Skip to main content

Hüddam Ustası 1. Bölüm -Cinleri Avlamak-

Hüddam Ustası 1. Bölüm -Cinleri Avlamak-

Hikaye Oku; Birazdan okuyacağınız hikayeyi sekiz sene önce yazdım. Teknoloji para ve daha pek çok şeydeki tuhaflıkların nedeni bu, yazarlığım da çok daha acemice ve çocukça. Birazdan okuyacağınız hikaye son derece vahşi ve kanlı bir hikayedir ve epey de uzundur (tamamlanmamış bir roman). Ana karakter baya psikopattır. Cinlerle ilgili tabirler ve cin ırkları ile ilgili meseleler ise çok eski ve nadir bulunan Osmanlıca bir risaleden (kitapçık) alıntıdır. Hikayenin ilk parçasını şimdi yolluyorum. Umarım Beğenirsiniz.

Birinci Bölüm

Mehmet Uzun yatağından gerine gerine kalktı, güneşin ışıkları üzerine vururken gidip banyoya doğru yürüdü elini yüzünü yıkadı, sıkkın görünüyordu, çünkü sıkkındı. O okuldan, diğer bütün çocuklardan daha fazla nefret ederdi, sebebi dersleri değildi. İyi sayılabilecek notları bütün derslerden zorlanmadan alırdı, nefreti öğretmenleri de değildi. O sadece insanlardan nefret ediyordu ve saatlerce bir şekilde onlarla iletişim kurmak ya da konuşmak zorunda kalacağı bir ortamda bulunmaktan, kimseye güvenmezdi.

Uzun süredir dolabında olan elbiselerini giyindi, ve okul zamanı gelmişti. Okula yürümeye başladı sokakta pek çok kimse ona aşağıdan kafalarını çevirip dik dik bakıyor bu durum onu inanılmaz rahatsız ediyordu, sebebiyse Mehmet’in aynı soy adı gibi uzun olmasıydı çocuk bu yaşta 1.85 ti bir metre seksen beş santim ve o hep uzun olmuştu. Üstelik oldukça çirkin bir yüzü vardı bu özelliklerinden dolayı hep alaya alınmıştı o da insanlara karşı kendini soyutlamayı tercih etmişti, önceleri kimse onunla arkadaş olmadığı için yalnızdı, ama ilk okul 4’den itibaren insanların onu sevmediği gerçeğini kabullendi ve üzüntüsü nefrete dönüştü. Şimdilerde ise lise ikiye gidiyordu. Okul yaz tatilinden sonra yeniden açılmıştı.

Mehmet okula girdi, okul iki katlı bir bir binaydı. Soğuk, bakımsız, eski bir beton yığını, sınıfta hiç şaşırtıcı olmayan bir şekilde ders yoktu hocalar gelip gidiyor, kimse ders anlatmıyordu sınıfın geri kalanı konuşup dururken Mehmet önce kitaplarını sıranın altından çıkarıp inceledi ardından yanında getirdiği kitabı okumaya çalıştı ses çok fazlaydı lüzumsuz sınıf çok ses çıkarıyordu. Teneffüs zili çalınca belki açıktır diye bilgisayar laboratuvarına yöneldi kapalıydı, sınıfa döndüğünde bildik serseriler Yılmaz adındaki  çocuğu itip kakıyor, hırpalıyor alay ediyorlardı, zavallı az miktarda zeka özürlüydü ailesi onu ondan daha kötü durumdaki insanlarla aynı okula gitmesini istememişlerdi ki, haklıydılar çocuk aslında sadece biraz saftı çok ciddi bir şeyi yoktu, ama sınıftakiler için bu zavallı hedef anlamına geliyordu. Çocuğu ağlatmışlardı Mehmet’in gözleri Necmiyi aradı “bu kahrolası dünyadaki iki düzgün kişiden biri” diye geçirdi içinden. Necmi Mehmet’in bu dünyada arkadaşım diyebileceği üç kişiden biriydi iyi niyetli, iyi yürekli, doğruyu yanlıştan ayıran ve doğrunun yanında duran biri, bu zavallı çocuğu pek çok kez bu canavarların elinden almıştı ve pek sorun yaşamamıştı çünkü herkesce sevilirdi ve sınıfın Mehmet’ten sonra en güçlü kişisiydi ve dev ya da tipsiz değildi gayet yakışıklıydı. Yılmaz ağlarken Mehmet’in aklına kendi eski hali geldi, Mehmet hakaret ve dayaktan ancak cüssesini kullanmayı öğrenince kurtulmuştu ama bu zavallının bu şansı yoktu. İlk tekme Yılmaza savrulunca Mehmet dayakçıların elebaşısı olan Ali’ye “Artık durun” diye bağırdı Ali ve tayfasının yüzünde biz de bunu bekliyorduk der gibi bir ifade belirdi Mehmet’e hakaretler yağdırarak üstüne yürümeye başladılar sekiz kişiydiler bağırıyorlardı “Sana ne oluyor deve” “sen kendini ne zannediyorsun y**k” iş kötüye gidiyordu bu tür bir durumun tek bir çıkış yolu vardı Mehmet cüssesinden beklenmeyecek bir çeviklikle en arkada duran gurubun en küçük ve güçsüz üyesi Denize saldırdı, arkadaşları ne oluyor bile demeden, Denizi yere yıkıp tekmelemeye başladı. Tekmeyi üsturuplu atmayı akıl etmişti hep iz kalmayacak kaba etine vurdu çocuğun, serseri çocuklar afallamış ve korkmuşlardı Mehmete saldırıp arkadaşlarını kurtaramadılar bu kadardı cesaretler. Geri çekildiklerini gören Mehmet çok acele etmeden korkmuş düşmanın önünden yürüyerek ayrıldı Yılmaz da sınıftan çıkmayı akıl etti. Öğle arası olan bu tenefüs bitmeden Mehmet yarın başına gelebilecek kötü sonu önlemeliydi hademenin eşyalarını koyduğu kulübeye yürüdü açıktı “işte buna şans denir” dedi içinden. Parmak uçlarını değdirmemeye özen göstererek tel kesme makasını ve şeffaf bantı aldı gitti okulun hemen dışındaki bisiklet parkına kitli bisikletlerden Ali’nin kini buldu çevrede ona bakan yoktu hemen firen telini kesti, kesildiği anlaşılmasın diye hafifçe bantladı, hemen ordan ayrıldı. Döndüğünde hademe kulübeyi kitlemiş gidiyordu Mehmet boyundan faydalanarak kulübenin üst kısmındaki minik pencereden bahçe makasını attı ve bantı da, tabi parmak izi bırakmadığından emin oldu. Bu iş Mehmet’e göre Ali’nin ufak tefek yaralar alması ile sonuçlacaktı ama yinede kötü bir şey olursa risk alamazdı yani yakalanmamalıydı. Bu yüzden hızla kantine girdi dikkat çekmeliydi bilerek yere düştü herkes ona bakıp gülüyor bazılarıysa alay ediyordu “O kadar yüksekten yerimi göremedin deve!” gibi laflar havada uçuştu.  Çok aldırmadı cebinden bir elli kuruş çıkarıp çay aldı oturdu zil çaldığında sınıfa döndü Ali ve arkadaşları ona pis pis bakıyordu muhtemelen bir yerde başka okullardan topladıkları arkadaşlarıyla Mehmet’i fena benzeteceklerdi. Teneffüste Mehmet sınıfta durdu düşünecek halde bile değildi sürekli sınıfta kitap okur gibi yaptı ancak kitabın okuduğu yerlerini okuyor gibi yapıyordu bunun sebebi hocaları ona ne okuyorsun ne anlatıyor falan diye sorarlarsa cevap vermekti. Sonra ders başladı, sonra bitti, sonra yine başladı tenefüslerde ve boş derslerde kitap okumak Mehmet’in sık yaptığı bieşey olduğundan şaşılacak bir şey değildi. Yani kimse bir şeyden şüphelenmezdi. Okul çıkışında Ali’yi gördü öfkesini pedallardan çıkarmaya çalışırcasına pedal çeviriyordu Mehmet durumu çok belli etmeden ama endişeyle izliyordu Ali hızla okulun önündeki sokaktan trafiğin olduğu yere, caddeye gidiyordu durup beklemesi gerektiğini anımsayan Ali firen yaptı ama firen tutmuyordu araçların geçtiği caddeye daldı bir anda gidonu çevirdi ancak savruldu karşı kaldırımlara düştüğünü Mehmet gördü Ali bütün vücuduyla titriyordu korkudan felç olmuştu ve bacaklarını yoldan çekmeye çalışırken panikliyordu, kalkamıyordu. Tüm bunlar birkaç saniye içinde olup biterken acı bir firen sesi duyuldu Ali’nin bütün hayatı gözlerinin önünden geçti “Ahh ölüyorum, cehennemi boylayacağım!” diye içinden geçirirken bir el onu yakasından tutup kaldırıma çekti tam o saniyede eski bir minibüs firen yaparak bisikleti parça parça etti onu ölümden kurtaran Necmi’den başkası değildi sakin adımlarla Necmi okula doğru yürürken Ali’nin çevresini okuldan insanlar ve minibüsten inenler sardı. Necmi bu durumdaki biri için üzgün görünüyordu Mehmet gülerek;

“Az önce okulun en büyük baş belasının hayatını kurtardın o yüzden mi bu kadar üzgünsün?”

Mehmetin soğuk ve yersiz espirisinin Necmi üzerinde bir etkisi olmadı ne kızdı ne de güldü inanılmaz bir özenle yaratılmış yüzü, üzüntüyle kaplıydı kızların hayranı olduğu yeşil gözlerini Mehmet’e dikti Necmi “sana sonra anlatırım” Ali bu durumda biri için hiçte alay edilmiyecek bir şey yapmış altını hem çiş hem katı pislikle doldumuştu ve sinir krizi geçiriyordu Mehmet’se bıyık altından gülüyordu çünkü deliller yok olurken hem ortada bir cinayet suçu kalkıyor hemde onu dövmek için sefer düzenleyecek kişiler artık liderlerini kaybediyordu ki bu Mehmet için her açıdan rahatlama demekti. Necmi Mehmet’in aklına geldi, inanılmaz bir durumdu ve sonra “belki” dedi evet Necmi resmen dağılmıştı Mehmet şu okuldaki tek dostunu bu kadar üzen şey neyse yardımcı olmak istiyordu, çünkü Necmi Mehmet’i hem katil olmaktan hemde bir ihtimal hapisten kurtarmıştı. Necmi’nin sıkıntısı büyüktü okula ilk gün gelmemesinin sebebi de buydu, aslında bütün yaz üzüntü içerisindeydi tam 3 ay boyunca hiçbir arkadaşıyla kendisini üzen meseleyi konuşmamıştı çünkü anlatmak istemiyordu bilinsin istemiyordu. Mehmet’in aksine Necmi’nin yığınla arkadaşı vardı tabi pek çok kız arkadaşı da, Mehmet’in kız arkadaşının olmadığını anlatmama gerek yok, Necmi Mehmet’le çok sıkı fıkı değildi ama güvenebileceği biri lazımdı ona sırrını başkalarına anlatmayacak, hatta anlatamayacak biri, Necmi’nin çoğu arkadaşının aksine beyni olan biri. Necmi bunları düşüne düşüne yürürken, Mehmet eve güvenle yürüyordu muhtemelen Ali o piskolojik şoku aylarca üzerinden atamazdı evine girdi bunu düşünürken karşısına beş katlı seksenlerden kalma apartman çıktı, Mehmet’in evi iki oda bir salondu salon oturma odası olarak kullanılırken, odalardan geniş olanı ebeveyn yatak odası küçüğüyse Mehmet’in odasıydı Mehmet anahtarıyla 4. kattaki iki daireden kendi evinin kapısını açtı içeri girdi, yatak odasına gitti odası on altı yaşındaki bir delikanlı için çok temiz ve düzenliydi, zaten odada fazla bir şey yoktu, uzun boylu biri için özel alınmış uzun bir yatak, üstünde posterler yapıştırılmamış temiz duvarlar ve normal bir masanın üstündeki eski ama iş gören bir bilgisayar. Yatağına uzandı Mehmet mutluydu çünkü bu günü ucuz atlatmıştı Ali bir pislikti onu öldürmek zerre kadar umrunda değildi ama o ölseydi ve polis bunu inceleseydi gününü görebilirdi. Bu arada Necmi de Mehmet’inkinden daha geniş ve yeni olan ama yine orta halli bir ailenin evi sayılabilecek, tek katlı müstakil evinin pis olmayan, hafif dağınık odasında oturup düşünüyordu. Mehmet’in aksine Necmi tek kardeş değildi planlama olmadan ortaya çıkmış olan altı yaşında bir kız kardeşi vardı, on yaşını hatırladı Necmi hem hamile annesi, hem babası sızlanıp durmuştu bu çocuk nasıl olur diye ama doğduktan sonra başta Necmi olmak üzere tüm herkes çok sevmişti Ece’yi, ama bu yaz tatilinin başında kızcağıza bir şeyler olmuştu, önce siyah bir dumandan sonra öcülerden bahsetmeye başladı, ardından öcünün onu nasıl korkutup ne korkunç şeyler söylediğinden bahsetti, ailesi ilk beş gün aldırmamış onu teskin etmeye çalışmış ama en sonunda psikologlara götürmeye başlamıştı, ama kız düzelmiyor sadece daha fazla içe kapanıyordu en sonunda ilaç tedavisine bile başlanmıştı ki bu, bu yaşta bir çocuğu öldürmekten farksızdı. Kızcağız öcüyü görmeye devam ediyor ama kendi tabiriyle “kafayı acıtan” ilaçlardan daha fazla verdirmesinler diye bunu sadece abisine söyleyebiliyordu. Necmi çıldırmak üzereydi kız kardeşi kahrolası ilaçlar yüzünden yeyip içemiyor, bu öcü denen hastalık yüzünden de uyuyamıyor her gün eriyordu. Necmiye tüm yaz boyunca evden sadece psikologlara götürülmek için çıkarılan kardeşini kimse görmeden gezdirmek için evden çıkaracaktı, çocukcağız biraz güneş görse iyi olurdu, Mehmet’i aradı, bunca kitap okumuştu belki kızın nesi vardır bilirdi. Mehmet bilgisayarı başındayken telefon gelince şaşırdı, pek çalmazdı telefonu zaten içinde de az sayıda kişinin numarası vardı açtı Necmi;

“Mehmet senle önemli bir şeyler konuşmam lazım yarın okulu kırıp benle su deposunun ordaki küçük parkta buluşur musun? saat 11 de”

Bu durum Mehmet’i dahada şaşırttı Necmiyi iyi bir dost olarak görürdü ama Necmi’nin bir sürü arkadaşı vardı ve Mehmet o kadar yakın değildi içinden “bisiklet olayını bilebilirmi” diye geçirdi sonra hayır bilemez deyip kendini rahatlattıktan sonra “tamam” deyip kapattı. “Herife borcum çok eğer gitmesem ne yapacağım, belki eğlenceli olabilir” diye geçirdi komşunun wi fi sinden internete girmeye devam etti Mehmet’in ailesi zengin değildi hatta fakir sayılırdı o yüzden interneti çok usturuplu bir biçimde sınırsız interneti olan komşudan çalıyordu o interneti kullanmazken download yapıyor, böylece filmlere ve eski bilgisayarında çalışan eski oyunlara para vermiyordu. Normal internet gezintisinide yine alt komşusunun fark etmeyeceği zamanlarda yapıyor böylece şifresini bulduğu modemden iki yıldır kimsenin ruhu duymadan internete giriyordu ve bu iş için tek ihtiyacı on liralık bir wairless alıcısıydı.

Ertesi gün genelde tenha ve yaşadıkları bölgeden uzak bölgede buluşacaklardı Mehmet annesine “Anne bu gün okulu kırıyorum” dedi annesi şaşkınlıkla “peki” dedi Mehmet okulu sevmemesine karşın nerdeyse sadece kendisinin kullandığı kütüphanedeki bedava kitaplar ve bir gün düzgün bir üniversite kazanmayı umduğu için okulu neredeyse hiç aksatmazdı, evden sivil kıyafetle çıktı, parkta Necmiyi gördü yanında felaket hasta görünen bir kız çocuk vardı yanlarına gitti aslında sevimli mi sevimli neşeli mi neşeli olan Eceden geriye yanakları sönmüş derisi solmuş korku dolu gözlerle bakan bir kız kalmıştı. Mehmet Necmiye “Derdin nedir anlat bakalım ne konuşacakmış sın” yılların getirdiği yalnızlık sonucunda Mehmet her zaman hemen sadete gelmeyi seven bir adam olmuştu Necmi “sana anlatacaklarımı kimseye anlatmamalısın” diye söze başladı Mehmet’in yüzünde acı bir gülümseme belirdi “Anlatacak kimsem olmadığını okulda iki çift laf ettiğim tek kişinin sen olduğunu bilmiyorsun sanki, Allah bilir bu sır her neyse çok gizli olmalı o zaman” Necmi oturduğu bankta sanki bütün dünyanın sıkıntısı üstüne binmiş gibi bir iç geçirdi “bu kızı görüyor musun” Mehmet kızcağızın başını okşadı çok rahatsız olmuştu çünkü bu yaşta çocuklar onun cüssesinde birinden çok korkarlardı bu çocuk ondan hiç korkmuyordu bunun anlamı Mehmet’e göre bu çocukcağızın inanılmaz bir psikolojik bunalımda olmasıydı, halbuki ilk gördüğünde sadece fiziki bir hastalıktan ağır hasta sanmıştı, kıza döndü “Benden korkmadın mı?” Ece abisine döndü Necmi başını hafifçe sallayınca kız “sen öcüden çok daha az korkutucusun” dedi Necmi “Kız kardeşimin problemi ne olabilir belki sen bilirsin Mehmet?” Mehmet biraz düşündü Necmiyi kolundan tuttu birkaç adım kızdan uzaklaştılar Mehmet’in öfkeyle parlayan gözleri ve sert bir sesle “Bu kızın nesi olduğunu bilmek için dahi olmaya gerek yok birisi kızı taciz etmiş!” Necmi acı acı güldü çünkü ailesi ilk psikolog hiç birşey yapamayınca Eceyi İstanbul’a, ikinci olarak ünlü bir psikoloğa götürüp bir saate yüzlerce lira vermişler ve o ünlü psikolog da aynı şeyi söylemişti “bu kız tacize uğruyor” sonra Ece daha bu yaşta fiziki ve cinsel taciz konturolüne tabi tutulmuş tacizin fiziki ve ya cinsel olmadığı ortaya çıkmıştı psikolojikti. Necmi “Aylardır psikolog psikolog gezdirdiler kardeşimi, dediğin şeyin testini de yaptırdılar daha kötü oldu kız” dedi “bu esnada binlerce lirayı piskoloğa dökmek yerine Mehmet’e sormalıymışız” dedi içinden. Mehmet Necmiye otur demiş bir çözüm düşünüyordu bir süre sonra “Aklıma bir şey geliyor ama önce birine sormalıyız” dedi iki genç önde, küçük kız arkada, yürümeye başladılar Mehmet’in dostum diyebileceği ikinci kişinin yanına gidiyorlardı Halis’in yanına. Halis Necmi’nin koruması altında ilk öğretimi bitirmiş biriydi ilköğretim 8 de Mehmet’le aynı okula gelmişti ve ağır bir saldırıya uğramıştı çünkü çok çalışkan ve zekiydi aynı zamanda ufak sayılırdı o yüzden ne kadar tembel serseri varsa kafayı ona takmışlardı. Ta ki çok sayıda dayaktan Mehmet’in onu açıkça korumaya başlayıp kurtarmasına kadar. Kimse şimdi olduğu gibi eskiden de Mehmet’le kavga etmek istemezdi hem güçlü, hem, pis nasıl olunur rakiplerine gösterir, onları adi numaralarla yıkıp sonrada pek iz kalmayacak şekilde döverdi, kötü yıllar geçti Halis ise ilk öğretimin son sınıflarında yaşadıklarından sonra dedesinin sahafında çalışmaya başladı, okulu ise açıktan okuyordu böylece liseyi başı sıkışmadan okuyabiliyordu hatta Mehmet kimsenin onu rahatsız etmeyeceğine insanların üniversitede birbirlerine eziyet etmediğine ikna edene kadar üniversiteyi bile açıktan okumayı düşünüyordu. Mehmet ona şöyle demişti “Kardeş sence boş kafalı tipler üniversiteyi kazanabilir mi?” Halisin cevabı hayır oldu “Tabii özel üniversiteler hariç” Mehmet’te ona “o zaman özel üniversiteye gitmezsin sende” dedi ve Halisi böylece ikna etti.

Küçük kız abisinin eline sarılmış hafif serin havada gülümseyerek yürüyordu bütün yazı evde geçirmiş olduğundan bu ona ilaç gibi gelmişti, o dar ve eski sokaklardan yürürken Mehmet ile Necmi ise konuşuyordu, Ece’nin duymaması için fısıldayarak. Necmi “Mehmet kız kardeşimin nesi var?” Mehmet biraz düşündü “Bir şeylerden şüpheleniyorum ama Halisle konuşana kadar emin olamam” böylece kağıt kokan eski sahafa vardılar, içerde Mehmet ve Necmi’nin yaşıtı bir genç vardı, eski bir el yazmasını yapıştırıyordu, Halis gülümsedi Halis Mehmet’le sadece korunmak için dostu olmuştu Mehmet’se onun kitaplara ulaşabildiğini öğrenince onu korumuştu tam bir çıkar ilişkisi ama yinede dost denecek kadar birbirlerini severlerdi, ve hala araları iyiydi “Hoşgeldin Mehmet önce bir müşteriyle ilgileneyim” Necmi şaşırmadı “ben Mehmet leyim dedi” ama bunu duyan Halis çok şaşırdı, nedeni malum “buyrun ne arıyordunuz” Mehmet kısaca kızın gördüğü öcüyü anlattı “Sence cinler musallat mı oldu kıza?” Necmi inanamayan gözlerle “Ne yani kız kardeşime bunu bir masal karakterimi yapıyor?” bu sefer şaşırma sırası Haliste’ydi “ne yani bu kızcağızı bir kez bile bir hocaya götürmediniz mi” Necmi öfkelenmişti “ne yani bir dolandırıcıya paramı kaptıralım?” Mehmet Necmi’nin Ramazanda oruç tutmayacak bayram namazına bile gitmeyecek kadar dinden uzak bir tip olduğunu biliyordu çünkü ailesi böyleydi ama pratikte Necmi’nin dinsiz olması onun Mehmet’in tanıdığı en iyi insanlardan biri olmasın etkilemiyordu. Mehmet “her şeyi denemişsiniz gidip bir de hoca ile görüşsen zarar görmezsin, hem hoca dediğimiz adam şu elli metre ötedeki caminin imamı” Necmi biraz düşündü ümitsiz bir denememi yoksa hiç bir şey yapmadan göz göre göre kız kardeşinin eriyerek ölmesine izin vermek mi içinden “milyonda bir ihtimal dahi olsa deneyeceğim” dedi ve Mehmet’e dönüp “hadi gidelim” dedi. Mehmet hiç dindar değildi Haliste öyle sadece bayram namazına gidip aileleri ve toplum öyle yaptığı için Ramazan orucunu tutarlardı, ama hem çok okudukları hemde Necmi’nin aksine din dersine girdikleri için herkes kadar hatta daha fazla dinden de anlarlardı.

Necmi’nin ailesi o kadar dinden uzaklardı ki eğer anneannesinin adettendir ısrarları olmasa Necmi sünnet bile olamayacaktı. aralarındaki kısa sohbet bitince Mehmet “o zaman hadi camiye!” Halis toplanıp beni de bekleyin geliyorum diye bağırdı hemen üstüne ceketini aldı “Hayatta bunu kaçırmam” cami bir mahalle camisi için büyük sayılabilecek güzel, kubbeli minareli bir yapıydı camiye ilk kez giren Necmi hayran hayran bakıyordu, kız kardeşini ise ağzı açık kalmıştı “ne kadar güzel, ne kadar muhteşem” dedi Necmi “hiç kiliselere benzemiyor çok ferah” acınası bir durumdu, Necmi hiç cami görmemiş ama kiliseye gitmişti ve bu çocuk Müslümandı. Halis dayanamayıp şu soruyu sordu “Necmi, senin ailen neden sana Necmi adını koydu?” sorunun sebebi belliydi Necmi din sevmeyen bir ailenin çocuğuydu ve Necmi Arapça kökenli bir addı “Annem en iyi arkadaşına ilk çocuğuna Yıldız adını koyacağına söz vermiş” Halis “Yani sen erkek doğunca annen erkek çocuğuna Yıldız adını koyamayacağını farketti ve Yıldız anlamına gelen tek erkek ismini koydu öyle mi?” Necmi sıkkın bir şekilde “tam isabet” dedi sıkılmıştı çünkü arkadaşlarının onun din bilmemesiyle alay etmesi rahatsız ediciydi.

İmam camiye girdiğinde on dakikadır bekliyorlardı Mehmet resmen nur yüzlü olan bu ak sakallı beyaz cübbeli adama “hocam bir maruzatımız var” imam hemen onlara döndü “evladım cemaat şimdi gelmeye başlar namazdan sonra…” halis beş dakikalık bir iş bu hocam” diyerek sözünü kesti bu arada imam kızı gördü dertlerini anlamıştı bir diz çömelip yakından kızın yüzüne bakarken Mehmet’e “nesi var?” diye sordu Necmi konuşmayı aklından geçirdi ama Mehmet’in bu işi halletmesinin daha doğru olacağına karar verdi Mehmet “galiba cinler musallat oldu hocam” hoca sessizce biraz dua etti ardından kendi boynundan çıkardığı muskayı kıza taktı muskada ayetelkürsi vardı sonra “kıza birkaç dua öğreteceğim, ama önce namaz kılalım” hoca cemaate namaz kıldırmak için yürürken cemaat çoktan ikindinin sünnetini kılmıştı ve gamet getiriliyordu cemaat namazı kılarken Necmi nasıl namaz kılacağını bilmediğinden diğer ikisi ise tembelliklerinden daha doğrusu abdest almaya üşendiklerinden oturup izlediler. Cemaat dağılırken imam gençlere tek bir suçlayıcı bakışla bakmadan geldi ve Eceye güzelce Ayetel kürsi, İhlas, Felak, Nas, surelerini öğretti bir saat içinde taze beyinli kız hepsini çok güzel ezberledi, camiden çıkarlarken Necmi kız kardeşine “bu gün olanları sakın anneme veya babama anlatma yoksa hem koruyucu kolyeni (muskayı kastediyor) alırlar hem de beni cezalandırırlar.” O gece ve ondan sonraki bir hafta boyunca Ece yatmadan önce dualarını okudu ve öcü onu rahatsız edemedi bu Ece kadar abisini de mutlu etti. Kız kendisini hızla toplarken canını yakan başını ağrıtan ilaçlardan da kurtuldu ebeveynler bu olanlara anlam veremese de aile artık huzura kavuşmuştu ama artık Necmi’nin aklında bir takıntı vardı o da bunu kız kardeşine yapan yaratığın başka çocukları da ölümün eşiğine getirmesine engel olmak yani onu öldürmek.

Mustafa Söylemem

Yazı Puanı
Bu yazıyı oylayın
Oyların. [Toplamı: 2 Ortalaması: 4.5]

3 thoughts to “Hüddam Ustası 1. Bölüm -Cinleri Avlamak-”

  1. En komik yerini sansürlemişsiniz. (Aralarında kısa bir sohbetten sonra denen kısım) Yeni bölümleri yollayacağım ama yayınlarmısınız bilmiyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir