İbretlik HikayelerMesut Akdağ

İbretlik Bir Hikaye “Garip Bir İş Görüşmesi”

İbretlik Bir Hikaye

İbretlik Bir Hikaye “Garip Bir İş Görüşmesi”

Mesut AKDAĞ

Çalan telefonu açtığında sekreter “Mustafa Bey geldi Efendim” dedi.

“Tamam içeri gönder”

Sekreter, Mustafa Bey’e “Buyurun Övünç Bey sizi bekliyorlar.” diyerek patronun odasının kapısını açtı ve içeri buyur etti. Mustafa büyük bir heyecanla ve bu heyecanını belli eder bir şekilde ve belli belirsiz bir çekingenlikle gireyim mi girmeyeyim mi tereddüdünü uyandıracak bir şekilde sekreterle birlikte bir hayalet sessizliğinde içeri girdi.

Övünç Bey, Mustafa’yı görür görmez ilk izlenimleri çekingenliği, saf görünümü, kılık kıyafetinin uygunsuzluğu, ayakkabısının hiç iş görüşmesine gelecek bir ayakkabı türünden olmaması, elbisesindeki renk zıtlığıyla hemen uyumsuzluk göze çarpması, kemeri desen ayrı bir dert, ayakkabı kemer uyumsuzluğu, sinek kaydı tıraşının yanında saçlarının dağınıklığı ve paspallığı ile üzerinden tam bir garibanlık akıyor ve olumsuz bir etki bırakıyordu. Bu sebeple Övünç Bey Mustafa hakkında menfi kanaat edindi.

Mustafa’nın yaşadığı heyecan ve çekingenliği yüz hatlarına da yansımış ki yüz ifadelerinden, bakışından tam kendine güvensizlik, çekingenlik, ben buraya niye geldim gelmez olaydım, bitkin, yılgın hali tüm lisanıhâli haykırıyordu. Hiç kendinden emin bir şekilde “Ben bu işi yaparım. Hangi işi verirseniz verin üstesinden gelirim. EvelAllah bir iş verildi mi hemen hallederim, yaparım.” diyecek bir yüz ifadesi yoktu.

Övünç Bey, Mustafa’nın bu halini görünce “İnsan hiç değilse iş görüşmesine bir takım elbise ile biraz derli toplu bir şekilde gelir.” diyerek şöyle tepeden tırnağa süzdü. Dudak bükerek onun haline acıyarak değil de tepeden bakarak küçümseyerek koskoca Cihan Bey’in öve öve bitiremediği genç bu muymuş?” dedi.

Böyle ilk görüşte Mustafa hakkındaki kanaatini oluşturduktan sonra samimiyetsiz bir şekilde kibarlıktan yoksun kuru bir ifadeyle ayağa kalkmadan, güler yüz dost ve sevecen tavır göstermeden soğuk bir ifadeyle “Hoş geldin.” dedi.

Yılların tecrübesi olan sekreter patronun böyle samimiyetten kuru karşılamasından Mustafa’ya ilgi ve alaka göstermediğinden hemen başından savacağını anlayarak patronuna ve Mustafa’ya “Bir şey arzu eder misiniz?” demeden kapıyı kapatıp dışarı çıktı.

Zaten görüşmeye hem bir iş bulmanın hem de sektöründe en büyüğü olan işletmenin sahibi Övünç Bey’le görüşecek olmanın verdiği iki heyecanla çekinerek gelen Mustafa böyle bir karşılama karşısında tam bir hayal kırıklığıyla dondu kaldı. Ne yapacağını, nasıl hareket edeceğini, ne söyleyeceğini kestiremedi. Öylece kaideye yerleştirilmiş heykel gibi hareketsiz olduğu yerde sabitlenmiş kaldı. Nefes almadan bir hayat belirtisi göstermeden donuk, tükenmiş bir şekilde Övünç Bey’e bakıyordu.

Övünç Bey ise onun bu haline hiç aldırış etmeden onunla ilgilenmiyor, masanın üzerindeki dosyaları inceliyor gibi gözüküyordu. Esasında dosyaları hiçbir iş yapmıyor sadece bir şeyler yapıyormuş gibi görünerek çaktırmadan Mustafa’yı süzüyordu. Patronların en çok yaptığı iş buydu. İşe almayacak kişileri ya da ilk bakışta kötü bir izlenim edindikleri insana kendi gücünü, kendi hakimiyetini göstererek onu ezip ve ondan sonra aynı güreşteki güçlü bir güreşçinin kendinden daha zayıf rakibini ilk önce elenselerle nefes aldırmadan onu ezerek iyice haşatını çıkardıktan sonra rakibi adamakıllı hırpalanmış vaziyette canından bezmiş “Bitsin artık şu maç.” dedirtecek hale gelince son hamlesini yaparak tuş yapması gibi iş görüşmesine gelen kişiyi baskı altına alarak “Aman ben iş miş istemiyorum. Bir an önce bu görüşme bitsin. Bu adamın tahakkümünden, hakir bakışlarının zulmünden, güç gösterisinin altında ezilmekten hemen bir kurtulayım o bana yeter.” diyecek kadar iş görüşmesinden tüm beklentilerini yitirmiş, umutlarını tüketmiş hale gelince son vuruşu yaparak zavallı kişiyi oturduğu yere mıhlar.

İş görüşmesindeki tüm patronların ve insan kaynakları müdürünün “Şu an talep ettiğiniz departmanımızda bir boşluk yok. Bir boşluk olur olmaz hemen size dönüş yapacağız. Tabii ki sizinle çalışmak isteriz. Maalesef dediğim gibi şu an personel ihtiyacımız yok. Buraya geldiğiniz için teşekkür ederiz. Sizinle tanışmaktan gerçekten çok memnun oldum. Hemen size dönüş sağlayacağız. Buraya geldiğiniz için tekrar teşekkür ederim.” ileri sürdükleri bahanelerle iş görüşmesine gelen zavallı kişiyi nazikçe geri çevirirler.

İşte, Övünç Bey de aynen böyle Mustafa Bey’e bu taktiği uyguladı. Mustafa, Övünç Beyin tavırlarından, davranışından yıkılmış vaziyette yerden yere giriyordu. Övünç bey hala dosyaları inceliyormuş gibi yapıyordu. Mustafa en sonunda sıkılgan bir ses tonuyla çok çok sessiz bir şekilde duyuldu duyulmayacak halde “Şey, şey efendim Cihan Bey’in selamı var.” diyebildi.

Övünç Bey sanki çok acil bir işi varmış, bir an önce o işi bitirme aciliyetindeymiş görüntüsünü uyandırmak istercesine Mustafa’nın sözlerini işitmemiş gibi hal takınarak;

“Haha. Ne dediniz kusura bakmayın. Çok yoğun işlerimiz var da. Bir yarım saata yetişmesi gereken bir iş var da ona dalmışım. Kusura bakmayın. Ayaktasın, buyurun oturun.” dedi.

Mustafa ağır adımlarla tam bir inkisarı hayal kırıklığı içinde en yakın yere kendini atarcasına oturdu. Övünç Bey sanki onu beklemiyormuş, randevu vermemiş gibi çok acil işim var. Hadi derdini anlat sonra da çabuk git der gibi bakarak

“Evet, senden Cihan Bey bahsetmişti. Şimdi hatırladım seni. Nasılsınız?”

“Teşekkür ederim iyiyim. Sizler de nasılsınız?

“İşte görüyorsunuz iş güç koşturma, nefes alacak vaktimiz yok. Ama derler ya bir arpa boyu ilerleyemiyoruz. Aynen böyle koştur koştur, çalış çalış, uğraş neticede doluya koyuyorsun almıyor boşa koyuyorsun dolmuyor. Öyle işte, bizimki dostlar alışverişte görsün. Zor işler, hele şu an daha çok zor.”

Mustafa Övünç Beyin böyle dertli dertli konuşmasından takati iyice tükendi. Artık bütün ümidini kesti en son bitkin bir halde ağzından “Allah yardımcınız olsun” sözcükleri çıkıverdi.

Övünç Bey, Mustafa’nın kendisine inanmasına ve haline hafiften dert edinip üzülmüş duruma gelmiş olmasına içten içten sevinerek fakat bunu belli etmeden kendinin iyice zor durumdaymış tavrına bürünerek;

“Sağ ol, sağ ol. Vallahi Cihan Bey’i kırmak istemem. Ama şu an ben de işçi çıkartıyorum. Şimdi işi çıkartırken işçi de alınmaz biliyorsun. Piyasayı da biliyorsun, durgun. İşçilerin parasını vermekte zorlanıyorum. Bu sebeple az önce dediğim gibi işçi çıkartıyorum. Sana çok yardım etmek isterdim. Gördüğün gibi ben de zor durumdayım. Buraya kadar da geldin. Zahmet ettin. Çok üzgünüm, ne yapalım, elimizden bir şey gelmiyor maalesef. Bu zor durumdan çıkmak başka iş kolları açmak için kötü gidişatı kurtarmak için çalışıyorum. Sekreter hanıma numaranızı verin. İşleri biraz düzelttik mi sana dönelim, sana uygun bir iş ayarlayalım. Nasıl olsa seni bize Cihan Bey göndermiş. Sana yardımcı olmayacağız da kime yardımcı olacağız. Tamam mı canım.”

Mustafa oturduğu yerde iki büklüm sanki karnından gelen bir sesle ve son bir ümitle;

“Efendim Cihan Bey’in dediği gibi işim de çok mahir bir ustayım. Eğer bir fırsat verseniz hem Cihan Bey’i Hem sizi mahcup etmem.” diyebildi.

“Doğrudur. Çok doğru diyorsun ama dedim ya şu an alamam”

Hemen sekreter Hanım’ı çağırır. Sekreter içeri girer girmez

“Seher Hanım beyefendinin telefonunu alın departmanımızda bir boşluk olduğu an hemen onun iletişime girerek işe alalım. Cihan Bey’in bize tavsiye ettiği arkadaşı boş çevirmeyelim.”

Sekreter “Tamam Övünç Bey.” dedi ve sonra Mustafa’ya kesin bir ifade ile ve konuşmasına fırsat vermeden “Buyurun Mustafa Bey.” deyip Onu odadan çıkarttı.

Mustafa istekli isteksiz “Ben bunun için mi buraya geldim. Madem işe almayacaktın neden beni ta buralara kadar getirttin. Cihan Beye tamam onu işe alırım deyip de beni bu kadar ümitlendirmeyecektin” içinden geçirerek sekretere numarasını verdi ve büyük bir üzüntü, öfke ve için için ağlamaklı duygu ve his karışımıyla ayrıldı.

Seneler sonra bilmem ne kadar seneler sonra Övünç Bey o övünçlüğü kalmamış, ihtiyarlamış ve eski itibarını kaybetmiş koskoca fabrikasından küçücük bir atölyeye dönüşmüş dükkanında müşteri ve yeni bir iş beklerken gazete okumaktadır. Okuduğu gazetede mobilya sektöründe çok kısa bir sürede parlayıp mobilya sektörünün büyük isimlerinden olan Mustafa Özmahir’in röportajı vardı. Mustafa Bey, kendisine “Bu duruma gelmek için çok zor dönemeçlerden geçtiğinizi biliyoruz. Hiç unutamadığınız yaşadığınız zorluklardan bize bir örnek verebilir misiniz?” sorusuna şu cevabı veriyordu:

“Mobilya ve dekorasyon bölümünden yeni mezun olmuştum. Baba mesleği olan mobilyayı okulumda daha iyi geliştirmiştim. Piyasanın tam aranan adamı olmuştum. Çok heyecanlı atılgandım, çok becerikliydim, kendime çok büyük bir güvenim vardı. Bir tavsiye üzerine ilk iş görüşmeme gittiğimi hatırladım. O gün iki gün ağzıma bir lokma sokmamıştım. Üzerimde doğru düzgün üst baş yoktu. Tıraş dahi olacak param yoktu. Bu halde üstü başı pejmürde, tıraşsız, açlıktan tam perişan bir vaziyette iş görüşmesine gittim. Patron bu halime yani benim dış görünüşüme bakarak benim hakkımda olumsuz bir intiba edinerek işe almadı.”

Mesut AKDAĞ

hikaye, öykü, öykülerimiz, ibretlik öyküler,  hikaye oku, ibretlik hikayeler, ders veren hikayeler, düşündüren hikayeler, eğitici hikayeler, iş görüşmesi, hikaye arşivleri, hikaye deposu, dini hikayeler, yol gösteren hikayeler, Mesut Akdağ  hikayeleri,

Gülten AJDER

Kitap okumayı seven insanlar daha zeki ve daha başarılı olurlar. Bende bu yüzden kitap okumayı sevdirmek istedim bu site ile. Gizli kalmış bütün bilgilerin kitaplarda saklı olduğuna inandığımdan, kültür seviyemizi yükseltmek, bilgi hazinemizi daha da zenginleştirmek, gizli yeteneklerin ortaya çıkmasına destek olabilmek için, okusun yazsın benim ülkemin insanları diye bir işin ucundan tutmak isteyen birisiyim.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu