Dehşet ÖyküleriGenesisKorku Hikayeleri

Genesis’ten Hikayeler; “Kızıl Ölüm Çiçeği (+18)” 1. Bölüm

Birinci Bölüm: Yer Altında

Genesis’ten Hikayeler; “Kızıl Ölüm Çiçeği (+18)”

Birinci Bölüm: Yer Altında

Çıplak vücutlarında çürümüşlüğün ve kokuşmuşluğun mavimsi ve yeşilimsi tonlarını taşıyan yaratıkların yegane amaçları; şaşkınlığın, pişmanlığın ve acının kan dondurucu dehşetiyle yüzleri çarpılmış olan insanlara işkence etmekmiş gibi görünüyordu. Kıllı bacakları birer toynakla sona eriyordu ve uçları birer mızrak ucunu andıran ve şaklayan bir kırbacın devinimini havada çizip mide bulandırıcı şekillerde kıvrılıp bükülen uzun kuyrukları her birinin arkasında uzanıyordu. Başlarının üzerlerinden enselerine kadar devam eden kara yelelerinin her iki yanından çıkmış olan bir çift sivri kulak tepelerinde yükseliyordu ve alın derilerini delerek çıkıp yukarı doğru kıvrılmış olan yine bir çift boynuz, bu iki dik kulağın arasında sivriliyordu. Yandan görünenlerinin kocaman gaga burunları ve uçlarında birer tutam kıl yumağı bulunan, ileri doğru çıkık uzun çeneleri sanki bir hilalin iki sivri ucunu oluşturuyormuş gibiydi. Uzun ve kemikli yüzlerinde, eziyet etmekten zevk alan memnun bir ifadenin korkunç ve merhametsiz sırıtışları vardı. Kocaman elleri, avının etini yarıp parçalamak için yaratılmış birer hayvan pençesi gibiydi. İçlerinden birisi, önünde yere yüzüstü düşmüş olan, lime lime olmuş kirli keten kıyafetler içindeki bir adamın sırtına üç çatallı bir mızrak batırıyordu ve adam ondan kurtulmak için elleriyle umutsuzca ileri doğru uzanmaya çalışıyordu ama bir toynağıyla adamın sırtına yüklenmiş olan yaratık buna müsaade edecekmiş gibi görünmüyordu. Zaten adam yaratıktan kurtulmayı başarsa bile, sürünmeye çalıştığı yönde onu bundan daha iyi bir son beklemiyordu; çünkü az ötesinde hararetle yanan bir ateş ve bu ateşin üzerinde, içinde kan ve irin karışımı bir sıvı fokurdayan kara bir kazan vardı ve bu kazan o kadar büyüktü ki içinde onlarca insan haşlanıyordu. Kafalarının ve yüzlerinin derileri eriyip sıyrılarak yanaklarından ya da çenelerinden sarkan insanlar, çarpık çurpuk iskeletlere dönüşmüş elleriyle bu kazanın içinde acıyla çırpınıyorlardı. Kazanın başında dikilen iki yaratık ellerindeki mızrakları kazanın içinden çıkmaya çalışan insanlara saplıyordu ve bir üçüncüsü, iki eliyle havaya kaldırdığı yaşlı bir adamı kazanın içine atmaya hazırlanıyordu. Yaratık bunu yaparken elini çabuk tutmaya çalışıyor olsa gerekti, çünkü arkasında, kazana atılmayı bekleyen kalabalık bir insan topluluğu bulunuyordu. Onun hemen berisinde yerde çırpınmakta olan bir adamı henüz beline kadar yutmuş olan, siyah renkli dev bir yılan, ayakta duran ve çığlık atmak için açtığı ağzından kanlar fışkıran genç bir kadının çıplak kalçalarına ve göğüslerine, kalın ve upuzun gövdesinin bir kısmını sımsıkı dolamıştı. Tüm bunların sağ tarafında, parçalanmış insan bedenlerinden oluşan yüksek bir ceset yığının üzerinde kocaman bir iblis, gaddar bir kralın sarsılmaz tahtında oturduğu gibi zalimce oturuyordu ve bu yığının sol yanında, nöbet tutan bir bekçi gibi oturan çirkin bir kara kurt, bir pençesiyle, yığından yuvarlanıp önüne gelmiş olan kopmuş bir insan kafasıyla, tıpkı bir kedinin bir yün yumağıyla oynadığı gibi mutlulukla oynuyordu. Dev iblis bir elinde, yarısı kopmuş bir insan bedenini tutuyordu ve kanlı ağzında kocaman bir lokma çiğniyormuş gibi görünüyordu. İblisin boşta kalan eli ise kendisine yöneltilen şeyi almak için ileri uzanıyordu. Bu şey, göz alıcı kırmızı renkteki taç yaprakları olan gösterişli bir çiçekti ve bu çiçek, önünde saygıyla diz çökmüş bir zebani tarafından iblise sunuluyordu.

Karşısında durduğumuz şey, cehennemi tasvir eden bir duvar resmiydi ve ilk Hristiyanlar tarafından çizilmiş olan bu duvar resmi, Niğde ile Nevşehir arasında bulunan ve milattan önce üç bin yıllarında Proto-Hitit topluluklar tarafından da kullanılmış olan bir yer altı şehrinin yerin üç kat altında bulunan bir mezar odasının duvarını süslüyordu. Bu tasvir kadar iyi korunamamış daha başka süslemeler diğer duvarlarda da yer alıyordu, fakat fazlasıyla tahrip olmuş bu çizimler net olarak seçilemiyordu.

“Etkileyici değil mi?” dedi yanımda duran adam.

“Evet ama buraya neden geldiğimizi hala anlayabilmiş değilim.” diye cevap verdim. Bunu dememde bu ortamda bulunmaktan memnun olmayışımın büyük etkisi vardı kuşkusuz; çünkü mağara aydınlatmalarının gözler önüne serdiği her şey bana umutsuzluğu ve ölümü çağrıştırıyordu. Odaya açılan dar dehlizler nefesimi daraltıyor; insan ruhunu ezen basık tavanlar yüreğimi sıkıştırıyor ve her yeri dolduran; sessizliğini yok olmuşluktan, ürkütücülüğünü ise eskiliğinden alan soğuk ve rutubetli hava akımı bir hayaletin tüyler ürpertici elleri gibi, tenimde belli belirsiz dolaşıyordu. Yerin yüzlerce metre altındaki bir mezarda kapana kısılmışlık duygusunu insana iliklerine kadar hissettiren bu unutulmuş dünya, her an patlak verebilecek karşı konulmaz panik dalgalarını içime hızla dolduruyor ve bu his de bana soluk aldırmıyordu.

Ben bu tür korkularla boğuşurken; adam “Halil Bey, yazıyı bizim için okur musunuz?” dedi ve o an gerimizde bekleyen dört adamdan en kısa boylu ve en çelimsiz olanı “Anlaşıldı Dilaver Bey.” diyerek öne çıktı, hızlı adımlarla duvara yaklaştı ve yüzündeki gözlüğünü bir eliyle gözlerine iyice yerleştirdikten sonra, duvar resiminin hemen altında bulunan ve Yunanca yazılmış olan bir dörtlüğü, bir sivrisinek vızıltısını andırmasına karşın boş mezar odasında ürkütücü yankılarla yinelenen ses tonuyla okumaya başladı:

“Cehennem tepelerinden toplayıp getirdi şeytan kızıl çiçeği
ve kök salması için onu bulutların üzerine ekti.
Gün yüzüne çıkma, yükseklerde kızıl çiçek açıyor;
Kustuğu kötülüğü savuran rüzgar ölüm saçıyor.”

Halil denen adam okumasını bitirip geri çekildikten sonra “Bu dörtlükte bahsi geçen çiçek işte bu.” dedi Dilaver, resimde iblise sunulan çiçeği eliyle işaret ederek, “Bu insanları yer altında yaşamaya iten şey de işte bu çiçekten başkası değil. Batıl inançlara sımsıkı bağlı olmak eski insanların karakteristik özelliğidir, Görkem Bey. Bu efsanevi çiçeğin, bir zamanlar burada yaşamış olan insanlar için ne kadar önemli olduğunu kendi gözlerinizle görmeniz için sizi buraya kadar yordum. Biliyorsunuz, her efsane az da olsa içinde bir gerçeklik payı barındırır. Bu çiçeği bu insanların gözünde bu kadar tehlikeli kılan şey aslında çiçeğin zehrinden başka bir şey değil. Bitkinin öldürücü etkisinden dolayı bu insanlar bu çiçeğe uzun yıllar boyunca doğaüstü özellikler yükleyip onu şeytani güçlerle ilişkilendirdiler ve ondan o kadar çok korktular ki bu korkuyla yer altına sığındılar. İşte insanları böylesine korkutacak kadar güçlü bir zehre sahip olan bu bitkinin içindeki alkaloit maddenin tıpta çok işimize yarayacağını düşünüyoruz ve bu yüzden onu bulmak istiyoruz. Bunun, nesli tükenmiş bir bitki olduğu sanılsa da biz bu şekilde düşünmüyoruz. Az önce Halil Bey’in okuduğu dörtlükteki bilgilerden de yola çıkarak, bizce bitki hala Erciyes Dağının zirvelerinde bir yerlerde bulunuyor. İşte bu yüzden sizin gibi yetenekli bir dağcıyı seçtik. Merid Holding olarak size bu iş için altı milyon lira teklif ediyoruz. Kuracağınız ekibin kimlerden ve kaç kişiden oluşacağını siz belirleyeceksiniz ve size ödeyeceğimiz parayı kendi içinizde nasıl bölüşürsünüz, orası size kalmış. Antrenörlük yapmakta olduğunuz PEDAK Dağcılık Kulübünün gelir kaynaklarının bu aralar birkaç üniversiteli kursiyerden öteye gitmediğini ve aylık kazancınızın da ne olduğunu göz önünde bulundurursak, size teklif ettiğimiz para hiç de küçümsenecek bir meblağ değil.”

Adam sanki benimle ilgili her şeyi biliyormuş gibiydi ve şimdi de konuyu kulüp olarak maddi sıkıntılar çektiğimize getirmişti. Tüm bunlara bakılacak olursa, bana bu teklifi yapmadan önce hakkımda sıkı bir araştırma yapmış olduğu aşikardı.

“Peki.” dedim, bir süre durup düşündükten sonra ve “Fakat orada nasıl bir bitki arayacağımı hala tam olarak anlayabilmiş değilim.” diye ekledim.

Bunun üzerine adam geriye dönüp bir baş hareketi yaptı ve sonrasında, ardımızda bekleyen adamlardan bir başkası ona kırmızı renkli bir klasör uzattı.

Adam klasörü elinde bir süre evirip çevirdikten sonra bana verirken “İhtiyacınız olan bilgiler bu işte bu klasörün içine Görkem Bey.” dedi ve sonrasında “Bu dosyaların içinde bitkinin detaylı çizimleri ve çiçeğin ne tür arazi yapılarında bulunabileceğine dair bilgiler var. Onu muhtemelen buzulların içerisinde donmuş halde bulacaksınız. Bu yüzden de bitkiyi dağın kuzey yamaçlarında ya da bakı yönünden güneş almayan kısımlarındaki, yaz kış erimeyen buzulların içerisinde aramalısınız. Dosyalarda, aranacak arazilerin topoğrafik haritaları ve uydu fotoğrafları da mevcut.” diye ekledi.

“Peki Dilaver Bey, teklifinizi kabul ediyorum.” diye karşılık verdim, “Şöyle bir düşününce, buzulları kırıp içlerinde ne var ne yok diye bakmak dışında pek zahmetli bir işmiş gibi görünmüyor; ama yine de kulüpten birkaç arkadaşımı bu iş için ikna edebilmem için sizden biraz zaman istemem gerekiyor.”

“Kusura bakmayın Görkem Bey ama…” diye yanıt verdi adam başını ağır ağır iki yana sallayarak, “ama bizim bu tür şeyler için harcayacak zamanımız yok. Altı gün içinde bize bu bitkiyi getirirseniz, size teklif ettiğimiz parayı alırsınız; aksi takdirde bu iş için başka biriyle anlaşmak zorunda kalacağız.

“Anlıyorum Dilaver Bey. Sizi temin ederim ki böyle bir şeye gerek kalmayacak. Eğer bahsettiğiniz gibi bu bitki Erciyes Dağında bir yerlerdeyse, onu mutlaka bulup size altı gün içinde teslim edeceğiz.” diye karşılık verdim.

Adam “Anlaştık o zaman.” diyerek elini bana doğru uzattı ve ben onunla tokalaşırken yüzünde yavaş yavaş yayılan bir memnuniyet ifadesi; tekinsiz, huzursuz edici ve hiçbir şekilde karşısındakinin gönlünü ferahlatmayan iğrenç bir sırıtışa dönüştü.

Yazar: Genesis

Hikayenin 1. Bölümü İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin 2. Bölümü İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin 3. Bölümü İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin 4. Bölümü İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin 5. Bölümü İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin 6. Bölümü İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin 7. Bölümü İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin 8. Bölümü İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin 9. Bölümü İçin TIKLAYINIZ

 

Yazı Puanı
Bu yazıyı oylayın
Oyların. [Toplamı: 3 Ortalaması: 5]

Etiketler

Gülten AJDER

Kitap okumayı seven insanlar daha zeki ve daha başarılı olurlar. Bende bu yüzden kitap okumayı sevdirmek istedim bu site ile. Gizli kalmış bütün bilgilerin kitaplarda saklı olduğuna inandığımdan, kültür seviyemizi yükseltmek, bilgi hazinemizi daha da zenginleştirmek, gizli yeteneklerin ortaya çıkmasına destek olabilmek için, okusun yazsın benim ülkemin insanları diye bir işin ucundan tutmak isteyen birisiyim.

İlgili Makaleler

3 Yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı