Skip to main content

Yanık Kalesi 5. Bölüm

Yanık Kalesi 5. Bölüm

-Hasan, Ağayı İstediği Yola Getirmişti-

Kurnaz Hasan, ihtiyar belki cayar diye, hemen sahte bir kahramanlık takındı.

– Şimdilik iş açılmadı ama, ben onu çok seviyorum. Sevgi ferman dinlemez, derler. Belki de bu yola gidebilirim. Olur ya, sevgi ateşi gözümü karartabilir.

İhtiyar yeniçeri ağası, Hasan’ın ağzını âdeta tıkayarak susturdu:

– Sen o işi bana bırak, dedi; hele bir düşünelim.

İhtiyar güya düşünecekti. Fakat gözüne boş tahta şarap bardağı ilişmişti:

– Hasan, şunu doldur, dedi.

Hasan, şarabı doldurdu. İhtiyar yarısına kadar içti. Birden hatırlamış gibi sordu:

– Sen biraz evvel, beni affet demiştin, değil mi?

– Evet ağa.

– Peki, ortada bir şey yokken neya affedeyim?

– Ben bu iş için bahse giriştim de…

–  Ne gibi bahismiş bu?

– Arkadaşlar bana; “Sen o kızı alamazsın” dediler; ben de; “Elbette bana kalırsa alamam” dedim.

– Çok iyi demişsin… Çok akıllı uslu lâf etmişsin. Bunun bahse tutuşmak neresinde ?..

– Ben kendim için bahse tutuşmadım.

– Ya kimin için tııtuştun?..

– Sizin için.

– Benim için mi’?

– Evet efendim, sizin için.

İhtiyar yeniçeri ağası başını gene iki tarafa sallayarak:

– Allah Allah, dedi, işte bunu anlamadım. Benim için bahse neden girdin? Yoksa sevdiğin kızı bana peşkeş mi çekmek istersin,… Oğul bizden geçti artık. Bana şarabın zevki yetişiyor.

– Yok ağa, öylesi değil. Arkadaşlarıma, sana güvendiğimi söyledim ve: “Eğer ağamız isterse bu iş olur” dedim. Onlar ise: “Ağa değil ya, Budin Beylerbeyi Mahmut Ağa bile bu işi başaramaz” deyince beynim attı. Ağzımdan kaçırmış oldum.

-Neyi Oğlum?.. Çabuk söylesene?.. Bu ihtiyar halimde beni helecanda bırakma.

– Söyleyeceğim ağa, fakat kızarsınız diye çekiniyorum.

– Söyle söyle, kızmam. Bize dayananların biz arkasından çekilip devrilmesini istemeyiz.

– İşte ben de buna güvendiğim için söz verdim ya. Vallahi kendim için değil de, sizin şerefinizi düşündüğüm için bahse giriştim. “Ağamız bu işi yapmazsa ben kendimi Rab suyuna atıp, cesedimi Tunaya sürükleteceğim” dedim. İşte bahsimiz bu… Fakat onlar gülümsediler: “Bizim ağa hiçbir iş yapamaz” dediler.

lhtiyarın ean damarına basılmıştı. Gençleşmiş gibi yerinden kalkmak istedi. Fakat muvaffak olamadı. Lâkin sesi oldukça gür ve azimli! çıkıyordu:

– Demek benim için onlar: “Hiçbir iş yapamaz” diyorlar ha? dedi; kimlerdi bunlar?

Hasan sustu. Kimin ismini verebilirdi? Çünkü böyle bir bahis olmamıştı ki. Bundan istifade ederek kendisini erkek göstermek istedi:

– Vallahi ağa, kusura bakma, isim vermek biz bahadırların harcı değildir. Yalnız şu kadarını söyleyeyim ki, bu sözleri söyleyenler yeniçeriler değildir.

İhtiyar, derin bir nefes aldı:

– Ben de yeniçeriler zannetmiştim de, üzülmüştüm. Emrimde bulunan yeniçeriler benim ne muktedir insan olduğumu bilirler değil mi? ‘

– Ona ne şüphe ağa?.. Her yerde senin namını söylerler ve sizin için: “Allah onu başımızdan eksik etmesin” derler.

Hasan’ın söylediği bu cümle doğru idi. Yeniçerilerin bütün haşarılıklarına, ecnebi kadınlarıyla evlenip kaleye yakın köylerde karılarıyla birlikte yasayıp kaleye günlerce gelmemelerine, şaraba düşkün bu ihtiyar ağa göz yumuyordu. Bu sebeple yeniçeriler onu seviyordu. Fakat vatan hudutlarının korunması mevzu bahis olan bu hallerde bu çeşit sevgilerin hiçbir kıymeti yoktur. Nitekim kaledeki, Türk kanı taşıyan üç yüz akıncı, aynı zamanda kalenin umumî muhafızı olan yeniçeri ağasını hiç sevmezlerdi. Hele bu akıncıların reisi olan ağa, yeniçeri ağasından hiç hoşlanmaz:

– Bu adam kaleyi düşmanlara kaptıracak, derdi.

Hattâ onun el altından vaziyeti, kalenin bağlı bulunduğu Budin Eyaleti Beylerbeyi Mahmut Paşaya bildirip, yeniçeri ağasını şikâyet ettiği de rivayet olunurdu. İşte bütün bu sebeplerden dolayı ihtiyar yeniçeri ağası, akıncılara ve onların ağalarına büyük bir kin bağlardı. Hasan’ın uydurduğu yalana da bunları düşünerek pek çabuk kandı:

– Her halde bunları o akıncı neferleri söylemiştir, dedi.

Kurnaz Hasan tasdik manasına başını önüne eğdi. O böyle yapmakla bu sözleri akıncıların söylediğini söylemiş oluyor, ağzını da açmadığı için güya dili’ ile söylememiş oluyordu.

Ağa, başına sallamasına:

– Evet evet… Bunu, beni çekemeyen akıncılar söylemiştir, şeklindeki sözlerine devam ediyordu.

Sonra gençleşmiş gibi yaptığı hareketlerden birini daha yaptı. Sesini yükseltti:

– O akıncılar görür. Ben de söz veriyorum, seni yalancı çıkarmayacağım. Ne yapıp yapıp o kızı sana alacağım.

Reşat İleri – Kahramanlar Dergisi – 1952

Yazı Puanı
Bu yazıyı oylayın
Oyların. [Toplamı: 0 Ortalaması: 0]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir