16. BÖLÜM
Bu bölümde niyet ettim aşka.
Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen
Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen
Aşk dediğimiz şey kelimelere sığmaz, akılla tartılamaz. Aşk, gözle görünmeyeni görmeye, kalple duyulmayanı duymaya vesiledir.
İnsan çoğu zaman aşkı yanlış yerde arar. Bir yüzde, bir makamda, bir eşyanın cazibesinde… Oysa aşk, asıl sahibine yönelince, bütün sevgiler yerini bulur.
Ey dost!
Bir arif demişti:
“Allah’ı seven, yaratılanı da sever. Çünkü onları Allah’ın sanatı bilir.”
Ben de düşünüyorum:
Aşk, insanın içindeki en hafif tüy gibidir. Ama o tüy Allah’a yönelince, dağları yerinden oynatır.
Bir menkıbe anlatılır:
Bir derviş, yıllarca aşkı tarif etmeye çalışmış. “Aşk nedir?” diye sormuşlar. Önce susmuş, sonra da cebinden bir tüy çıkarıp havaya bırakmış. Tüy rüzgârda savrulmuş.
“İşte aşk budur.” demiş.
Ne kendi yönünü bilir, ne de kendi gücüyle hareket eder. Tamamen rüzgâra teslimdir.
Ey aziz!
Aşkı bulan yanar, yanarken aydınlatır.
Aşkı kaybeden donar, donarken söner.
Ve ben niyet ettim: Bu satırlar sana bir kıvılcım olsun.
Eğer kalbine düşerse, tüy gibi hafif görünür ama ateş gibi ağır gelir.
Hayırsa ne âlâ! DEVAM…..





