Skip to main content

ÇOCUK OLDUĞUM YILLARIN ÖĞRENCİLERİ II

ÇOCUK OLDUĞUM YILLARIN ÖĞRENCİLERİ II

Hikaye Oku; 13 Mart 2012, 22:15
Erkeklerde siyah önlük, beyaz yaka, kara lastik, şalvar ya da herhangi bir pantolon ve sıfır traşlı kafa (gambak kafa denirdi buna); kızlarda siyah önlük, beyaz yaka, kara lastik bayan ayakkabısı, at kuyruğu yada belik saçlar… Haa.. Siyah önlük derken uzun yıllar (abiden kardeşe, abladan kız kardeşe) giyilmesi sonucu siyahla kahverengi arası bir renk.

Günümüz rengarenk spor çantalarının üretilmesine yıllar var.. Bulabilenler tarafından kullanılan yine siyah çantalar… Bulamayanların annelerinin diktiği bez çantalar…

Ve bu çantaların içinde taşınan gazete kaplı kitaplar, saman kağıdı defterler ve ağaç kurşun kalemler. Silgiler mi? Onlar genellikle ortalarından delinerek, kolye misali iplerle boğazlara asılarak taşınır.

Önlüklerin döş cebi denilen göğüs hizası ceplerinde olmazsa olmaz iki adet eski ama tertemiz mendil. Birisi burun temizlemek için diğeri tırnak kontrolü için…

Yine önlüklerin diğer ceplerinden birinde beslenme çantası niyetine ev yapımı tarhana diğerinde elma…

Görünümün aksine oldukça saf, öğrenme arzusuyla yanan tertemiz beyinler.

İşte çocuk olduğum yılların genel öğrenci profili….

Okul binaları ve ders araç-gereçleri de farklı değildi öğrenci profilinden o yıllarda. Eski tek katlı binalarda her tarafı ağaçtan yapılmış bankvari sıralar olurdu sınıflarda. Üzerleri tırtıklı sıralar oturaklarla bitişikti genellikle. Birde öğretmen tarafından el becerisi oranında yapılmış küçük kitaplık dolapları bulunurdu duvarın bir köşesinde. İçinde de üç beş kitap… Müsait bir yerde eskimiş bir soba, bir köşede de odun sandığı bulunurdu sıklıkla.

İşte böylesi bir ortamda, öğretmen-öğrenci el ele vererek mucizeler başarmaya çalışırlardı o yıllarda büyük bir zevkle. Okul-aile birliğinin gerçekleştiği yıllardı…

Okulun badanası ve genel temizliği öğretmenlerce yapılırdı. Öğrenciler diğer işleri paylaşırlardı.( Hani hatırlayanlar vardır) Odun başkanı olurdu sınıfta öğrencilerin getirdiği yada getirmediği odunları tespit etmek için. Birde sobanın yanmasından sorumlu soba başkanı. Ha, tabi ki unutmadım… Hepsinden sorumlu birde sınıf başkanı. Temizlik nöbetçisini unuttuğum sanılmasın, sınıfların temizliğinden de öğrenciler sorumluydu o yıllarda. Kirletme duygusundan çok temiz tutma duygusu hakimdi öğrencilerde bu günün aksine. Daha sayılabilecek pek çok görev sorumluluk bilinci içerisinde öğrencilerce gerçekleştiriliyordu.. Kimsede bundan gocunmazken sorumluluğunu yerine getirmenin hazzını yaşıyordu herkes..

Kitapların bedava dağıtılmasına on yıllar vardı. Ne rengarenk ciltler, ne süslü püslü etiketler; ne bu günkü sıralar, ne bu günkü odalar…

Ama her şeye rağmen okula, okumaya verilen değer. Bilmek için, öğrenmek için verilen mücadele…

Kitap dedim ya… Kitaplarda giyecekler gibi abiden kardeşe geçerdi o yıllarda. Yırtılan, yıpranan kitaplar tamir edilirdi sık sık büyük bir özenle. Kitap almanın zorluğu bir yana, tasarruf şuurunun yaygınlığından kaynaklanırdı bu. Bir emek gerektirirdi okumak, okullu olmak. Bu emekten midir bilinmez kitaplar daha bir kıymetli olurdu o yıllarda. Dolayısıyla kitap okumakta… Ellibeş altmış yaşlarındaki insanların ilkokulda okuduğu bir hikaye ya da şiiri hala ilk günkü tazeliğinde hatırladığını şimdiki öğrencilerin bir ders önce okunan şiiri hatırlamadığını görmek okumaya verilen önemi ortaya koyuyor sanırım.

Yine günümüzdeki gibi rengarenk defterler yerine saman kağıdından defterler olurdu. İşte bu saman kağıdı defterler özenle kullanılırdı o yıllarda. Hiçbir sayfası boşa harcanmazdı. Kenarlarına öğrencinin kendi buluşu kenar süsleri yapılırdı sayfalar boyu. Yazılar özenle yazılır, silinecekse özenle silinirdi yanlışlar. Sonra özenle saklanırdı yıllarca bu defterler. Ve sanki kafalarına da yazılırdı öğrencilerin deftere yazılanlar. Yıllarca saklanan defterler ve kafalarda yıllarca kalan bilgiler…

Paylaşmak ön planda olurdu her yönüyle günümüz bencilliğine inat. Ben yaptım, ben en yüksek notu aldım yerine biz yaptık, en yüksek biz aldık duyguları hakimdi daha çok. Çünkü okulda, sınıfta işler birlikte yapılıyor, dersler birlikte çalışılıyordu.

Dersaneler sömürü düzeninin bir parçası olmamıştı daha. Başarılı öğrencilerin evi dersane, başarılı öğrencilerse dersane hocası görevi görüyordu. Tabi bütün ticari kaygılardan uzak…

Öğretmenim diye öğretmenlerden bahsetmeyeceğim sanılmasın. Öğretmenlerde farklıydı haliyle çocuk olduğum yıllarda. Herşeyden önce halkla daha fazla iç içeydiler. Her konuda daha fazla önderlik ediyorlardı halka. Düğünlerinde, cenazelerinde halkla birlikteydiler hep. Ailenin bir parçasıydılar san ki… Ekonomik durumları da günümüzden daha iyiydi doğal olarak.

Netice olarak bütün bu zıtlıklar (maddi yokluk karşısında okula-okumaya olan ilgi, başarı; bütün imkanlara rağmen yaşanılan başarısızlık) herkes tarafından düşünülmeli diye düşünüyorum…

Ne dersiniz?

Mehmet Akif ÖNDER

Yazı Puanı
Bu yazıyı oylayın
Oyların. [Toplamı: 5 Ortalaması: 3.4]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir