Skip to main content

Yanık Kalesi 3. Bölüm

Yanık Kalesi 3. Bölüm

– Bir Yeniçeriye Verilen Macar Dilberi –

Düşman işi o kadar azıtmış ki, nihayet Kumran kumandanı Palgi, güzlelliği dillere destan olan bir yeğeninin yeniçeri Hasan’la evlendirmeye razı olmuştu. Halbuki Palgi pek mağrur ve Türk düşmanı bir adamdı. Nasıl olur da bir Türk askeriııe kendi eliyle güzel yeğenini verirdi? Bunda gizli bir maksat olmalıydı. Fakat gece gündüz içen yeniçeri ağası, bunu anlayacak kadar aklı başında değildi. Yeniçeri Hasan, yeniçeri ağasının en yakın bir adamı idi. Palgi, yeğenini, kale muhafızının yakın bir adamına vermekle her halde gizli bir maksat gütmüştü. Bu evlenme pek o kadar kolay olmamıştı. Çünkü meşhur bir asilzade, Palgi’nin güzel yeğeni ile nişanlı idi. Palgi’niın, nişanlısını bir Türk yeniçerisine vereceğini işitince kılıcım kuşandı, Palgi’nin karşısına dikildi:

– Ya sen, ya ben, dedi.

Palgi gülümsedi:

– Ne sen, ne ben… Veya hem sen, hem ben…. Yeter ki intikamımızı alalım.

Bu genç adam da müthiş bir Türk düşmanı idi. Palgi’nin ne demek istediğini anlamıştı. Yalnız bu evlenme ile Türklerden ne gibi bir intikam alınacağına aklı ermemişti. Sordu:

– Türklerden intikam almak için her şeyi yapmaya razıyım. Bilirsin ki ölümü de göze alırım.

Mağrur ve cesur Palgi hep gülümsüyordu:

– Şimdilik ölmeye lüzum yok, dedi, sadece ufak bir fedakârlık yapman lâzım.

– Ne gibi fedakarlık bu?

– Nişanlın bir müddet başkasının karısı olacak…

Genç adam bu ağır teklifle ne de olsa sarsılmş, çehresi sararmıştı. Kurnaz Palgi onun can damarına bastı:

– Ne 0 delikanlı, dedi, korktun galiba?.. .

– Hayır, korkmadım. . ..

– O halde neden sarsıldın?

~Benden istediğin ölümde’n de beter de…

– Ben bunun ölümden beter olan bir tarafını görmüyorum…

– Fakat ya benim namusum ?..

Palgi kılıcına asıldı:

– Ya benim namusum ?.. Eğer bunda bir namussuzluk varsa ucu bana da dokunur. Hem şimdilik siz nişanlısımz. Kız benim emrimde sayılır. Şimdiki namussuzluğun en büyüğü sadece bana aittir. Öyle değil mi delikanlı?

Delikanlı, Palgi’ ‘nin ne sert ve kararlarında sabit olan bir adam olduğunu bilirdi. Sonra Palgi, ona vatan, memleket sevgisinden bahsederek onun zayıf damarlarını kamçılamıştı.

Yalvarır gibi inledi:

– Evet, dedi, kız şimdilik senindir. Fakat benim de bir hakkım yok mu? O benim nişanlım sayılır.

– Bunun da kolayı var.

– Ne gibi?

– Ondan ayrılırsın!.. Yani nişanı bozarız.

Delikanlı, buraya büyük bir cesaretle gelmiş, hattâ icap ederse Palgi’yi kılıcıyle öldürmeğe karar vermişti. Fakat şimdi bütün enerjisi ve cesareti kaybolmuştu. Dizleri üstünde güçlükle durabiliyordu. Neredeyse ağlıyacaktı:

– İnsaf kumandan, diyordu; ben ölürüm de ondan ayrılamam.

Palgi sert çehresini tekrar yumuşattı, gülümsedi. Elini, onun başına götürerek saçlarını okşadı:

– Ondan tamamen ayrılmayacaksın ki… Muvakkat bir Zaman için. Şimdi nişanı bozarız. Türklere oynayacağımız oyunu oynadıktan sonra kız tekrar senin olur.

Delikanlı düşündü. Bir karar veremiyordu. Palgi, âmirane konuştu:

– Ben öyle emrediyorum, dedi; her şey vatan için. Namus bile.

İşte kumandan Palgi’nin güzel yeğeni ile yeniçeri Hasan’ın evlenmesi böyle olmuştu.

Genç ve pek yakışıklı olan Hasan, onu bir düğünde görmüştü. Arkadaşı yeniçeri Murat bir Macar kızı ile, kale yakınındaki bir köyde evleniyordu. Onu da düğüne çağırmıştı. Yeniçeriler bir taraftan şarap içiyorlar, bir taraftan da güzel Macar ve Avusturyalı kızları süzerek aralarında şakalaşıyorlardı:

– Bu kız benim.

– Yanındaki de benim.

– Haftaya ben de şu sarışınla evleneceğim.

Bu son sözü yeniçeri Hasan söylemişti. Birkaç defa buralara gelmiş olan bir yeniçeri gürültülü bir kahkaha savurdu:

– İşte her şey olur ama, dedi, bu senin dediğin olmaz. Çünkü bu sarışın dilber, Palgi’ııin yeğenidir. Sonra nişanlıdır. Nişanlısı da yaman bir şövalyedir.

Yeniçeri Hasan sinirlendi:

– Biz de yaman bir cengâveriz. Kılıcımız ters yüz etmemiş, bileğimiz bükülmemiştir. Biz de âdi bir devşirme değiliz.

Bizim de asaletimiz var. Kale ağasının en yakın adamı sayılırız. Diğer yeniçeri arkadaşları onu kızdırmaktan zevk aldılar:

– Başını kayaya çarpma, dediler; senin nene lâzım! Gel razı ol da  sana da şu karşıdaki köylü kızını alalım. Biz asker insanlarız. Saraylarda, şatolarda yetişmiş güllere bakmasını beceremeyiz. Bize ancak, meşakkate alışmış köylü kızları karılık edebilir.

Yeniçeri Hasan bir görüşte âşık olmuştu. Koca bıyıklarını sıvazlıyarak arkadaşlarına:

– Eğer ben de bu işi yapamazsam, bu bıyıkları keserim, dedi.

Aralarında bahse girişmişlerdi. Hasan, bahsi nasıl olsa kazanacağını zannediyordu. Ağaya güveniyordu, Ertesi gün de 0 köyde kalmışlar ve uyumuşlardı. Ancak akşama doğru kaleye döndüler.

Reşat İleri – Kahramanlar Dergisi – 1952

Yazı Puanı
Bu yazıyı oylayın
Oyların. [Toplamı: 0 Ortalaması: 0]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir