Skip to main content

Mezar Notları VIII

 Mezar Notları VIII

çocuk mezarıHüznün gözyaşı, ateşten bir kor gibi gönlüme düşmektedir. Kabirler beni dünyadan ve dünyalıklardan koparmaktadır. Her ka­bir yolculuğumu hatırlatmakta, bir öte dünyanın hesabını içimde diriltmektedir.

Mezarda sanki hiç ölmeyecekmiş gibi bu geçici dün­yaya sarılanları tahayyül edip,sanki yarın sabah erkenden, sabahın nefes almaya başladığı bir sırada, nefesimin son buluvereceğini düşündüm. Pişmanlıklar birer alev olup beynimi yakıp kavurmaya başladı.

Terliyordum, titriyordum, içim ürperiyordu..

Mezarın çeşmesine doğru ilerledim, içimde bir duygu beni çeşmeye doğru sürüklüyordu.

Abdest aldım.

Dua, tevekkül, tevbe ve şükür ile abdest aldım.

Yıkanıyordum, su elimi, yüzümü, ayağımı yıkarken, nasuh bir tevbe içimi yıkıyordu, mazimi yıkıyordu. Sanki bu su, bu nasuh tevbe, İslam dışı eğitim ve öğretimin ya­şantıma, düşüncelerime bulaştırdığı cahili lekeleri bir bir temizliyordu.

Dua, tevekkül, tevbe ve şükrün ılık kucağında tüm teslimiyetimle Rabbe yöneliyordum.

Kabirlere baktım. İçindekileri ve dünyadaki amelleri­mi düşündüm.

Yaşayanları düşündüm, kendimi düşündüm.

Ölümlü dünyanın ölümsüz tek güzel şeyi salih amel­lerdi. İman edenlerin, salih amel işleyenlerin büyük ecirle­re ulaşacağını biliyoruz. “Onlar Rableri katında mahzun olmayacaklardır” gerçeğine inanıyoruz!

Tabutsuz bir ölü getiriliyordu. Babasının kucağında nakışlı bir kilime sarılmış ölü çocuk. Hayatın baharında, dalından koparılmış bir gül tomurcuğu gibi 3-4 yaşlarında bir kız.

Üzerine düşen babasının gözyaşından ve geriye bı­raktığı bağrı yanık anne yüreğinden habersiz, Allah’a, ahirete gidiyordu.

Acaba kalbi yanık anne “Ne olurdu onu alacağına beni alsaydın” derken, neler hissediyordu?

Birden caddeye fırlayan küçük kızının hiç mi hatası yoktu ki, hapse götürülen şoföre lanetler yağdırıyordu bu anne.

Bu öiümün hayırlara vesile olacağını, birtakım hik­metleri taşıdığını nasıl anlayabilirdik!

Baba, kendini değiştirmişti ölüm sonrasında. Anne­nin ısrarına rağmen şoförden davacı olmamış “Öldüren de Allah, dirilten de O. Ne yapalım, Allah’ın takdiri..” diye­rek, karısının mahzun bir şekilde evde beklediği şoförü tu­tukluluktan kurtarıp, evine göndermişti. Şoför de değişmiş­ti. Çarptığı çocuğu hastaneye götürürken ne dualar etmişti..

Daha sonra öğrendiklerimi de bu arada zikrettikten sonra tekrar sabinin gömüldüğü o güne dönüyorum.

İçimden cenazeye katılmak geçmişti. Ölü bir sabi idi, masumdu.

Rahatsız olduğum tek yüz, imamın yüzüydü.

Neden bir tüccar gibidir mezar imamları?

Kalpleri nasırlaşmış mıdır bu insanların?

Kalbi de yüzü gibi temiz olan bu küçük çocuk, küçü­cük kabrine büyük acıları arkasında bırakarak hüzünle gömüldü.

Bu çocuk; dünyanın, kendisine irin akıtan, küfür akı­tan bataklığından ölmekle kurtulmuştu, kurtuluvermişti.

Ya ölmemiş çocuklar!..

Nefes alıp veren çocuklar!..

İslam fıtratı üzere doğan tüm dünya çocukları neyin, nelerin arasında, kimlerin elindeydi?

Yaşayan çocuklar için kendimi tutamadım, ölen ço­cuğun kabri başında ona değil, yaşayan çocuklara ağla­dım..

Bir çocuk ki, anne babası Allah’ı bilmez, Allah’tan başka ilahlar edinmiş..

Bir çocuk ki, babasını ayık hiç görememiş..

Bir çocuk ki, annesi para için vücudunu satıyor..

Bir çocuk ki küfürlü sözler bir dua gibi, bir alfabe gibi kendisine belletiliyor..

Bir çocuk ki, babasının “Büyük adam olma” kaprisle­ri arasında, baskı altında, şiddet altında..

Bir çocuk ki, babasız, yetim..

Bir çocuk ki öksüz..

Bir çocuk ki, ne annesini biliyor, ne babasını. Duy­gusuz, merhametsiz bir toplumun içinde yalnız, kimsesiz, itilmekte, kakılmakta..

Bir çocuk ki, kemikleri çıkmış, bir lokma ekmeğe muhtaç, açlığın, sefaletin kucağında, Afrika’da..

Bir çocuk ki, kurşunlanmış annesinin, babasının kanlı cesedi başında, kanlı annesine sarılmış, eli kan, yüzü kan ağlamakta, Filistin’de..

Bir çocuk ki, boyundan büyük tüfeği başında, eli te­tikte, gözü namluda, dudağında tekbir, şehid düşen babası­nın yerini almış, Afgan dağlarında..

Ve dünya çocuklarının derdini dert edinmeyen dün­yanın büyükleri, herhangi bir seneyi değil bütün seneleri masa başında çocuk yılı ilan etseler, bir kısmı burjuvazinin besili çocuklarını, allı, pullu renkli elbiseler içinde “Bugünün çocukları, yarının büyükleridir” diyerek kameralarda, gazetelerde, mecmualarda teşhir etseler, bunun ne önemi, ne anlamı var ki, Filistinli, Afrikalı, Afganlı ve dünyanın daha bilmem neresindeki mustazaf çocukların yanında!..

Muammer Özkan

Ey ölen çocuk, ey sevgili yavrucak!. Babanın gözünde yaş, annenin yüreğinde yara bıraksan da sen kurtuldun.

Sen kurtuldun tağuttan ve tağutu yaşatan toplumdan. Sen kurtuldun sevgili yavrum!.

Yazı Puanı
Bu yazıyı oylayın
Oyların. [Toplamı: 1 Ortalaması: 1]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir