Skip to main content

Yaşanmış Gerçek Bir Korku Hikayesi Daha; “Ormanın Sırrı” (PART II)

Yaşanmış Gerçek Bir Korku Hikayesi Daha; “Ormanın Sırrı” (PART II)

Tekrar merhaba arkadaşlar. Hikayenin bu ikinci bölümünü okumadan, olayları daha iyi anlayabilmeniz adına muhakkak birinci bölümü de okumanızı tavsiye ediyorum. 1. Bölüm okumak için tıklayınız.

Eşim uyandı ve “hayırdır nereden böyle bu saatte,” dedi. Ne diyeceğimi bilemedim ve “namaz, namaz kılmaya camiye gittim,” dedim. Eşim ise “demek namaza başladın bak bu çok iyi,” dedi. O gün eşime, namaza başladığımı söylediğim için yalancı çıkmamak adına öğle vaktinde tekrar hazırlandım ve camiye gideceğimi söyledim. Eşim bu durumdan memnun olmuştu, çünkü o zaten benden uzun zaman önce namaza başlamış ve bana da sürekli bunu telkin ediyordu. Ancak yine de bana; “yüzün çok iyi görünmüyor. Sanırım hasta olmuşsun, istersen bu hafta sonu dışarı çıkma evinde kıl namazını,” dedi. Ama ben gece bir cinayet ve ardından da doğaüstü bir yaratığa şahit olduğum için böyleydim. Dışarı çıkıp, belki mahalle halkından bir şeyler öğrenirim diye düşündüğüm için, “yok iyiyim ben,” diyerek dışarı çıktım. Camiye gittiğimde umduğumdan daha kalabalık bir cemaatle karşılaştım. Meğer, hafta sonu öğle namazından sonra sohbet veriliyormuş. Ben de bu sohbete katıldım. Sohbetin konusu ise dinde büyünün hakikat olduğu, büyülerin bir çoğunun cinlerle yapıldığı ancak büyü yapanın da yaptıranın da cehennemlik olduğu idi. Benimde gece şahit olduğum yaratığın, bir cin olduğu aklıma yatmıştı. Öyle ya bu kadar büyük bir pençe dünyada yaşayan bir yaratığın olamazdı, bir uzaylı olması da bana çok ters ve imkânsız geliyordu. Bir ara hocaya anlatmak istedim, ama çocuklarımla yaşadıklarımı anlattığımda insanların bana inanmadığı aklıma geldi ve vazgeçtim. Artık bir karar vermiştim, elimde kesin bir delil olmadığı sürece, hiç kimseye hiçbir şeyden bahsetmeyecektim. Bunun içinde bu olayların üzerine gitmeye kararlıydım. Cami çıkışında mahalle halkının toplandığı yerlere gitmeye başladım ve dünkü olaylardan hiç bahseden var mı diye araştırdım. Ama daha önce de bahsettiğim gibi bu tarz silah seslerine ve kavga gürültüye herkes alışık olduğundan olsa gerek, en ufak bir şekilde bile, bu konuda konuşan duymadım.

Eve dönerken mahalle pazarının içinden geçtiğim sırada, bir satıcının tezgâhında gece dürbünü ve fener gördüm.  Bu ürünlerin çalıntı bir mal olduğu, bu pazar yerinde satılmasından belliydi ama işime yarayacağımı düşündüğüm için hiç âdetim olmasa da, mecburiyet karşısında çok ucuz fiyata bunları da buradan almış oldum.

Eve döndüğümde, eşime hastalığımı bahane ederek çok uykum olduğunu söyleyip hemen yattım. Maksadım gece yine ormana gitmekti. Akşam olunca çocuklarımla biraz vakit geçirdim. Onlara olan sevgim, bana dünyadaki her şeyi unutturuyordu. Bu da kendimi toparlamama sebep olmuştu. Gece yarısı yine herkes uyuyunca dürbünü ve feneri yanıma alıp yine aynı yere gittim. Yol boyunca köpekler etrafımı sarmıştı, ama ben hayvanları çok severdim ve onlara nasıl davranacağımı bildiğim için bana bir şey yapmıyorlardı. Fakat ormana doğru yaklaştıkça, nedense köpekler azalmış ve sadece bir tanesi yanımda kalmıştı. O da orman sınırına yaklaşınca hırlamaya ve havlamaya başladı ve aniden geri dönüp kaçarcasına oradan uzaklaştı. O metruk eve geldim ve oraya girerek ormanı gözetlemeye başladım. Gece dürbünü bir işe yaramıyordu ta ki aşağı yukarı aynı saatlere gelinceye kadar. Birden ormanın derinliklerinde şekiller belirmeye başladı. Havada uçan garip yaratıklar, yerlerde iki ayaküstünde zıplayarak dolaşan ufacık yaratıklar görmeye başladım. Bir ara hepsi aynı yere toplanmaya başladılar. Büyük bir halka oluşturdular ve sanki etrafı kontrol etmek için de, kimi ağaçların dallarına kimi de etrafa gözetleyici muhafızlar gibi yerleştiler. Heyecandan kalbim küt küt atıyordu. Gördüklerim inanılmaz şeylerdi. Sonra yine bir rüzgâr ve uğultu yükseldi. Halkanın tam ortasında diğerlerinin hepsinden daha da farklı bir yaratık belirdi. Uğultunun bunlardan geldiğini anlamıştım. Bunlar sanki bir cin kabilesiydi ve ortadaki de o kabilenin reisiydi. Ses kesilmiş ve rüzgâr dinmişti. Ortadaki kendi etrafında dönerek diğer cinlere bir şeyler anlatıyordu. Sonra yerden 2-3 metre kadar yükseldi ve aynı o gün gördüğüm gibi etrafa bir ışık yaymaya başladı. O döndükçe ışıklar renk değiştiriyor ve değişik şekiller oluşuyordu. Bu olay yine sabah ezanına kadar devam etti. Bende olayların bittiğini düşünerek, gözetlemeyi bırakıp arkamı döndüm. Tekrar şoka uğramıştım çünkü evin iç duvarlarında ışıl ışıl yanan ve hareket eden bazı yazılar görüyordum. Arapça’m olmadığı için yazıları okuyamıyordum ama yazılar evin bütün duvarlarını geziyordu. Adeta bir dalga gibi kıvrıla kıvrıla ilerlerken yavaş yavaş yok oldular. Bir müddet olduğum yerde kaldıktan sonra hızla eve gittim.

Eve vardığımda eşim beni kapıda karşılamıştı. “Neredeydin?” diye kızgın bir şekilde sordu. Camiye gittiğimi söyleyince bağırarak, “camiye elinde dürbün ve fenerle mi gittin, üstelik saat gece 1 den beri, hangi camiymiş bu?” diye bağırıyordu. Demek ki uyuduğunu sandığımda aslında uyumamış ve benim evden çıktığımı görmüştü. “Tamam dur anlatacağım bağırma çocuklar uyanacak,” dedim.

Zenhar

Ormanın Sırrı I. Bölümü Okumak İçin Tıklayınız

Ormanın Sırrı II. Bölümü Okumak İçin Tıklayınız

Ormanın Sırrı III. Bölümü Okumak İçin Tıklayınız

Ormanın Sırrı IV. Bölümü Okumak İçin Tıklayınız

Ormanın Sırrı V. Bölümü Okumak İçin Tıklayınız

Yazı Puanı
Bu yazıyı oylayın
Oyların. [Toplamı: 1 Ortalaması: 5]

5 thoughts to “Yaşanmış Gerçek Bir Korku Hikayesi Daha; “Ormanın Sırrı” (PART II)”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir