Skip to main content

Güzel Bir Hikaye Daha; “Mavi Balon”

Güzel Bir Hikaye Daha; “Mavi Balon”

Komutan yanındaki askerlerle bu ücra yerdeki tek bakkal dükkanına girdi. Dükkan sahibi yaşlı adamla göz göze geldi. Yüzü çizgilerle bulanık yaşlı adama selam verdikten sonra içeriyi göz ucuyla süzdü. Aradığı bir şeyler vardı. Yer yer boş rafların olduğu dükkanda bir anda gözüne bir şey ilişti. Siyah beyaz bir filmin renkli tek görüntüsü olan bu şey mavi bir balondu.

“-Bu balondan başka yok mu ağam.
-Hemen bakayım komutan ama sanmam.
-Bi bak sana zahmet. Şöyle pembe veya kırmızı olursa kızıma almak istiyorum.

– Valla hiç kalmamış komutan sadece mavi kalmış. O da son herhal.
– Hadi ya! Ne yapsak ki? Başka yer var mı ki buralarda?
– Yok, başka bulamazsın bu dağın başında komutan.
-Oyuncak gibi başka şeyler de olur varsa.
-Altı aydır gelen yok komutan. Hiçbir şey kalmadı. Bekliyoruz işte bugün yarın gelir diye.
– İyi bari, alayım bu balonu. Ne kadar?
– Senin param geçmez komutan zaten istediğin renk de yok, al bunu, bizden olsun. “

Aldı mavi balonu. Saadet dolu bir iç çekti. Kamuflajının sol yanında tam kalbinin hizasındaki cebine koydu.

Mavi balon küçük kızın minik ellerindeydi. Kısacık hayatının en değerli oyuncağı olmuştu mavi balon. Küçük kız bu ucuz balonu evin salonunun baş köşesinde tutuyor ve saatlerce ufka dalar gibi izliyordu. Ancak salon hiç olmadığı kadar kalabalıktı. Salondaki kalabalık arttıkça balon da küçük kızın kollarının arasına sıkışıyordu. Ürkek bakışlarla gelenleri süzen küçük kız hayatında ilk defa gördüğü yüzlerin şaşkınlığını yaşıyordu. Aslında kılık kıyafetleri, aksesuarları hiç de yabancı gelmemişti bu insanların. Hatta bu adamlar onun babası gibi giyinmişlerdi. Ama babası aralarında yoktu.

Salonun havasında keskin bir kasvet vardı. Kimseden çıt çıkmıyordu. Kesik kesik konuşmalar, manasız birkaç jest ve huzur yoksunu mimikler eşliğinde geçen dakikalar… Herkesin odak noktasında küçük kız ve mavi balon vardı.
Derken içlerinden biri kırık bir tebessümle seslendi küçük kıza.

Merhaba canım!”

Hiçbir karşılık alamadı yüzbaşı. Çocukla çocuk olmak gerekirdi belki de. Devam etti:

-Balonun çok güzelmiş. Benim hiç balonum yok. Birlikte oynayalım mı?
-Hayır olmaz, patlar.
Hiç de şaşılmayacak bir tepkiydi aslında. Ne de olsa henüz dört buçuk yaşında küçücük bir çocuktu. Yüzbaşı ortamdaki kara bulutların dağılacağı umuduyla küçük kızla konuşmaya devam etti:
-Patlarsa sana yenisini alırım hem de bir sürü. Üstelik istediğin renklerden.

Yüzbaşının teklifi küçük bir çocuk için reddedilemeyecek kadar iyi bir fırsattı. Ama küçük kız bu teklife şu cevabı verdi:

– Olmaz, patlarsa ölürüm!

Nasıl yani? Ne demekti şimdi bu? Yüzbaşı ve oradakiler için hayat o an son bulmalıydı belki de. Kaçacak bir yer olmalıydı. Ama bu ilk darbeydi. Ve çok geçmeden son darbe de indi:

– Onda babamın nefesi var!

http://blog.milliyet.com.tr/ilhanaydinzey

Yazı Puanı
Bu yazıyı oylayın
Oyların. [Toplamı: 71 Ortalaması: 3.9]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir