Bilim Kurgu HikayeleriSizden Gelenler

Bilim Kurgu Hikayeleri “AMALTHEA”

Bilim Kurgu Hikayeleri

Bilim Kurgu Hikayeleri “AMALTHEA”

Bilim Kurgu Hikayeleri: “Ben, Odin 21 uzay gemisinin kaptanı Norman Chatman. Siz bu kaydı dinlediğiniz zaman ölmüş olacağım. Fakat neyle karşı karşıya olduğunuzu bilmelisiniz. Dünya büyük bir tehlike altında. Durumu kavrayabilmeniz için olanları anlatıyorum…

“Beş ay önce Amalthea’ya doğru yola çıkmıştık. Benimle birlikte on bir kişilik mürettebat dünya tarihiyle 27 Ekim’de yüzeye iniş yaptı. İniş sorunsuz bir şekilde gerçekleşmişti. Protokole göre, ben ve iki kişi bir sıra araştırmalar yapacak, örnekler toplayacaktık…”

Uzaya yapılan bir çok seferden sonra insanlar pek heyecanlanmıyordu artık. O yıl beş uzay gemisi farklı görevlere verilmişti. Bir şey sürekli hale geldiğinde sıradanlaşıyordu. Bu, Norman için de geçerliydi. Kariyerinde, yani yirmi iki yıl boyunca Jüpiter’in bir çok uydusuna gitmişti, bu yüzden Amalthea onu heyecanlandırmamıştı…

Norman elbiselerini giymiş, hazırdı. Hemen arkasında jeolog Alexander Tony ve koruma görevlisi Haku Masaki kapının açılmasını bekliyordu. Uzay gemisinin kapısı yana doğru kayarak açılınca dışarı ilk adımlarını attılar. Norman yüzeyin tuğla gibi turuncu-kırmızı renkte olduğunu gördü. Ama şaşırmadı, ne de olsa hazırlık aşamasında gidecekleri yabancı dünya hakkında yeterli bilgiler alıyordu. Jüpiter uydularının içinde en korkuncu burası, diye düşündü. Büyük savaşlar yapmış insanoğlu için kırmızı renk kanı temsil ediyordu. Sanki milyonlarca kişi aynı anda savaşmış ve akan kanları toprağa karışmış gibi. Yer yer çukurlar vardı.

Uzay gemisinden fazla uzaklaşmamak kaydıyla (iletişim yüzünden) tepeleri aşarak ve çukurları geçerek araştırmalarına devam ettiler. Örnek topluyorlardı. Dönüşte bir taş götürmeyi planlamışlardı.

Norman kendini yalnız hissettiğinde her zaman yaptığı şeyi yaptı. Elini fotoğrafın bulunduğu yere, göğsünün üzerine götürdü. Karısının ve oğlunun resmiydi bu. Bir yıl önce, Noel’de kendisi çekmişti. Yolculuklarda, aslında nerede olursa olsun, bu fotoğrafı hep üzerinde, cebinde taşırdı. Amatör bir astronot değildi sadece uydunun yüzey rengi ve karanlık etkilemişti onu.

Bir süre sonra götürecekleri taşı bulmuşlardı bile. Jeolog olan Alex görmüştü ve beğenmişti. Yuvarlak şeklinde ve neredeyse pürüzsüz bir taştı bu. Buldukları yeri işaretleyerek devam ettiler.

“Tahminen bir saat sonra aniden çıkan fırtına sebebiyle uzay gemisine geri dönmeye çalıştık. Fakat fırtınaya yakalandık. Çok şiddetliydi, beni ve arkadaşlarımı havalandırarak sert toprağa ve taşlara çarptı. Bu sırada kolumdaki iletişim cihazı bozuldu. Fırtınada yaklaşık iki dakika kaldık. Yaralı değildik, hatta ucuz kurtulduğumuzu bile söyleyebilirim. Ardından geri dönmek için toparlandık…”

Aniden çıkan fırtına astronotları gafil avlamıştı. Gemiden gelen uyarı biraz geç olmuştu. Astronotlar kısa bir süreliğine havaya kalkmış, ardından yere düşmüştü. Beceriksizce kaçmaya çalışan Haku Masaki fırtınaya yakalanmaktan kurtulsa da, yere düşmekten ve kaburgalarını bir taşa çarpmadan kurtulamamıştı. Göğsünde ağrıyı hissediyordu. Gemiye vardıklarında yaraya hemen bakması gerekecekti.

“Yardımcım Elizabeth Wang bir terslik olduğunu, fırtınanın onlara doğru geldiğini ve dünyayla bağlantılarının koptuğunu söyledi. Araya giren uzun parazitler anlaşılmayı zorlaştırıyordu. Uzun bir parazitten sonra gemi ile olan iletişim tamamen koptu. Bu sefer koşarak uzay gemimizin olduğu yere gittik…”

Son tepeye de tırmanıp baktığında Norman soğuk bir ürpertiyle donup kaldı. Gemi yoktu. Uzay gemisi, dünyaya dönebilecekleri o gemi yoktu. Gemi ve mürettebat buhar olup uçmuştu sanki. Belki de fırtına şiddetlendi ve gemiyi öteye savurdu, diye düşündü hepsi. Fakat sesli dile getirmedi kimse. Çünkü aksini düşünmek kalplerinin hızla çarpmasına neden oluyordu. Onları bırakıp gittiklerine inanmak istemiyorlardı. Oksijenleri en fazla 48 saat dayanabilecekti.

“Umutla bizi bırakıp gitmediklerine inanıyor ve etrafı arıyorduk. Bir kaç saat sadece kuzeye doğru yol aldık. Yapabileceğimiz başka bir şey yoktu. Dinlenmek için durduğumuz sırada, Alex yüksek bir tepeye çıkmış fotoğraf çekiyordu. Birden bağırmaya başladı…”

“Buraya gelin! Çabuk!”

Norman’ın kalbi yerinden fırlayacakmış gibi oldu. Demek ki gemi fırtınaya kapılarak enkaz haline geldi, diye düşündü. Haku ile aynı tepeye tırmandı. Göreceği sahneye kendini hazırlayarak jeoloğun işaret ettiği yeri gördü. Gemi falan yoktu. Çukurun tam ortasında biri vardı. Norman önce onun mürettebattan olduğunu sandı ama değildi. Hatta insan olabileceğinden bile emin değildi. Haku Masaki tabancasını eline aldı.

“Gördüğüm ilk şey insan boylarında bir… yaratık idi. Çukurun içinde baygın halde uzanıyordu. Yanına gittik. Derisi gri yeşil tonlarında ve cildi sürekli terliyormuş gibi kaygandı. Çok zayıftı. Saçları yoktu. Boğazındaki solungaçlarıyla nefes alıyordu. Havasız ortamda oksijen üretiyordu bunlar. Bir süre yaratığa öylece baktık. Tabii o arada aklımızdan bin tane soru geçiyordu. Uzaylı mıydı? Değilse neydi? Geminin kaybolmasıyla ilgisi var mıydı? Nereden gelmişti? Nasıl gelmişti? Burada ne işi vardı?”

Yaratık gözlerini açıp misafirleri gördüğünde ayağa kalkarak kaçmaya çalıştı. Fakat Haku tekmeyi kaburgalarına denk getirince sırtüstü düştü. Koruma silahı yaratığa doğrultmuş, temkinli bir halde bekliyordu. Norman kafasını ‘Hayır’ anlamında yana salladı. Eğilerek yaratığa, “Sana zarar vermeyeceğiz. Konuşabiliyor musun?” dedi.

“Yaratık bizimle İngiliz dilinde konuştu. Eskiden bir insandı. Bize çok önemli bilgiler karşılığında bir teklifte bulundu. Bir tek şartı vardı, onu öldürmemizi istiyordu. Kabul etmekten başka çaremiz yoktu. Eskiden bizim gibi insanmış… Uzaylılar tarafından kaçırıldığını iddia ediyordu (yoksa buraya nasıl gelmiş olabilirdi ki?). Burada onların üssünün olduğunu anlattı. Dünyaya gizlice gelerek insanları kaçırıyor, üzerlerinde deneyler yapıyorlardı. Bir şekilde oradan kaçmayı başarmıştı. Söylediğine göre bizim uzay gemimize saldırmışlardı. Bize üssün yerini gösterdikten sonra onu öldürmemiz gerektiğini söyledi. Çok acı çektiğini titremesinden görebiliyordum. Artık ne işkenceler gördüyse…”

Yaratık ya da mutat insan önden giderek rehberlik ediyordu. Bir saat, belki iki saat sonra durunca, üç astronot da durdu. Yaratık omzunun üzerinden bakarak, işaret etti. “Şurada,” dedi. “Bu tepenin aşağısındaki çukurda üssün kapısı var. Giriş ve çıkış için tek kapı o. Dışarıdan göremezsiniz, başınızı aşağı eğmeniz gerekecek. Görünmez kubbe var çünkü… Bu yüzden kenardan bakıldığında fark edilmiyor… Ben verdiğim sözü tuttum. Evet, sıra sizde.”

“Dur bir dakika,” dedi Haku, “Doğru söylediğini nereden bileceğiz? Birimizin kontrol etmesi gerekiyor.” Bir elinde silah olsa da, diğeriyle göğsünü tutuyordu. Acısı hala dinmemişti. Yaratığın öfkelendiği gözlerinden anlaşılıyordu. “Pekâlâ,” dedi sakince. “Bana inanmıyorsanız gidip bakabilirsiniz.”

“Ben hallederim,” diye karşılık verdi jeolog. Tepeye doğru koşmaya başladı. Haku silahını yaratığa doğrultmuş, Norman ile beraber jeoloğun cevabını bekliyordu. Yaratık neşeliydi çünkü az sonra istediği şey olacaktı.

Alex tepenin başında, omzunun üzerinden dehşetle baktı. Konuşamıyordu, gözleri iri iri açılmıştı. Norman Alex’in yanına gitmek için hareket etti. Haku silahını doğrultmuş endişeyle bir tepedeki Alex’e, bir yaratığa bakıyordu. Bizi oyuna getirdi, diye düşünüyordu.

Alex kafasını aşağı eğildiği zaman boynunun yukarısı kaybolmuştu. Bir süre sonra kafasını kubbenin sınırından çıkardı. Omzunun üzerinden bakarak baş parmağını yukarı kaldırdı. Bunun üzerine Norman rahat nefes aldı. Her şey yolundaydı. Ya da değildir. Yaratık doğruyu söylemişti. Gerçekten uzaylılar ve üsleri vardı. Ve eskiden insan olan bu mutatta bakınca korkunun hançeri saplandı göğsüne.

“Şimdi öyleyse, öldürün de kurtarın beni. Ateş et.” Yaratık keyifli keyifli gülümsedi. Bu haliyle bile korkunçtu. Çocuk masallarındaki canavarlara benziyor, diye için için ürperdi Norman. Haku bir adım geri attı. Şimdi kaptana bakarak onay bekliyordu. Tabancayı doğrultsa da, ateş edecek gibi durmuyordu. Norman bir şey söylemedi, söyleyemedi. Sadece gözlerini kaçırdı. Ne diyeceğini bilmiyordu. Karşısına bir ayı çıkıp da saldırırsa, Haku iki gözünün ortasından ateş ederdi hiç tereddüt etmeden. Ama şimdi karşısında duran yaratık öyle biri değildi, onlara yardım etmişti. Ona acısa da ateş edemeyecekti.

“Eğer yankı için endişeleniyorsanız, doğru tabii. Uzaklaşabiliriz elbette.” Yaratık dönerek gitmeye başladı. Omzunun üzerinden baktığında hiç birinin yerinden kımıldamadığını gördü. Bu herifler ateş etmek istemiyorlardı. Etmeyeceklerdi. hikaye

“Onu bana ver, kafama sıkayım. Siz yapamayacaksınız.” Sesi sakindi ama öfke kusmaya başlamıştı bile.

Haku silahı vermekte tereddüt etti. Bu defa kendilerine ateş edeceğinden korktuğu için. Ama yaratık doğruyu söyleyerek kendini kanıtlamamış mıydı? hikaye

Yaratığın sözleri bir süre yalvarmalara döndü. Norman’a bakarak, “Sen yap! O zaman bana verin?” diyordu. “Eğer bana acıyorsanız bunu yapın. O ateş edebilir mi? Şu tepede duran adam? Yeter artık!”

Yaratık bir tek tekmeyle korumayı yere devirdi. Norman daha yetişemeden yaratık silahı almış kafasına doğrultmuştu bile.

“Aklınız varsa, benden sonra siz de aynısını yaparsınız.” Norman bu sözleri daha sonra hatırlayacaktı. hikaye

Yaratık tetiği çekti. Kafatası paramparça olup yere yığıldığı sırada Alexander tepede yoktu. Çukura düşmüştü. Görünmez kubbenin sınırını geçtiği sırada önce kafası, en sonda bacakları gözden kayboldu. Norman onun kayalara çarparak aşağı yuvarlandığını biliyordu. En kötüsü de uzaylıların onları fark etmesi olacaktı. Ateşlenen silah sesi de cabası. Fantastik Hikayeler

“O kendine ateş ederek intihar… Alexander fark edilmişti. İşte o zaman benim, arkadaşımın ve cesedin yavaş yavaş yukarıya doğru havalandığını fark ettim. Konuşmak ve bağırmak istiyordum, hareket etmek, kurtulmak için çaba sarf ediyordum ama sanki felç olmuşum gibiydim. Karanlığa gömüldüğümde bir tür odada olduğumu biliyordum. Artık esir olmuştum. Ansızın kaskımın çıktığını ve uykum geldiğini hissettim. Beni uyutuyorlardı…”

Norman karanlık dünyadan uyanıp gözlerini açtığında hayatında hiç korkmadığı kadar korktu. Hatta bağırdı yapabildiği kadar. İçi yeşil sıvıyla dolu olan büyük laboratuvar tüpünün içindeydi. Tabutu yapılsa belki biraz büyük olurdu bu… Gırtlağına bir hortum sokulmuştu. Bununla nefes alıyordu. Hareket etmeye çalıştı ama sonuçsuz kaldı. Sıvı çok katıydı ve ona canlıymış gibi geliyordu. Hareketini hissediyordu. Belki de bilinçliydi. Ağır hareketlerle kafasını çevirdi. Tüp şeffaf camdan yapılmıştı ve içindeki sıvı da şeffaf olduğu için Norman devasa odadaki diğer ‘tabut’ları gördü. Çok fazlaydı. Belki yüzün üzerinde insan vardı ama bir şeyi fark etti. Hepsi uyku halindeydi. Ve hemen solundaki sırada Alexander’ı ve Haku Masaki’yi gördü. Deney faresinden bir farkı yoktu şimdi. Aslında mutat olacaktı ve bunun farkındaydı. Gözlerinden yaş akacaktı ama akmadı…hikaye

“Yeşil sıvıyla dolu laboratuvar tüpünün içinde esir alınmıştım. Nefes alabilmem için hortum vardı. Ve bu sıvı beni mutasyona uğratacaktı! Beni değiştirecekti! Orada ne kadar kaldığımı bilmiyorum. Fakat şunu söyleyebilirim ki, bana her ne yaptılarsa istedikleri gibi sonuç alamadılar. Mutat oldum ama düşündükleri şekilde değil. Bu sıvı beni zaman geçtikçe güçlendirdi. Benim gibi yüzlerce olduğundan ya da önceden yüzlerce kişiye bunu yaptıkları için kontrol etme gereği bile duymuyorlardı. Fakat ne zaman gelseler hemen gözlerimi kapatıyordum. Orada bulunduğum zamana kadar yirmi iki kişiyi getirmişlerdi. Az zaman için büyük rakamdı bu. Mutat ordu yaparak dünyaya göndereceklerdi. Ama neden? Bunu öğrenmem gerekiyordu. Fantastik Hikayeler

“Bir sabah kendimi dipdiri hissederek uyandım. Tüpün sıvısı belki 15 mililitre kadar azalmıştı. Bedenim içiyordu sanki. Biraz sonra bir uzaylı odaya girdi. Bir şey mırıldanıyor, camdan yapılmış tüplere vurarak kendince eğleniyordu. Birden göz göze geldik. Uykuda olmamam ona garip gelmişti fakat diğerlerine haber vermek yerine karşımda durdu. İğrenç ağzıyla acayip sesler çıkarıyordu. Belki beni sinirlendirmek, ya da ilgimi çekmek için, veya umursamam için bir şey yaptı. Karımın ve oğlumun fotoğrafını daha önce fark etmediğim aşağıdaki kutudan alarak, bana doğru cama yasladı. Kederlendim. Ailemi hatırlatmıştım aniden. Oysa günlerdir bir kez bile aklıma gelmemişti. İşte o zaman ne olduğumu, kim olduğumu hatırladım. Uzaylı bunu fark etmiş olacak ki, fotoğrafı yere atıp ayağını üzerine koydu. Bana baktı. Aileme hakaret etmişti. İnanılmaz bir güç patlaması boğdu beni. ‘Tüm bunları neden yapıyorsunuz?’ diye sorduğumda bana şu şekilde cevap verdi. ‘Bin yıllardır uzayı araştırıyoruz. Herhangi bir gezegende bir yaşam alanı bulduğumuzda önce örnekler topluyoruz. Eğer savaşmamız kayıp verecekse, o zaman kendi türlerinden yararlanıyoruz. Onları mutasyona uğratıyoruz. Böylece kayıp vermeden bir rakibi daha YOK EDİYORUZ. Biliyorsun, zaman içinde medeniyetler geliştikçe rakip olacağız. Sizde çoğalmakta sorun yaşanmıyor ama biz ömrümüz boyunca sadece bir kez doğurabiliyoruz. Yakın zamanda siz mutatları dünyaya göndereceğiz.’“ Fantastik Hikayeler

Norman tek yumrukla camdan yapılmış tüpü paramparça etti. Uzaylı ne olduğunu anlayamadan donup kalmıştı yerinde. Norman onu yakalayarak yalvaran sesine aldırmadan yerden aldığı sivri bir camla boğazını kesti. Yapışkan ve sarı bir sıvı zeminde yayıldığı zaman, Norman odanın ışıklarının yanıp söndüğünü fark etti. Bir dakikaya kalmaz gelecekler, diye düşündü. Fotoğrafı eğilip aldı. Üzerindeki yeşil sıvıyı temizleyerek özlemle baktı. Mutasyon geçirdiğini biliyordu. Oksijene ihtiyacı yoktu. Solungaçları vardı artık. Derisi kayganlaşmıştı. Yapışkan sıvı üretiyordu. Çırılçıplak olmasına aldırmadı. Fantastik Hikayeler

Diğer tüplerdeki insanlara baktı. Binden fazla tüp vardı. Sıra halinde uzayıp gidiyordu. En sondakiler en çok Mutasyon geçiren kimselerdi. Mürettebatını gördü. Üzüldü ama zamanı yoktu. Kaçmalıydı, gemiyi bularak dünyaya dönmeliydi. Öldürdüğü uzaylının silahını alıp uzun bir koridora geçti. Koridor sonunda karşısına dört uzaylı çıkınca ateş etmek zorunda kaldı. Odalardan birine girdi ama burası gemisinin olduğu yer değildi. Peşine daha çok uzaylı düşmüştü. Her yerde ışıklar yanıp sönüyordu. İkinci koridora geçip ikinci kapıyı ittiğinde şansı yaver gitmişti. Bilim Kurgu Hikayeleri

“Arkadaşlarıma ve diğer esir tutulan insanlara yardım etmek istedim fakat zor bir karar vermek zorundaydım. Fazla zamanım yoktu, ya kaçarak dünyaya bilgi verecektim ya da tekrar esir olacaktım. Onlara yardım etmem bir şeyi değiştirmezdi onlar artık mutattı benim gibi. Sadece bende bir şeyler farklı olmuştu. Onlara yardım etseydim çözüldükleri zaman bana bile saldırabilirdiler. Kaçtım. Aradığım yeri buluncaya kadar bir çok uzaylıyı öldürdüm. Açtığı ateşler ya ıskaladı ya da sırtıma denk geldi. Sırtım beton gibi olduğu için acı duymadım, yaralanmadım. Bu mutat işi hoşuma gitmeye başlamıştı ve sonunda uzay gemimin olduğu devasa odayı bulabildim. Çok büyük olan bu yeraltı odada, arabalardan tutmuş, tanklara, gemilere kadar her tür teknoloji vardı. Bir kaç düzine kadar uzaylı vardı fakat beni fark etmemişlerdi. Gemime gizlice girdim ve onu çalıştırdım ve devasa koridor boyunca uçtum. Çıkış kapısını arıyordum. ‘Yegane kapı’ diye bahsetmişti intihar eden yaratık ondan. Kapıları görünce geminin ateş etme sistemini aktive ettim ve kapıları dördüncü patlatmamda kırdım. Peşimden gelmeye çalışmadılar. Ya da ben fark etmedim. Sanırım yeteri kadar zarar vermiştim. Dünyaya doğru yol almaktaydım. Fakat fikrimi değiştirmeme neden olan bir şey oldu. Ya savaşı hemen başlatırlar ve ben zamanında yetişemezsem? Ya yetişsem bile insanların silahlanması uzun sürerse? Bilim Kurgu Hikayeleri

Gemimin imha etme sistemini çalıştırdım. Şu anda üssün kapıları açık. On dakika sonra uzay gemim ile üssün açık kapısından içeri gireceğim ve büyük bir patlama olacak. Bu patlama ile umarım hepsi geberir. Aileme son sözlerimi diyerek kara kutuyu gizleyici sinyalle bir çukura gömeceğim. Sizleri çok seviyorum ve eğer bunu yapmazsam onlar sizi ve tüm insanları öldürecekler. Beni hatırlayın. Kalbim sizinle!” Bilim Kurgu Hikayeleri

Uzay gemisi kırılmış kapıdan kolayca içeri girebildi. Gemi üssün ortasına kadar gelmişti ki büyük bir patlamayla Amalthea sarsıldı. Uydu bir kaç dakika boyunca sallantıyı hissetti. Üs tamamen yok olmuştu. Mutatlar da. Uzaylılar da. Bu onların işini uzatacak ve insanlara zaman kazandıracaktı… hikaye

Bir kaç ay sonra buraya gelen birlik sinyali takip ederek kara kutuyu bulmuş ve tüm dünyayla paylaşmıştı. Norman bir kahraman olarak anılıyordu şimdi. Onun bu cesur hareketi insanoğlunu düşmanıyla aynı konuma getirmişti.

Bir yıl sonra Dünya, uzaylılar tarafından ‘ziyaret’ edilecekti. Hem de hiç dostça değil… hikaye

Raul

hikaye, hikaye oku, bilim kurgu hikayeleri, fantastik hikayeler, hikayeler, hikayeler oku, bilim kurgu, fantastik, güzel hikayeler, en güzel hikayeler, hikaye sitesi, hikaye arşivi,

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu