Skip to main content

Yanık Kalesi 11. Bölüm

Yanık Kalesi 11. Bölüm

-Ağa Ali’yi Gizlice Gönderdi.-

Ali, böyle yumuşak konuşulunca ısrar etmekten vazgeçti:

– Eyvallah öyleyse; diyerek geriye döndü.

Ağasına gidecek ondan müsaade isteyecekti. Yeniçeri ağası bulunmadığı zaman kaleye akıncı ağası kumanda ederdi. Eğer o isterse, kalenin bir kapısını açtırır, kendisini dışarı bırakabilirdi. Fakat ya ağası uyumuşsa? Elbet uykudan uyandırmak olmazdı. Ağası, uykudan uyandırıldığı için kızacaktı. Lâkin, sevdiği kız için uyandırıldığını anlarsa hiddeti geçebilirdi. Ağanın yattığı yere gitti. Kapısında muhafızı falan yoktu. Bu cesur adam böyle şeylere lüzum görmezdi. Kapıyı vurdu. Ağa henüz uyumamış olacak ki hemen cevap verdi:

– Kim o?

– Benim ağa… Ali…

İçerideki ses, hem heyecan, hem sevgi taşıyan bir sesle konuştu:

– Sen misin Ali ?.. Fakat hayrola, gece yarısı bir şey mi var?

– Evet ağa. Seninle gizlice konuşmak isterdim de.. ..

Arkasından tahta sürgülü kapı ağır ağır açıldı. Ağa:

– Buyur, dedi ve öne düştü.

Kendisi yatağına oturdu, Ali de yere serilmiş bir pöstekiye oturdu. Ali lafa nereden başlayacağım kararlaştıramadığı için bir türlü ağzını açıp da bir şey söyleyemiyordu. Ağa da bunun farkında olduğu için:

– Haydi Ali, söylesene?. .. dedi; galiba çok gizli bir şey söyleyeceksin ki bir türlü ağzını açamıyorsun…

Ali yutkundu:

– Ben düğüne gitmek isterim, dedi.  Ağa, acıyarak Aliye baktı:

– Vah vah, dedi, demek çalgı sesleri seni, de mest etti ha? Ben akıncılarıma güvenirdim. Hele sana fazla güvenirdim. Halbuki şimdi görüyorum ki sen de yeniçerilere benzemişsin… Allah sonumuzu hayretsin.

Ali kızmıştı. O kendi keyfi için düğüne gitmek istemiyordu. Kızgınlığından iradesini kaybetti. Baklayı ağzından çıkarıverdi:

– Ben kendim için gitmek istemedim. ki, senin için gidecektim.

Ağa şaşırdı kekeledi:

– Benim için mi?…Fakat neye?.. Neden benim için? Bizim düğün için hiçbir arzumuz yok ki!..

Ali, ağzından kaçırdığım pişman olmuştu. Demek ağası sevgisini inkâr ediyordu. Belki de böyle bir sevgisi yoktu da bu bir şüphe idi. Şimdi nasıl vaziyeti idare edecekti? Selameti susmakta buldu. Tabiî, ağa merak ettiği için onu bırakmadı, sordu:

– Söyle bakayım, benim için neden gitmek istersin?

Ali birden sıçradı, ağanın ellerine yapışarak öpmeye başladı. Hem öpüyor, hem ağlıyor, hem de:

– Beni affet ağa, aleyhinde fena şeyler düşündüm, diye yalvarıyordu.

Ağa büsbütün şaşırdı:

– Neden be oğul, düğünle benim ne alâkam olabilir? diye sordu.

Ali gene sustu. Ağa, sebebini muhakkak öğrenmek istiyordu:

– Söyle, dedi, yanlış da olsa söyle. İçinde şüphe kalmasın.

– O halde söyleyeyim ağa. Ben seni, bu gece gelin olan Macarlı kızı seviyorsun sanmıştım da, onu kaçırıp sana getirmek istemiştim. ‘

Ağa, şaşkınlığı üzerinden attı, şen ve gevrek bir kahkaha fırlattı:

– Ne garip adamsın be Ali?.. Bunları da nereden çıkardın? Hiç ben bu yaştan sonra gönlümü kaptırır mıyım?.. Hem bir yeniçerinin göz koyduğu bir kıza ben neden meyledeyim?

Ali, ağlayarak, neden dolayı böyle bir şüpheye düşmüş olduğunu anlattı. Ağa ona hak verdi:

– Kabahat bende, dedi. Sana her şeyi açıkça söylemeliydim. Böyle kapalı olunca sende haklı olarak şüphelendin. Demek sen benim için kendini ölüme atacaktın.

Ali kendisinin affedilmesinden memnun bir eda ile:

– Bundan her zaman emin olabilirsin ağa, dedi.

Akıncı ağası başını kaşıdı:

– Madem ki  öyle, dedi, sana gizli bir vazife verebilirim.

Ali, tekrar ağanın ellerine sarılıp öptü.

– Hemen bu vazifeyi bekliyorum, dedi.

– Atın demek dışarıda?

– Evet ağa.

– Ben üçüncü kapıyı açtıracağım. Buradaki yeniçeri nöbetçileri benim adamımdır. Sen bu kapıdan çıkıp doğru Budine gidecek ve Beylerbeyi Mahmut Paşa’yı görerek sana vereceğim nameyi(mektubu) ona vereceksin….

– Baş üstün ağa.

Ali, ayağa kalktı. Sert bir asker selâmı verdi:

Biraz sonra name (mektup) yazılmış; Ali, gizlice açılan üçüncü kapıdan doğuya, Budine (bugünkü Macaristanın merkezi Budapeşte) doğru at koparmıştı.

Ali, ,ki gün sonra Budine vardı ve mektubu Mahmut Paşa’ya verdi. Ali, mektupta ne yazılı olduğunu bilmiyordu. Beylerbeyi, mektubu okuduktan sonra bir müddet düşünceye daldı. Kaşları çatıldı. Sonra Aliye dönerek:

– Haydi sen var git oğlum, dedi, ağana selâm söyle, ben icabına bakacağım.

Ali iki günde aldığı yolu, dönüşte ancak dört günde alabilmişti. Çünkü atı yorulmuştu. Bir hafta sonra. Budin Beylerbeyinden, kale yeniçeri ağasına bir atlı ile mektup geldi. Bu mektupta, kalenin muhafazasına dikkat edilmesi, yeniçerilerin, diğer köylerde gece yatmamaları emrediliyordu. Fakat arkasını, yeniçeri ordusunun ağasına, yani başkumandanlığına dayamış olan kalenin yeniçeri ağası, bu emre hiç ehemmiyet vermedi. Gene şarabına devam etti! Yeniçeriler gene civar köylerdeki evlerinde kalıyorlar, hattâ bir gece yerine birkaç; gece kalıyorlar, bir kısmı ise kaleye ancak haftada bir uğruyordu. Avusturyalılar da buna göz yumuyorlar, kaleden mümkün olduğu kadar yeniçeriyi köylere çekmek, onları dağıtmak için güler yüz gösteriyorlar, yeniçerileri her gördükleri yerde hürmetle selamlıyorlardı.

Kumran Kalesinin kurnaz kumandanı Palgi,bu hususta şöyle emir vermişti:

– Yeniçerilere her görüldüğü yerde hürmet ve itibar edilecek. Kendilerine selam verilecek. En ufak arzuları yerine getirilecek. Yapacakları ufak tefek alışverişler için para alınmayacak, bunların paraları kon tarafından ödenecektir…

Reşat İleri – Kahramanlar Dergisi – 1952

 

Yazı Puanı
Bu yazıyı oylayın
Oyların. [Toplamı: 0 Ortalaması: 0]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir