Skip to main content

Yaşanmış Gerçek Bir Korku Hikayesi Daha; “Ormanın Sırrı” (PART IV)

Yaşanmış Gerçek Bir Korku Hikayesi Daha; “Ormanın Sırrı” (PART IV)

Tekrar merhaba arkadaşlar. Hikâyenin tamamını sırasıyla okursanız bütün bir hikâye olduğunu ve olaylar silsilesini daha iyi yorumlayabileceğinizi tekrar hatırlatmak  istiyorum. İlginize teşekkür ederim.

I. Bölüm okumak için tıklayınız.

II. Bölüm okumak için tıklayınız.

III. Bölüm okumak için tıklayınız.

“Bu nedir, neler oluyor?” diye odanın diğer tarafına kaçtım. Masada ayağa kalkan hoca, “sakin ol,” dedi ve yanıma geldi. “Sen bu ilmi nereden aldın?” diye kolumdan tutarak bana sordu. Ben ise ona cevap veremiyordum. Ayakları olmayan kişi havada süzülerek yanımıza doğru geldiğinde, hızlıca kapıya doğru koşup dışarı çıktım. Bahçe kapısı kapalıydı ve üzerinden atlanamayacak kadar yüksek olduğu için en köşeye kadar korkuyla kaçarak beklemeye başladım. İçeriden çıkan hoca, “korkmana gerek yok,” diye söyleye söyleye yanıma yaklaştı. Sonra, “hadi sakinleş artık,” diyerek tekrar koluma girdi ve bahçede bekleme sandalyelerine beni oturttu. Ben oraya kabul edilen son kişi olduğum için başka da etrafta kimsecikler yoktu. Sonra bana, “anlat bakalım sen neler, gördün neler yaşadın böyle?” diye sordu. Daha sakinlemiştim. Ama içeride böyle bir şeyin bizi izlediğini düşündüğüm için, “dışarı çıkmak istiyorum,” dedim. “O içerdekinden korkuyorum,” dedim. “Sen onun bir Cin olduğunu anlamadın mı?” diye sordu. Ardından, “korkma O da bir Cin ama benim yardımcım sayılır. Sana yardım etmem gerektiğini de bana o söyledi. Bu bir nevi karşılıklı anlaşma,” dedi, ardından dışarı çıktık. Başımdan geçenleri uzun uzadıya bir de ona anlattım. “Bu gece de gidecek misin oraya?” dedi. Ben, “bilmiyorum, sence gitmeli miyim?” diye ona sordum. “Hayır, önce bazı şeyler yapalım sana yardımcı olacağım,” dedi. Ben de ona bizim eve gitmemizi teklif ettim. Zira oranın bana huzursuzluk verdiğini söyledim. Tamam diyerek bazı kitaplar alması gerektiğini söyledi ve geri gitti. 15-20 dakika sonra yanıma gelerek yola koyulduk. Yol boyunca çoğunlukla hoca konuştu. Bunun nasıl bir ilim olduğundan bahsetti. Kendisine gelen hastaların ise çoğunluğunun maalesef psikolojik sorunları olduğundan ve onlara aslında bir şey yapmadığından onlara verilen muskaların sadece kendilerini güvende hissetmesi için verildiğinden bahsetti durdu. Ben de bu işin aslında bir sahtekârlık olduğunu söylediğimde, “hayır” diye karşı çıktı, “bak ben onlara aslında üzerinde büyü veya musallatlık bir durum yok desem içleri rahat etmeyecek ve arayışlarına devam edecekler. Oysa ben onların sıkıntılarını giderdim diyerek ve onların bu işi ciddiye almalarını sağlamak amacıyla paralarını aldığımda kendilerinin tam bir inançla psikolojilerinin rahatladığını ve birçoğunun tamamen rahatlayıp kurtulmalarına vesile oluyorum,” dedi. “Yani anlayacağın bir nevi psikoterapist görevi görüyorum,” dedi. Ama gerçekten sıkıntı çekenler geldiğinde onlardan zaten para almadığını, onların problemlerinin çözümünü sağladığında da inançlarının da, daha da sağlamlaştığından ve bunun ona bağlı olan hizmetlisi ile aralarında bir anlaşma olduğundan bahsetti. Hizmetlisi dediği Cin ona yardım etmeyi kabul etmek için hocadan bazı istek ve şartları olmuş. Bu şartlardan birisiymiş söylediğine göre. Fakat benim durumum çok farklıydı. Hocada ilk defa senin gibi birisi ile karşılaştım dedi bana. Hizmetlisi olan Cin bana yardım etmemi ona şart koşmuş. Yoksa onun hizmetinden çıkacakmış. Bu ise onun için çok büyük bir tehlike arz etmekteymiş. Bu Hoca aslında detaylı bir şekilde yaşadıklarımı anlattığım ve bana inanan tek kişiydi. Eve geldiğimizde çantasından bazı Havas kitapları çıkardı. O Gece bu ilmi o kısacık zamanda anlayabileceğim kadar anlattı durdu. İlk yaptığımız ise yine bir havas kitabında yazılmış olan bu tür şeylerden doğan korkularımın kaybolması için, bir nevi büyü veya dua ritüeli oldu. Bana Yarın tekrar geleceğini ve yanında hizmetlisinin de olacağını söyledi. Sonra da ormana gidecektik.

Ertesi gün iş yerinde çalışma arkadaşım, “gittin mi hocaya,” diye sordu. O’na bir an şu boynundaki muskanın bir işe yaramadığını söyleyecek oldum ama vazgeçerek, “hayır gitmedim”, dedim. O gün yine patronlar iş yerine gelmemişlerdi. Eve geldiğimde hocayı beklemeye başladım. O sırada telefon çaldı arayan eşimdi. Bana nasıl olduğumu sordu. Ben de ona çok iyi olduğumu kendisini ve çocuklarımı çok özlediğimi söyledim. Özlediysen çıkıp geleyim hemen deyince, birden telaşla, “Hayır,” sakın gelme dedim. Sonra kendime hâkim olmaya çalışarak, daha yeni gittiniz biraz tatil yapın. Özleminizi giderin sonra nasılsa uzun bir süre daha gidemeyeceğini söyleyip ikna ettim. Telefonu kapattığımda büyük bir pot kırdığımı ama onun tam olarak ne düşündüğünü anlamaya çalışırken kapı çaldı ve hoca geldi. Az biraz hoş beş ettikten sonra hizmetlisi olan Cin’in neden gelmediğini sordum. “Nasıl yani dedi görmüyor musun? O zaten yanımda,” dedi. Buna ikimiz de bir anlam veremedik. Hizmetlisi olan Cin’i göremiyordum. Neden bilmiyorum ama bu hocaya karşı güvencem tamdı. Gece geç vakit olunca yola çıktık. Elime yine gece dürbünü ve feneri de aldım. Yolda her zaman ki gibi yine köpekler bize eşlik etmeye başlamıştı. Fakat bu sefer bizden uzak duruyorlar ve sürekli havlıyorlardı. Hoca onların cinleri hissettiklerini ve yanımızda hizmetlisinin olduğu için köpeklerin havladıklarını söyledi. Yıkık dökük terkedilmiş eve geldiğimizde, “işte burası,” dedim. Hoca ise bana evde bir şey olup olmadığını sordu. Yok, ev bomboş neden diye sordum. Hizmetlisinin o eve giremediğinden bir şeyin ona engel olduğundan bahsetti. Aklıma duvarda yazan yazıları söylemediğim geldi. Onları da kısaca anlattım ve eve girdik beklemeye başladık. Ben sürekli ormanı gözetliyordum. Hoca ise bir şeyler okuyordu, yine aynı saatlerde görünmeye başladıklarında, “bak işte oradalar,” dedim. Hocadan ses gelmeyince hocaya dönerek baktım ama hoca pür dikkat kesilmiş ve duvarda beliren yazıları okuyordu. “Bunlar,” dedi. “İşte bunlar cinlerin eve gelmesini engelliyor ve hatta senin cinleri görmene sebep olan şeyler de bunlar,” dedi. Yazıların cinlerden kurtulmak için yapılmış bir büyü olduğunu söyledi. Muhtemelen bu evi terk edip gitmelerinin sebebi de burada yaşayan insanların da bazı şeylerden şüphelenip bu yazıları yazdırmaları, ama daha sonra dayanamamış olacaklar ki terk edip gitmişler dedi. Sonra beraberce cinlerin O günkü seanslarını izledik. Hocaya bir şey yapmayacak mıyız dediğimde, “hayır bu kadar büyük bir şey olacağını tahmin dahi etmemiştim. Bu yüzden hazırlıksızım sadece anlamaya çalışalım bugünlük yeter,” dedi. Sabah ezanlarında oradan ayrıldık ve ertesi gece için anlaşıp onu uğurladım. Benim işe gitmem gerekiyordu, ama çok yorgun olduğum için içim geçmiş ve öğlen olmuştu. Mesai arkadaşım beni idare etmiş ve Patronlar da yine gelmemişti. Akşam iş çıkışı tekrar hocanın yanına gittim ve bugün gidiyor muyuz diye kendisine sordum.

Hoca dünkü gördükleri karşısında çok etkilenmişti. “Bana, bu işe tek başımıza kalkışırsak, sonu kötü bitebilir bu yüzden benim hizmetli cinimle anlaştım. Artık kendisini serbest bırakacağımı ama karşılığında onun tüm kabilesini de hatta bulabileceği diğer tüm arkadaşlarını da bu gece çağıracak ve bize yardımcı olacaklar,” dedi. Ancak yine de esas işin tamamen bana düşeceğini söyledi. Ayrıca bazı malzemeler hazırladığını söyledi. “Yazılar belirmeye başlayınca bunu boynuna tak ve şu ayetleri oku ve sakın ama sakın korkmadan ilerle. Bak bu çok önemli,” diye ekledi. “Bu şekilde sana zarar veremezler. Ayrıca sana bir bidon su hazırladım, bak bu suyu çok dikkatli kullan. Çünkü bu Gümüş suyudur ancak alelade bir gümüş suyu değil. Üzerine cinleri korkutacak ayetler ve bazı maddeler de ekledim. Yani anlayacağın çok tılsımlı bir silahın var elinde boşa kullanma. Çünkü bu onların canlarını çok fazla yakar, herhangi bir zor durum karşısında bunu onlara savurursun yanarlar ve senden kesinlikle kaçarlar,” dedi. Ardından eve gitmeden doğruca O metruk yapıya gittik. Bu adeta bir ölüm kalım savaşına çıkmaya benziyordu. Hatta bir ara neden ben bunca maceraya giriyorum vazgeçmeliyim diye bile düşündüm. Ama hayatımın geri kalanını bu halde nasıl geçirebilirdim ki, bu işi bir neticeye bağlamazsam hiçbir zaman rahat edemeyeceğimi biliyordum. Sonra Hocaya dönerek, “sen benimle bu işlere kalkışmaya mecbur değilsin istersen ben yalnız giderim,” dedim. Hoca da, “benim bu işten vazgeçmem maalesef mümkün değil, eninde sonunda böyle veya başka türlü büyük sıkıntılara gireceğimi hep biliyordum,” şeklinde bir konuşma gerçekleştirdik. Ardından hizmetlinin ve arkadaşlarının burada olup olmadıklarını sordum. “Henüz yoklar” ama muhakkak geleceklerini söyledi. Sonra sessizlik içinde ne yapacağımı düşünmeye başladım, bir yandan da bildiğim bütün sureleri ve duaları okumaya çalışıyordum. Her zamanki vakit gelmişti elime dürbünü aldım ve cama çıktım. Bir müddet ormanı gözetledim ama o sırada birden bire dürbünün tam ucuna yani tam gözümün önüne ateşler içinde yanan bir çift göz belirdi…

Zenhar

Ormanın Sırrı I. Bölümü Okumak İçin Tıklayınız

Ormanın Sırrı II. Bölümü Okumak İçin Tıklayınız

Ormanın Sırrı III. Bölümü Okumak İçin Tıklayınız

Ormanın Sırrı IV. Bölümü Okumak İçin Tıklayınız

Ormanın Sırrı V. Bölümü Okumak İçin Tıklayınız

Yazı Puanı
Bu yazıyı oylayın
Oyların. [Toplamı: 1 Ortalaması: 5]

3 thoughts to “Yaşanmış Gerçek Bir Korku Hikayesi Daha; “Ormanın Sırrı” (PART IV)”

    1. Teşekkür ederim Ege,
      Beni Genesis gibi bir üstada yakıştırdığın için gururlandım, ama tabi ki Genesis gibi yazamadığımı biliyorum. Fakat bu şekilde yorumlarınız bana şevk veriyor bunu da bilmenizi isterim.

      1. Estağfurullah kardeşim, ben sadece kendi çapında yazılar yazan bir amatörüm. Çok başarılı birisin. Değişim adlı hikayenden beri yazılarını takip ediyorum. Bence Değişim, kurgu, anlatım ve orijinallik bakımından çok özel bir hikaye. Devamında yazdıklarında da olay örgüsü çok iyi. Başarılarının devamını diliyorum kardeşim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir