Skip to main content

Dilsiz Salak

 Dilsiz Salak

Aradan uzun zaman geçti, ama hatırası bende capcanlı duruyor. Kayseri’nin Develi kazasında bir bankada çalışmaya yeni başlamıştım. Bankada benden başka bekar yoktu. Bu sebebten olacak herkes beni baş göz etmek için elinden gelen gayreti sarfediyor. El birliği ile çevre taranıyor, şu yakışır bu yakışmaz, ince eleyip sık dokuyorlar ama benim umurumda değildi, ben kasabaya ilk geldiğimde ev kiralarken gördüğüm kıza bir bakışta aşık olmuş, aradığımı çoktan bulmuştum, ama derdimi kimseye açamıyorum. Kirada oturduğum ev sahibinin bir kızı var. Kız bir içim su. Evli olan beden eğitim öğretmeniyle adı çıktı diye babası lisede okurken okuldan almış. Evlenmeyi bekliyordu, ama kız kasabanın ileri gelenlerinden zengin bir ailenin kızı olduğu için üç kuruş maaşla çalışan birine kızlarını kıyamet kopsa vermezlerdi. Bunu adım gibi bildiğimden, derdimi kimseye açamıyor, için için yanıyor, kendimi yiyip bitiriyordum.
Biz birbirimizi deliler gibi seviyorduk. Daha doğrusu ben Nimet’i seviyordum. Daha Nimet’in bir şeyden haberi yoktu. Herhangi bir yerde Nimet’ten bahsedilince bende de bir hareketlenme oluyor. Hormonlar da şelale tabi. Bir baktım, kendimi aşkın tam da ortasında bulmuşum. O sıralar Musa Eroğlu’nun bende Mihriban diye bir kaseti var. Onu dinliyorum akşamları, aşktan geberiyorum. Dinliyorum, bir daha dinliyorum. Ağlıyorum, ağlıyorum, ağlıyorum…
Olacak gibi değil dayanamayacağım, iş arkadaşlarımdan birine durumu anlattım. “Oğlum desene ondan kolay ne var. Yengene deriz, o halleder.” dedi, ama Kasım karısından önce iş arkadaşlarına haberi ulaştırmış. Herkes göz ucuyla bana bakıyor, kendi aralarında fıs fıs konuşuyorlar. Ben kendimi öyle kaptırmışımki bakanlar gözlerimden aşık olduğumu, yanıp tutuştuğumu hemen görebiliyor, ama kimsenin elinden bir şey gelmiyor. Sert bi kayaya çarpmışız bunu herkes kabul ediyor. Ben karşılıksız aşkın ateşiyle yanıp kıvranırken hayırlı haber geliyor. Kasım karısıyla konuşmuş, gerçektende de halletmiş. Ben banka çıkışı kapının önünde bekleyeceğim, o sırada tesadüfen oradan geçecek olan Nimet’le konuşacağım.
Bir akşam banka çıkışı eve gitmeden önce Nimet’le konuşmaya karar veriyoruz. Yanlış anlaşılmasın konuşmayı ben yapacağım ama kararı hep beraber vericeğiz. Çünkü ben aşktan gözümün önünü görmüyorum ve her dakika Nimeeeeet diye sızlanmamdan arkadaşlarım bıkmış durumda. Arkadaşlar bana göre bu işlerde çok daha tecrübeli. Arkadaşın hanımı bir yandan bana gaz veriyor bir yandan da kıza benim onunla konuşmak istediğimi, benim onun için yaratılmış kaftan olduğumu, iyi bir iş arkadaşı olduğumu, ileride de iyi bir koca olacağımı, şen şakrak konuşkan biri olduğumu, benimle evlenirse günlerinin hep neşe içinde geçeceğini falan söylüyor. Kaldı ki bu da külliyen yalan. Ben kimseyle konuşmak falan istemiyorum. Kararım kesin aşk acısı çeke çeke yanıp kül olmak, ölmek istiyorum.
Konuşmaya cesaretim olmasa da zorla banka çıkışı bir kenarda kızı bekliyorum. Sürüyle insan geliyor. Yine bankadan başka bir arkadaşım da beni sakinleştirmeye çalışıyor. Kız gelince de toz oluyor. O en ihtiyaç duyulan ve saçmalama potansiyelimin en yüksek olduğu o anda yanımda kimse yok. Karşımda Nimet bütün güzelliğiyle, yüzüme sorar gibi bakıyor, ama sağımızdan solumuzdan da kıyamet gibi insan geçiyor. Ben kenara çekilmeyi teklif edebilecek zeka seviyesinin altına ineli, bir kaç saat geçmiş. Öylece yolun ortasında birbirimizin yüzüne bakıyoruz. Sanki bütün kasaba halkı oraya toplanmış bizim buluşma törenimizi izlemeye gelmiş, konuşursam alkışı basacaklar gibi geliyor. Zaman sonsuza uzamış gibi ağırlaşıyor. Bir türlü ağzımdan tek kelime çıkarmayı başaramıyorum, daha doğrusu dilim tutuldu ne diyeceğimi bilemiyorum. İnsanlar neredeyse durma yavaşlığında sağımızdan solumuzdan akıyor. Konuşuyoruz, insanlar geçiyor, üzülüyorum insanlar geçiyor, hayallerim yıkılmış boynumu büküyorum, insanlar Nimet’i alıp gidiyor. Zaman o gider gitmez normal hızına dönüyor. Hikaye bitti.
Niye lan niye diyerek, bütün gece kafasının etini yiyeceğim arkadaşın yanına gidiyorum. Gülüyor zübbe. Ben tükenmiş bir halde ilk kez reddedilmenin acısını yaşarken o bana o sıralar moda olan databanklı saatini gösteriyor. “Sekiz saniye. Sekiz saniyede işi bitirdin.” diyor. Guinness rekorumu alıp gidiyorum.
 İsmini söylenince de rezilliik diz boyu. Fark etmiyor. Cümle alem biliyor aşığım, ama asıl rezalet o ilk buluşmada oluyor. Söylendiğine göre kızın “O dilsiz, salakla mı evleneceğim? Dünyada bir o, bir de ben kalsam yine evlenmem.” söylentileri dolaşıyor. O ilk ve son buluşmadan sonra her şey bitiyor.

Okuyucularımızdan Gelenler – İsmail Samur

Yazı Puanı
Bu yazıyı oylayın
Oyların. [Toplamı: 0 Ortalaması: 0]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir