Korku HikayeleriSizden Gelenler

Korku Hikayeleri; “Kurban” 2. Bölüm

Korku Hikayeleri; “Kurban” 2. Bölüm

Korku Hikayesi Oku;

….
(Ertesi sabah)

Sabah namazı sonrası yola çıkmıştık. Gök kendini siyahtan mavinin tonlarına bırakıyordu. Etrafta kuş sesleri, arabanın çakıl taşlarını ezerken ki çıkardığı sesler dışında bir ses yoktu.

Hikmet Amca yayladaydı, yol iki üç saatlik bir yoldu ama vakit kaybetmeden gitmeye karar vermiştik. Benimle beraber Nevzatla Ali de gelmişti. Nevzat yanımda kitap okuyor, Ali ise arkada uyuyordu.

Bunları düşünürken uykumun geldiğini fark ettim, esnedim. Bunu gören Nevzat bana termostan çay doldurup uzattı. Çayı içince içime yayılan sıcaklık beni kendime getirdi.

Nevzat sayfalar arasında kaybolurken Ali de horluyordu.

(3 Saat Sonra)

Hikmet Amca bizi sıcak gülüşüyle kapıda karşıladı. Çocukken ki sıcakkanlı, neşeli, şeker amcamız hâlâ öyleydi. Önce sımsıkı sarıldı sonra eve davet etti bizi.

İçeri girdiğimizde gül kokusuyla karışık kitap kokusu karşıladı bizi. Odada içinde her çeşit kitabın bulunduğu ahşap bir kitaplık, kırmızı bir sedir, sedirin hemen önünde bulunan ahşap bir masa, masanın üzerinde bardaklar ve üzerinde çayın kaynadığı bir soba vardı.

Hepimiz oturduk, Hikmet Amca çayları doldurdu. Çayları içerken bir yarım saat kadar sohbet ettik. Artık bu durumdan bahsetmenin zamanı gelmişti.. “Hikmet Amca” diyerek söze girdim.

“Artık buraya geliş sebebimizi anlatabilir miyim?”

Gülümseyerek “Tabi evladım, buyur.” dedi.

Ben de anlatmaya başladım.

Bütün olayları anlatınca yüzü ciddi bir hâl almaya başladı, sonunda

“Evladım, büyü gibi görünüyor ama emin misiniz bunun büyü olduğuna? Kanıtlayacak bir şey var mı elinizde?” dedi.

Nevzat “Amca, ağaçtaki yazıların fotoğrafını çektim kameraya, kumaşı da getirdim, işte burada.” diyerek kamerayı ve kumaş parçasını uzattı.

Hikmet Amca biraz baktıktan sonra “Evet, bu bir büyü. Ve korkarım ki güçlü bir büyüye benziyor, bu durumda tek kurban Gizem kızımız olmayacak. Köydeki kızlar da büyük ihtimalle tehlikede.” dedi.

Üçümüz birden “Ne!” diye bağırdık, büyük bir şaşkınlık içindeydik ve de korku…

Biz bu konuyu hararetli bir şekilde tartışmaya başlarken Hikmet Amca odadan çıktı.

Biraz sonra elinde bir tepsiyle geldi, bize ayran getirmişti.

“Şu tuzlu ayranları için, kendinize gelin. Bu gece burda kalırsınız yarın hep beraber köye gidip bakarız.”dedi.

(Ertesi Sabah)

Köye gelmiştik.

Bizi Nevzatın babası Mümtaz Amca -köyün imamı olur- karşıladı. Önce kardeşi Hikmet Amcaya sımsıkı sarıldı sonra bizlere sarıldı.

Nevzatların evine doğru yürümeye başladık.
Kapıda Nevzatın annesi Sabire Teyze bizi bekliyordu, hepimize sarıldı ve bizi içeri davet etti. Bizi içerde güzel bir kahvaltı sofrası bekliyordu.

Yemeği gören Ali’nin keyfi yerine geldi “Yaşasın, Sabire Sultan.” diyerek sofraya oturdu. Bizler de sofraya oturduk, Mümtaz Amca da çayları doldurdu ve kahvaltıya başladık.

Mümtaz Amca ve Hikmet Amca koyu bir sohbete dalmıştı, Nevzat da onları dinliyordu. Ali yemekle meşgulken ben de Sabire Teyzeyle konuşuyordum. Sonunda kahvaltı bitti.

Nevzatla ben Sabire Teyzeye sofrayı kaldırırken yardım ettik, o sırada Hikmet Amca ve Mümtaz Amca sedire oturdular, biz de yanlarına geldik. En son elinde çay dolu tepsiyle Ali de görününce sohbete başladık. Olanı biteni Mümtaz Amcaya da anlattık, O da çok şaşırdı duyunca.

“Bak kardeşim” diyerek söze girdi Hikmet Amca. “Şimdi olanları duydun, bunun için önlem almamız gerek. Burada iş sana düşüyor.”

“Elimden ne geliyorsa yaparım” dedi Mümtaz Amca.

Hikmet Amca tekrar söze karıştı “Şimdi, bu kızların gece dışarı çıkmaması lazım. O yüzden camiden anons ettir, gece kimse dışarı çıkmasın. Ayıdır, fırtınadır bir şey de.

Yalan söylemiş olacaksın ama olayı söylersen köy karışır, daha da büyür her şey.”

(4 Saat Sonra)

İkindi sıralarıydı. Mümtaz Amca Nevzatla camiye gitmişti. Ali annesini görmeye, Sabire Teyze de komşusuna gitmişti. Evde benimle beraber Hikmet Amca kalmıştı. Hikmet Amca koyu bir araştırmaya koyulmuştu. Ben de yanına gittim “Rahatsız ediyorum ama bir gelişme var mı?” diyerek sessizliği böldüm.

Hikmet Amca kafasını kitaplardan kaldırdı, gözlüğünü indirerek bana baktı gülümseyerek “Ne rahatsızlığı evladım, gel otur.”dedi.

Oturunca anlatmaya başladı.

“Bu dediğim gibi güçlü bir büyü ve başkaları da kurban olacak. Büyü, zenginlik için yapılmış bir büyü. Her kurban verildiğinde büyüyü yapan daha da zengin olacak. Büyüyü bozmanın iki yolu var:

Birinci yol cinlerle anlaşacağız ve bu büyüyü bir şekilde bozacağız ki bu çok zor. İkinci yol için ise büyüyü yapanın kanı gerekiyor.”

“Aklıma bir şey takıldı…” diyerek sözünü kestim Hikmet Amcanın.

“Kan derken bu normal bir kan mı? Yoksa büyüyü yapan kişinin ölümünden mi bahsediyoruz?”

“Maalesef, evladım ölümü demek. Fakat onlarca masumun ölümündense bir caninin ölümünü tercih etmemizin daha mantıklı olduğunu düşünüyorum.” dedi Hikmet Amca.

“Haklısın Amca” dedim. “O şerefsizi öldürmek benim için sorun değil zaten de nasıl bulacağız onu?”

Hikmet Amca “Bir yolu var evladım…” dedi.

“Cinlerle iletişim kuracağız ve bu işi gece yapmamız daha mantıklı olur. O yüzden ben bu gece ormana gideceğim.” dedi.

“Tek gitmeyeceksin değil mi?”diye sorunca “Tek gitmem daha iyi olur ama istiyorsanız siz de gelebilirsiniz. Gece 11’de, ormanda… Tamam mı?”dedi.

“Tamam ben bizimkilere de haber veririm.” dedim.

“Tabii ben öncesinde ormana gidip büyü yazılı ağaçların olduğu alanı biraz daha araştırayım, Nevzat bana yerini tarif etmişti.” dedi Hikmet Amca.

….
(23.17)

Ormandaydık.

Elimizdeki gaz lambalarının loş ışığıyla yürüyorduk. Baykuş çekirge sesleri, çakal ulumaları, rüzgarın uğultusu ve yaprak hışırtıları bize eşlik ediyordu.
Bütün bunlar içimdeki korkuyu daha da arttırıyordu.

Sonunda büyü yazılı ağaçların bulunduğu alana geldik.

Hikmet Amca çantasını yere indirdi, içinden büyük bir kase ve diğer malzemeleri çıkardı.

Kaseyi ağaçların tam ortasına koydu, malzemeleri bilmediğimiz dilde sözcükler fısıldayarak ekledi, eline çizik atıp kanını kaseye döktü, bir bezin içine kağıt koyup bezi sardı ve en son yine o kelimelerden fısıldayarak bezi yakarak kasenin içine attı.

Bize geri çekilmemizi söyledikten iki saniye sonra kaseden bizim boyumuzu aşan uzun bir ateş çıktı.

Ateşle beraber rüzgarın uğultusu artmaya başladı ve birtakım hırıltılar duymaya başladık.

Bütün bunlar olurken ateş yavaş yavaş alçaldı ve içinden insan şekline benzeyen, boynuzları olan bir şey çıktı. Tam net değildi görüntüsü, yarı saydamdı.

Ve konuşmaya başladı fakat ne dediğini anlamıyorduk. Sadece Hikmet Amca ve biraz da Nevzat anlıyordu.

Soracaktım fakat soramıyordum da dilim tutulmuştu resmen, şuan kaçmaya çalışsam kaçamazdım ayaklarım mıhlanmıştı yere.

Bir ara cin olduğunu düşündüğüm yarı saydam şey öfkelendi gibi oldu, ateşin boyu uzadı hırıltılar arttı. Sonra Hikmet Amca sanırım olayları halletti, dua okuyarak ateşe su döktü. Bunu yapmasıyla ateş söndü, cin gitti ve hırıltılar kesildi.

Nevzat, Ali’yle beni dürttü. Hala etkisindeydik bu olayın bir tepki veremiyorduk en son Hikmet Amca dua okudu ve yüzümüze su çarptı ancak böyle kendimize gelebilmiştik en azından kımıldayabiliyorduk. Ali’yi Nevzat, beni de Hikmet Amca aldı ve ormandan çıktık.
Gerisini hatırlamıyorum.

(Ertesi Gün)

Sabah horozların sesiyle uyandım, yanı başımda Nevzatla Ali yatıyordu. Nevzatın evindeydik.

Hemen kalkmadım, yan pozisyondan sırt üstü pozisyona geçip boş boş tavanı izlemeye başladım.

Dünkü olayları hatırlamaya çalışıyordum fakat ormandan sonrası aklıma gelmiyordu.

Ben bunları düşünürken Nevzat da uyandı, önce esnedi gerindi sonra bana seslendi “Hasan, kardeşim iyi misin, niye tavana bakıyorsun boş boş?”

Ona döndüm, “Bir şeyim yok iyiyim kardeşim, sadece uyanmaya çalışıyorum.” dedim. Kafasını salladı, yataktan kalktı ve yatağını topladı. Ben de kalktım aynısını yaptım o sırada Ali hala uyuyordu.

Nevzat annem kahvaltıyı hazırlamıştır deyip Aliyi uyandırdı, zar zor gözünü açan Ali “Ne oluyor ya!” diyerek yerinden sıçradı. Nevzat “Sakin ol kardeşim, sabah oldu uyan annem de birazdan kahvaltıya çağırır bizi.” dedi.

“Oğlum, evde miyiz, ne ara eve geldik?” dedi Ali. Ben de ona katıldım

“Nevzat, harbiden ben de ormandan sonrasını hatırlamıyorum gitmiş o kısım.” dedim.

Nevzat “Bir süre şok halindeydiniz, ormandan çıktıktan sonra da bayıldınız, amcamla eve getirdik sizi.” dedi.

“Abi, kusura bakmayın size de yük olduk zaten geldik bir işe yaşamadık, bir de bunlar…” dedim.

Nevzat “Saçmalama kardeşim, bunlar normal şeyler değil. Kim olsa şoka uğrar, bayılır. Amcam zaten bu konuda uzman ben de bir süre onun yanındaydım, ondan dolayı daha soğukkanlıydım.” dedi ve sonra ekledi “Hadi çıkalım odadan da elinizi yüzünüzü yıkayın kendinize gelin.”

Odadan çıktık, lavaboya gittik elimizi yüzümüzü yıkadık, Nevzatın dediği gibi Sabire Teyze çoktan kahvaltıyı hazırlamıştı, Mümtaz Amca da çayları koyuyordu Hikmet Amca da oradaydı. Birbirimize günaydın dedik kahvaltıya oturduk.

Kahvaltıdan sonra evde kaldık, sadece Mümtaz Amca ve Ali çıktı evden. Biz de Hikmet Amcaya yardım ettik ve dünkü yaşananları dinledik.

“Dün ne konuştunuz cinle, ne oldu?”diye sordum.

Hikmet Amca “Cin kabile reislerinden değildi, ama onlar arasında yeri olan bir cindi. İsmini vermedi büyüyü yapanın ve onu verme teklifini de kabul etmedi. Siz de farketmişsinizdir bir ara öfkelendi daha doğrusu öfkelendiler bir tane yoktu orda. Yollarına çıkmamamızı söyledi, yoksa sonuçlarına katlanırmışız. Ben de ne olursa olsun bu büyüyü bozacağımı ve mücadele edeceğimi söyledim. Sonra beklemeden ateşi söndürdüm.” dedi ve ekledi “Onlardan bize bir şey çıkmayacak, artık iş başa düştü.”

“İyi de Amca, nasıl mücadele edeceğiz bir kabileden bahsediyorsun?” dedim.
Hikmet Amca “Evladım, güçlü bir kabile değiller neyseki büyü için aynı şey geçerli değil ama kabilenin zayıf olması da işimize yarayacak.” dedi.

(12 Saat Sonra)

Karanlık bastırmıştı, Mümtaz Amca içeride Kur’an okuyordu.
Biz de  hala tartışıyor, araştırma yapıyor ve ona yardım edtmek için çaba gösteriyorduk.

Derken Sabire Teyzenin sesini duyduk bizi çağırıyordu. Üçümüz de çıktık ve kapıdakileri görünce oldukça şaşırdık.

Kapıda elinde Şerefle Ali vardı, şaşırtan nokta bu değildi. Şerefin yüzü gözü mosmordu, Ali sinirliydi ve Şerefi tutuyordu. Ne oldu demeye fırsat kalmadan Şerefi üzerimize attı ve “Buldum, büyüyü yapan şerefsiz bu… Gözlerimle gördüm.”dedi.

O sırada Mümtaz Amca da gelmişti, sinirli Ali’yi sakinleştirmeye çalışıyordu. Bizim de yardımlarımızla Ali’yi oturttu, bir bardak su verdi. Şerefi de oturtmuştuk, Şeref konuşmuyordu.

Ali’ye “Anlat bakalım.”dedik ve anlatmaya başladı.

“Ben buraya geldiğimizden beri bu herifi görüyordum, hep bizim peşimizdeydi, gizli olduğunu sanıyordu. İlk başta yoktur bir şey diyordum. Ama sonra kıllanmaya başladım ve bunu takip etmeye karar verdim, bugün gördüm onu düştüm peşine… Yürüdü yürüdü ormana doğru gitti, beni fark etmedi. Sonra ben ağaçların arkasında gizlenirken birileriyle konuşmaya başladı.

“Büyüyü bozamam, bu hazine bana gerekli… Kurban getireceğim bir şekilde merak etmeyin,” falan bir şeyler dedi.

Sonra dikkatlice etrafına bakmaya başladı, beni görmüştü… Ordaki cinler söylemiş olmalıydı ben de ona doğru yürüdüm. O da bana doğru geliyordu muhtemelen bana zarar verecekti, en iyi bildiğim duaları okudum cinler gitsin diye sonra bununla boğuştuk. Ağzını gözünü iyice kırdım, sonra buraya getirdim işte…” dedi.

Biz hala şaşkındık, hiç beklemiyorduk bunu.

Ali de yalan söyleyecek biri değildi… Hikmet Amca ciddi bir sesle “Doğru mu bunlar?” diye sordu Şerefe.

Şeref kızgın bir sesle “Evet doğru… Ben yaptım büyüyü. Pişman olmamı falan da beklemeyin, pişman değilim. Siz olmasaydınız zengin olacaktım.” dedi sinirle.

Ali tam üzerine saldıracaktı ki zor tuttuk, aynı zaman da kendimizi de zor tutuyorduk.

“Sizden korkum falan da yok, beni kurtarmaya gelecekler bir anlaşmamız var.” demesiyle evde bir sarsıntı başladı tabaklar çanaklar yere düşüyordu. Şeref gülerken biz de korkuya kapılmıştık. Hikmet Amca ve Mümtaz Amca yan yana geldiler ve dualar okumaya başladılar, tablolar yere indi. Sabire Teyze yere düştü, bunun üzerine Nevzat annesine sarılarak dua okumaya başladı.

Biz de bildiğimiz bütün duaları okuyorduk, hırıltı sesleri artarken lamba bir yanıp bir sönüyordu. Ortalık bir anlığına karanlık oldu, yer çekiliyor gibiydi. Dua etmeye devam ederken Hikmet Amca bilmediğimiz bir dilde bir şeyler söylüyordu yüksek bir sesle, Hikmet Amcanın sesi kesildi ve ortalık birden aydınlandı.

Şerefin elinde bir bıçak vardı ve üzerime geliyordu “Sıradaki kurban sensin, seni istiyorlar!” diyordu sesi değişmiş, gözü kırmızıya dönmüştü. Tam her şey bitti derken Şerefin karnından bir bıçak çıktığını gördüm, arkasında Ali vardı.

Hikmet Amca bir saniye bile duraksamadan Şerefin üzerine bir şeyler döküp bilmediğimiz dilde bir şeyler mırıldanarak üzerine kibrit attı.

Şeref yanmaya başladı, biz olanları dehşetle izlerken evden kara kara gölgeler yukarı doğru çıkmaya başladı. En son sarsıntı ve hırıltılar kesildi. Mümtaz Amca yangın söndürücüyü Şerefin üzerine püskürttü, Şereften geriye hiçbir şey kalmamıştı.

En son hepimiz yere çöktük.  Hikmet Amca “Artık her şey bitti.”dedi.

(Veda)

Gizem’in mezarının başındayım, en sevdiği çiçekleri -papatyaları-ektim toprağının üzerine. Hem gözyaşımla hem de elimdeki suyla suladım toprağını… İçimdeki intikam ateşi Şeref’in ölümüyle son bulmuştu ama kederim hala yerindeydi, mıhlanmış duruyordu orda ve hep duracaktı. Ölüm buydu işte… Ne yaparsan yap geri gelmiyordu sevdiğin…

Yere çöktüm, toprağın üzerine kapaklandım ve ağlamaya başladım.

Hikayeyi beğendiyseniz, farklı hikayeler istiyorsanız yorum olarak belirtirseniz memnun çok olurum, okuduğunuz için teşekkürler.

gallifreyliweasley

Hikayenin 1. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin 2. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Yazı Puanı
Bu yazıyı oylayın
Oyların. [Toplamı: 3 Ortalaması: 4]
Etiketler

Gülten AJDER

Kitap okumayı seven insanlar daha zeki ve daha başarılı olurlar. Bende bu yüzden kitap okumayı sevdirmek istedim bu site ile. Gizli kalmış bütün bilgilerin kitaplarda saklı olduğuna inandığımdan, kültür seviyemizi yükseltmek, bilgi hazinemizi daha da zenginleştirmek, gizli yeteneklerin ortaya çıkmasına destek olabilmek için, okusun yazsın benim ülkemin insanları diye bir işin ucundan tutmak isteyen birisiyim.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı