Skip to main content

Mezar Notları IV

Mezar Notları IV

mezarÇok kısa bir sürede, farklı, muhtevalı anıları bağrında taşıyan mazimde, hayal ve tefekkürle, anlamlı, hüzünlü, sevinçli, pişmanlıklı, umutlu, keşkeli, karamsar ve garip gezintiler yapıp, iki elimin arasına kafamı alarak, kendimi, yaptıklarımı, Rabbimin ölçüsüyle hesaba çektim, Masum olmadığımı, hata, sevap ve günahların içinde, mazimdeki tavırlarımı, amellerimi kuşattığını, sardığını gördüm.
Hatalarım bir köz gibi içimi sardı. Hüznün denizine yaslandım. Karanlık bir odadaydım, hatalarım bu karanlık odada el yordamıyla tutunduğum ve elim değdikçe de beni ürperten, garip, korkutucu nesneler gibiydi.
Tevbe; muştulu, sevecen bir ay gibi bu karanlık odadan çıkmama mürşitlik eden bir kapı olarak önümde ışıldadı.
Silkelendim..
İçime işleyen günahlarımın pişmanlığı ruhumun kalbini yakarken, tevbenin umud verici ılık kucağında serinlemeye çalıştım. Anladım, bildim ki; bu dünya benim mü’min olarak refah duyacağım bir mekan değil.
Gurbetteydim.
Dünya benim gurbetimdi..
Yolcuydum, misafirdim..
Ebediliği olan bir aleme, tekrar bu gurbete dönmemek üzere hesabını vereceğim vakitleri tüketerek yol alıyordum.
Sık sık aralarında gezindiğim mezarlar bana, yıllarca okuduğum kitaplardan, dinlediğim nasihatlerden, edindiğim bilgilerden daha müşahhas öğüt veriyor, ders veriyordu.
Mezarlar, içimin şiirlerinde beni uyaran mısralardı. Ölüler, ruhumun kürsüsünde beni etkileyen, gafletimi dağıtan en sadık, en etkili hatiplerdi.
Her insanın ölümü, benim her ölü bir yanımın dirilmesine sebeb oluyordu. yolunda beni rahat bırakmıyorlar, bazen bir gaflet, bazen bir vesvese, bazen farkına varamadığım cahili bir gölge, bazen cahiliyenin verdiği aksak ve sakat bir değer ölçüsü, çarpık mantığı, vahiyle kontrol edemediğim aklım ve sayamadığım şerrin ve kötünün çağırıcıları beni, çok kısa da olsa bir anlık gaflete itiyor ve gözyaşlarıyla tövbesini yapacağım hatanın, günahın elem verici çukuruna sürüklüyor. Bu nedenle sürekli Rabbime dua ediyorum. Kendimi sık sık hesaba çekiyorum.

Bu hesabımı genellikle bu dünyadan ahirete açılan, her biri birer pencere olan kabirlerin arasında, mezarlarda yapıyorum.
Dönüşümün, varışımın alemlerin Rabbine olduğunu biliyorum ve O’nun hükümlerine, O’nun ölçüsüne göre kendimi yargılıyorum.
Ve ben kendimi aklayamıyorum. Korkuyla umud arasında çırpınıyorum.
Sabahın erken saatlerinde ölülerin üzerinde ılık ılık esen, okşayıcı, uyarıcı meltemin, ana kucağını andıran sancı sıcak koynuna sokulup yaslanarak, bir milletvekilinin kabrinin başucunda, soylu bir duyguyla ruhumun beşeri ve cahili kirlerle bozulmamış, berrak, ak, aydın alanına eğilerek, yalnızlığım geyik gözlü köşesinde, yüreğime vahiyden başka bir şey koymadan ve Rabbimden başkasından bir şey beklemeden, kendimi hesaba çekme ihtiyacı duydum.

Bazı duygular sardı beni.,
Milletvekillerini düşündüm!..
Kendilerinin hazırladıkları yasalarla, dokunulmazlıklarını sağlayan bu vekiller!.
Bunlar acaba Allah’ın huzurunda herhangi bir dokunulmazlığa sahip midirler?
Bir ayrıcalıkları olacak mı mahkeme-i Kübra’da?
Mezarları diğerlerinden farklıydı.
Birinci kalite mermer ve yaldızlı bir yazı. A.. D.1923 Ö.1985 Ruhuna fatiha MİLLETVEKİLİ
Özgeçmişini hayal ettim., Millet Meclisinde kürsüdeki konuşmaları geçti gözümün önünden bir şerit gibi…

Bu meyyit vekil sağlığında neler yapmıştı, neler yapmamıştı ki!..
Bir gün mazbut vekillerden birisi kürsüde, içkinin zararlarını tıbbi açıdan ele almıştı. Birtakım İstatistik bilgileri de toplamış. İçkiden şu kadar kişi hastalanmış, şu kadar kişi ölmüş.. Trafik dosyalarından tesbitlenmiş; ülkede bir senede içkiden şu kadar trafik kazası olmuş, bu kadar insan ölmüş, bu kadar mali zarar ülke ekonomisine.. Ve yine bu vekil konuşmasına devam ediyordu..
Mecliste gürültüler, yuhlamalar..

Şu an önümde, kabrin içinde ceseti bulunan milletvekili ise.,
Seninle aynı partiden olduğum için utanıyorum, konuşacak başka şey yok mu? Bırak be kardeşim içsinler., demişti.

Başkan; “Lütfen konuşmayı kesmeyelim, yerinizden müdahale etmeyiniz, söz hakkı size geldiğinde kürsüden konuşursunuz” dedi.
Diğer milletvekili içkinin akabinde mahkemelere yansıyan cinayet, kavga, boşanma, yaralama olaylarını vesikalandırdıktan sonra “Ben İnsanımıza zararlı olan bu maddenin üretilmemesine dair bir yasanın çıkarılmasını istiyorum. Şunu da belirteyim ki bu kanun teklifinin dinsel bir kaygıyla sunulmadığını, vicdanımın sesiyle bunu teklif ettiğimi bilmenizi isterim..” demişti.

Meyyit vekil hemen arkasından söz aldı; “Bu ülkede yasalar insanlar tarafından, ki o insanlar milletvekilleri, siz değerli üyelerce çıkarılır. İçki İslam’ın bir yasağıdır. Kuran yasalarında geçer. Hiçbir kimse bu ülkedeki yasaları az da olsa dini yapıya dönüştüremez. Din ile devletin ayrı olduğunu vurgular, ayrıca ülke ekonomisine içkinin sağlamış olduğu katkıyı da belirtmek ister, böyle bir teklifin görüşülmesine ve hatta konuşulmasına bile karşı olduğumu ifade ederim..” demişti.

Kur’an’ı Kerim’den bazı ayetler gözümün önüne geldi.,
Fakat insan, devamlı suç işleyerek, ilerisini berbat etmek ister.
Göz kamaşır, ay tutulur, güneş ve ay bir araya toplanır. O gün insan “Kaçacak yer neresi?” der. Hayır o gün kaçacak yer, sığınacak yer yok. [Kıyamet 5-10.11]
Hep merak ederim! Bu insanlar nelere veya nelerine güveniyor?
Paranın, malın, şöhretin, servetin, rütbenin, etiketin, torpilin, makamın hiç mi hiç Allah katında kendilerine bir masumluk, bir imtiyaz kazandırmayacağım bilmezler mi?
Öleceklerini ve Allah’ın huzurunda hesaba çekileceklerini nasıl unutabiliyorlar?
Kur’an’ı hiç mi okuyup, anlamak istemezler? Yoksa Allah’tan başkasından, kendilerine bir haber mi geldi?

Allah’ı kendisine vekil edinmeyen milletvekilinin mezarından ayrılırken, kulaklarımda şu ayet yankılanıyordu.,
Ahh, keşke ben bu hayatım için iyi işler yapıp gönderseydim. [Fecr 24]
Keşke Allah’ın kulu olabilseydim, keşke Allah’ın ayet ve hükümlerine karşı gelmeseydim, keşke tesettüre dil uzatmasaydım, keşke, keşke…
Mezardan ayrılırken birçok kabirden yükselen bu keşkelerin beni bir ahtapot gibi sarıp kuşattığım hissediyordum.
Rabbim nasip etse de etrafımdaki insanlara, milletvekillerine, başkanlara, generallere açık ve net bir şekilde İslam’ı ulaştırabilsem, tebliğ edebilsem..
Allah’a kul olmaya davet edebilsem.
Aldıkları her nefesin, ölüme yaklaştıran adımlar olduğunu kavratabilsem.
Ve bunu,

Rabbimin rızası, kendilerinin kurtuluşa ermelerini istediğim için yapmış olduğumu anlatabilsem..
Kurana teslim olmadan, Allah’ın emir ve hükümlerini yerine getirmeden, Allah’tan başka ilahları inkar etmeden, Allah’ın dininden başka dinleri reddedip, Allah’ın razı olacağı dine girmeden, Allah’ın huzuruna gitmek ne feci bir akibet…
Ahh bunu anlayabilseler!.
Ölüm her an peşimizde,
Hangi nefesimiz, hangi nefesiniz son nefes olacak?
İsteseniz de, istemeseniz de dönüşünüz Allah’adır, Ve Allah’a hesap vereceksiniz….
Günahlardan korunup, kendisini düzeltenlere korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir. [A’raff35]

Muammer ÖZKAN

Yazı Puanı
Bu yazıyı oylayın
Oyların. [Toplamı: 0 Ortalaması: 0]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir