Skip to main content

Kurtuluş (Part 1)

Kurtuluş (Part 1)

Zilin çalmasına dakikalar kaldı. Cuma günü son dersler cidden hiç çekilmiyor. Zil çalınca her çocuk gibi bende dışarı koştum. Güneşin ışınları gözlerimi kamaştırarak Kars kalesine baktım. Onun görkemi beni hem gururlandırıyor, hem de düşün duruyordu. Kaleye çıkmak bize işkence gelirken bu insanlar o taşları nasıl taşıyıp, bu kaleyi yapabilmişlerdi.
Dersin yorgunluğundan olsa gerek, eve gidince ilk işim yatağıma uzanmak oldu. Uykum yoktu ama yine de dinlenmeye ihtiyaç duydum. Dinlenirken düşünüp hayal kurmak vazgeçilmezimdi. Kendi kendime güzel hayallere yelken açıyordum, adeta hayallerin güzelliğine kapılıyordum. O an gözüm koluma gidince kolumdaki üç tane doğum lekesi beni başka düşüncelere sürüklemişti.
Herkes için anlamsız gibi gözüken, sanki büyükten küçüğe doğru sıralanmış lekelerin benim için önemli bir yeri vardı. Ya da ben öyle hissediyordum. Yavaştan uykum gelmeye başlamıştı şu an Kars Kalesi aklıma girmişti . Sadece görüldüğü gibi bir kale değildi. Kaleyi gezerken Kalenin alt yolunda tünellere rastlamıştık. Dayım bunların soğuk hava depoları olduğunu söylemişti. Kocaman yuvarlak bir kapısı vardı. İnsanlar kapısını açmayı başarmıştı. İçeriye adım attığımda yazın sıcağında bile içerisi eksi derecede gibi soğuktu ve her yer hayvan pisliği ile doluydu korktuğumuz için pek ilerlememiştik. Bir ara tavandaki yarasalar uçuşunca korkudan pisliğe düşecektim.
Yalnız başka yerlerde vardı. Kalenin arka tarafında bir kaç dağ ilerisinde bir dağın tepesinde bulunan bir yer daha vardı. Bu yer sanki dağın içine gömülmüştü. Soğuk hava tünellerine benziyordu ama daha da büyüktü. dayımlar orada mangal ile uğraşırken, bir kaç Kuzen içeri girmek istemiştik fakat içerisi uzay kadar karanlıktı, içeriye feneri tutsak bile sanki ışığı emiyor gibiydi. Bunu büyüklerimize anlatsak bile onlar mangal yapmakla meşguldü.
Yarın liseden arkadaşım Kerem ile buluşacaktım. O da benim gibi maceraperest bir kişiydi. O yüzden onunla çok samimi bir arkadaşlığımız vardı. Beynim oraya tekrar gitmek için emirler yağdırıyordu. Artık dayanılmaz sahaya gelince yarın oraya gitmeye karar verdim.
Cumartesi Kerem’i evinin önünden aldım. Birlikte birkaç tur attıktan sonra onu, o yere gitmek için ikna etmeyi başarmıştım. Zaten ikna edeceğimi bildiğim için evden bir çanta malzeme almıştım (Çakmak, bez parçaları, kalın bir dal ve biraz benzin ile meş’ale yapmayı planlıyordum).
Kalenin arkasındaki dağa ulaşmıştık. Arabada giderken yol daha kısa ve yorucu değildi. Biraz oturduktan sonra yolumuza devam ettik. İki saattir yürüyorduk ve yanımıza hiç su almamıştık. Kerem bana her defada kızıyordu. Haklıydı, neyse ki geldik sayılırdık. Dağın tepesinde o yeri görüyordum.
Eskiden insanlar oraya giden merdivenler yapmışlardı. Cidden çıkarken kendilerine çok dua ettim. Ve artık o yerin önünde bulunuyorduk. Kerem yere yığılmış vaziyette dinlenirken, ben meş’ale hazırlıyordum. Üzerine benzini dökünce girmeye hazırlık. Kerem’i zar zor güçlükle kaldırdım ve korkak adımlarla içeriye girmeye başladık.
İçeride sanki ateş emiliyordu. O kadar harlı yanmasına rağmen önümüzü zor görüyorduk. Ama yavaş yavaş ateşin etkisi artıyordu. İlerledikçe ışık tavanı ve duvarları aydınlatmaya başladı. Cidden burası sınırları çok büyük bir yerdi. Sanki sonsuzluğa uzuyordu.

Gökhan Karakeleş

Yazı Puanı
Bu yazıyı oylayın
Oyların. [Toplamı: 1 Ortalaması: 5]

3 thoughts to “Kurtuluş (Part 1)”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir