Bilim Kurgu HikayeleriDehşet ÖyküleriGenesisKıymetli Yazarlarımızdan SeçmelerKorku Hikayeleri

Bilim Kurgu Hikayeleri ve Genesis –  Cehennem Kulesi (Birinci Bölüm)

Bilim Kurgu Hikayeleri

Bilim Kurgu Hikayeleri –  Cehennem Kulesi (Birinci Bölüm)

Tepemizde yuvarlanan siyah bulutların içinde yuvalanmış olan şeytanların sürekli değişip duran korkunç yüzleri, boşlukta yumuşakça süzülen dev kanatları ve iştahla kıvrılan ölümcül dokunaçları, gökyüzünde çatallanan şimşeklerle anlık olarak aydınlanıp karanlıklara gömülüyordu ve bilinen bitki örtüsünün yerini artık, tohumları cehennemden gelmiş etobur bitkilerin almış olduğu bu lanetli topraklar, birbiri ardına düşen yıldırımlarla dövülüyordu. Karşımızdan esip, tıpkı görünmez eller gibi bizi yavaşlatmaya çalışan azgın rüzgarlar, bu uğursuz bulutlardan bardaktan boşanırcasına yağan siyah renkli, yapışkan yağmuru dalga dalga yüzümüze çarpıyordu. Gecenin içinde dört nala koşan atlarımız şimdi huzursuzca soluyup kişnemeye başlamışlardı çünkü artık kuleye yaklaşmıştık. Gökyüzünü boydan boya saran bu tekinsiz kara bulutların döne döne oluşturduğu devasa anaforu delip geçen bu kule, altı bin yıl önce kadim atalarımız tarafından inşa edilmişti ve yapımı sırasında sayısız insan hayatını kaybetmişti.

Kuşaklar boyunca anlatılagelen efsanelere göre, insanların yeraltı şehirlerinde saklanmak zorunda olmadığı ve dünyanın yaşanılabilir bir yer olduğu günün birinde, o zamanlar insanlar tarafından kullanılan ve adına nükleer enerji denilen bir tür kara büyü atmosferimizde büyük çaplı bir deformasyona neden olmuş ve bunun sonucunda da çok uzak yıldızlara ait bir cehennemle dünyamız arasında bir geçit açılmış. Derin uzay denilen sonsuz denizin karanlık köşelerindeki korkunç bir dünyanın sakinleri olan bu atmosferik canlılar çok geçmeden bu geçitten geçerek dünyamıza akın etmişler ve yok edici dokunaçlarıyla yeryüzündeki yaşamı silip süpürmeye başlamışlar. İnsanlar ve şeytanlar arasındaki bu savaş, yeryüzünde bir avuç insan kalıncaya kadar, binlerce yıl devam etmiş ve kurtulanlar yeraltı şehirlerini kendilerine yurt edinmiş. Üstünden geçen uzun yıllar boyunca, insanoğlunun yeryüzünde bıraktığı görkemli şehirler ve büyü kitapları ufalanarak toprağa karışmış, ama insanlar yeraltı şehirlerinde çoğalmaya devam etmişler. Yeterince kalabalık olduklarında ise tekrar yeryüzüne çıkmışlar ve şeytanların dünyamıza girdiği bu kapıyı yok edebilmek için, ucu geçide ulaşan bir kule inşa etmeye başlamışlar.

En eski anılarım, ben daha küçücük bir çocukken ninemin bizlere, yer altındaki karanlık mağaramızı aydınlatan ateşin başında anlattığı, unutulmuş zamanlara ait hikayelerle doludur ve bu hikayeler yer yer, çok eski zamanlarda insanoğlunun kendisini gökyüzünde uçurabilen bir büyüye sahip olduğundan bahseder. Ninemin hikayelerindeki bu tür inanılması güç öğelerin ne kadar doğru olduğunu ancak Allah bilir, ama insanoğlu kendisini gökyüzünde uçurabilen böyle bir büyüye geçmişte sahip olmuşsa bile bu yetenek, yer altında geçirilen binlerce yıl boyunca unutulup gitmiş olmalıdır.

Bugün en yaşlı ninemizin bile geçmişte neler yaşandığını tam olarak bilmediği kesin bir şey, ama ne olursa olsun bizden önceki fedakar insanlar bu görkemli kuleyi bize miras bırakarak bizi onurlandırmışlardı ve şimdi de biz onların kederli ruhlarını onurlandırmaya gidiyorduk.

Biz şimdi, altı bin yıl önce kadim ataların canları pahasına inşa etmiş olduğu kuleye tırmanıp, onların bıraktığı görevi yerine getirmeye, geçidi yok etmeye giden, kılıçlarını kuşanmış seçkin süvarilerdik ve ardımızdan gelen, kırk güçlü atın çektiği arabanın yüz altmış tonluk yükü ise atalarımızın hidrojen bombası adını verdiği kutsal bir sandıktı. Denilen o ki binlerce yıl önce geçidin açılmasına neden olan şey fizyon adı verilen bir büyüymüş ve geçit ancak bunun tam tersi bir büyü olan füzyonla yok edilebilirmiş. İşte bu füzyon gücüne sahip olan kutsal sandığımız, atalarımızın mirası olarak kuşaktan kuşağa aktarılarak binlerce yıl boyunca yer altı şehirlerimizde saklanmış ve bugüne kadar korunabilmişti. Şimdi ise kuşaklar boyunca beklediği görevini yerine getirebilmek için çıktığı; korkunç şeytanlar, kan emici yaratıklar, etobur bitkiler ve tüm bunlara tapınan yamyam kabilelerle dolu, akılalmaz, zorlu bir yolculuğun en başındaydı.

Yazar – GENESİS

Hikayenin Bölümleri

Hikayenin 1. Bölümü İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin 2. Bölümü İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin 3. Bölümü İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin 4. Bölümü İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin 5. Bölümü İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin 6. Bölümü İçin TIKLAYINIZ

 

 

İlgili Makaleler

2 Yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu