Skip to main content

Belki Ölürüz

Belki Ölürüz

Belki yıldızlar tutuşur geceleri. Belki ölürüz bu gece. Ne biliyosunuz yazan yazarken düşünmedimi mürekkebini. Belki de düşünmedik. Yanlız mürekkep bitecek diye de yazmayı da bırakmadık. Seven adam kalemini kan yapar, yazar hayallerine durmaksızın.
Denizin kalbinde doğdum ben. Her gün ufku izledim gecenin gölgesinden. Her karaya adım attığımda dolardı gözlerim. Bu yüzden aşkı uzaklarda aramadım.
Küçük bir tatil kasabasında tatlı bir evimiz vardı. Doğduğumdan beri babamla uzak denizlere açılırdık. Daha altı yaşımda iken yüzmeyi öğrenmiştim. Azgın denizin dalgalarında çırpınışım zamanla boğuşmalara dönüşmüştü.
Aradan çok geçmeden okula başlamıştım. Sınıfta ki çoğu arkadaşım bana “Kaptan” diye seslenmeye başlamıştı. Çünkü tek hayalim kaptan olabilmekti. Babam bensiz uzak denizlere gittiğinde bile iskelenin bir köşesinde oturup uzaktan geçen gemileri izlerdim. Her gemi yaklaştığında pıt pıt atardı kalbim. Çünkü hep gelenin babam olduğunu sanırdım.
Hani bazı anılar silinmez ya beyninizden. Hani boşlukta kaldığınızı hissettiğinizde bazı anılar yeşerir ya beyninizde. Yıllardır yaşanmış olmasına rağmen daha dün gibi hatırlarsınız. İşte şimdi bir kaç anı beliriyor beynimde. Sanki düşünceler darbe yapıyor hayallerime.
Yine iskelenin bir ucunda oturmuş denizin ücra köşelerinde ufuktan zor görünen gemileri izliyordum. Aslında üzgündüm. O gemilerin içinde kendimi hayal ediyordum. Çünkü deniz benim evim gibiydi. Evinden ayrı kalan insanlar üşür. Sanki bu kış gününde soğuk değil, evimden ayrı kalmak üşütüyordu beni. Yeri doldurulamayacak hayallere dalmıştım. Her defasında montuma biraz daha sarılıyordum. Gözlerim o kadar dalmıştı ki sanki kulağımda sağır olmuştu. O anda yanımda hafif bir takırdı sesi duymuştum. O kadar dalmıştım ki kafamı çevirmek istiyordum ama bu anın büyüsünü de bozmak istemiyordum. Sonunda kafamı çevirmiştim. Yanımda omuzlarını birkaç karış geçen bukle bukle saçlarıyla sanki perilere benzeyen bir kız oturuyordu.
Altın gibi saçları süt gibi teni o kocaman gözlerini görünce sanki donup kalmıştım. Yüzüm kızarmaya başlamıştı. Bütün hayallerim yok olmuştu bir anda. Ben halen olayın gerçekliğinden şüpheleniyordum. Biraz da şaşkınlığımdan olsa gerek ” gemileri izleyen insanların bu kadar şaşırdıklarını hiç düşünmememiştim” demişti. Sonra gülmeye başlamıştı. Aslında bende gülmüştüm. Çünkü çok güzel gülüyordu. O gün tanışmıştık. Birlikte gemileri izlemiştik. Belki yaşımız küçüktü belki sadece arkadaş olmuştuk ama aşk ne, iyi biliyorduk aslında.
Zaman yavaş yavaş geçiyordu. Tam karşımızda bir ev almışlardı. Arada sırada pencerenin bir köşesinden altın saçlarını izliyordum. Arada bir hayallere dalardım. Söyleyeceğim iki kelimeydi aslında. Sadece “Selin seni seviyorum” diyecektim. Sanki çeneme kilit vurmuşlardı. Ne zaman hafiften konusu açılsa kelimeler birbirine karışıyordu. Sonra vazgeçiyordum. Aslında o da biliyordu.
Babası emlakçılık yapıyordu. Bu ufak kasabada onun için iş olanağı yoktu. Şehirde bir ev tutmuştu. Tabi ailesinden ayrı yaşıyordu. Arada sırada geliyor bir iki gün kalıp bir daha dönüyordu. Selin’nin gözündeki yanlızlık belki de buradan geliyordu. Çaresizliğini görüyordum ama ne yapacağımı bilmiyordum. Ona babasından görmediği şefkati göstermek istiyordum. Gülüşlerine hayran olurken gözlerindeki acıyı görmek ağır geliyordu bana.
Artık büyümüştük. Yani ikimizde sekizinci sınıfa gidiyorduk. Kasabamızda bir tane ortaokul vardı. Derslerde bile onu izlemekten dersleri kaçırıyordum. Bazen birlikte okuldan kaçıyorduk. Biraz uzağımızda denize bakan çok güzel bir tepe vardı. Selin kayanın ucunda oturduğumuz zaman biraz korkuyordu. Ben ise ona korkmamasını ancak kendi isteğinle buradan düşebileceğini anlatıyordum. Aslında bende korkuyordum ama yanında onu bile unutmuştum.
Bir gün yanında bir çocuk görmüştüm. Sanki beynimden vurulmuşa dönmüştüm. Soluk bile almadan yanlarına koşmuştum. Selinin gözlerinin içine bakıyordum. Gözlerimdeki siniri farketmişti. Biraz tedirgin bir şekilde “Alper bak bu arkadaşım Mustafa” demişti. Mustafa sıkmam için elini uzatmıştı. O sinirle elini itmiştim. O anın öfkesinden olsa gerek bağırarak “Selin ben seni seviyorum. Hatta ilk gördüğüm günden beri seviyorum. Bütün zamanımı seni düşünmek için ayırıyorum. Sen hep hayallerimin kurucusu oldun. Ne olur bu hayalleri yetim bırakma.” Aslında korkuyordum. Çünkü bir daha böyle aşık olamazdım. Her gün o çocukla birlikte gezerken izleyemezdim. Her gün ölmek istemiyordum. Selin gözlerime kifayetsizce bakıyordu. Kalbimin ritmi bozulmaya başlamıştı. Nefes almak için uğraşıyordum. Yüzüm kızarmıştı bile. Hiç beklemediğim bir anda elimi tutmuştu. Sonra göz göze geldik. İlk öpücüğünü vermişti bana.
Hayatımız çok mutlu gidiyordu. Okul çıkışları aynı tepenin bir kenarında oturup saatlerce denizi izlerdik. Güneşin tenimize dokunuşunu hissederdik. Başını hep göğsüme yaslardı. Mutluluk sadece beynimi değil kalbimide sarmıştı. Ona yazdığım şiirler yüzüne bir bakışımla sadece boş kelimelere dönüşüyordu. Dudaklarından çıkan her kelime şiirdi sanki. Zaten gözlerini anlatmak bile istemiyorum. Hani denize sevdalıydım ya aslında deniz gözleriymiş. O kocaman mavi gözleri. Huzuru ararken gözlerine iki saniye bakmak beni dünyanın en mutlu en huzurlu insanı yapıyordu.
Ne kadar gizli bir aşk sürdürsekte artık ailelerimizin bilmesi gerekiyordu. Yarın bugün başkalarından duyacaklarına bizden duymalıydılar. Öyle de yaptık. Önce annem ve babama söylemiştik. Birlikte karşılarına çıkıp birbirimizi ne kadar sevdiğimizi söylemiştik. Babam sevinmişti aslında. Çünkü Selin’de babamın elinde büyüdü sayılır. Annem ise biraz tedirgindi. Ailelerin arasının bozulmasından korkuyordu. Sonra Selin’nin annesiyle konuştuk. Babası her zaman ki gibi yoktu. Söylerken soğuk terler dökmüştüm. Kaşlarını çatmış yüzüme sinirli bir şekilde bakıyordu. Utancımdan başımı öne eğmiştim. Sonra yüzünde hafif bir tebessüm oluştu. İki kolumdan tutup” kızımı asla üzme” demişti. Asla üzmeyeceğim üzerine söz vermiştim. Çok mutlu olmuştum.
Zaman hızlı geçiyordu. Daha dün tekneyi alıp Selinle birlikte denizin en ücra köşelerini keşfediyorduk. Şimdi bu seneyi de bitirdik. Yakında ikimizinde bir liseye gitmesi gerekiyordu. Benim hedeflerim çok yüksekti. Selinle ayrı olduğumuz zamanlar çok sıkı ders çalışıyordum. Yerleştirme sınavında neredeyse tam puan almıştım. Ülkemizin en iyi liselerinden bir tanesi beni kabul ediyordu. Sevinçten uçuyordum. Bu haberi ilk Selin ile paylaşmalıydım. Bir hevesle yanına koşmuştum. Ona anlattığımda yüzünde hafif bir ümitsizlikle çok sevindiğini söyledi. Üzüldüğünü anlamıştım. O gün başımı yastığa koyduğumda saatlerce uyuyamadım. Pencereden izlediğim dolunay eşliğinde derin düşüncelere dalıyordum. Bir tarafta hayalini kurduğun dünyanın en iyi kaptan olma hayali, bir tarafta Selin’i birdaha görememek. Çünkü bunun üzerine birde üniverstesi vardı. Kararım kesindi. En iyi kaptan olamasamda iyi kötü bir kaptan olurdum ama Selinsiz sadece geceleri boş hayallere dalan bir hiçtim.
Ertesi gün kaydımı aldırmak için dilekçe yazdık. Ailem çok üzülmüştü. Babam ilk önceleri çok kızsa da o da beni anlamıştı. Çünkü bir erkek sevdasından ancak toprağın altında iken ayrılabilir. Bunu duyan Selin ilk önce çok üzüldü. Sonra boynuma kocaman sarıldı. O da ayrılmak istemiyordu.
Kasabamızda olan bir liseye gidiyorduk. Zaman su gibi akıyordu. Lise hayatı bizim için harikaydı. Aşkımız iyice harlanıyordu. Ona yüzük bile almıştım. Tabi günlerce çalışmak gerekmişti. Ama parmağında görünce bütün çektiğim sıkıntıları unutmuştum. Bir gün yine okul çıkışı aynı tepeye gitmiştik. O gün yüzü nedense somurtgandı. Sonunda nedenini sormuştum. O da babasının dün geldiğini ve annesini dövdüğünü anlattı. Tabi ben sinir küpüne dönmüştüm. Arada bir içip eve gelirmiş. Annesine bağırır çağırır ve gidermiş. O gün bir tokat atmış. Sinirden kıpkırmızı olmuştum. Sevdiğim kadına ve annesine böyle davranılması beni içten içe yiyordu. Tek çarem ikisini de bu dertten kurtarmaktı. Şimdi hayallerim daha da belirgindi. Bu virane hayattan ikisini kurtaracaktım.
Liseninde sonuna geldik. İkimizde farklı üniversteler tutturmuştuk. Bu sefer ayrılmam gerekecekti. İkimizinde gözleri boş bakıyordu. Sanki ölüyorduk. Sanki hayatın şarkısı daha da sert vuruyordu tellere. Kafamı öne eğmiştim. Gözlerimden akan birkaç yaşın gözükmemesi için yüzümü saklıyordum. Beni böyle görmemeliydi. Ama o benden önce davrandı “elveda” dediğimiz sırada ikimizde yaşlara boğulduk. Birbirimizi öldürürcesine son bir kez sarılmıştık.
Üniversitede sıradan bir hayat geçiriyordum. Çoğu zamanımda telefon ile onu arıyordum. Tatillerde yanına gitmek için uğraşıyordum. Gerisi boştu. Kendimi çok boş hissediyordum. Hergün aynı masalı dinliyordum sanki. Eve gel ,okula git, eve gel, uyu, okula git. Günleri sayıyordum. Çok zor yıllar geçirmiştim ama sonunda bitmişti. Gayet iyi bir şekilde hayallerime ulaşmıştım. Yaşam kaynağıma dönmek için can atıyordum hemde kaptan olarak. Birlikte uzak şehirlere uzak ülkelere gidecektik. Her yeri gezip görecektim. Her şeyi unutturacaktım ona.
Bir hızla kapılarını çaldım. Beni görünce şaşkınlıktan donmuştu. Sonra dakikalarca birbirimize sarıldık. Yine aynı tepeye gitmiştik. Ona birkaç saçma anılarımı anlatıyordum ama o biraz dalgındı. Sonra yüzüme dikkatlice baktı ve “Alper yarın beni istemeye gelecekler, babam zorla beni evlendirecek.” Sonra gözleri yaşla dolmuştu. Kendimi boşlukta hissettim o an. Ama kararım kesindi o gün babasıyla konuşacaktım. Ne de olsa bir işim vardı.
Hemen babasının yanına dikildim. O gün evindeydi. Herşeyi anlattım. Yüzüme bir kaç saniye nefretle baktıktan sonra ” Bu saatten sonra kim olursan ol kızımı veremem. Sözler verildi. Artık o senin değil.” Bir öfkeyle evden çıkmıştım. Çaresizdim. Hani ölmek için bahane ararsınız ya işte öyle bir andaydım. Kalbim feryatlar ediyordu. Saatler teklemeye başlamıştı. Sanki beynim düşüncelerimi yok ediyordu. O gün bin bir zorlukla uyumuştum. Ama kararımız kesindi. Onu kaçırmam gerekiyordu.
Sabah kapımızın sertçe vurulmasına uyanmıştım. Selin’nin babası kapıdaydı. “Kızım nerede diye bağırıyordu” elinde bir not vardı. Notta yazanlar” Baba, anne ben artık dayanamıyorum. Ölüm benim sonum değil asıl kurtluşum olacak. Alper’e onu çok sevdiğimi söyleyin.” Kalbim sıkışıyordu. Nefes almak için kendimi çok zorluyordum. Ben onsuz yaşayamam ki. Ölümün bizi ayırmaya gücü yetemezdi. İnsanlar ancak öldüklerinde ayrılırlardı ama ben ölümü bile göze aldım. O bile bizi ayıramayacaktı.
Kalbimin sesini dinleyip her zamanki gittiğimiz tepeye gitmiştim. Az ileride o, düşmekten korktuğu kayanın tam önünde hıçkırıklar içinde ağlıyordu. Ona doğru koşarken arada bir ayağım takılıyordu. Babası ve babamlarda benim peşimden gelmişlerdi ve birkaç mahalleden komşular. Şimdi yanına varmıştım. Bana doğru gelmesi için yalvarıyordum. Babası arkadan tehtitler savuruyordu. Hıçkırıklar içinde ağlayarak asla birbirimizin olamayacağımızı söylüyordu. O an gözündeki boşluğu görmüştüm. Bende yanına gitmiştim. Gözlerime bir kaç dakika kifayetsizce baktı. Belki de böyle bitmeliydi. Şimdi arkadan gelen sesler kesilmişti. Sadece ikimiz vardık. Aslında denize sevdalanmıştım ben. Belkide saatlerce bıkmadan izlediğim deniz gerçektende evimiz olacaktı. Aslında ayrılmayacaktık. Birlikte koca dalgalara göğüs gerecektik. Ölüler ufku izleyemez miydi geceleri ? Belki şairler yetim kalacaktı. Bir aşk kayacaktı gökyüzünde, içinde iki ruhla birlikte. Şimdi elini de tuttum. Sanki içimden kanlar akıyordu. Gözlerimden yeni yeşermiş toprağa bir kaç damla yaş inmişti. Şimdi yüzüme daha dikkati bakarak “buradan düşersek ne olur biliyormusun?” dedi. Sanırım yolun sonuna gelmiştik. Bizimde şarkımız bitiyordu. Arkamızdan iki göz yaşı dökeceklerdi belki. Bir aşk daha yarım kalacaktı. Aşıklar sessizce ağlayacaktı duvar kenarlarında. Şimdi O iri mavi gözlerini iyice açmıştı. Bir kaç saniye sonrasını tahmin ediyorduk. Aslında mutluyduk. Hayalimiz birlikte ölmekti bizim. Son bir kez o dipsiz uçuruma baktım ve titreyen dudaklarımdan dökülen son sözlerim şu olmuştu.”Belki ölürüz.”

Gökhan Karakeleş

Yazı Puanı
Bu yazıyı oylayın
Oyların. [Toplamı: 2 Ortalaması: 5]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir