Skip to main content

Yanık Kalesi 14. Bölüm

Yanık Kalesi 14. Bölüm

– Kalenin Zaptı İçin Çorap Örülüyor-

Bir gece kont şatosunda nişanlı delikanlıyı kabul etti ve onunla konuşmaya başladı:

– Sabrın sonu selamettir demiştim delikanlı, dedi; yakına lişanlına kavuşacaksın.

Delikanlının gözleri parlamıştı:

– Yoksa yeğenini Türk’ten ayıracak mısın?

– Hayır, ayırmayacağım, Türk’ün kafasını vücudundan ayıracağım.

Delikanlı biraz titredi. Bu işin kendisine verileceğini zannetmişti:

– Fakat bu pek müşkül, dedi, çünkü yeniçeri Hasan öyle kolay kolay haklanacak cinsten değildir.

Kont güldü:

– Seni fena korkutmuş, dedi.

Delikanlı iyice kabadayılaştı:

– Korkudan değil, dedi, fakat evvela iyi düşünmek lazım. Ben bunu söylemek istemiştim.

Kont, kahkahalarla güdü;

– Bir Türk’ü öldürmekle elimize bir şey geçmez ki. Biz tüm olarak kaleye hücum edeceğiz. Kalede yeniçerilerin en az bulunduğu zaman bu hücumu yapacağız. Kaleyi cesaretimizden ziyade hile ile zapta çalışacağız. Tabii bu esnada yeniçerilerde dışarıda olduğu için onları da kolaylıkla öldüreceğiz. ben bunu demek istemiştim.

Delikanlı derin bir nefes aldı.

– Demek bunu söylemek için beni çağırtmıştınız… dedi.

– Evet…. Ayrıca sana hususi bir vazife de veriyorum.

Delikanlı yeniden heyecanlanmıştı.  Titrek bir sesle:

– Buyurun, dedi.

– Bu işi sen yapacaksın.

– Delikanlı nasırına basılmış gibi sıçradı:

– Fakat, dedim ya, bu iş zordur. Bir insan yapabileceğine söz vermelidir.

– Demek sen söz vermiyorsun?

– Veremiyeceğim kont cenapları.  Başka ne dersen yaparım; fakat bu iş elimden gelmez.

Kont tekrar kahkahalarla güldü:

– Seni Hasan’ın korkusu şaşırtmış delikanlı, dedi. Ne dediğimi bile anlamıyorsun. Ben sana, “Hasan’ı öldüreceksin” diye bir teklifte bulunmadım ki…

Delikanlı şaşkınlıkla:

– Hele şükür, belalı bir işten kurtuldum, diye bağırmaktan kendini alamadı.

Sonra hemen kendini topladı:

– Ne vazife olursa yaparım dedim ya:

– Buyurun söyleyin.

– Sana vereceğim vazife gene Hasan’la alakalıdır. Fakat, korkup da söylediklerimi yanlış anlama… Hasan’ı  öldürecek değilsin…

– Ne yapacağım?

– Hasan’ın karısını yani, bir kaç gün sonra karın olacak yeğenimi göreceksin…

– Onu ben zaten sık sık görüyorum.

– Bu görüşünde ondan şunları isteyeceksin… İyi dinle…

– Sizi dinliyorum kont cenapları.

– Kadın, Hasan’dan, gece kaleye girmenin parolasını öğrenecek. Bu bir…

– Evet…

– Sonra izinlerin daha da arttırılmasını isteyecek.  Yani yeniçeriler hafta da bir kaleye dönüyorlar ya, bu ayda bire çıkmalı ki onları tamamen gevşek zamanlarında yakalayabilmiş olalım.

– Güzel nişanlım herhalde bunu da başaracaktır.

– Başaracağına eminim. Üçüncüsü de; bütün yeniçerilerin kışı, karılarının yanında geçirmesini sağlayacaktır. Yani kale de hiç yeniçeri kalmayacaktır. Biliyorsun ki bütün yeniçeriler civar köylerdeki bizim kadınlarla evlidirler.

– Evet… Fakat kalede akıncı Türkler var. onları ne yapacağız?

Kont suratını astı:

– O kadarını da düşünmeyelim, dedi; hepsi üç yüz akıncı. Biz elli bin kişiyle hücum edeceğiz. Tükürsek boğarız. Sen dediklerimi yaptır ve öğren de…

– Yaından tezi yanık kalesine giderim.

– Göreyim seni… Kıza, sana söylediklerimi olduğu gibi anlatabilirsen bu işin halledilmesi mümkün olur. Çünkü kalenin ihtiyar ağası, akılsız bir adamdı. Akılsızlığına bakmadan yeniçerileri arasında müsavamat kurmak ister. Birine ne kadar izin verirse, diğerine de aynı izini verir. Eğer Hasan, bütün kışı köyde geçirmek müsadesi alırsa, ağa bütün yeniçerileri evlerine yollayacaktır.

Reşat İleri – Kahramanlar – 1952

 

Yazı Puanı
Bu yazıyı oylayın
Oyların. [Toplamı: 1 Ortalaması: 1]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir