Dehşet Öyküleri

Şişedeki Not

Gizemli Öykülerden; “Şişedeki Not”

13 Bir anlık ömrü kalmış kişinin saklayacak şeyi yoktur.

Vatanım ve ailem hakkında anlatacak pek fazla şeyim yok. Kötü alışkanlıklar ve geçen uzun yıllar beni birinciden uzaklaştırdı, diğerindense kopardı. Ailemden miras kalan servet iyi bir eğitim görmemi ve sorgulamaya yatkın aklım ise gençliğimde yaptığım sıkı çalışmaların birikimini yöntemsel bir temele oturtmamı sağladı. Alman ahlakçıların eserleri bana her şeyden çok haz verdi. Onların o etkileyici sözlerinin ardındaki deliliğe sakıncalı bir hayranlık duyduğumdan değil de, sarsılmaz düşünme yeteneğimle hatalarını rahatlıkla saptayabildiğim için. Dehamın yavanlığı nedeniyle pek çok kez eleştiriye uğramışımdır. Hayal gücümün noksanlığı bana bir suçmuş gibi yansıtılmıştı. Fikirlerimdeki Pyrrhonculuk (Ünlü Yunan filozof (MÖ 360-275) Phyrrhon tarafından kurulan, insanın bilgiye ulaşmasının olanaksız olduğunu savunan felsefe. Her görüş için leyhte ve aleyhte aynı derecede güçlü olan kanıtlar vardır. Dolayısıyla yapılması gereken en iyi şey hiçbir tarafa meyletmemek, hiçbir şey söylememek, yargıyı askıya almaktır.) ise kötü bir üne sahip olmama yol açtı. Gerçekten de fiziksel felsefeden aldığım büyük zevk ne yazık ki bu çağın çok sık rastlanan bir hatasına düşmeme yol açmıştı. Olayları bu bilimin ilkelerine bağlamak, en ilgisiz olanı bile o bilimin ilkeleriyle açıklamaktan söz ediyorum. Bütünü düşünüldüğünde, hurafeler ignes fatuisi (Yanıltıcı, cezp edici şey.) tarafından gerçeğin keskin sınırlarından uzaklaştırılmaya benim kadar az yatkın olamaz. Bunları en başından açıklamaya gerek görmemin nedeni, anlatmak zorunda olduğum inanılmaz öykünün hayalin gücü, yerine ulaşmayan bir mektup ve boşluktan ibaret olan bir zihnin olumlu deneyimleri yerine kaba bir imgelemin hezeyanları olarak algılanmasını istememem.

Yurt dışında yıllarca yolculuk ettikten sonra 18…. yılında zengin ve kalabalık Cava Adası’ndaki Batavia limanından Sunda takımadalarına doğru giden gemiye binmiştim. Herhangi bir yolcu gibiydim. Bir iblis benzeri peşimi bırakmayan sinirli tedirginlikten başka bir yolculuk nedenim yoktu.

Gemimiz yaklaşık dört yüz ton ağırlığında, bakır kaplama ve Bombay’da, Hint meşesinden yapılmış güzel bir gemiydi. Lachadive Adaları’ndan yüklenmiş ham pamuk ve yağ taşıyordu. Gemide bunun yanında hindistancevizi lifi, hurma şekeri, manda yağı, kakao ve birkaç sandık da haşhaş bulunuyordu. Yükleme işi beceriksizce yapıldığı için geminin dengesi sürekli bozuluyordu.

Hafif bir rüzgarın yardımıyla yol alarak Cava’nın doğu kıyısında günlerce kalmıştık. Takımadaların gördüğümüz küçük adacıkları dışında rotamızın tekdüzeliğini azaltan hiçbir olayla karşılaşmadık.

Bir akşam, küpeşteye yaslanırken kuzeybatı yönünde tuhaf, diğerlerinden ayrı bir bulut fark ettim. Renginin şaşırtıcı olmasının yanında Batavia’dan yola çıktığımızdan bu yana gördüğümüz tek buluttu. Günbatımına dek onu dikkatle gözlemledim. Sonunda aynı anda hem doğu hem de batıya doğru yayıldı, ince bir buhar tabakası şeklinde ufku kapladı. Uzunca bir kumsal şeridi gibi bir görüntü oluşturdu.

Çok geçmeden ayın koyu kızıl rengi ve denizin tuhaf görüntüsü de dikkatimi çekmişti. Deniz hızla değişiyordu ve su her zamankinden daha saydamdı. Dibini belirgin şekilde görebilmeme karşın, iskandili attığımda geminin on beş kulaca indiğini fark ettim. Hava, dayanılamayacak kadar sıcaktı, ve harlı bir ütüden yükselen sarmal buharla yüklüydü. Gece ilerledikçe esinti dindi ve ortalığı akla hayale gelmez yoğunlukta bir kıpırtısızlık kapladı. Pupa tarafında yanan mumun alevi titremiyordu neredeyse ve iki parmak arasında duran uzun bir saç teli bile en ufak bir hareket göstermiyordu. Yine de kaptan, herhangi bir tehlike belirtisi görmediğini söylediğinden ve kıyıya doğru sürüklendiğimiz için, yelkenlerin sarılmasını ve demir atılmasını emretti. Gözcüye gerek görmedi ve çoğunluğu Malayalılardan oluşan tayfa güverteye yayıldı. Aşağı inerken içimde kötü bir his vardı. Gerçekten de her ipucu samyelinin patlayacağına dair korkumu güçlendiriyordu. Kaptana korkularımdan bahsetsem de anlattıklarıma kulak asmadı, cevap vermeye bile tenezzül etmemişti. Benimse gerginliğim uyumamı engellemişti ve vakit gece yarısına yaklaşırken güverteye çıktım. Ayağımı merdivenin üst basamağına atacakken, ancak hızla dönen bir değirmen çarkının çıkarabileceği müthiş bir uğultuyla sarsıldım ve daha ne olup bittiğini anlayamadan geminin orta yerinden sarsılmaya başladığını gördüm. Hemen sonra, dev bir köpük yığını bizi alabora etti ve baştan kıça doğru hızla ilerleyerek bütün güverteyi pruvadan pupaya kadar sildi süpürdü.

Patlamanın şiddeti, geminin kurtulmasını sağlamıştı. Tamamen suyla dolmuş olmasına rağmen, direklerinin batmasıyla birlikte gemi bir dakika kadar sonra denizden ağır ağır yükseldi. Fırtınanın muazzam basıncıyla bir süre yalpaladıktan sonra dengesini buldu…..   Aşağıdaki sayfa numaralarını tıklayarak hikayenin devamını ve  istediğiniz sayfasını okuyabilirsiniz…

Yazı Puanı
Bu yazıyı oylayın
Oyların. [Toplamı: 0 Ortalaması: 0]

1 2 3 4 5Sonraki sayfa
Etiketler

Gülten AJDER

Kitap okumayı seven insanlar daha zeki ve daha başarılı olurlar. Bende bu yüzden kitap okumayı sevdirmek istedim bu site ile. Gizli kalmış bütün bilgilerin kitaplarda saklı olduğuna inandığımdan, kültür seviyemizi yükseltmek, bilgi hazinemizi daha da zenginleştirmek, gizli yeteneklerin ortaya çıkmasına destek olabilmek için, okusun yazsın benim ülkemin insanları diye bir işin ucundan tutmak isteyen birisiyim.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı