Skip to main content

Devamı Geldi “Kötülüğün Doğuşu (2. Bölüm)”

Kötülüğün Doğuşu (2. Bölüm)

Gündüz yaşadığım o garip olaydan mıdır yoksa Karabaş’ın durmaksızın devam eden o uğursuz havlayışından mıdır bilmem, beni o gece hiç uyku tutmadı. Yatakta huzursuzca dönüp dururken, tüm bu olanların korkunç bir tesadüf olup olamayacağını düşünüyordum. Belki de tesadüf değildi.
Bir görüş elektronların hazıfazaları olduğunu ve sürekli sıçrayıp durdukları atomlar arasında bilgi alışverişine sebep olduklarını​ savunur. Bu görüş telepatiyi, altıncı hissi ve uzun süre aynı ortamda bulunan insanların aynı anda aynı şeyleri düşünmesini; aynı anda iki farklı yerde olabilme özelliğine de sahip bu atom altı parçacıkların davranışlarına bağlar. Buna göre insanlar konuşmadan düşünceleri gibi korkularını da bazen istemsiz olarak birbirleriyle paylaşabilir. Belki de durum sadece bundan ibaretti.
Karabaş’ın acı çeker gibi uzun uzun havlayışları sinirlerimi geriyor ve sağlıklı düşünmeme engel oluyordu. 10 yıldır bu toprakların bekçiliğini yapan kangal melezi sadık dostumun daha önce böyle bir davranışına şahit olmamak, bir ara onun kuduz olduğunu bile düşünmeme neden oldu. Her ihtimale karşı yarı otomatik av tüfeğimle dışarı çıktım. Gökyüzünde ay görünmüyordu. Sadece gece kuşlarının ürpertici çığlıkları ve Karabaş’ın gece boyunca havlamaktan kısılmış sesi o iç bunaltıcı zifiri karanlığı deliyordu. Karabaş’ın yanına gidip el fenerini ona tuttuğumda kulaklarını batıdaki kayısı bahçesine dikmiş vaziyette dikkat kesilmişti. O yönden gelen ve benim duyamadığım frekansta birtakım seslerin onu oldukça huzursuz ettiği çok belliydi. O yön yaban domuzlarının talan etmek için bahçemize giriş yaptığı istikameti. Bahçenin arkasındaki sık koruluklu derede gündüz saklanıp gece ise tam o noktadan bahçeye giriş yaparlardı. Yine yaban domuzlarının geldiğini düşünerek tasmasındaki halkadan, zincirinin çengelini çıkarır çıkarmaz Karabaş adeta şimşek gibi bir hızla kayısı bahçesine doğru koşarak karanlığın içinde kayboldu. Az sonra havlaması daha da hararetlendi ve sonra Karabaş’ın acı haykırışlarını duydum. Yanlışlıkla onu vurmamak için o yöne, havaya doğru ateş ederek ilerleken acı içinde inleyerek yanıma geldi. O etrafımda dolanarak yine o yöne doğru havlamaya devam ederken karanlığa doğru birkaç el daha ateş ettim ve sonra eve döndük.
Sabah, devasa kavak ağaçlarının arasında kükreyen şiddetli rüzgarın çatımızın üzerine kopararak fırlattığı küçük ağaç dallarının sesiyle uyandım. İnanılmaz derecede başım ağrıyordu. Kapının önüne çıktığımda daha ağır bir nesnenin çatıya düşüp yuvarlanma sesini duydum ve nesne yukarıdan önüme düştüğünde onun kesik bir köpek başı olduğunu gördüm. Bedenini görebilmek için etrafa bakınırken evin önünde ve çevresinde başka köpek başlarının daha olduğunu farkettim. Topladığım dört tane köpek başını eski bir çuvala koyup bahçenin ilerisindeki dere kenarına attım. Bunu yapan şeyin ne olabileceğini düşünerek çevrede bedenlerini aradım fakat hiçbir şey bulamadım. Evin arkasına ilerlediğimde duvar kenarına uzanmış ve oldukça bitkin görünen Karabaş’ın göğsünde yaklaşık 20 cm uzunluğunda derin bir kesik yarasının olduğunu gördüm. Bu ya çok keskin bir alet yarasıydı ya da dün gece karanlıktaki o şey her neyse, bu boyutta bir yaralanmaya sebep olacak kadar keskin pençelere sahipti. Karabaş diğer köpeklerin aksine başı hala gövdesinin üzerinde olduğu için şanslı olmalıydı.
Çok geçmeden evin yanındaki yolda bir traktör sesi duydum. Gelen köy muhtarıydı. Bana dün gece garip şeyler görüp görmediğimi sormak için gelmiş. Muhtarın anlattığına göre dün gece bu bölgenin farklı yerlerinde de vahşi hayvan saldırıları gerçekleşmiş.
Bize birkaç km ötede, başka bir köy sınırları içerisinde kalan bir yerde; bir adam evinin önünde siyah tüylü, oldukça keskin dişleri ve pençeleri olan bir yaratık vurmuş. Adam ve kardeşi, yerde cansız yatan yaratığı incelemek için yanına gittikleri sırada aniden canlanıp kardeşlerden birine saldırmış. Keskin pençeleriyle zavallı adamın karnını her kazışında bağırsakları bedeninin dışına daha çok saçılıyormuş. Diğer kardeş av tüfeğiyle bir kaç el ateş ettikten sonra yaratık kaçarak karanlıkta kaybolmuş. Olaya şahit olanlar bu hayvanın daha önce görmedikleri bir tür olduğu konusunda hem fikirmiş.
Akşam saat 22:00 sıralarında dışarı çıktığımda üzüm bağı tarafından birtakım sesler duydum. İçerisinde matkap ucunu andıran, yaban domuzları için tasarlanmış​ bir mermi çekirdeği bulunan fişekleri tüfeğe doldurup sürünerek sessizce sesin geldiği yöne doğru ilerlemeye başladım. Oraya yaklaştığımda göremediğim birşey, ay ışığının aydınlattığı gri renkli bağ bitkilerini sağa sola savuruyordu. Ne kadar tehlikeli olduğunu bilmeme rağmen içimdeki merak duygusunu yenemiyordum. Birden sesler kesildi ve birkaç dakika boyunca ne bir ses duydum ne de bir hareketlilik gördüm ama o şeyin az ileride karşımda olduğundan emin olduğum için beklemeye devam ettim. Sonra arkamdan birden ortaya çıkan ve yavaş yavaş bana doğru yaklaşan bir ses duydum. Yaklaşan şeyin beni fark etmemesi için hareket etmeden bir bağ bitkisi altında durdum. Siyah bir şey yavaşça yanımdan geçip az ileride, karşımda durdu. Bir insan boyutunda olan bu şeyin bedeni maymun bedenini, başı ise kurt başını andırıyordu. Havayı koklayarak alev gibi parlayan gözleriyle etrafa bakınıyordu. Muhtemelen kokumu farketmişti fakat beni hala göremiyordu. Artık beni bulması an meselesi olduğu için yavaşça tüfeğin namlusunu ona doğrulttum. Altında saklandığım bağ bitkisine yaklaşık bir metre mesafeye kadar yaklaşmıştı. Arasından yapışkan salyalar akan keskin dişlerinin göründüğü ağzından hırıltılı sesler ve böğürtüler çıkarıyordu. Tam o iğrenç başını bana doğru uzattığı anda tetiği çektim. Tüfek ateş alır almaz yaratık geriye doğru hamle yapıp birkaç metre ötede yere düştü. Karşı istikametten üç yaratık daha koşarak gelip kanlar içerisinde bağırarak yerde çırpınan yaratığı parçalamaya başladılar. Her biri bir parçasını sürükleyerek karanlığın içerisinde kayboldular.
Ertesi gün öğlen saatlerinde köye gittiğimde bu tür saldırılarla birlikte kayıp olaylarının da yaşanmaya başladığını öğrendim. Toplamda 37 kişiden haber alınamıyormuş.
Köy meydanından geçerken dehşete kapılmıştım. Köylüler öldürdükleri bu yaratıkların başlarını, tekrar canlanmaları tehlikesine karşı keserek gövdelerinden ayırmıştı. Kimileri bu başları köy meydanında sergiliyordu, kimileri de bir marifet göstergesi olarak bu yaratıklara ait başsız bedenleri traktörlere bağlayıp köyün yollarında sürüklüyordu. Herkes bu yaratıkları, köye gelmek için yola çıkan habercilere göstermek için sabırsızlanıyordu.
Söylenenlere göre tüm köy halkı gibi soruşturmaları yürütmeleri ve tedbir almaları için görevlendirilen güvenlik güçleri de şiddetli baş ağrılarından yakınıyormuş.
Dedemleri ziyaret ettikten sonra eve geri döndüm. Akşam tekrar geleceklerini tahmin ettiğim bu yaratıklara karşı tedbir amaçlı olarak; dereden bahçemize çıkan ve sadece yaban domuzlarının kullandığı patikayla birleşen bahçe çitlerindeki bir oyuğu sağlamlaştırırmaya çalışırken; dere içerisindeki çalıların arasından, göremediğim bir şeyin bana doğru hızla yaklaştığını fark ettim. Hemen yan tarafımdaki ağaç gövdesine dayamış olduğum tüfeği alıp kıpırdayan çalılara nişan aldım. Parmağım tetiğin üzerinde beklerken çalıların arasından köyün hocası Ahmet çıktı. Dehşeti yaşamışcasına korkmuş yüz ifadesine, çamurlu ve yırtık kıyafetlerine bakarak onun yaratıklardan kaçtığını düşündüm ve “Ne oldu? Yaratıklar nerede? diye sordum.
Ahmet “Yaratık değil” dedi.
“O zaman neyden kaçıyorsun?” diye sordum.
Ahmet “Onlar yaratık değil” diye yanıt verdi.
Onu yakasından tutup silkeleyerek “Ne diyorsun? Doğru düzgün anlatsana” dedim.
Ahmet bitkin bir halde yere oturup sırtını, altında durduğumuz kayısı ağacının gövdesine yasladı ve anlatmaya başladı.
Anlattığına göre güvenlik güçleri öğleden sonra çalışmalarını köyün dışarısındaki derenin vadi yamacında bulunan ve ne kadar derine indiğini kimsenin bilmediği küçük mağaralar üzerinde yoğunlaştırdıkarında, köylüler o bölgeden silah sesleri duymuş. Oraya vardıklarında vadi kenarında bu kişilere ait cansız bedenlerle karşılaşmışlar. Bu olayın hemen ardından 12 kişilik bir tim ve yeni soruşturma ekipleri, daha önceden yola çıkan habercilerle birlikte köye giriş yaptıkları esnada gördükleri şey karşısında dehşete düşmüşler. Köy meydanına dizilmiş olan, daha önceki ekipler tarafından aranan kayıp köylülere ait kesik başları ve traktörler arkasına bağlanıp yerde sürüklenen başsız insan cesetlerini görünce kimileri çığlıklar atmış, kimileri ise kusarak baygınlık geçirmiş. Olup bitene anlam veremeyen köylülerin büyük bir kısmını gözaltına almışlar. Ahmet de kaçarak saklanacak bir yer bulmak için buraya kadar gelmiş.
Bunları duyunca hemen telefonumu çıkartıp bahçe içerisinde sinyalin iyi olduğu bir yer bulup internete girdim. Arama motoruna bizim köyün ismini yazınca çıkan yeni yayınlanmış haberlerde; kayıp olaylarının ve yaratık söylentilerinin olduğu köye gelen araştırma ekiplerinin de aynı köy halkı gibi yaratık halüsinasyonları görerek birbirlerini korkunç şekillerde katlettikleri yazıyordu. Çevre köylerde ve ilçelerde de yaşanan, bu türden sanrılar görerek cinnet geçirme olayı haberlerini de görünce aklıma yıllar önce tohum satıcısının dedeme “gün gelecek insanlar birbirlerini yiyecek” diye bahsettiği ahir zaman geldi. Sonra ceviz ağacından düştükten sonra gördüğüm, birbirlerini parçalayan keçiler ve buzağıları da hatırlayınca tüm bu kötülüğün üç gövdeli o lanetli ceviz ağacından kaynaklandığını ve bir şok dalgası gibi merkezinden çevresine yayıldığını düşünmeye başladım. O an aklıma bir gün önce evin etrafından topladığım kesik köpek başlarını içerisine koyduğum çuval geldi. Eğer durum böyleyse o çuvalın içerisindekiler neydi? Peki ya dün gece ateş ettiğim o şeyler…?

Genesis

Kötülüğün Doğuşu 1. Bölüm Okumak İçin Tıklayınız.

Kötülüğün Doğuşu 2. Bölüm Okumak İçin Tıklayınız.

Kötülüğün Doğuşu 3. Bölüm Okumak İçin Tıklayınız.

 

Yazı Puanı
Bu yazıyı oylayın
Oyların. [Toplamı: 1 Ortalaması: 4]

24 thoughts to “Devamı Geldi “Kötülüğün Doğuşu (2. Bölüm)””

  1. Yorumlara baktim kimse alinmasin elestiriler cok yersiz. Uslupta hatalar olabilir ben sonuc odakli bakiyorum yaziniza,yaratici mi evet, genel turk korku ogelerinden uzak mi evet, sıkılmadan sonuna kdr okunuyor mu evet yani gayet basarili. Bu hikayenin uzun kitap versiyonunu yazarsaniz bestseller olur nesi eksik. Filmi yapilsa da izlenir. Allah askina sharknado sacmaliginin 5 filmi yapilmis alin iste ozgun hikaye.

  2. merhaba değerli hikayeci yazmış olduğun bu 2 bölüm ilkinden daha güzel olmuş şayet şu varki bu hikayet bir filmden alınmıştır sen sadece aralarına kendini sığdırmışsın Amerikada 1998″de çevrilen gizemli kasaba diye filmin seyredersen seyrederseniz hikayeden bir fark göremeyeceksiniz ama yinede emeğine sağlık diyorum

  3. Tebrik ederim hikayen güzel ve ilgi çekici. Bu tarz yazıları zor beğenen biri olarak ben yazını severek okudum. Ayrıca yazılarının genelinde kendin ile alakalı ipuçlarını vermişsin buda güzel olmuş. Mesela Epifiz bezin iyi çalışıyor 😀 İnsanlar yazıların arkasında kim olduğunu da bilmek ister. Bunu başarıyorsun. Ancak alınmazsanız şunu da söylemeden edemeyeceğim. Her ne kadar ilk yazılardan bu yana farklar olsa da daha çok fazla eksiklerin var. Bu da daha çok yazarak telafi edilebilir.

  4. İlginizden dolayı teşekkür ederim arkadaşlar. Muhtemelen 3. Bölümde bu hikayeyi sonlandırıp yeni bir hikayeye başlayacağım.

  5. Abi lütfen devamı gelsin ama lütfen uzun uzun yaz çok merak ediyorum benim böyle hikayelere karşı ilgim var merakla bekliyorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir