25. BÖLÜM
Bu bölümde niyet ettim duaya.
Ey dost!
Dua, kulun diliyle değil, kalbiyle fısıldadığı en samimi sözdür. İnsan bazen çok konuşur ama dua etmez; bazen tek kelime eder, bütün gökleri çınlatır.
Bir arif demişti:
“Dua, kulun ihtiyacını Allah’a hatırlatması değildir. Çünkü Allah zaten bilir. Dua, kulun aczini kendine hatırlatmasıdır.”
Ben düşündüm:
Dua bir kapı değil, kapıyı çalmaktır.
Dua bir cevap değil, cevap gelene kadar bekleyebilmektir.
Dua bir ihtiyaç değil, ihtiyaçların sahibine yönelmektir.
Ama unutma amelinin karşılığında ödüllendirilmeyi bekleyen, muhlis değildir!
Ey aziz!
Dua bazen bir gözyaşıdır, bazen suskunluktur, bazen sadece “Ya Rabbi” diyebilmektir.
Kimi ellerini kaldırır, kimi sadece kalbini… Ama dua eden hiç yalnız kalmaz. Çünkü Rabbimiz buyurur:
“Bana dua edin, size icabet edeyim.”
Ben de biliyorum:
Ağır tüy dediğimiz şey, aslında duadır. Çünkü dua görünmez bir tüy gibidir; hafifçe göğe yükselir, ama arşın terazisinde dağdan ağır gelir.
Ve ben niyet ettim: Bu satırlar sana dua hatırlatsın. Belki okuyunca dilin susar ama kalbin şöyle der:
“Allah’ım, beni Sana kul eyle.”
Hayırsa ne âlâ! DEVAM…..





