Skip to main content

Gerçek Bir Kahramanlık Hikayesi Fedai Osmancık Taburu VI. Bölüm

Gerçek Bir Kahramanlık Hikayesi Fedai Osmancık Taburu VI. Bölüm

Köşkten Nasıl Kaçtım

İşte benim büyümem, böyle her an korku aşılayan bir terbiye ile oldu. Hususi hocalar da tutulduğu için mekteplerde kolaylıkla muvaffak oldum. Sultaniyeyi (şimdiki lise) on yedi yaşında bitirdim. Annem beni doktor yapmak istiyordu.

Bu benim de işime geliyordu. Çünkü pek içli yetiştirildiğim için doktor olarak, insanlara hizmet etmek istiyordum. Fakat gönderildiğim İsviçrenin Zürih üniversitesinde doktorluk tahsiline başladığım zaman bunun benim için pek kolay olmayacağını anladım. Çünkü bize ölü cesetleri karşısında ders veriliyor, keskin bıçaklarla ölülerin karnı deşiliyor, ders gösteriliyordu. . 

Ben ölü lâfından bile korktuğum için doktorluktan ümidimi kesmiştim. Fakat bunu anneme yazamıyordum. Çünkü erkeklik gururum mâni oluyordu. Gayret edip doktorluk tahsiline iki sene devam ettim. Bana bu gayreti aşılayan sebeplerin birincisi, erkeklik gururum olmakla beraber bir başka sebep daha vardı.

Çocuk iken 0 kadar sıkı muhafaza edilmeme rağmen, bir gün köşkün bahçesinin arka kapısından kaçmaya muvaffak olmuştum. Hemen sokakta oynayan çocukların yanına gittim. Onlarla oynamaya başladım. Fakat hiç oyun bilmediğim için çocuklar benim bu acemiliğim karşısında kahkahalarla gülüyorlardı. Onlarla biraz oynadıktan sonra içlerinden en irisi:

– Haydi. şimdi havuza gidelim, dedi.

Ben de takıldım. Havuz denilen yere geldik. Bir tarla kenarında büyük bir su birinkintisi idi. Çocuklar soyunarak havuza girdiler. Bana :

– Sen de gir, demişlerdi. Evvelâ tereddüt ettim. Korkuyordum. Çünkü ben sadece evimizin hamamında yıkanmaya alışmıştım. Fakat havuzdaki çocukların neşeli halleri ve sularla oynaması korkumu yavaş yavaş sildi. Her halde bunda biraz da erkeklik gururum âmil oldu. Çünkü çocuklardan biri, beni kasdederek :

– O mahallebici çocuğunu zorlamayın. diyordu. Çünkü O korkar. Kız çocukları gibi büyütülmüştür.

İşte bu sözler üzerine derhal soyundum. Ben de havuza girdim. Sular dizime gelinceye kadar yürüdüm. Birden acı ile bağırdım. Çünkü ayağımı havuzun içindeki paslı bir teneke kesmişti:

– Aman yılan var, ayağımı ısırdı, diye bağırdım.

Haykırışım birkaç çocuğu korkutmuş olacak ki acele ile havuzdan kaçıştılar. Fakat cesur bir çocuk kaçmadı. Benim bağırdığım yere gelerek eğildi ve eli ile suyun dibini karıştırdı: Sonra eli ile koca bir teneke çıkararak bana doğru gösterip :

– Yılan dediğin bu mu? diye kahkahalar attı.

Ben kaçarken yüzükoyun düşmüş, havuzun pis sularından bir hayli yutmuştum. Sersem gibi olmuştum. Çocuklar tekrar havuza girdiler. Fakat yılan lâfı onları da korkutmuş olacak ki eski neşeleri yoktu. Biraz sonra onlar da giyindiler. Ben zaten daha evvel giyinmiştim. Fakat oradan ayrılamamıştım. Onların hakaretine rağmen oradan ayrılamayışımın sebebi, geldiğim yolu bilmememdi. Ancak onlarla birlikte dönebilirdim.

Ayağımdan akan kanlar durmuştu. Fakat şimdi de ayağım acıyordu. Yere zorlukla basıyordum, topallıya topallıya çocukların arkasından gidiyor, onlara zor yetişiyordum. Benim bu halim onlara yeni bir alay mevzusu oluyordu. İçlerinden birkaçı, çıplak ayaklarını göstererek:

– İşte bizim de ayaklarımız kesildi, fakat hiç birimiz senin gibi yürümüyoruz. Ne kadar da canın kıymetli, diyorlardı.

Hakikaten onların da ayakları, tabanları kesilmişti. Hem de yalın ayak idiler. Fakat hiç bir şey olmamış gibi yürüyorlardı.

Reşat İleri – Kahramanlar Dergisi – 1954

Yazı Puanı
Bu yazıyı oylayın
Oyların. [Toplamı: 1 Ortalaması: 2]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir