Korku HikayeleriMurat Canpolat

Korku Hikayesi “Şişedeki Koku” 1. Bölüm

Korku Hikayesi “Şişedeki Koku” 1. Bölüm

Bir Perşembe günüydü. Hava çok sıcak ve nemliydi. İnsanlar gölgelere çekilmiş serinleniyorlardı.

Çetin, o sıcak havaya rağmen dışarıya çıkmış dolanıyordu. Âşık olduğu için oldukça neşeliydi. Bu yüzden kendi kendine bir şeyler mırıldanıyordu.  O gün akşama kadar dolandıktan sonra güzel kokular satan bir dükkâna girdi. Maksadı, güzel koku satın alıp üzerine sıktıktan sonra kız arkadaşının yanına gitmekti.

Dükkânda istediği kokuyu aldıktan sonra tam çıkacaktı ki gözüne üzerinde eski püskü bir bez olan cam bir şişe takıldı. O şişe öyle çekiciydi ki adeta gel beni al der gibi duruyordu.

Cam şişedeki koku gözüne takılınca diğer kokuyu almaktan vazgeçip onu alıp çıktı. Çıktıktan sonra kokunun nasıl bir şey olduğunu anlamak için üzerindeki bezi kaldırdı ve kokladı.

Koku, keskin ve aromalı bir kokuydu. Koklayan insanı adeta kendine çeker gibi görünüyordu.

Şişenin içindeki kokuyu kokladıktan sonra bezi üzerine kapattı, etrafına bakındı, ama bakmaz olaydı. Tüm kediler ve köpekler ona dönmüş kimisi hırlıyor kimi de tıslıyordu. Öyle korkunç görünüyorlardı ki köpekler ağızlarından köpükler akmış bir şekilde ve dişlerini çıkarmış üzerine geliyordu. Bu görünüşleriyle kuduz köpeklere benziyorlardı. Kediler ise tüyleri diken diken olmuş bir şekilde üzerine geliyorlardı.

Çetin, gördüğü manzara karşısında oldukça korkmuş, bu korkuyla beraber nereye gittiğini bilemeden koşmaya başlamıştı. O şekilde koşa koşa virane evlerin olduğu bir yere vardı ve evin birine sığındı.

Korku, heyecan ve panik hepsi birbirine karışmıştı. Bu yüzden kendine gelebilmek için evin bir köşesine geçip çömeldi. Beş on dakika sonra yorgunluktan gözleri kapandı ve oracıkta uyudu. Tam derin bir uykuya dalmıştı ki kulakları sağır edercesine bir ses duydu. Bu yüzden de aniden uyanmış, şaşkın bir şekilde etrafına bakınıyordu.

‘Aman Allah’ım o da ne’ dedi kendi kendine ‘sığındığım evin çatısı çöküyor. Derhal buradan çıkmalıyım’ dedi ve hızlıca ayağa kalkarak sığındığı evden çıktı. Çıkar çıkmaz ev yerle bir oldu.

‘Of, tam zamanın da çıktım. Çıkmasaydım altında kalıp ölebilirdim’ dedikten sonra eline baktı. Şişe elindeydi ve ağzı da açıktı.

‘Onca şeye rağmen bu nasıl dökülmedi’ dedi sesli bir şekilde ‘Yoksa o köpekler ve kediler koku yüzünden mi öyle davrandılar. Öyleyse derhal bundan kurtulmalıyım’

Çetin, şişeden kurtulmak için onu fırlattı ama o da ne! Şişe yere düşüyor ama olduğu gibi geri geliyordu. Üstelik her yere fırlatışında deprem oluyormuş gibi sarsıntı oluyordu.

Son bir defa daha şansını denedi Çetin. Son denemesinde başarılı olmuştu ama şişedeki tüm koku üzerine sıçramıştı.

‘Üff, ne berbat bir koku’ dedi kendi kendine. Oysaki ilk kokladığında koku çok hoşuna gitmişti.

Koku üzerine sıçradıktan bir kaç dakika sonra elbiseleri aniden alevlendi. Bundan dolayı iç çamaşırları hariç bütün elbiseleri yanmıştı.

Yarı çıplak bir şekilde kalan Çetin, korku, heyecan ve utanmış bir şekilde yürüdü, yürüdü, yürüdü, ta ki kendi evine gelene kadar.

Ertesi gün uyandığında vücudunda kabarcıklar oluşmuştu. Oluşan her bir kabarcık oldukça sızlıyor ve kaşınıyordu.

Kabarcıklar patlayana kadar kaşıdı, ama geçmedi. Kaşıdıkça kaşıntı daha da çok artıyordu.

Kaşıntı ve acı öyle bir hale geldi ki oraları kesip atsa ancak onlardan kurtulabilirdi.

Bu niyetle ayağa kalkmıştı ki başı döndü ve olduğu yere yığıldı kaldı.

Bir kaç gün sonra evden yayılan kokular komşularını rahatsız etmiş bu yüzden polise haber vermişlerdi. Polisler eve gelip bir kaç kez zili çaldılar ama nafile. İçeride ne bir ses vardı ne bir başka bir şey. Bunun üzerine çilingirle eve girebildiler.

İçeriye girdiklerinde eve yayılan kokudan dolayı burunlarını kapatmak zorunda kalmışlardı.

Evin her tarafını arayan polisler Çetin’i oturma odasında bulabildiler. O yere düştükten sonra başını yere çarpmış, bu çarpma sonucu oracıkta ölmüştü. Onun ölüm nedeni otopsi sonucunda anlaşılacaktı.

Ambülans gelip onu hastaneye götürüldükten sonra ev baştan sona dezenfekte edilmiş, kokudan ancak bu şekilde kurtulabilmişlerdi.

Ona yapılan otopsi sonucu herkesi oldukça korkutmuştu. Çünkü içerisi tamamen kurtçuklarla dolmuştu. Oysa ki bir insanın cesedinin kısa sürede kurtçuklarla dolması imkânsız bir şeydi.

Otopsiden sonra onu morga kaldırdılar. Kimsesi olmadığı için onu kimsesizler mezarlığına defnedeceklerdi. Ertesi gün görevliler gelip onun cesedini teslim alacaklardı ama ceset ortada yoktu.

‘Kim aldı bu cesedi’ dediler kendi kendilerine. Tam o anda morgun içindeki bütün cesetler aniden canlandı. Hepsi zombi gibi hareket ediyor görevlilerin üzerlerine geliyorlardı.

Görevliler korku içerisinde kaçışırken karşılarına ortadan kaybolan ceset çıktı. O da tıpkı diğer cesetler gibi zombileşmişti.

Hırıltı çıkaran ceset elindeki baltayla görevlilerin hepsinin kafasını ortadan ikiye ayırdı. Ardından da parçalanan cesetleri yemeye başladı. Diğer cesetler de gelmiş ona eşlik etmişlerdi.

Görevlileri yiyip bitiren zombiler çılgınlar gibi hastanenin her tarafına dağıldılar. Gittikleri her yerde çığlıklar yükseliyordu.

Çetin’in aldığı o koku tüm kasabanın zombileşmesine sebep olmuş, Bu yüzden kasabanın tecrit edilmesine kadar varmıştı.

Yazar: Murat Canpolat

hikaye, hikaye oku, hikaye okuma, hikaye okumak, korku hikayesi oku, korku hikayesi, korku hikayeleri, korku hikayesi oku, korku hikayesi okuma, korku hikayesi okumak, dehşet hikayesi, dehşet hikayeleri, dehşetli hikaye ,dehşetli hikayeler, öykü, korku öyküsü, korku

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu