri boşaltmak istiyordu. Kedilerin gelmesini bekliyordu. Sonunda gece olmuş ve kediler gelmişti. Bu dört kedi Hururu Baba’nın karşısına oturdular. Hururu Baba yine söze başladı:
– Biliyorsunuz ve görüyorsunuz bu kişioğlu nasıl aletler yapıyor. Şu içine bindikleri araçlara araba diyorlar. Zeytin birden yüksek sesle:
– Araç mı? diye bağırdı. Yanındaki kediler onun biraz sessiz olmasını istediler. Zeytin devam etti “Onlar araç değil ki onlar bir hayvan. Hururu Baba:
– Hayır kızım onlar hayvan değil, insanların yaptığı araçlar.
– Ama ses çıkarıyorlar hatta koşabiliyorlar.
– Onların adı araba her hayvandan daha hızlı koşuyorlar. İnsanlar onu içine binip uzak yerlere, gitmek istedikleri yerlere gidiyorlar. Onlar hayvan değil bir araç. Onlar araba! Tekir söze karıştı:
– Peki bu arabalar yemek yer mi Hururu Baba? Hururu Baba kendinden emin bir şekilde yanıt verdi:
– Yemek yemezler onlar canlı değil. Ama ilginçtir ki su içtiklerini gördüm. Siyah bir su içiyorlar. Hururu Baba kendince yer yağını (petrol) anlatmak istiyordu. Kediler şaşırmışlardı. Hururu Baba devam etti:
– O içtiği siyah suyu sanırım koşması için veriyorlar. Neyse işte siz de görüyorsunuz kişioğlu kendine yarar sağlayan araçlar yapıyor. Dijital dedikleri eşyalar yapıyorlar. Hatta bizim de dijitalimizi yapacaklar. Kediler hep bir ağızdan:
– Ne dijital kedi mi? Dijital de ne demek? Diye bağırdılar. Hururu Baba:
– Bende tam bilmiyorum ama bu insanlar yaptıkları araçlara, eşyalara dijital diyorlar. Belki evin içinde görmüşsünüzdür. Şu ses çıkaran içinde insan ve hayvanların olduğu kutuyu, kediler hep bir ağızdan:
– Evet Hururu Baba gördük, dediler.
– Hah işte o da dijital, dedi ve devam etti. “İşte çocuklar insanlar böyle araçlar yapmaya devam ediyor. Hatta yakında biz kedilerin de dijitalini yapacaklar. Belki ben göremeyeceğim ama sizler görebilirsiniz.”
Kedilerin hepsi şaşırmıştı. Dijital kedi de neydi? Dördü de merakla sordu:
– Hururu Baba dijital kedi de nedir? Dediler. Hururu Baba:
– Yemek yemeyen, su içmeyen, nefes almayan ve tuvalet gereksinimi olmayan bir kedi. Daha doğrusu kediler. Gelecekte bu kedilerden çok göreceksiniz. Canavar yine rahat durmadı. Kahkaha atarak, alaylı bir şekilde:
– O bunak köpek sana deli demekle haklıymış. Bana kalırsa sen fazla düşünme. Saçma sapan konuşuyorsun. Nereden çıkartıyorsun bunları? Hiç yemek yemeyen, su içmeyen kedi mi olurmuş? Ben de suç ki gelmişim seni dinliyorum. Daha fazla senin saçmalıklarını dinleyemem. Uykum geldi ben eve gidiyorum dedi ve kedilerin yanından ayrıldı. Diğerleri de aslında Canavar’a hak vermişlerdi. Saygılarından ötürü Hururu Baba’ya kırıcı sözler söylememişlerdi. Düşünmeden de edemiyorlardı. Hururu Baba öyle şeyler söylemişti ki üzerinde düşünmemek imkânsızdı. Gerçekten de böyle bir kedi olabilir miydi? Hayır! Bu sadece bir saçmalıktı, imkânsızdı. Hururu Baba’ya son kez bir soru sordular:
– Böyle bir kedi olamaz Hururu Baba. Senin nereden aklına geliyor böyle şeyler?
Hururu Baba patisini yalayarak iki kez başını kaşıdı ve sakin bir şekilde yanıt verdi:
– O evin içinde gördüğünüz ses çıkaran içinde insanların olduğu kutuyu bu insanlar nasıl yaptılarsa, bizi de öyle yapacaklar. O dediğim dijital kediler miyavlayacaklar. Bizimle konuşacaklar. Biz onlara yanıt vereceğiz ama onlar bizi duyup yanıt vermeyecekler bile!
Kediler daha fazla soru sormak istemedi. Çünkü Hururu Baba’nın anlattığı şeyler o kadar saçma geliyordu ki! “Hururu Baba kesin zehirli bir böcek yemiş olmalı! Bakılırsa kafası iyi olmuş,” dediler. Hururu Baba’ya iyi geceler dileyip gittiler. Hururu Baba’da “Nasıl konuştum ama!” diyerek bilgelik havasını tazeledi. Kediler eve gelirken yine Gollo’yu gördüler. Gollo:
– İşe yaramazlar takımı yine o bunak kedinin yanından mı geliyorsunuz? Tekir:
– Sanada iyi geceler Bay Gollo, dedi. Bay Gollo Tekir’e bakarak:
– Evlat sözüm sana değil bilirsin seni severim, dedi. Söyleyin bakalım o bunak size yine neler saçmaladı? Tekir Bay Gollo’ya duyduğu saygıdan dolayı yanıt vermedi. Çünkü Hururu Baba’nın anlattıklarını söylese Bay Gollo kesinlikle kahkahalarla gülecek ve dalga geçecekti. O yüzden Bay Gollo’yla tartışmak istemiyordu. Boncuk anlatmaya başladı:
– Biliyor musun Bay Gollo yakın gelecekte dijital kediler olacakmış.
Gollo dijital sözcüğünün ne anlama geldiğini biliyordu. Eee tabi insanlarla iyi anlaşıyordu. Gençliğinde de böyleydi. İnsanlardan böyle değişik sözcükler öğrenmiş ve bunların ne olduğunu da biliyordu. Hiç “Dijital de nedir?” diye bir soru sormak aklından bile geçmeden kahkahayla:
– Sizi sersemler dijital kedi haa? Diyerek kahkahasını sürdürdü. Bu yaşlı kediden ancak böyle saçma şeyler çıkar zaten. Aferin size, bu kediyi dinlemeye devam edin. Sizde onun gibi aptal olma yolunda ilerlersiniz” diyerek kahkahalarla gülüyordu. Epey bir dalga geçmişti genç kedilerle. Kediler daha fazla Bay Gollo’nun kahkahalarına dayanamayarak eve girdiler.
Ah! Keşke bütün bu olanlara Mestan da tanık olsaydı! Ama ne yazık ki bu imkansızdı. Evden uzaklaşamıyor ve köydeki tek kedinin kendisi olduğunu düşünüyordu. Bu olaylardan tam iki hafta sonra Adil’in aklına bir şey geldi. Akıllı telefonuna kedi sesi yükledi. Amacı telefonda bu sesi çalıp, Mestan’ın ne tepki vereceğini görmekti. Telefondan kedi sesini açıp yastığın altına koydu. Mestan’ın gözleri kocaman oldu. Sarı, siyah karışımı kulaklarını dikti. Esneyerek yerinden kalktı. Yastığın üstüne çıktı. Adil ise şaşkınlıkla ve keyifle onu izliyordu. Mestan yastığın her yerini koklamaya başladı. Biraz sonra da miyavlamaya başladı. Adil iyice şaşırmıştı. Mestan bu sese yanıt veriyordu. Hem miyavlıyor, hem de yastığı küçük patileriyle kaldırmaya çalışarak, miyavlayan kediyi bulmaya çalışıyordu. Sonunda kafasını yastığın altından sokarak yastığı düşürüverdi. Gördüğü garip varlık karşısında donup kalmıştı. Mestan’ın bu hali Adil’in çok komiğine gitmiş ve kahkahalarla gülüyordu. Aslında Adil küçük bir deney yapmıştı. Tabii ki kötü bir deneydi bu. Bir kedinin duygularıyla oynamıştı. Yaptığı şey tam anlamıyla bir vahşilikti. Kötü bir niyeti yoktu aslında. Bu küçük kedinin böyle düş kırıklığına uğrayacağını nereden bilecekti ki? Ama farkında olmadan kötülük yapmıştı.
Mestan bir denek olduğunun farkında değildi. Bu garip kedinin her yerini kokluyor ve şaşkın şaşkın etrafında dönüp duruyordu. Bu gerçekten çok garip bir kediydi, Mestan’ a göre. Ayakları, bacakları, elleri, kolları yoktu. Ağzı kulakları ve kuyruğu da yoktu. Sadece küçük bir tane gözü vardı. Mestan bu kutu şeklindeki siyah kedinin yanında uyumaya başladı. Yaşadığı tam bir düş kırıklığıydı. Bu kedi miyavlıyor, Mestan da ona miyavlıyor ama bu garip kedi Mestan’ a yanıt vermiyordu. Üstelik bu kedinin tüyleri de yoktu. Yaşadığı düş kırıklığını anlatmak çok güç. Ona bu düş kırıklığını tabii ki de Adil yaşatmıştı. Aslına bakılırsa Adil de bu kediye ne yaşattığının farkında değildi.
Bir düşünsenize aylar boyunca tek insan görmeden yaşamışsınız. Bir gün bir insan sesi duyup, sesin geldiği yere doğru gidiyorsunuz. O da ne? Ortada hiç kimse yok! Ya da ortada bir şey var ama o da insan değil. Birinin ya da aklının kendisine oyun oynadığını düşünerek, düş kırıklığına uğrar insan. İşte bu kedi de düş kırıklığına uğramıştı. Fakat bu garip varlığı kedi sanmıştı. Nasıl bir kedi olduğuna karar veremiyordu o kadar.

Ertesi gün akşamüstü Gollo, Adil ve ailesinin evine geldi. Her akşam buraya gelir, Adil’in kendisine bisküvi ve gofret vermesini beklerdi. Bu akşam da bisküvisini ve gofretini yedi. Adil ve ailesi yemeklerini yaz aylarında her akşam evin önünde yiyorlardı. Mestan da dışarıdaydı. Masanın üstündeki yemeklere ulaşabilmek için sahiplerinin dizinin üstünde zıplıyor, onlar da Mestan’ ı yere indiriyorlardı. Mestan gördüğü bu büyük köpekle hiç konuşmamıştı. Her akşam görüyordu ama korkudan yanına bile yaklaşamıyordu. Gollo da bu yavru kediyi önceleri görmüş ama hiç aldırış etmemişti. Bu akşam Gollo bu yavru kediyle konuşmak istedi. Yumuşak bir sesle:
– Hey! Küçük kedi gel bakalım yanıma, dedi. Mestan korkarak:
– Hayır! Sen beni yiyeceksin kesin, dedi. Gollo:
– Hayır, küçük dostum. Köpekler kedi yemezler, dedi. Mestan Gollo’nun yanına gitti. Bu köyde ilk defa bir hayvana bu kadar yakın olmuştu. Gollo:
– Senin adın ne?
– Mestan, senin adın ne?
– Benim adım Gollo. Senin annen nerede?
– Ben annemi hiç görmedim ki!
– Ne demek görmedim?
– Görmedim işte! Gözlerimi açtığımda kardeşlerim ve bir de kaldığım evin sahibini gördüm. Benim annem yok.
Gollo bu küçük kediye üzülmüştü:
– Vah! Yazık sana küçük kedicik. Burada teksin değil mi? Off bendeki de soru işte! Burada senden başka bir kedi olsaydı kesin görürdüm, dedi.”Kaç gündür buradasın? Seni önceleri gördüm ama günleri saymam zaten seni de pek dikkate almamıştım.
– Gün değil ay, bir ayı geçiyor, dedi. Gollo:
– Ne yani bir aydan beri burada yalnızsın ha?
– Hayır, yalnız değilim. Sahiplerim var. Yavru insan olan Adil var. Çok iyi bir insan. Onu çok seviyorum.
– Evet öyle Adil iyi bir insandır. Bende onu çok severim. Adil bir yerlere gidince onun yanında gitmek isterdim. Pek halim yok, yoksa gittiği yerde onu hiç yalnız bırakmazdım. Doğrusu buraya bile zor geliyorum. Bir buraya bir de şu biraz uzakta gördüğün evin arasında gidip gelirim. Eee? Zor olmuyor mu böyle yalnız başına? Kiminle oyun oynuyorsun?
– Yalnız değilim ki! Görüyorsunuz sahiplerim burada işte. Adil’le de oynuyorum.
– Tamam, yalnız değilsin ama kendi türünden bir canlı yok. Yani yanında bir kedi olsa fena olmazdı. Adil’le oyun oynuyorsun ama o bir insan. Bir insanla oynamak, bir kedi ile oynamaktan daha keyifli olamaz sanırım! Kendimden biliyorum, insanlarla oyun oynamak çok keyifli değildir. Ama bir köpekle oyun oynamak harikadır. Mestan:
– Evet, haklısınız Bay Gollo! Yanımda insanlar var ama bir kedi yok. Keşke olsaydı! Uzun zamandır hiç kedi görmedim, dedi. Yalnız evde kulakları, ağzı, elleri, ayakları ve kuyruğu olmayan bir kedi var, dedi.
Gollo bir kahkaha atarak:
– Sen yaşa küçük kedi! Güldürdün beni! Eli, ayağı, ağzı olmayan bir kedi haa? Gollo’nun o anda attığı kahkahayı duymak istemezdiniz doğrusu. Gollo’nun attığı kahkaha Adil ve ailesine havlama gibi geliyordu. ”Neyi var bu köpeğin?” Adil’in babası “Yine başladı havlamaya, sus bakalım oğlum” dedi.  Gollo bu yaşlı adamın sözünü dinleyerek sustu. Tekrar Mestan’a:
– Sen ya delirmişsin ya da düş görüyorsun evlat, dedi. Mestan Gollo’nun attığı kahkahalardan etkilenerek “Gerçekten deli miyim?” diye bir düşünceye kapıldı. Daha fazla bu garip kedi hakkında bir şey söylemek istemedi. Mestan:
– Bay Gollo evet düş görüyorum, dedi. Uzun zamandır bir kedi görmüyorum da. Gollo:
– Haa tabi! Ben nasıl unuturum? Bak şu karşıdaki aşağı tarafta kalan evi görüyorsun değil mi? Mestan’ın evi görmemesi imkânsızdı. Zaten köyde sadece dört tane ev vardı. Karşıdaki eve bakarak:
– Evet görüyorum, dedi. Gollo:
– İşte ben o evden geliyorum. Zaten bir o eve bir de bu eve gelirim. Neyse işte, karşıdaki evde beş tane kedi yaşıyor.
Mestan bunu duyar duymaz:
– Ne kedi mi? Hem de beş tane ha? Diye heyecanlandı.
– Evet, beş tane kedi ve hepsi de işe yaramaz, aptal, dedi. Mestan:
– Olsun Bay Gollo! Beni onların yanına götür ne olur!
– Yerinde olsam o serserilerle konuşmak istemezdim. Hepsi çatlak. Hele de o başlarındaki Hururu yok mu? Tam bir kaçık! Üzüm üzüme baka kararır. Onlarla iki gece geçir, onlar gibi çatlak olursun. Hururu dediğim en yaşlı olanıdır. Diğerleri senden biraz büyük. Zaten Hururu’yu dinlesen kafayı yersin, dedi. Bu köpeğin anlattığı kedilerin aptallığı, serserilikleri Mestan’ın hiç umurunda değildi. Sadece onları görmek istiyor, onlarla oyun oynamak istiyordu. Gollo’ya o kedileri görmek istediğini söyledi. Yalvardı, yakardı ama Gollo bu küçük kediyi o serserilerin yanına götürmeyecekti.
Ev sahiplerinin uykusu gelmiş ve eve girmişlerdi. Mestan da mecbur arkalarından eve girmek zorunda kaldı. Üzgündü ve o kedileri görmeyi düşünüyordu. Bu köpek niye götürmemişti ki kendisini? Tek başına da gidemezdi, korkuyordu. Gollo ev sahiplerinin eve girmesiyle o da diğer evinin yolunu tuttu. Yolda bu küçük kedinin söylediği ağzı, kulakları, elleri, ayakları ve kuyruğu olmayan bu kediyi düşündü. Neden birden aklına gelmişti ki? Oysa bunu küçük kediden duyduğu anda kahkaha atmıştı. Bir dakika, bir dakika! Böyle bir şeyi kendisine günler önce o dört kedi de söylemişti. Saçmalık! Böyle bir şey olabilir miydi? Hayır imkânsızdı. Ama o dört kedi de ve bu küçük kedi de kendisine aynı şeyleri söylemişlerdi. Bu bunak doğru mu söylüyordu yoksa? Böyle düşünerek eve doğru gidiyordu. Hururu Baba ise bu anlarda yine gökyüzüne bakıyordu. Samanyolu Gökadası’nı izliyordu. Bir süre sonra Ay’a bakarak “Güle güle Ay! Hoşça kal, diyerek yaşama gözlerini yumdu. Evet ölmüştü. Yaşlanmıştı ve yorulmuştu. Bedeni daha fazla dayanamadı ne yazık ki! Gollo da eve gelmişti. Ahırın üst tarafında sincap sesleri duydu ve oraya doğru gitti. Bir de baktı ki Hururu ölmüştü. Bu kedi çok eski dostuydu. Tamam, şimdi sevmiyordu ama eski günlerin hatırına acı acı ulumaya başladı. Evin dış kapısından içeri girip diğer kedileri uyandırarak haber verdi. Kediler geldiler ve Hururu Baba’nın ölüsünü gördüler. Zeytin ve Boncuk dayanamayarak ağlamaya başladı. Canavar ve Tekir ise soğukkanlılıklarını koruyorlardı. Gollo:
– Hadi arkadaşlar kaldırın da gömelim, dedi. Canavar:
– Sen Hururu Baba’yı sevmezsin ki niye yardım etmeye çalışıyorsun?
– Dostum şu durumda konuşulacak bir şey değil!
– Senin yardımına ihtiyacımız yok, dedi Canavar. Tekir yine her zaman ki gibi Canavar’ı susturarak:
– Bay Gollo arkadaşım adına sizden özür dilerim. Bize yardım etmek istemenize çok sevindim. Canavar:
– Hah beyimiz sevinmiş! Ne yardımı be! Onun yardımına ihtiyacımız yok. Hem Hururu Baba’yı da sevmiyordu ki!
Tekir:
– Olabilir ama şu an farklı. Bunları konuşmanın yeri ve zamanı değil. Bay Gollo Hururu Baba’yı hepimizden önce tanıyordu. Burada hepimiz bir aile gibiyiz aslında. Bay Gollo da yardım etmeye çalışıyor.
Canavar durur mu hiç? Yine başladı:
– Onun yardımını is-te-mi-yo-rum!
Tekir bu defa çok sinirlendi. Hem Hururu Baba’nın üzüntüsü bir de üstüne bu huysuz kedinin itirazları kendini iyice çileden çıkarmıştı. Sinirli bir şekilde:
– Şu lanet çeneni kapatamazsın değil mi sen? Susmak nedir bilmezsin değil mi? Sana hiçbir şekilde yaranmanın yolu yok. Bıktım senin hırçınlığından ve itirazlarından, diye iyi bir fırça çekti Canavar’a ve devam etti:
– Seni buradan yaka paça göndermediğime dua et! Hururu Baba öldü, o yüzden burada kalmak zorundasın. Bay Gollo bize yardım edecek işte o kadar! Tekir gerçekten çok iyi, çok doğru konuşmuştu. Saygılı ve terbiyeli bir kediydi. Canavar’ın tam tersiydi. Canavar’da sanki evde sahibinin sütünü dökmüştü. Sus pus oldu.
Tekir:
– Özür dilerim Bay Gollo çok konuşarak sizi rahatsız ettim. Bu densiz arkadaşım adına sizden özür dilerim. Bize yardım ederseniz gerçekten çok sevinirim. Ne de olsa Hururu Baba’yı uzun zamandır tanıyorsunuz. Eski dostunuzdu.
Gollo:
– Özür dilemene gerek yok evlat! Biliyorum çok üzgünsünüz. Sinirleriniz bozuk. Bende üzgünüm neyse hemen işe başlayalım, dedi. Sonra da Tekir’in kulağına alçak sesle:
– Yahu keşke Hururu size saçma şeyler anlatacağına ahlak kuralları anlatsaydı. Bu kedi çok terbiyesiz. Artık iş sende. Bu arkadaşına sen terbiye öğretmelisin. Başkalarıyla nasıl konuşulur öğret. Sen ondan daha terbiyeli, saygılı ve olgunsun, dedi. Tekir de onu onayladı. Gollo ve Tekir birlikte mezarı kazdılar. Diğerleri de Hururu Baba’yı kaldırıp mezara koydular. Hep birlikte üstüne toprak atarak gömdüler. Kendi dillerinde dualar okuyup dağıldılar. Kediler eve girdi. Gollo da kapının yanındaki traktörün arkasına geçip yattı.
Ertesi sabah kediler ve Gollo uyandı. Gollo kedilere Mestan’ın kendisine söz ettiği kulaksız, kuyruksuz, ayaksız, kediyi haber verecekti. Çünkü aklına takılmıştı dün gece. Kediler Gollo’nun yanına geldiler. Tekir:
– Selam Bay Gollo günaydın.
– Size de günaydın gençler! Size önemli bir şey söylemek istiyorum, dedi. Tekir:
– Buyurun Bay Gollo nedir? Gollo:
– Dün gece şu çatısını gördüğünüz karşıdaki ev var ya, işte oradaydım. Orada bir yavru kediyle tanıştım. Bana garip bir kediden söz etti. Önce inanmayıp kahkahalarla güldüm. Ona hayal gördüğünü ya da kendisinin deli olabileceğini söyledim. Sonra kahkahalarımdan etkilendi sanırım. Öyle ki bana sonra hayal gördüğünü söyledi. Oradan bu eve doğru gelirken aklıma takıldı. Çünkü aynı şeyi günler önce siz bana söylemiştiniz. Bana söz ettiği kedinin ne eli, ne ayağı, ne kuyruğu ve ne de kulakları varmış. Anlayacağınız elleri, ayakları ve kuyruğu olmayan bir kedi!
– Ne! Kuyruksuz, elsiz ve ayaksız kedi mi? diye heyecanlandı Tekir.
– Evet. Siz bana söylemiştiniz günler önce. Bende sizinle dalga geçmiştim tabi! Dün gece de o yavru kedi söyledi işte.
Tekir:
– Evet, evet bize de Hururu Baba söylemişti dedi ve hayranlıkla devam etti “Vayy be! Demek Hururu Baba haklıymış, dedi.
Boncuk:
– Bunu anlayamayız Tekir. Daha Hururu Baba’nın söylediği dijital kediyi görmedik ki! Hem nereden biliyoruz o kedinin doğru söylediğini? Tekir:
– Bari sen yapma Boncuk! Dijital kedi eğer varsa, bizim gidip onu görmemiz gerek. Ayağımızın dibine gelmesini bekleyemeyiz! Üstelik o küçücük yavru kedi böyle bir yalan nasıl uydurabilir ki?
Gollo söze karıştı:
– Böyle saçma bir şeyi söylediğime hala inanamıyorum. Ne yapayım, sizin söylediğinizi o yavru kedi de söyledi. Bende sizin Hururu Baba’nızın doğru söylüyor olabileceğini düşündüm. O yüzden size haber verdim. Ha bu arada o kedinin olduğu eve akşamüstü gidin. Akşam sahipleriyle birlikte dışarı çıkıyor. Zaten sizi görünce uzun zamandır kedi görmediği için hemen yanınıza gelecektir. Neyse ben gidip bir gölge bulup iyi bir uyku çekeyim. Sonra görüşürüz.
Kediler de Gollo’ya iyi uykular dileyip kapıdan içeri girdiler. Dışarıdaki ocağın yanına geçtiler. Hepsi çok sabırsızdı. Tek sözcük konuşulmuyordu. Evdeki yaşlı sahiplerinin getirdiği yemeği bile yiyemediler. Sessizliği Tekir bozdu:
– Arkadaşlar, diye söze başladı. “O yavru kedinin söyledikleri doğruysa ki; bana göre doğru. Çünkü küçücük bir kedi böyle bir yalan uyduramaz ve hatta böyle bir düş bile kuramaz. O kediyi görürsek Hururu Baba’nın söyledikleri doğru çıkacak. O zaman anlayacağız ki Hururu Baba gerçekten bilge bir kediymiş. Tabii bu sonuca varabilmemiz için o eve gitmemiz lazım. Umarım dijital kediyi görürüz. Böyle beklemekle olmaz. Önce yemeğimizi yiyip uyuyalım. Hem zaman geçiriş oluruz. Tekir’in bu düşüncesi kedilerin hoşuna gitti ve yemeklerini yiyip uyudular. Bu anlarda Gollo da aşağıda elma ağacının altında yatıyordu. Gözüne uyku girmemişti. Kendi kendine söyleniyor “İnşallah öyle garip bir kedi yoktur! O da ne öyle? Öyle kedi mi olurmuş? Hiçbir hayvan böyle garip olamaz. Elleri, ayakları, kuyruğu olmayan bir kedi! Ama ya öyle bir kedi varsa gerçekten? İnanması güç ama gerçekse o bunak Hururu’ya deli dediğim için pişman olacağım. Off neyse, şimdi bunları düşünmeyeyim, uyumam gerek, diyerek uyudu.
İkindiye doğru kediler uyandı. Akşamı bekleyemeden Mestan’ın kaldığı eve gittiler. Eve geldiklerinde evin kapısı açıktı. Yaz günü kapalı olacak değildi tabi. Hemen içeriye girdiler. Kanepede oturan Adil hiç korkmadan içeri giren bu kedileri görünce şaşırdı. Tabi çok da sevinmişti. Çünkü kedileri çok seviyordu. Kedilerin gelmesine Adil’den çok Mestan sevinmişti. Sevinci anlatılamazdı. Bu dört kedi ve Mestan birbirlerini koklayarak tanışmaya çalışıyorlardı. Tekir:
– Adın ne ufaklık?
– Mestan, senin adın ne?
– Benim adım da Tekir. Tamam, Mestan hadi bize gördüğün şu garip kediyi göster bakalım.
– Söylediğinizden hiçbir şey anlamıyorum. Tekir biraz üsteledi ve yumuşak bir tavırla:
– Bak Mestan sen Bay Gollo’ya garip bir kediden söz etmişsin. Sonra o sana kahkahalarla gülüp sana deli deyince utanmışsın. Gördüğün kedinin bir düş olduğunu söylemişsin. Ama ben gördüğünün bir düş olduğuna inanmıyorum. Çünkü bizim Hururu Baba’mız bize böyle bir kediden söz etmişti. Onun sözünü ettiği kedi senin Bay Gollo’ya anlattığın kedinin özelliklerine çok benziyor. Hadi göster bize o kediyi!
Mestan daha fazla saklayamadı. Dijital kediyi yani telefonu göstermek zorunda kaldı. Telefon kanepenin üstündeydi. Mestan kanepenin üstündeki telefonu göstererek:
– İşte şu, dedi. Kediler hemen bu garip ve siyah kedinin başına üşüştüler. Adil bu manzarayı görünce çok şaşırdı. Kendi kendine “Allah Allah ilk defa böyle bir şeyle karşılaşıyorum. Yoksa telefondan kedi sesinin çıktığını bunlar da mı biliyor? Ama nereden bilebilirler ki? Sadece Mestan duydu. Yoksa aralarında konuştular mı? Yok artık benim de düş gücüm çok geniş! Ama yaptıkları şey gerçekten de çok garip! Bir anda telefonun başında toplanmaları oldukça garip! Evet, evet! Niye durduk yere telefonun başında toplansınlar ki? Adil’ e göre bu kediler birbirleriyle iletişim kurmuşlardı ve bu doğruydu. Bu iletişimi de yaşlı bir köpek sayesinde kurmuşlardı. Adil akıllı telefonunu eline aldı. Kediler gözlerini telefondan ayırmıyorlardı. Adil hemen kedi sesini açtı ve telefonu kedilerin yanına koydu. Mestan hariç hepsi şaşırmıştı. Çünkü Mestan günlerdir bu garip kedinin yanındaydı zaten. Tekir, Canavar, Boncuk ve Zeytin kulaklarını dikmiş, gözlerini kocaman açmışlardı. Bu garip kediye bakıyor ve kokluyorlardı. Telefondan her “miyav” sesi çıkınca kediler de bu sese yanıt veriyorlardı. Ama çok tuhaftı! Kediye benzer hiçbir yanı yoktu. Tekir şaşkın bir halde:
– Hururu Baba’nın söylediği gibi ne eli var, ne ayağı! Ne kuyruğu var ne de kulağı! Sadece aynı şeyleri söylüyor ve tek bir gözü var. Evet, evet Hururu Babamızın bize söylediği dijital kedi bu işte! Hururu Baba gerçek bir bilgedir, dedi. Dijital kediyi ilk defa kendilerinin gördüğünü söyleyerek şanslı sayıyorlardı kendilerini. Adil hem şaşkın hem keyifliydi. Bu kanepenin üstündeki beş kedi ise bu dikdörtgen şeklindeki siyah kedinin etrafında dönüp duruyorlardı.
Yıllar geçti. Adil için çok iyi ve şaşırtıcı olan bu günün ardından tam on iki yıl geçmişti. Adil yirmi beş yaşına gelmiş, üniversiteyi bitirmiş ve bir de iş sahibi olmuştu. Kış mevsimiydi. İlk iznini bu günlerde kullanmıştı. Haklıydı da kışın buralar çok güzeldi. Yalnız bu defa ne abisi ne de babası yanındaydı, tek başınaydı. Yavaş yavaş evine doğru yaklaşıyordu. Şu an bu köydeki tek insandı. O, her yerde robotlar ve havada giden trenlerin yanından böyle bir yere gelmişti. Biraz garipsedi. Adil evinin önüne geldi. Kapıyı açtı. Biraz hüzünlüydü. On iki yıldan beri hiç buraya gelmemişti. Kendi kendine “Vay be! On iki yıl sonra ha! dedi. Ev küçüktü kapıyı açar açmaz salonla karşılaştı zaten. Salonun, daha doğrusu odanın her yerini süzdü. Birden kanepeye bakarak donakaldı. On iki yıl önce bu kanepenin üstünde beş tane kedinin, telefonunu etrafında şaşkın şaşkın döndüğünü anımsadı.
Ah! Keşke o kedilerin ve o yaşlı köpeğin aralarında ne konuştuklarını bir bilseydi!…

Enes Çevik

Yazı Puanı
Bu yazıyı oylayın
Oyların. [Toplamı: 18 Ortalaması: 3.2]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir