Sizden Gelenler

Hikaye Oku: Hayal-i Ham ve Kuzeybatı Şelaleleri 2. Kısım

Hikaye Oku:

Hikaye Oku: Hayal-i Ham ve Kuzeybatı Şelaleleri 2. Kısım

Toz, talaşın dolup taştığı atölyede Nefir ahşap bir masanın başına oturmuş altıgen şeklindeki iki katlı ahşap bir mücevher kutusuna elindeki bıçakla şekil veriyordu. Birden içeri yaşlı ustası girdi.

‘’Nefir, yaptığın kutunun sahibi Bey seni görmek istiyor’’

‘’Tamam, ustam hemen geliyorum’’

Nefir elindeki bıçağı bırakıp marangozhane ile dükkânı bağlayan kapıya doğru yöneldi. Dükkâna girdiğinde saçları yavaş ağarmış, aklaşmış, alnında hafif kırışları olan, düzgün giyimli bir bey onu bekliyordu. Nefir adama yaklaşarak.

‘Hoş geldiniz efendim, ne tesadüftür ki ben de sizin siparişinizin son rötuşlarını yapıyordum. Yarın hazır olacaktır.

‘Hoş buldum Nefir, ala’’

‘’eşiniz eminim ki çok mutlu olacaktır. Bu dönemlerde-‘’

Adam nefirin sözünü sakin bir ses tonuyla keserek;

‘’Eşim için değil, kızım için yaptırdım’’

‘’anladım, efendim’’

Nefir her ne kadar adamın tonunda tersleme sezmese de yanlış bir şey söylediğini anlamıştı. Bir süre kimse konuşmadı. Adam dükkânın arkasındaki kapıya bakarak;

‘’görmeme müsaade var mı?’’

‘’kutuyu mu? Olmaz olur mu efendim tabii ki de! Buyurun.’’

Nefir önde olmak üzere yavaş adımlarla dükkânın arkasındaki küçük atölyeye geçip Nefir’in masasına vardılar. Genç adam; üst tabanındaki bölmeler cam kapakçıklarla kapanmış, her kenarında altlamasına iki tane gümüş tokmaklı mavi çekmece olan açık renkli ahşap mücevher kutusunu gösterdi.

‘’nasıl olmuş efendim?’’

‘’ne diyeceğimi bilemedim doğrusu. Kendini aşmışsın Kadırga mimarı’’

Nefir bu takma ada karşı sırıtarak, ’’sağ olun efendim’’ dedi. Karşısındaki Bey sipariş verdiğinden beri dükkâna yapılan mücevher kutusunun vaziyetini öğrenmek için dört kez uğramıştı. Bir önceki gelişinde ise uzun uzun konuşmuşlardı. Öyle ki konu nefirin çocukluğuna ve Başkent’e gelme hikâyesine kadar gitmişti. Adam sevinç içinde ellerini kavuşturdu

‘’o zaman yarın almaya geliyorum’’

‘’nasıl arzu ederseniz Efendim’’

‘’o zaman yarın görüşmek üzere Nefir, iyi günler’’

‘iyi günler efendim’’

Adam dükkândan çıkıp sağa döndü ve gözden kayboldu. Nefir dükkâna geldikten birkaç ay sonra dükkândaki müşteri sayısı artmış hatta az önce gelen adam gibi önemli zatlar ve mücevherciler özel sipariş vermeye başlamıştı. Misal az önceki konuştuğu adam emekli bir Sefir Müsteşarıydı. Aynı onun gibi birçok insan artık dükkâna gelip genellikle eşleri için sipariş veriyordu. İlk başta bu ince işçiliği zor bulsa da, Nefir birkaç ay sonra işi tamamen öğrenip güzel yapıtlar ortaya atmaya başlamıştı. Tekrar masasının başına geçti ve bıçağını eline alıp tahtayı yontmaya kaldığı yerden devam etti.

Lakin günlerce uykuya karşı verdiği savaşı birkaç saat sonra kaybedip uyuya kalmış, sabaha kadar uyumuştu. Başını koyduğu masayı hemen yanındaki açık mermer balkondan gelen güneş ışınlar aydınlatıp ısıtmaya başlamış, akabinde de Nefiri…  Bir süre sonra onu yaşlı ustası uyandırmıştı

‘’Nefir… Ştt Nefir?’’

‘’—‘’

‘’evladım burada uyunur mu? Yazık sana kendini haftalardır şu kutular için heba ediyorsun.’’

Nefir bu siteme karşı uyanmış akabinde de gözlerini açmıştı. Boğuk bir sesle;

‘’merak etme ustam bitti’’

‘’bitmişmiş… Bu kutu bitse başka kutu gelecek evladım. Azıcık ara versen ne olur sanki? 1 gün geç bitir şu kutuları mesela olmaz mı?’’

Nefir uykulu haliyle darmaduman olmuş saçlarını eliyle düzeltti.

‘’olmaz ustam. Hem zaten ben tersanedeyken bir kadırgayı bitirmek için sabahladığımız oluyordu. Merak etme alışığım ben.’’

Ustası gözlerini devirdi ve ‘’ hep aynı cevap…’’ diyerek marangozhaneden çıkıp dükkâna geçti. Genç adam ustasının dükkân kapısından köşeye girdiğini görür görmez kafasını tekrar ahşap masaya gömdü. Ustası haklıydı. Kendine çok fazla yükleniyordu. Üstelik ısmarlanan kutuları 2 hafta gibi kısa bir sürede bitirme gibi bir zorunluluğu da yoktu, bunu kendisi zorunlulukmuş gibi yapıyordu. Lakin elindeki hiçbir işi güzelce bitirmeden ara vermek istemiyordu zira onun huyu bu değildi. Verilen işin en kısa sürede ve mükemmele yakın bir şekilde bitmesi gerekiyordu. Nefir’e göre ‘mükemmellik’ diye bir şey yoktu bu dünyada. Her zaman daha iyisi, güzeli olabilirdi. Mükemmelliğe ulaştığını zanneden insanlar ona göre ya yaptığı işin gerçek boyutunu göremeyecek kadar egosu *Çi Dağları* kadar yüksek ya da kendi çapında mükemmel lakin dışarıdan bakıldığında sefil insanlardı. Lakin öte yandan yaşlı ustasının da kendisini harap etme konuda haklı olduğunu elbet biliyordu. En azından kendisine zaman ayırması gerekiyordu. En son ne zaman kendine kafa dağıtmak için vakit ayırdığını hatırlamıyordu.

*Başkent’in kuzeydoğusunda bulunan, *Mavi Buhran’nın* ortaya çıkma sebebi saf düşünseli suyunun (Sefhanelerde içilen düşünseli şarapları arıtılmış düşünseli suyundan yapılır etkisi çok daha azdır) bulunduğu dağ gurubu ve yerleşke.

Ceviz ağacı, bordoya boyanmış sandalyesinden yavaşça kalktı, yanındaki küçük mermer balkona doğru yürüdü, eşiği geçip kollarını yükselen güneş ışınlarıyla ısınmaya yüz tutmuş balkonun beyaz taştan korkuluklarının üstünde kavuşturdu, temiz havayı iyicene içine çekip aşağısında kalan binaların ilerisindeki denizi izlemeye başladı. Bir yandan da ustasının ettiği sitemi düşünüp haklılık payının ne kadar olduğunu tartmaya çalışıyordu. Lakin fazlasıyla haklı olduğunu anlamaya başladı. Yaptığı işten az da olsa biraz vakit alıp boş zamanına vermeliydi. Gerçi hoş, uzun zamandır Saffet ona dışarı çıkma teklifinde bulunuyordu lakin kendisi mütemadiyen iş bahanesiyle reddediyordu. Belki de bu teklifi değerlendirmenin vakti gelmişti. Balkondan çıkıp atölyeyi dükkâna bağlayan kapıdan dükkâna geçti, ustası dükkânın köşesine kurulmuş yuvarlak bir masada bir yandan pekan cevizli kekini ve *çiğde çayını* yiyip içerken bir yandan da dükkânın gelir ve giderlerini hesaplıyordu. Nefirin Dükkânın ortasından geçip dışarı çıktığını bile görmemişti. Yolun karşısındaki aynı Başkent’teki bütün binalar gibi kireç taşından yapılmış dükkânın ardına kadar açık kapısına doğru ilerlerdi. Kapının eşiğini geçip küçük, tek odalı, duvarlarına hasırdan sepetler asılmış dükkânın içine girdi. Saffet dükkânın köşesinde eski, bordo renkli bir halının üzerinde bağdaş kurup kucağına aldığı yarısı tamamlanmış hasır sepeti örüyordu. Az ötesindeki Nefir’in onu izlediğini fark etmemişti bile. Günün artan sıcağını içine çeken dükkânın içinde esmer yüzü ter içinde kalmıştı. Nefir her ne kadar bir süre Saffetin onu fark etmesini beklese de genç adamın gözleri örülmekte olan sepetten ayırmıyordu. Yanına yavaşça yaklaştı, bordo renkli eski halının üzerine oturup en yakın arkadaşının yanına bağdaş kurdu. Öyle odaklanmış odaya ikinci bir kişi girdiğini hatta dibinde bağdaş kurduğunu bile hissetmemişti. Nefir kolunu yavaşça genç adamın omzuna attı. Sepete bakarak;

‘’Sanki ipler biraz gevşek işlenmemiş gibi. Sence?’’

O ana kadar duyuları durmuş olan Saffet omuzundaki ağırlığı hissedip hızlıca başını Nefir’e çevirdi. Yüzünde Şaşkınlıkla gerginlik arası bir ifade vardı. Sanki yanlış bir şey yaparken yakalanmış masum bir çocuk gibi. Nefir bu ifadeye karşı sırıttı.

‘’seslenmesem ruhun duymayacak Toprakana’lı kapıda ağaç oldum’’

‘’gerçekten gevşek mi olmuş? 

‘Ne gevşek olmuş mu?’’

‘’sepet…’’

‘’sen boşver şimdi onu gel biraz kafamızı dağıtalım. Senle uzun zamandır akşam zamanı Tanrıverdili’ye gitmedik değil mi?’’

‘’hayır, çünkü her ne zaman gitmeyi teklif etsem malum cevapları alıyorum’’

Nefir bir kahkaha patlatıverdi.

‘’misal?’’

‘’Şunu kutuyu bitirmem lazım; yarın almaya gelecek, bunu bitirmem lazım, şunu-‘’

‘’tamam tamam bu kadar örnek yeter Saffet, gidiyor muyuz?’’

‘gidiyoruz elbet ama sen ilk başta niye o marangozhanede sabahlamak yerine bana böyle bir teklifle geldin onu de hele’’

Nefir elini Saffet’in omzundan çekip ayağa kalktı. Kapıya doğru birkaç adım atıp durdu.

‘’güneş battığında dükkânın önünde ol’’

Saffet’in bir kelam bile etmesine fırsat vermeden Toprakanalı’yı dükkânda yalnız bırakmıştı.

*Mavi Buhran* diyar Seir’in diyarı yönetmeye başlamasından yaklaşık 50 yıl sonra saf Mavi düşünseli sularının Çi Dağlarından alınıp başta Başkent olmak üzere sokaklar dağıtılıp satılarak binlerce insanın aşırı kullanımdan ölmesiyle sonuçlanmış, atlatılması yafklaşık 10 yıl sürmüş Buhran (Buhrandan beri Çi dağlarına dağlarda yaşayan azınlık yerleşke sakinleri ve *Harabe Okulu* öğretmen ve öğrencileri dışında kişilerin girmesi yasaklanmıştır)

*Harabe Okulu* diyardaki tek mesleki öğretim merkezidir. 5 yıllık (5-10 yaş) yerleşke okulu eğitiminden sonra, okulda öğretmenleri tarafından belli öğrencilerin ilgi alanına göre seçilip; Sefir Mimarı, Yerel ya da merkezi okul öğretmeni ya da Sefir müsteşarı gibi melekler edinebilecekleri 5-7 yıllık yatılı okul.

*Çiğde Çayı* Diyarın orta doğusunda, Çiğdekenarı yerleşkesinde yetişip Kenarçiğesi denilen, çiğden yapılan çay.

Sizden Gelenler – Yazar: Oğuzay Ünlü

Hikayenin Bölümleri

1- Bölüm

2- Bölüm

3- Bölüm

4- Bölüm

haya-i ham, gerçekleşmeyecek bir düş, hikaye, hikaye okuma, macera hikayeleri, hikaye okumak, hayal, gerçekleşmeyecek hayal, gerçek olmayan hayaller, çok güzel hikaye, en güzel hikaye, çok başarılı hikaye, Kuzeybatı Şelaleleri, şelale, güzel hikaye, huzur veren hikayeler, maceralı hikayeler, macera hikayesi, macera hikayesi oku, duygusal hikayeler, duygusal hikaye, 

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu