Korku HikayeleriMustafa Söylemem

Hüddam Ustası Hikayesi 4. Bölüm

Hüddam Ustası Hikayesi 4. Bölüm “Mahkeme”

Hikaye Oku; Necati gece olmuş olduğunu görerek şaşırdı evin bodrumunda sandığından daha çok zaman harcamıştı. ilaç püskürtücüyü suyla doldurmuştu tenha bir çöpte ilk hedefini yemek yerken gördü, insanların yemeyeceği kemik gibi artıklardan beslenirdi cinler mühürleri yani kapanını küçük düzgün bir altıgen şeklinde yerleştiren Necmi ilk avını heyecanla bekliyordu çünkü ilk cini öldürdüğünde ya da esir ettiğinde artık cinleri zaman kısıtlaması olan ve baş ağrısı yapan göze sürülen böcekli karışım olmadan da görebileceğini biliyordu, ama amacı esir almak değildi.

 Cin kapana girdi ve bir anda sarı duvara çarptı bu cin genç bir Gul’du Necmi ilaç püskürtücüden zerrecikler halinde çıkıp cinin vücudunu yakan suyu ateşledi, cin kıvrandı bir süre ve çığlık atmaya başladı, bir anda Necmi’nin çevresinde sekiz tane daha cin belirdi aslında zehir püskürtücüsü olan su püskürtücüsünün ayarını tazyikli püskürtmeye aldı, ve tüm çevresinde ve tepesinde uçarak dönen bu cinlere su püskürtüyordu hiç biri yanına yaklaşamasın diye suyu havada şeritler halinde atıyordu ve en yakına geleni önce vurmaya gayret ediyordu, su değen cin buhar fışkırtarak kaçıyordu ama bu geçici bir acı olduğundan tekrar saldırıya geçiyorlardı Necmi tüm bunlar sırasında arkasına döndüğünde kapanın içindeki cinin bir siyah bir dobermana dönüşmüş ve kapandan koşarak çıktığını gördü, onu tekrar dumana dönüşmeden öldürmeliydi içinde anti personel yani insan öldürmek için dizayn edilmiş dev saçmalı mermiler olan tüfeğini köpeğe sıktı.
Köpeğin cansız bedeninin bir kül yığınına dönüşünü keyifle izlediği anda Necmi bir şok hissetti cinin biri ona değmişti ve bu esnada cinin dumandan bedeninden çıkan bir kıvılcım Necmi’yi yere devirdi acı içinde bağırıyordu Necmi, tüm cinler üstüne çullanacaktı ve hareket etmekte zorlanıyordu bu kıvılcım, cinler su yüzünden nasıl acı çekiyorsa Necmi’ye öyle acı veriyordu ve tabancasına uzandı sırtına taktığı sert plastikten yeşil su püskürtücüsüne ateş etti, delikteki basınçlı su büyük bir tazzikle çevreye saçılırken Necmi kendini kurduğu kapanın içine attı cinlerin içine girmiyeceğini umuyordu ama toplanan cinler öyle düşünmedi Necmi’ye doğru gelirlerken Necmi nur yüzlü imamı gördü bağırdı “cinlerden korunmak için okunun dua nedir söyleyin!” imam Necmi’ye dönerek “eüzübillahimineşşeyetannirracim” dedi ve tüm cinler bir anda ses dalgası yemiş ya da diplerinde bomba patlamış gibi uzaklara savrulurken siyah cinlerin gitmesiyle gri cinlerden biri çöpe yanaştı, haliyle duaların bu masum canlıya zararı yoktu.
Necmi bir saatlik görebilme süresi geçmesine rağmen cinleri görebilmeye devam ediyordu halsiz ve sırıl sıklam bir biçimde evine geri döndü kapıda gecenin birinde oğlunu bekleyen bir annenin endişeli yüzüne sahip bir anne vardı. Necmi’nin annesi ” bu gün okuldan kaçmışsın, hem halin ne senin sırıl sıklamsın.” Necmi konuşmadan içeri girdi, annesi bağırmaya devam ediyordu “hem o torbada ne var?” Necmi banyoya gitti annesinin beş litrelik küçük kovasına su doldurdu, eski oyuncaklarından su tabancasını da doldurdu ardından odasına gitti üstünü değiştirdi ve bir kova suyu yatağının dibine koydu ardından altı altıgenden altı kapan yaptı bunun için otuz altı mühür kağıdı kullandı, bunları yatağının çevresine hiçbir cinin bunlardan birine düşmeden ulaşamayacağı şekilde yerleştirdi hiç adeti değildi ama ailesini korumak için kapısını kilitledi ve yatağına yattı, belinden kazağının altına gizlediği silahını da yastığının altına koyduğunda bu iş bitmişti, rahat bir biçimde mutlu bir gülümsemeyle uykuya daldı.

Ertesi gün kapanlarını toplayarak halisin yanına gitmek için hazırlandı, yanına tabancasını da aldı ve evden çıkmak için giyinip okula gitmeyecekti sabah daha saat altı buçuk olduğundan ailesi uyanmamıştı, karşısına kız kardeşi çok sevdiği ve hep beraber yattığı pelüş kedisiyle çıktı “abi nereye giriyorsun?” Necmi kız kardeşine “git yat Ece! İşim var işte” diyerek çıktı Ece ağlamaya başladı abisinin kendisine bağırmasına alışık değildi Necmi içinde bir sızı hissetti ama kapıdan çıkarken kendi kendisine “bu onun gibi masum çocuklar için” diye mırıldanarak çıktı. Necmi halisin dükkana varmak üzereyken arkasında bir şey hissetti ve koşmaya başladı dükkana beş metre kala kapan mühürlerini sağa sola bir altıgen oluşturacak şekilde saçmaya çalıştı ama nafile cin bir anda onu çarptı geçen sefer atlattığı sekiz cin karşısındaydı ve saldırmaya başladılar, çarptılar tekrar çarptılar ve tekrar çarptılar Necmi’nin çenesi kaymıştı ve acı içindeydi bu esnada kıpırdayamayacağından emin olan cinlerden biri bir köpeğe dönüştü. Halis Necmi’nin dükkanın önünde devrilmiş ve sürekli şok cihazıyla vuruluyormuş gibi davrandığını görünce hemen meseleyi anladı ve Mehmet’i aradı Mehmet karşısına çıkınca “Mehmet Necmi galiba cinlere bulaşmış ona saldırıyorlar” Mehmet söylendi “üç gündür memlekette değilim ama olanlara bak” halis bağırıyordu “ne yapmalıyım? ne yapacağız!” Mehmet sakin bir sesle “tamam endişelenme yapabileceğim bir şey var” dedi bu Halisi şaşırttı Mehmet İstanbul’daydı ne yapabilirdi ki? Necmi dehşet içinde çığlıklar atarken bir anda başka bir siyah duman belirdi beş cinle birden çatışmaya başladı birbirlerine ateş, elektrik ve kıvılcımlar püskürtüyorlardı ama yeni gelen diğerlerinden çok daha güçlüydü tüm cinler onun üstüne döndü köpekse Necmi’nin boynuna atıldı Necmi kaslarını hissettiği anda kendi ekseni etrafında hızla dönerek köpekten kurtuldu tabancayı çekti, ateş etti köpeği yaraladı ama durduramadı, ayağa kalktı ama köpek Necmi’nin bileğine yapıştı bir el daha ateş etti ama yine hayati bir yere gelemedi ve silahı tetiği tekrar çekecekken acı ve itme kuvveti ile yere düştü ve köpek tekrar boğazına atladı köpek bir anda yere düştü bir elektrik şokuyla vuruldu Dessaad yedi cini yenmiş ve Necmi’yi kurtarmaya gelmişti bu arada elinde demir bir faraş olan Halis köpeğin kafasını defalarca vurarak ezdi, köpek küle döndü ve savruldu, artık Haliste karşısındaki bacakları olmayan kaslı bir adamı andıran Dessaad’ı görüyordu Necmi’de öyle tabi Dessaad Necmi’ye yaklaştı ve yüzünü düzeltti ardından halise dönüp “yüz cinlerin asıl formuna ait bir yara olduğundan düzelttim ama yaralarını sarman lazım, çevredeki birkaç kişinin meraklı bakışları arasında Halis Necmiyi dükkana taşıdı ve hemen cep telefonundan hastaneyi aradı dışardaki iki kovanı ve iki ezilmiş olan ve kül içinde duran mermi çekirdeğini de almayı unutmadı, Necmi cine “sen de kimsin, neden bize yardım ettin!” Halis içeri girdi “onu Mehmet yolladı” Es konuştu “evet sahibin arkadaşları, beni efendim Mehmet bey yolladı” Necmi acı içinde “sihirli lambadan mı çıktın sen, tam olarak nesin, neden Mehmet’e hizmet ediyorsun?” diye ard arda sıralayarak sordu Es Necmi’ye döndü ” ben Dessaad efendimin bahşettiği adla Es, efendimin hizmetinde bir Zelenburum, bu arada Necmi Bey beni tanımamanıza şaşırdım” Necmi bağırdı “seni adi, sen o sun!” Halis “Mehmet’in bedenine giren cin mi?” Necmi “evet o, adi katil hayatımı mahvettin! Seni öldüreceğim!” Halis Necmiyi sakinleştirerek için “o zaten ölümden beter durumda, esir olmak nedir sanıyorsun?” Necmi biraz sakinleşti Dessaad “bir Gul aşiretiyle kanlı olmuş olabilirsiniz ya da belkide sadece aşiretlerinden çıkarılmış bir gurup serseriye de bulaşmış olabilirsiniz, siz ikiniz yanımdan ayrılmayın, efendim sizi korumamı emretti.” Necmi silahını Halise verdi Halisse eski demirden masasının çekmecesine koydu ve çekmeceyi kitledi o sırada ambülans geldi Halis ve Necmi Dessaad’ın eşliğinde hastaneye giden ambülansa bindiler, ve hastaneye doğru yola çıktılar ambulanstan indiklerinde Halis şarjının uzun gitmesi dışında meziyeti olmayan, iyi bir markaya ait telefonuyla Mehmet’i aradı telefonda “alo Mehmet” Mehmet Halise “şarjım az çabuk konuş” Halis Mehmet’in bu kütükçe konuşmalarına aldırmazdı hemen rapor vermeye başladı “Dessaad bizi kurtardı ancak Necmi ciddi yaralandı, bu arada hem ben hem Necmi birer cin öldürmüş durumdayız, Dessaad bulaştığımız cinler aşiret olabilir diyor ve yanımızda durmaya devam ediyor” Mehmet konuştu “emirleri aynen öyle zaten kendinize iyi bakın ve birbirinizden ayrılmayın ve telefonunu şarjlı tut Dessaad’a ihtiyacım olabilir. Mehmet telefonu kapadı ve amcasının odasından tekerlekli yatağı üstünde çıkarılışını seyretti.

 Selim bey endişeliydi hemen Mehmet’in yanına geldi ” Amcanın tekrar delirme ihtimaline karşı onu daha tenha yerdeki bir odaya aldırmak gerçekten zekice, ama ya yeniden bağırırsa ne yapacağız?” Mehmet babasına döndü babası aslında çok güçsüz ya da akılsız bir insan değildi, ama oğlu kadar kurnaz olmadığını bildiğinden sürekli ona danışıyordu. Mehmet babasına bir iğne uzattı “içinde sakinleştirici var ama hemşirelerin görmesine izin verme” Mehmet için ne sakinleştirici çalmak ne de babasının çocuk gibi her yapacağını ona sorması zevkli değildi, hatta bundan nefret etmişti.
Mehmet amcasının çıktığı odasına girdi, odaya kimsenin göremeyeceği bir kapan yapmalıydı bunun için iki mühür kağıdı çıkardı kalorifer peteğinin arkasına yapıştırdı diğer ikisini kalorifer peteğinin karşısına yerleştirdiği hastaların tekerlekli yemek sehpasının altına yapıştırdı ardından birer tanede iki duvardaki iki afişin arkasına yerleştirip panjurları indirdi oldukça yassı bir altıgeni cinin geleceğini tahmin ettiği pencerenin önüne yerleştirmiş oldu ardından hizmetlinin odasından aşırdığı hortumu devletin yaralı kahramanı için tahsis ettiği tek kişilik odadaki duş, tuvalet kabinine soktu ve oradaki çeşmeye hortumu bağlayıp işi kolaylaştırması için duş başlığını da yerleştirdi içinden “Es i çağıramamam kötü oldu, ama birilerinin arkadaşlarımı koruması lazım.” dedi ve hademenin odasından yürüttüğü anahtarla odayı kilitleyip, amcasının evine doğru yola koyuldu.
Amcasının evinde durum geçen seferkinden pekte farklı değildi Mehmet’in yengesi Esma hanım odasına kapanmıştı küçük Yunus annesinin kapısının önünde babamı görmeye gidelim diye sızlanıyordu diğer iki kuzeni ise sessizce ödev yapmaya çalışıyorlardı. Mehmet mutfağa girdi bulaşıkları yıkamaya başladı biraz sonra yanına Bilal geldi “babam nasıl?” Mehmet hiç bir şeyi ele vermeyen bir yüzle “doktorlar muhtemelen iki gün içinde eve gelebilecek kadar iyi olur diyorlar” Bilal rahatladı aslında Mehmet’le biraz daha konuşmak isterdi ama Mehmet’in nadir durumlar dışında konuşkan olmadığını hatta konuşmaktan bile hoşlanmadığını bilirdi yinede sordu “biraz daha anlatsan?” Mehmet “yemekte konuşuruz” diye kestirip attı.
Mehmet için konuşmak zaten genelde sevilmeyen bir şeydi ama kafası doluyken daha büyük bir dert haline geliyordu, çocuklar sevinsin diye patates kızartması ve derin dondurucuda bulduğu kaliteli hazır köfteleri hazırladı. Yemekte Mehmet yüzleri asılmış kuzenleri ve hiç kendine gelemeyen yengesine “artık rahatlayın amcam iki gün sonra evde olacak” dedi sonrada susup yemeğini yemeye başladı ve hemen kalktı on bir yaşındaki tufan ve dokuz yaşındaki Sabri’nin neşesi yerine gelirken Yunus Bilal’e “abi iki gün yarının yarını demek dimi diye neşeyle soruyordu Esma hanım dışında herkesin yüzü gülmeye başlamıştı Mehmet kalktı amcasının odasına girdi, biraz arayınca amcasının evinde tuttuğu küçük ve eski altı patları buldu yanına aldı. Çocuklara ” hadi ben çıkıyorum diyerek hastaneye doğru gitmeye hazırlandı sırtına ceketini geçirdi. Hastanede amcasının odasını değiştirtmişti önce amcasını ziyaret etti. Oda arkadaşı vermişlerdi yanına önce rahatsız oldu ama ardından bu yirmi – yirmi iki yaşlarındaki genç küçük bir Kuran çıkarıp okumaya başlayınca Mehmet rahatladı ardından amcasına “tekrar kötü bir şeyler görürsen yandaki kişiye eüzü besmele çektir hatta Ayetel kürsi okut” Mehmet’in amcası Hasan “peki, yeğen” babası oğlu odadan çıkarken “nereye?” Mehmet babasına “biraz dolanacağım içim sıkıldı dedi amcasının hala boş olan eski odasına çıktı banyo kısmına saklandı ve avını beklemeye başladı ve Es in bahsettiği cin dediği gibi gecenin bir vakti gelene kadar yani dört saat bekledi Mehmet. Cin pencereden içeri süzüldü ve bir anda şeffaf, sarı bir duvara çarpıyormuş gibi oldu kapanın kenarına vurup duruyordu tam yarım saat Mehmet eli amcasının silahında durumu izledi sonra cin kimsenin olmadığına kanaat getirmiş olacak ki bir beyaz yılana dönüştü küçük bir metrelik beyaz bir yılan Mehmet sadece doksan saniyesi olduğunu biliyordu kapıyı hızla açtı kıvrak hareketlerle kaçmaya çalışan yılanın kuyruğundan yakalaması ile havalandırması bir oldu kuyruğundan tutarak birkaç defa çevirdi ardından yılanın kafasını şiddetle duvara vurdu, yılan cansız yere düştü kanıysa ortalığa saçıldı ve bir saniye sonra yılanın yani cinin cesedi ve duvardaki kanı küçük kıvılcımlar çıkararak küle döndü ve kayboldu. Mehmet odadan çıktı amcasının yanına döndü oturdu babası ile amcası çoktan uykuya dalmışlardı Mehmet’te hastane usülü koltuk yatağını açtı ve yattı içinden “sabah ola hayrola dedi”.
Sabah hastalar ve refakatçileri için kahvaltı gelmişti Mehmet babası ile onlara verilen tek refakatçi tabldotunu paylaştı babası çayını içerken “bütün gece ne yaptın?” Mehmet durgundu, kafası çok yoğundu uykusunu da alamamıştı “Dolandım be baba, bunaldım,” Selim bey Mehmet’e hak verdi o da pek mutlu değildi dağ gibi abisinin durumundan, ama ne gelirdi ki elden Selim oğluna ” Çok yıprandın sende” dedi Mehmet babasına bir iç çekişle karşılık verdi, bu esnada kapıdan iki polis memuru ve Mehmet’in daha önce gördüğü polis amiri girdi, amir bu sefer sivil giyimliydi elinde bir dosya vardı. Polislerden biri Mehmet’in amcasının yanına oturdu ve amir “Ali, kapşonlu katilin yüzünü görmüş olabileceğini söyledi, eğer mümükünse tarif edermisin?”
Hasan tarife başladı “Burnu, burnu küçüktü” yanına iyice yaklaşan polise kağıt üzerinde tarif etmeye başlayalı bir dakika olmuştu ki ressam amirine döndü “amirim dosyanız” amir şaşkın bir halde bakalım ne olacak der gibi uzattı dosyayı polis dosyanın içinden bir resim çıkardı “bu adam mı?” bu küçük burunlu gözleri birbirine aşırı yakın çirkin sayılabilecek bir adamdı.
Hasan “evet bu bu o” diye bağırdı, amir şaşkın ve kekeleyerek “ama bu sadece beceriksiz bir torbacı” dedi. Amir birkaç dakika sonra “aslında bu adamın orada sadece bir şeyler görmüş olabilir diye yakalamıştık, o kadar salak ki her hangi bir suç örgütünün onu kendi aralarına en aşağı düzeyde bile alması mümkün değil” Mehmet dikkatle dinliyordu amir devam etti “ekibinde sen ve senin gibi çok iyi silah kullanan ve çatışma tecrübesi olan on kişi vardı ve sizi bu salak mı yendi, daha üç ay önce üç dal esrarla yakaladığımız kişi? Yanında kaç adam daha vardı gerçekten tek başına mıydı” Hasan bey iç çekip başladı “aracı aslında aramaya geldiğimizde bu adam bir anda ormandan çıktı ama hepimiz onla beraber korkutucu siyah dumanlar gördük belden yukarısı insanı andıran gölgeler ve bunlardan bazıları bize değdi ve o anda geçici felç geçirdik” amir avazı çıktığı kadar bağırıyordu “Ne yani öcü böcümü sizi yendi, demek bu pisliğin kendi özel duman ordusu var!” Hasan bey durakladı arkadaşı olan ve geride duran adama döndü Mehmet dikkat ettiğinde adamın bacağının aksadığını gördü, bu muhtemelen orada bulunan kişilerden biri de bu adam demekti. Amirin esmer teni iyiden iyiye kızarmıştı bıyıklarını ve karşısındaki polisin yüzünü tükrük kaplayarak “bu doğrumu?” diye sordu polis başını eğip ” o yaratıkları hepimiz gördük, ama amirim dışında kimse itiraf edemedi” dedi, amirin öfke tufanı durdu ve biraz düşündü “o beceriksizin sizi yenmesinin başka yolu gerçekten de yok” amir öfkeyle dışarı çıkarken Mehmet yan yatakta yatan ve normalde bu odada bulunan gencin burada olmamasına sevindi, kendi kafasında hızla bir plan yaptı telefonunu açtı ve halisi aradı.
Dessaad Halise “çevreyi taradım, hiç bir tehdit yok, saldıracak birileri olsaydı şimdiye saldırırlardı” Halis “yani aşiretinden atılmış küçük bir çeteyi yok ettik o zaman” Dessaad “eğer saldırdığımız cinler aşiret ise bile saldıran gurup bizi kendi başlarına öldürmeye çalıştığından aşirete haber vermemiş olmalı Mehmet arıyordu Halis açtı Es’e dönüp “senin için gitme vakti” dedi. Es’in çok hızlı bir şekilde bir yerden bir yere gidebilmesinin sebebi cinlerin uzun yolculuklarını çok hızlı yapabilmesidir dünya atmosferinde bir dakikada onlarca kilometre gidebilirler uzaydaysa ışık hızına yakın uçabilirler, yani cinler normal yaşantılarında insanlardan hızlı olmasalar da uzun mesafeleri vasıtasız çok rahat aşabilirler. Dessaad geldiğinde Mehmet cep telefonunun kamerasıyla oynuyordu Dessaad’a doğru kaldırıp bir resim çekti Dessaad “görünebilir olsam bile sizin makineleriniz resmimi ve sesimi kaydedemezler sahip” dedi. Mehmet “daha iyi o zaman çünkü bir yerleri soymamız gerekecek, bu arada bildiğin bir keskin nişancı var mı?” Es konuştu “evet çok iyi birini tanıyorum sahip ve sanırım bu şehirde” Mehmet, “onu sabah düşünürüz şimdi gel” duman kafasının üstünde dururken Mehmet “burayı görüyor musun?” Es “evet sahip” Mehmet “oldukça zengin birinin evi, sen şimdi bu eve git para ve mücevherleri nereye koyuyorlarsa bul, kasa varsa alarm varsa şifrelerini öğren” Dessaad gitti Mehmet’se telefonu ile oynamaya devam etti.
Ertesi gün sabah sekizde Dessaad döndü Mehmet hastane usulü erken kahvaltısını yapmıştı beraber dışarı çıktılar Dessaad konuştu “daha iyi bir hedef buldum sahip bu arada size bahsettiğim keskin nişancıyı da buldum” Mehmet gülerek “konuştun mu?” Es hemen “konuşmam gerektiğini bilmiyordum sahip” dedi. Mehmet “şaka şaka” dedi, Dessaad’ın bahsettiği sahil kenarı villasına geldiler “sahip, güvenlik yok şifre, 7132 ve kasada aynı şifreyle tutuluyor, sadece iki bahçe kamerası var ve yerlerini biliyoruz”
Mehmet Dessaadın yerlerini gösterdiği kameraları atlatmakta zorlanmayacağını fark etti, hastaneden aşırdığı eldivenleri eline geçirdi ve demirden işlemeli bahçe duvarına tırmandı ardından bahçedeki kameraları kolayca atlattı ve camı kırıp bahçe kapısını açtı. İçeri hemen girip şifreyi girdi ve kasayı açtı. İçi çeşitli döviz, mücevher ve yüz bin lira para içeriyordu toplamda döviz ve mücevherin değeriyse iki milyon olmalıydı, hızla geri binadan çıktı bir torba para ve mücevherle, Mehmet “bu gün amcam o tehlikeli adamın bulunduğu mahkemeye gidecek, eğer herifin gerçekten de yirmi cini varsa kötü şeyler olabilir. Mehmet amcasının evine uğrayıp yemeği hazırladı çünkü akşam eve uğramayabilirdi ve babasının otobüste uyusun diye verdiği küçük yastığın içine dövizi ve mücevheri tıkıştırdı, sonra yastığa “sonunda bir işe yaradın” dedi, bunu demesinin nedeni Mehmet’in çok uzun olduğundan dolayı otobüste zaten uyuyamamasıydı bacakları ağrırdı yani yastığın hiç bir işlevi yoktu.
Mehmet Es’in gösterdiği bara girdi, daha önce hiç böyle bir yere girmemişti çünkü içki, parasını çöpe atmak isteyen ve kendinden nefret eden insanlar içindi Mehmet’in gözünde ve zaten her akıllı insanda olduğu gibi içkinin uyuşturucudan pekte farkı yoktu ikisi de beyninden nefret eden insanlar içindi. Mehmet’in babasıysa hiç sigara içmemişti ve yirmi sekiz şubat denen bir zamanda dindar ya da darbecilerin deyimiyle yobaz, mürteci olmadığını göstermek için amirlerinin yanında birkaç kez içmesi dışında içkiyi de hiç içmezdi. (Bu kısmı silmeyi düşündüm ancak günümüzde amir kokusuyla camiye giden karısına baş örttürenlerin olduğunu biliyoruz. Bundan yirmi yıl önce bu hikayenin yazıldığı tarihten on bir yıl önce amir korkusu ile içki içildiği de oluyormuş. Nerden nereye) Yani Mehmet aileden gelen alışkanlıklarla zararlı alışkanlıklardan korunmuştu.
Mehmet Dessad’ın gösterdiği adamın yanına gitti sidikten farksız bir şey içiyordu (Gençken içkiden çok nefret ediyormuşum anlaşılan) adam Mehmet “galiba buna bira deniyor” dedi içinden, adamın yüzünde bir delik vardı anlaşılan bir mermi açık ağzından girmiş yanağından çıkmıştı her sidik içişinde o sidiğin bir kısmı yanağından dökülüyordu adam Mehmet’e döndü yanağındaki yaradan ötürü tuhaf bir sesle “ucube mi görmeye geldin deve!” diye bağırdı bu hakaretten sonra Mehmet uzun boyla devenin ne alakası olduğuna ve neden herkesin ona deve dediğine dair derin bir düşünceye dalmıştı ki “sana diyorum, ne bakıyon” Mehmet gülümseyerek “para kazanmak ister misin?” adam bardağı dikti ve ardından boğuklaşan sesle “sirkte mi?” diye bağırdı Mehmet “hayır nişancı olarak, elli bin lira vereceğim. Sabah ayık olarak buraya gel” ve o pis kokulu insan çöplüğünden Mehmet çıktı.
Necmi’nin annesi başında hüngür hüngür ağlıyordu Halisse Necmi’nin babasına Necmi’yle insanlara anlatmayı kararlaştırdıkları köpek saldırısı hikayesini anlatıyordu “evet amca aynen öyle köpek saldırdı hastaneye ben götürdüm” Necmi’nin babası “ya neden bizi aramıyorsun, Necmi’nin arkadaşı değil misin sen” Halis “aslında yeni tanıştık sayılır onun bir arkadaşının arkadaşıyım, malumunuz Necmi’nin bütün arkadaşları onu terk etti Mehmet hariç” Necmi’nin babası “şu milletin dev dediği uzun çocuk değil mi?” Halis “ki burada olsaydı size ayrıntılı bir psikolojik analiz yapardı, hatta arayalım yapsın” Halis Mehmet’i aradı ardı ardından “Necmi’nin babasına Necmi’nin durumuyla ilgili bi psikolojik analiz yapsana” Mehmet birkaç psikoloji kitabı okumuştu ve nadiren uzun konuşan biriydi ve bunların çoğunda psikolojik analiz yapardı kendince, tuhaf bir huydu Mehmet konuşurken Necmi’nin babası dikkatle dinledi “Necmi yanlış bir şey yapmadığını ve ihanete uğradığını düşünüyor hatta belki sizin bile ondan nefret ettiğinizi ve ona bunu söyleyemediğinizi” Necmi’nin babası İlker Bey bağırdı “bu doğru değil, oğlumu seviyorum, seviyoruz” Mehmet’in kendini beğenmiş sesi duyuldu “Aynı kelimeleri oğlu deliren ve ona katlanmak zorunda olan bir babada söylemişti, tam da sizin gibi” İlker düşündü “yani oğlumuza sakat muamelesi mi yapıyoruz?” Mehmet’in sesi “fark etmediniz mi, çevresindeki bütün insanlar artık ona farklı biriymiş gibi davranıyorlar siz ailesi ona muhtemelen sakat gibi çevresindeki diğer insanlarsa vebalı gibi davranıyor, ona karşı davranışı değişmeyen tek kişi Halis, çünkü zaten birbirleriyle şimdiye kadar arkadaş değillerdi. Daha ayrıntılı bir analiz yapabilirim ama hastayı görmem lazım.” İlker bey bu soğuk espriye tepki vermedi, konuşma böylece bitti.
Ertesi sabah delik yanak Mehmet’in dediği yerdeydi, saat sabahın yedisiydi Mehmet adama “benim için birini vurman lazım, öldürmeyeceksin” adam düşündü sonra “neden bunu yapayım” dedi Mehmet “sana bu iş için yüz bin lira vereceğim, her halde yüzünde bu delikle kimse sana iş vermiyordur, para sana lazım, banaysa bir nişancı” Adam; “iş yapacaksak tanışalım adım Cengiz, seninki ne?” Mehmet bunu beklemiyordu “İsmim Mehmet, bu ani tavır değişikliğine bakılırsa kabul ediyorsun, o zaman” Cengiz “isterdim, ama silahım yok” dedi sonrada “dediğin gibi bana para lazım ama silahım yok” Mehmet yanında getirdiği yüz bin liralık mor iki yüz liralıklardan oluşan para tomarlarını uzattı “yüz bin, silahı al, hedef muhtemelen dört beş saat içinde çarpışarak dışarı çıkacak onu orda dediğim noktadan vuracaksın ve hedefi öldürmemiş de olacaksın” Cengiz “silahı o kadar kısa sürede nerden bulayım hem ben silaha para verirsem ödemem tam olmayacak ki” Mehmet “silah bul, bulamayacaksan parayı unut ” dört katlı bir binayı göstererek “çatısına çık ve hedefi dediğim noktadan vur, bu arada telefonun var mı?” Cengiz telefon numarasını Mehmet’in telefonuna yazmasını sağladı ardından ayrıldılar.
Mahkeme salonu tüm beklentileri karşılıyordu, boş, beyaz boyalı bir yer, Mehmet dava olurken babasıyla beraber amcasının ifade verip çıkmasını bekleyecekti bu arada elleri kelepçeli iki yanında iki jandarma birini sürükleyerek getiriyorlardı, Mehmet bu kişinin uyuşturucu krizi geçirmekte olduğuna hükmetti çünkü bağırıp çağırıyor çevreye tükürük saçıyordu, keş “Bırakın beni bırakın diye bağırdı ve ardından kollarının kurtarınca boynundan çıkardığı kömür gibi kap kara, su damlası şekilli pürüzsüz, iri taş madalyonunu okşadı. Bir anda çevresinde yirmi tane cin belirdi Mehmet sessiz ve sıkkın bakışlarla durumu izledi bu keş herifin böyle bir orduyu tek başına yakalaması mümkün değildi, hatta tek bir cin bile yakalayamazdı biri bu cinleri ona vermiş olmalıydı, o kolyeyle beraber, mahkeme on gibi başladı, ilk olarak tanık mahkeme önünde yazılı ifadesini tekrarlayacaktı ardından Mehmet ve babası Selim amcasını alıp götürecekti ama Mehmet kendini iyi hissetmedi bir anda planına olan güveni bitmişti çünkü karşısında gizli bir dahi değil bir yem vardı, oltadaki bir yem, kimin attığını bilmiyordu bu yemi en küçük bir tahmini bile yoktu ama yüzüğünü oynatıp Dessaad’ı çağırdı, “görülmeyecek kadar uzak anında müdahale edebilecek kadar yakında dur.
Mahkeme başladığında amcası bir polis arkadaşının yardımı ile kürsüye yürüdü hakim yaralı adamı fazla yormadan ifadesini alıp göndermek niyetindeydi Hasan kürsüye çıktı yemin etti ardından ifadesini kağıttan okuyarak tekrarladı bu arada her halinden uyuşturucu krizi geçirdiği anlaşılan keş satıcı bağırıyordu “Ben hepinize gösterecem gününüzü ben ilahi bir varlığım!” insanlar sarhoş gibi konuşan keş herife gülmeye başladılar ve keş bağırdı “gözükün” bir anda yirmi cinin yirmisi birden gözüktü mahkeme salonundaki her kez korku çığlıkları atarken jandarmalar kara dumanlara ateş açıp paniği körüklediler bu arada keş sallana sallana dışarı doğru yürüyordu, Mehmet kapıdan geçip giden genç keşe dokunmadı ve telefonunu açtı babası ise açılan kapıdan dehşet içinde siyah yaratıkların yaptığını izliyordu, Mehmet hemen telefona sarıldı “alo Cengiz yerinde misin?” Cengiz cevap verdi “daha yeni geldim” Mehmet “adamın boynundan sarkan siyah kolyesini vur, paranı hak et” ardından olacakları görmek için dışarı koştu, güm dışarı da kolyesi parçalanan ama hala canlı olan keşi gördü ve bir anda, mahkeme salonundan çıkarak keşin üstüne artık serbest kalan cinler saldırdı, önce yüzü tamamen dağılana ve çenesi neredeyse yüzünden çıkana kadar çarptılar sonra içlerinden biri köpeğe dönüşüp acı içinde kıvranan keşin boğazını parçaladı ve doksan saniye sonra dumana dönüştü bu olaydan bir dakika sonra Cengiz’in endişeli sesi duyuldu telefonda “neler oluyor o köpekte nereden çıktı böyle?” Mehmet’se uzaktaki cine benzeyen yaratıkları izleyerek “soru sorma, paranı aldın, tekrar lazım olursan parası karşılığı ararım seni” Mehmet telefonu kapatırken o tuhaf cinler, cesede yaklaştılar Necmi bu simsiyah yaratıkların farkını anladı bunlar diğer cinlerin aksine simsiyah yosun ya da kıl olarak tabir edilebilecek bir şeyden oluşuyorlardı ve iki yirmi, iki otuz boylarındaydılar diğer cinler gibi belden aşağısı olmayan insan gölgesi değilde backları upuzun, üst gövdeleri ise çok kısa ucube vari yaratıklardı, cinler gibi süzülmek yerine de yürüyorlardı ve kesinlikle çok korkutucuydular cesedin başında bişeyler konuşup bir kaç saniye durdular ve cinlere has hızlı hareket haline geçip, yükseldiler ve rüzgar hızında oradan uzaklaştılar.
Yaratıklar gidince Dessaad Mehmet’in yanına geldi “Sahip bu yaratıklar Meriid’di, bunlar şeytan soyuyla soy bağı bulunmayan cinni şeytanlardır, daha önce karşılaştığın bizim gibi serserilerede benzemezler, hem Hinzepler hem Gullar hem de senin daha karşılaşmadığın en zayıflarımız olan Dasimlerden ve en güçlülerimiz, babalarımız ve liderlerimiz olan Mürreler’e kadar olan bütün cinlerden çok daha şerli ve sayıca çok olduklarından dolayı üstünlerdir, Şik dediğimiz insan avcısı cin halkından bile daha çok insan öldürmüşlerdir, yani efendim bu karşınızdakiler tehlikelidir sizin zekanız da biri için bile onlara bulaşmak acı bir son demektir.” Mehmet ilk defa Dessaad’ın kendi iradesinden pek bir şey kalmamış olmasına karşın esareti ölmeye tercih ettiğini fark etti ardından “korkma korkak kedi, bu cinler bir şeyler karıştırıyorlar ve elbette bu konuda bir şeyler yapacağım ama sadece bizzat değil.”
Dessaad açıkça rahatlamıştı, bunu belli etmekten de çekinmeyerek “sağ olun yüce sahibim” dedi. Mehmet’in zaten ilgilenmesi gereken başka şeyler vardı, mesela içeride cinleri gören ve şok geçiren babası, ve bir yığın insan vardı, Mehmet pek düşünmeden içeri girdi, çünkü düşünmeye başladığı anda “o Merridlerin o keş zavallıyla işi ne, o salağa o bir sürü cinin esiri olduğu kolyeyi kim verdi…” gibi sorularla kafası dolacak ve şu anda odaklanması gereken meseleye odaklanamayacaktı. Mahkeme salonununa girdiğinde herkes yerlerdeydi hakimin başında mübaşir kalp masajı yapıyor, Selim beyse Hasan beyi yatırmış su içirip “Geçti abi, geçti” diyordu.
Yanlarına yaklaşınca babası Mehmet’e bağırdı “neredesin ulan!” Mehmet hemen role girerek “dışarda baba o adama bir şeyler oldu, önce siyah dumanlar vardı sonra biri adamın göğsündeki yumruk büyüklüğündeki siyah kolyeyi vurdu, bir anda siyah dumanlar kayboldu ardından adam…”
Mehmet’in babası bağırdı “Tamam hadi amcanı buradan çıkaralım” Hasan sayıklıyordu “beni öldürecekler, beni öldürecekler” Mehmet babası ile yardımlaşarak amcasını dışarı çıkardı, ardından babasına “baba her ne oluyor bilmiyorum ama bir an önce bu şehirden kaçsak iyi olur, burayı cinler basmış” babası Mehmet’in dediklerini düşünürken Mehmet’se “nerde çokluk orada b*kluk” dedi içinden ne oluyorsa İstanbul’da olurdu hep,
Mehmet’in en başından amacı sadece rahat etmekti ama şimdi bir sürü gizemle uğraşması gerekecekti ve insanlık adına bunu yapabilecek tek kişi bildiği kadarıyla o olduğuna göre bu işi yapmak zorundaydı, gerçi Mehmet’in farklı planları vardı içinden, “zaten kendini harcatmak için kıvranan biri varken neden elimi yakayım ki” dedi. (Necmiyi kastediyor şimdi bakınca ben bu çocuğa niye bu kadar pislik yaptım bilmiyorum)
Mehmet’in amcasını eve taksiyle götürüyorlardı Selim bey kızgındı Mehmet’e taksici duymadan “memlekette her şeyi koklayarak kullanıp dolmuşa otobüse binerken İstanbul’a gelip yüzlerce lira harcadık, çoğuda taksiye” Mehmet babasına katılıyordu ama zor zamanda da kesenin ağzını açmak gerekiyordu. Günlerden perşembe olduğundan eve geldiklerinde kapıyı yengeleri Esma açtı kocasını iki kişinin omuzlarında görünce “ne oldu!” diye bağırdı Selim Bey “yenge korkma, sadece adliyede bişeyler olunca oradan kaçırdık.” ne diyorsunuz siz” diye bağırdı kadın Mehmet’se seksenbir ekranlık yedi metre ötedeki televizyonu açtı haber kanalında erkek bir muhabir İstanbul adliyesi önünde konuşuyordu;
“Sayın seyirciler şu anda İstanbul adliyesi önünden yayın yapmaktayız, burada bir uyuşturucu kaçakçısının attığı içi halusünasyon gördüren ilaçla dolu olan bir bombayı patlaması sonucu bir çok kişi çeşitli halüsinasyonlar gördü, hakim Zübeyir Arslan’sa kalp krizi geçirerek hayatını kaybetti, polis mahkumun bombayı boynunda kolye olarak taşımasından dolayı şüphelenmediği sanılıyor, evet Pelin söz sende” bayan spiker teşekkür edip diğer habere geçecekken Mehmet televizyonu kapattı, bu arada Selim, Hasan’ı çoktan yatağına yatırmıştı, Selim Mehmet’in yanına geldi “ben ne gördüğümü biliyorum, halüsinasyon değildi bu” Mehmet sustu o da gördüklerinin halüsinasyon olmadığını biliyordu ama bir şey fark etmişti polis failin ölümünden sonra bu cin meselesini ört bas edip kapamaya niyetli gibi görünüyordu ama hiç belli olmazdı bu işler.
Bir saat sonra Mehmet ve babasının sessizce oturma ve düşünme faslı bitmişti Esma ise Hasan’la uğraşıyordu Mehmet “baba, fail öldü, amcam hastaneden çıktı ve burada her gün tuhaf şeyler oluyor” dedi Selimin cevabı ise “haklısın” oldu Selim abisinin odasına girdi “müsaadenle artık biz gidelim abi” Hasan kendine yeni gelmişti, bu kadar saçmalığa akrabalarınında dayanamıyacağını biliyordu sıkkınca “olur” dedi formalitelere kimsenin gücü kalmamıştı o yüzden vedalaşma uzamadı on dakika sonra Mehmet ve Selim ellerinde valizlerle oradan çıktı otogara dolmuşla gittiler ve memleketlerine giden otobüsü üç saat boyunca otogarda beklediler ikisininde dönmeye cesareti ve niyeti yoktu en sonunda uzun yola gidecek araç gözüktü.
Mehmet eve gelir gelmez odasına girdi, ardından odasına geçip Dessaad’ı çağırdı “Son kolaçan görevini yaptın mı?” Es “evet sahip” dedi Mehmet “ee” Dessaad “Yanılmamışım, arkadaşlarının öldürdükleri küçük bir kovulmuşlar çetesi değilmiş sahip, bu bölgedeki boş dağ yamacına yerleşmek isteyen Azir kabilesine ait öncü bir kolmuş, şu anda öldürülen cinlerin aşireti burada sorumluları arıyorlar ama kimi ya da neyi aradıkları konusunda hiç bir fikirleri yok” Mehmet “ne olacak?” Dessaad “kısa süre sonra katilleri aramaktan vazgeçerler zaten insanlardan şüpheleneceklerini sanmıyorum” Mehmet “ne kadar kısa?” Dessaad “çok az en fazla bir iki yıl” Mehmet iç geçirdi birinin Dessaad’a iki yılın insanlar için pek kısa olmadığını hatırlatması gerekiyordu.
Not: Hikaye, bence gittikçe daha çocukça oluyor ve saçmalaşıyor. Devamını istiyorsanız arkadaşlar yorumlarda belirtirseniz sevinirim. Çünkü olumlu dönüş alamazsam bu hikayeyi yazmayı bırakacağım.
Mustafa Söylemem

Hüddam Ustası Bölümlerin Linkleri

  1. Bölüm İçin TIKLAYINIZ
  2. Bölüm İçin TIKLAYINIZ
  3. Bölüm İçin TIKLAYINIZ
  4. Bölüm İçin TIKLAYINIZ
  5. Bölüm İçin TIKLAYINIZ
  6. Bölüm İçin TIKLAYINIZ
Yazı Puanı
Bu yazıyı oylayın
Oyların. [Toplamı: 5 Ortalaması: 5]

Etiketler

Gülten AJDER

Kitap okumayı seven insanlar daha zeki ve daha başarılı olurlar. Bende bu yüzden kitap okumayı sevdirmek istedim bu site ile. Gizli kalmış bütün bilgilerin kitaplarda saklı olduğuna inandığımdan, kültür seviyemizi yükseltmek, bilgi hazinemizi daha da zenginleştirmek, gizli yeteneklerin ortaya çıkmasına destek olabilmek için, okusun yazsın benim ülkemin insanları diye bir işin ucundan tutmak isteyen birisiyim.

İlgili Makaleler

5 Yorum

  1. Arkadaşlar, umutlarınızı yükseltmeyin. Ben bunu dokuz sene önce yazdım (şu an düzenleyip bir kısım hataları düzeltip yayınlıyorum.) Hikaye giderek saçmalaşacak, bir yerden sonra ise bitecek. İşte o zaman yeniden yazmaya başlayacağım. İnşallah devamını yollamamı istediğinize pişman olmazsınız. Eldeki malzeme bitene kadar her cumartesi bir bölüm atacağım. Eğer sansüre takılmazsak pazar, pazartesi yayınlanır.

  2. hikaye gayet güzel ilerliyor. belirli bir akıcılık kazandı. hikaye bundan sonra hayalet avcıları gibi cin avcıları olarak ilerleyebilir. halis gerekli araştırmaları yapıp yönlendirme bilgilendirme işine bakabilir, necmi ise grubun psikopatı canı pahasına olayların içine atlayan kişi, mehmet ise grup lideri olarak daha sakin daha profesyonel….
    bir kaç olay daha eklenirse hikaye tadından yenmez, gerçekten ellerinize düşüncelerinize sağlık.
    bu avcı grubuna bir de kız lazım bence 🙂
    kolay gelsin. dört gözle bekliyorum yeni hikayenizi.

  3. Bence çocukça değil hikâye. İllaha her hikaye ağır bir havada olucak diye birşey yok. Yaptığın işe saygı duyuyorum ama sen de kendine saygı duy yazdığın hikayeler ilerde roman yazabileceğini gösteriyor. Ben bu seriyi beğeniyorum okuyucun da var bence bitirme çocukça falan değil yerine göre bilgilendirici yerine göre esprili yerine göre geleneksel… Yani sadece Necmi karakterinin karakter gelişimine dikkat et yeter zaten Mehmet’e laf yok sevdiğim karakterler listesine eklendi ki baya bir karakter tanıyorum. Roman okuyucusu oldugum için karakterlerle daha çok ilgileniyorum hikaye güzel gidiyor bozma hem bir tanede daha cinleri esir alan bir adam çıktı ortaya burdan yardır derim hikayeni sığ bir konudan çok geniş bir konuya yaymayı başarmanı ayrıca taktir ediyorum. Serinin devamını bekliyorum. Kolay gelsin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı