Skip to main content

Gerçek Bir Kahramanlık Hikayesi Fedai Osmancık Taburu VII. Bölüm

Gerçek Bir Kahramanlık Hikayesi Fedai Osmancık Taburu VII. Bölüm

Günlerce Hasta Yattım

Bu hâdise belki ufaktır. Fakat neticesi mühimdir, ibret vericidir. O gün eve dönünce, evi bir matem havası içinde buldum. Evde sadece annem vardı. O da durmadan ağlıyordu. Dadı, bahçıvan, uşak ve hizmetçi beni aramak için dışarıya çıkmışlardı. Annem beni görünce bayılacak gibi oldu:

– Demek sen sağsın ha oğlum. Biz seni kaybolmuş zannettik. Bir daha seni göremeyeceğimi düşünerek hastalandım. Nerelere gittin böyle oğlum? diye garip sualler soruyordu.

Annem topalladığımın da farkında olmuştu. Feryadı bastı :

– Yoksa ayağına bir şey mi oldu? Acele ile ayakkabılarımı çıkardı. Teneke sıyırmasını görünce daha yüksek feryatlar koparmaya başladı:

– Eyvh oğluma olanlar olmuş; Yoksa sen yalınayak mı gezdin?

– Annem, bir türlü bulamadığım yalanı bu suretle bana öğretmiş oldu:

– Evet, dedim. Tabii ona:

– Mahalle çocuklarına uyup havuza gittim, diyemezdim

Annem beni ilk defa olarak azarlıyordu:

– Demek senin mahalle çocuğu olmaya hevesin var. Ya kışır mı sana. Sen bir bey çocuğusun.

Beni aramaya çıkanlar yavaş yavaş dönmeye başladılar. Annemin emri ile dadım ayağıma bir ilâç sürdü ve temiz bezlerle sardı.

Aradan zaman geçtikçe kendimde garip haller hissediyordum. Nihayet titremeye başladım. Ateşler içinde yanıyordum. Sonra bol bol kustum. Yuttuğum havuz sularını çıkarmıştım. Biraz ferahladım. Fakat bu, uzun sürmedi. Biraz sonra tekrar hastalandım. Artık ayaklarım tutmuyordu. Helâya gitmek ihtiyacı duydum. İshal olmuştum. İçim âdeta boşaldı. Büsbütün halsiz kalmıştım. Abdesthaneden güçlükle çıkabildim, köşe minderine uzandım, sayıklıyordum. Annem ve dadım başımda pervane gibi dolaşıyorlar. durmadan ağlaşıyorlardı. Annem:

– Ölecek mi? diye inliyor. Dadım da ağlayarak ona cevap veriyordu:

– Böyle şeyler söyleme güzel hanımım. Ağzından yel alsın.

Fakat dadım da ağlıyordu. Kendimi kaybetmişim. Doktor çağırdılar. Doktoru pek sevmiştim. Çünkü doktor benden tarafa çıkmıştı:

– Siz çocuğu çok sıkmışsımz. Çocuklar; hele erkek çocukları bu kadar kapalı büyütülmez. Güneş altında kalmalı koşmalı, zıplamalı, düşmeli, yuvarlanmalı. Hiç bir şey olmaz. Sizin çocuk ise pek zayıf kalmış. Küçük bir ishale dayanamıyor, dedi.

Yuttuğum sulardan ishal olmuştum. Günlerce yatakta kaldım. Pencereden mahalle çocuklarını görüyordum. Onlar gene cıvıl cıvıl oynuyorlardı. Halbuki onlar da su yutmuş onların da ayakları kesilmişti. Demek ki onlara bir şey olmamıştı. Nane mollalığıma bir daha lânet ettim ve doktorun tavsiyelerini acı acı hatırladım. Demek ki ben de onlar gibi büyüse idim hasta olmayacaktım.

Çok şükür bir hafta sonra, doktorun verdiği ilaçlarla tamamen iyileştim. Fakat gene aynı muhafaza altında idim Bu sefer sokağa değil ya:

– Hastalıktan yeni kalktı üşür, diye bahçeye bile çıkarılmıyordum.

Demek ki annem doktorlara inanmıyordu. Doktor olup, anneme bu yolları izah edecektim. Yani biraz da bu sebepten doktor olmaya gayret ediyordum.

Zürih şehri küçük bir Avrupa şehridir. Hayat orada rahattır. Güzel bir gölün kenarında olan bu şehrin etrafında yüksek karlı dağlar vardı. Her tarafı yemyeşil ve tertemizdir. Burada iki senem pek güzel geçti. Üniversitede her milletten talebe vardı. Biz üç Türk’tük.

İlk seneyi kolaylıkla geçmiştim. Şimdi ikinci sınıftayım. Dünyanın siyasi ahvali bozuluyordu. Her tarafta :

– Harp olacak, lâfları dolaşıyordu. Nihayet harp patladı. Fransızlarla Almanlar kapıştı. Bizim de Almanlar tarafından olacağımız söyleniyordu. Bu sebepten Fransız talebeler biz Türklere düşman kesilmişti. Her gördükleri yerde bize hakaret ediyorlar, alaylı laflar söylüyorlardı. Biz ise onların bu alaylarına, Türkün meşhur vakarı ile mukabele ediyorduk. Türkler için ecnebiler bile şöyle derlerdi:

– Türkler pek yumuşak insanlardır. Belki kolay kızmazlar. Fakat bir kere de kızdılar mı çok korkunç olurlar.

Fransızlar ise bizim yavaş yavaş kızdığımızın farkında değillerdi. Biz artık mektebi bırakmıştık. Hemen hergün Zürihteki küçük Türk konsoloshanesine giderek memleketten bizim için bir emir olup olmadığını soruyorduk. Nihayet böyle bir haber gelmiş. Hükümetimiz:

– Hariçteki talebeler tahsillerine devam etsinler, diye müsaade etmiş. Zaten henüz bir harbe girmemiştik. Fakat bir kaç gün sonra bir de Almanlar tarafından harabe girdik. İsviçre’nin hudut komşusu olan Avusturya da bizim taraftan harbe girdiği için memleketimizle irtibatımız kesilmemişti. Buna seviniyorduk.

Reşat İleri – Kahramanlar Dergisi – 1954

Yazı Puanı
Bu yazıyı oylayın
Oyların. [Toplamı: 2 Ortalaması: 1]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir