Skip to main content

Güzel Bir Hikaye; Çocuk Saati

 Güzel Bir Hikaye; Çocuk Saati

Hikaye Oku; Saati eline aldığında durmuş olduğunun farkına vardı. Bu saati ona Dedesi Süleyman Bey daha çoçukken verecekti. Ama dedesi eğer sabrederse bu saatin onun olacağı müjdesini verince havalara uçtu, yerinde duramıyor bir bu yana bir o yana koşup duruyordu. Sevincinden ne söyleyeceğini bilemedi .

Tok bir sesle sahiden mi dedeceğimle yetindi.

– Sahiden tabi ne sandın ben ne söyledim de yapmadım. Bugüne kadar söyle bakayım dedi.

Gerçekten de biraz düşünmüş ama hiçbir şey bulamamıştı. Seninle Kızağa bineceğiz demiş gerçekten de kışın ilk günü bana sürpriz yapmış iki tane kızak getirmişti. O gün akşama kadar doyası eğlenmiştim.

– Haklısın dedeceğim bana ne söz verdiysen tuttun bana hiç yalan söylemedin. Bu yüzden sana çok güveniyorum.

– Aslında herkesin doğru sözlü olması lazım canım torunum çünkü yalan söyleyen her zaman maddi ve manevi zarardadır. Hem güzel dinimiz İslamiyette de yalanın çok kötü bir alışkanlık olduğu üstünde önemle durulan bir konudur. Deyince daha bir ikna olmuştum. Ben de ne olursa olsun yalan söylemiyordum. Birde dedemi çok ama çok seviyordum. O benim çoçukluk arkadaşımdı onunla birlikte gezer oyunlar oynardık. Dedem ben küçük olsam da fikirlerime önem verir saygı duyardı. Yanlış bir davranışta bulunduğumda da onu hemen düzeltmem gerektiğini söylerdi.

Benim de başıma öyle bir olay gelmişti. Bir gün sınıfta arkadaşım Okan’ın elinde bir kalem görmüştüm.

– Bu kalem benim, kalemi mi geri ver dedim. Onu ittim yere düşünce canı acımıştı. Sonra mavi sırt çantamın kalem gözünü açınca kalemin yerinde durduğunu fark etmiştim. Yanlış yaptığımı anlamış hemen Okan’ın yanına gidip ondan beni biraz dinlemesini istedim. Zor da olsa kabul etmişti.

– Okan senden çok özür dilerim. Yanlış yaptığımı biliyorum kalemim çantamın gözündeymiş beni affedebilecek misin ? Biraz sonra gülümsedi. Tabi ki sen benim en iyi arkadaşımsın hatanın da farkında olduğuna göre seni affediyorum.

– Çok sağol Okan bir daha önyargılı davranmayacağım sana söz veriyorum. Deyince barıştık ve beraber sınıfa geçtik. İşte dedeceğim bunlar senin anlattığın ve öğrettiğin şeyler sayesinde oluyor. Sen benim yol göstericimsin sana çok teşekkür ederim.

– Dedem anlattıklarıma duygulanmış olacak ki pamuk yanaklarından bir iki damla yaş süzüldüğünü fark edince bana hissettirmeden silmeye çalışıyordu. Benim yanlış anlayacağımı düşünmüş olacak ki böyle davrandığını hemen anlamıştım. Bende başka tarafa bakmaya başladım. Ki dedem rahat etsin. Sonra dedem bana bir sürprizi olduğunu söyleyip oturduğu kanepeden kalktı, kapının sağ tarafında ki askılığa doğru yönelip “gelmiyormusun güzel torunum” deyince parka gideceğimizi anlamış koştura koştura yanına gitmiş ceketimi giymiştim. Dedemle parka gitmeye bayılıyordum. Çünkü dedem her seferinde parktan sonra beni pastaneye götürüyor çocukluğundaki lezzetli şekerler, pastalar çikolatalardan bana da tattırıyor ve kendi çoçukluğundan da bahsetmeyi atlamıyordu.

Bu kadar olayı nasıl unutmadığını halen daha merak eder dururum. Bir de dedem beni askerlik arkadaşı Hüsamettin onbaşının yanına götürürdü. Oda bana Kıbrıs Barış Harekâtından bahsedince ben o zaman çok heyecanlanır anlattıklarının hiç bitmemesini isterdim. Bir gün bana defterin arasında sakladığı askeri üniformalı resmini vermişti. Yanında dedem de vardı. Bende resmi alıp özenle iç cebimin içine yerleştirmiştim.

Dedem beni faytona da bindirmişti. Beyaz yeleli iki tane at bizi gezdiriyordu. Bu o zamanlar çok hoşuma giderdi. Şimdi ise dedemi hatırlattığından neredeyse hiç binmiyorum. Dedem beni hafta sonları Hacivat ve Karagöz eğlencelerine de götürürdü. İkisinin atışmalarına orada bulunan herkes kahkalarla gülerdi. İşte çoçuk saati böyle bir şeydi beni çok ama çok severdi…

Cihat Turan

Yazı Puanı
Bu yazıyı oylayın
Oyların. [Toplamı: 0 Ortalaması: 0]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir