Korku HikayeleriMurat Canpolat

Korku Hikayesi Oku; “Kanlı Ev”

Korku Hikayesi Oku

Korku Hikayesi Oku; “Kanlı Ev”

Havada karabulutlar oluşmuştu. Belli ki yağmur yağacaktı. Bir an evvel sığınacak yer bulamazsa yağmurdan sırılsıklam olabilirdi. Bu yüzden üzerine bindiği atı hızlandırdı.

Yağmur çiselemeye başlayıp şiddetini gittikçe artırdı. Yağmurdan dolayı sırılsıklam olmuştu ve bundan dolayı da üşüyordu. Bir an evvel sığınacak bir yer bulmazsa hastalanabilirdi. Üstelik üzerine bindiği at huysuzlanmaya başlamıştı.

At huysuzlanınca onu yavaşlatarak attan indi. Atın ipini eline alarak yayan yürüdü, ta ki karşılarına bir ev çıkana kadar.

Karşılarına çıkan bu evde bir gariplik vardı sanki. Dıştan görünüşte normal bir ev gibi görünüyordu, fakat o görünüşüne rağmen insanın kalbine korku salıyordu.

Üzerine bindiği at evi görünce arkasına bile bakmadan kaçıp gitti. O kaçınca, tek başına kaldı.

Üşümüştü, bir an evvel bir şey yapmazsa hasta olabilirdi. Bu yüzden de karşısına çıkan o eve doğru yaklaştı. Yaklaştıkça da kalbi korkudan atıp duruyordu.

Evin dış kapısına yaklaşıp demir kapıyı açtı. Kapı kulakları sağır edercesine bir sesle açıldı. Kapı açıldıkça etraftan sanki dal kırılırmış gibi sesler de geliyordu.

O demir kapıdan içeriye adımını atar atmaz kapı aniden kapandı. Ardından ortalığı sis kapladı.

Sisin içerisinde ilerlemeye çalışıyordu, ama buna ilerlemek denirse. Ayağını kaldırıp adım attıkça yere batıp duruyordu. Bir müddet daha öylece ilerledikten sonra etrafına bakındı, ama bakmaz olaydı. Etrafta yüzlerce mezar vardı ve o ayağını basıp çökerttiği yerlerde mezarlardı.

Onları görür görmez korkudan hızlanmaya çalıştıysa da olmuyordu bir türlü. Çünkü o bastığı yerlerdeki kemikler ayaklarına takılıyordu ve bu da onu yavaşlatıyordu.

Kemiklere bata çıka sonunda o eve vardı. Vardı ama ayakları kemiklere takıldığı için yara bere içerisinde kalmıştı ve üstü başı da çamur içerisindeydi.

O evin kapısına geldiğinde derin bir nefes aldı ve kapıyı vurdu. Kapının tokmağı çok acayipti. Sanki kafatasına benziyordu ve her kapıyı vurdukça burun deliklerinden kan çıkıyordu.

Tokmağa her vuruşta kan çıktığı için elleri kan içerisinde kalmıştı. Biraz daha ona vursa elleri değil bütün vücudu kan içerisinde kalabilirdi.

Sonunda evin kapısı gıcırtıyla açıldı. Kapıyı açan yaşlı bir adamdı. Bu yaşlı adamın saçları tamamen dökülmüştü. Bir gözü dışarıya çıkmış bir şekildeydi. Kulakları yamuk yumuktu. Sağ kolu yoktu ve sol bacağı sağ bacağına göre kısaydı. Sağ kolunda ise kuru kafaya benzer bir dövme vardı. Ayrıca parmağında yılana benzer bir yüzük vardı.

O yaşlı adam hırıltılı bir sesle:

‘Ne istiyorsun?’ dedi korku veren bir sesle.

Genç adam, yaşlı adamın hırıltılı sesi karşısında

‘Amca, yolumu kaybettim ve yağmurdan dolayı da sırılsıklam kesildim. Ayrıca benimle beraber gelen atım da kaçıp gitti. Yani, anlayacağınız dımdızlak ortada kaldım’ dedi korku içerisinde. Bunları derken elleri ve ayakları titriyordu.

O anda arkadan ‘Kim o?’ diye bir ses geldi. Gelen bu ses üzerine yaşlı adam:

‘Genç bir adam, yolunu kaybettiği için bize sığınmış’ dedi, yine hırıltılı bir şekilde.

‘Genç adamı ayakta bekletme de içeri al. Bende birazdan gelirim’ dedi arkadan gelen o ses.

Yaşlı adam, o sesten sonra kenara çekilerek genç adamı içeriye aldı.

Genç adam içeriye adımını atar atmaz o yaşlı adam gözden kayboldu.

O yaşlı adam nasıl birden bire ortadan kaybolmuştu. İn miydi, yoksa cin mi?

Zaten evin girişinde tuhaflıklar başlamıştı. O tuhaflıklar yetmezmiş gibi bir de bu yaşlı adam çıkmıştı.

Genç adam, onun neyin nesi olduğunu düşünürken güzeller güzeli bir genç kız çıktı karşısına. O kız öyle güzel, öyle büyüleyiciydi ki, onu görür görmez kalbinde fırtınalar kopmaya başladı.

Genç adam, o kıza büyülenmiş gibi bakarken genç kızda ona aynı şekilde bakıyor ve ona doğru süzülerek geliyordu.

O kız, genç adama doğru yaklaştıkça güzelliği gidiyor korkunç bir hal alıyordu. Öyle ki ayakları bir anda terse dönmüştü. Bir gözü yerinden çıkmış gibi akıyordu. Öbür gözünün yerinde de kocaman bir siyahlık vardı. Kolları uzadı ve elleri de çarpık çurpuk oldu. Üzerindeki beyaz elbise yok olmuş, simsiyah bir hal almıştı. Ayrıca yaklaştıkça ihtiyarlıyordu.

Genç adam, onun korku verici halini görünce kaçmak istediyse de kaçamadı. Ne bir adım ileri gidebiliyor, ne de geri gidebiliyordu.

Adeta yerinde çakılıp kalmıştı sanki. O kız gelip genç adamın önünde durdu. Ardından ona:

‘Evime gelen, sağ çıkamaz’ dedi ve üzerine saldırdı. O alta, ihtiyar kadın üstte bir müddet boğuştular. Bir ara, genç adam bir yolunu bulup onu üzerinden attı ve ayağa kalkarak koşmaya başladı.

O önde yaşlı kadın arkada koşarlarken üzerlerinde de şimdiye kadar hiç görmediği kuşlar uçuşuyordu.

O kuşlardan biri sürüden ayrılıp genç adama saldırmaya çalıştıysa da genç adam ondan önce davranıp odalardan birine girdi. Girdiği oda zifiri karanlıktı. Göz gözü görmüyordu.

Genç adam karanlık odada saklanırken yaşlı kadın kalpleri titretircesine bağırıyor, fellik fellik onu arıyordu.

‘O kapının arkasında olduğunu biliyorum. Kendi arzunla çıkmazsan, simsiyah varlığıma döner kapı deliğinden içeri girerim. O zamanda senin için daha çok vahim sonuçlar olur’ dedi kalpleri titreten bir ifadeyle.

Genç adam, korkudan hiçbir yere kıpırdayamıyordu. Üstelik odanın içinden mideyi bulandıracak şekilde kan kokusu geliyordu.

‘Seni son kez uyarıyorum. Eğer kendin çıkmazsan ben gireceğim’ dedi yaşlı kadın, kalpleri titreten bir ifadeyle.

İçeriden ses çıkmayınca yaşlı kadın, simsiyah bir dumana dönüşüp anahtar deliğinden içeriye girdi ve genç adamın karşınsa dikildi.

‘Artık sen benimsin, seni benim elimden kimse alamaz’ deyip genç adama doğru hücuma geçti. Genç adam onu birden bire karşısında görünce yüksek sesle ‘Allah’ dedi ve:

‘Ben size sığınmaktan başka ne yaptım’ dedi ve korku içerisinde yere çömeldi.

‘Beyefendi, beyefendi öyle yere çömelmiş ne yapıyorsunuz. Üstelik ‘Yaşlı kadın, yaşlı kadın’ diyorsunuz’

Genç adam bu sözlerden sonra gözlerini açmadan ‘Kanlı ev, me, me, mezarlar, mezarlar’ dedi korku dolu bir ifadeyle.

‘Beyefendi, ne evi, ne mezarı burada kuyudan başka bir şey yok’ dedi adam.

Genç adam, o orta yaşlı adamın sözlerinden sonra toparlanıp ayağa kalktı ve etrafına bakındı. Evet, gerçektende o adamın dediği gibiydi. Etrafta kuyudan başka bir şey yoktu. Üstelik atı da kaçmamış yanında duruyordu.

‘Beyefendi, neden öyle davrandınız?’ diye sorunca genç adam başından geçen her şeyi anlattı.

O adam, genç adamı dinledikten sonra:

‘Bütün bu başına gelenler o kuyuya defi hacetini yapmaktan kaynaklanmış’ dedikten sonra ‘Seni onlardan kurtarmazsak delirtinceye kadar veya ölüme götürünceye kadar peşini bırakmazlar’ dedi endişeli bir sesle.

Genç adam, onu dinledikten sonra

‘Beni onlardan kurtarabilir misin?’ dedi yalvarır bir vaziyette.

‘Ben, seni kurtaramam ama seni kurtaracak birini tanıyorum’ dedi adam, ona bakarak.

‘Ölmek istemiyorum. Zira eşim hamile ve yakında bir bebeğimiz olacak’ dedi genç adam, ağlayarak. Bunu söylerken de adamın ellerine öyle yapışmıştı ki neredeyse bırakmayacak gibiydi.

Orta yaşı adam, genç adamın sözlerinden sonra ona acıdı. Onu kurtarmaya niyetlendi ve bu niyetle de ona:

‘Mademki bebek bekliyorsun, öyleyse hadi kalk da gidelim’ dedi ve genç adamın elinden tuttu. Ardından onun atına binerek yola çıktılar. Yarım saat yol gittikten sonra o adamın tarif ettiği yere vardılar.

O adamın evi sanki ana baba günüydü. Adım atacak yer yoktu. Bu yüzden de akşama kadar beklemek zorunda kaldılar ve akşam olunca da içeriye alındılar.

Karşılarına çıkan bu kişi saçı sakalı ağarmış pirifâni bir adamdı ve yüzünden adeta nur akıyordu.

Yaşlı adam, genç adamı karşısına alarak ona:

‘Evlat, anlat bakalım neler oldu’

Onun sorusu üzerine genç adam başından geçen her şeyi anlattı. Anlatması bitince ihtiyar adam:

‘Sen o kuyuya hacetini yaptığın zaman büyük bir ihtimalle şerli bir varlığa denk gelmiş ve onu öldürmüş. Onlarda senden intikam almak istemişler. Şimdi ben onlarla konuşur senden ne istediklerini sorarım. Yalnız onlarla konuşurken sakın korkmayın. Ne derlerse desinler kulak asmayın ve şimdi çizeceğim çizgiden çıkmayın’ dedi ve odanın ortasında bulunan halıyı kaldırdı. Ardından oraya kocaman bir çizgi çizdi.

Yaşlı adam çizgi çizmeyi bitirdikten sonra genç adam ve onunla gelen kişiyi çizginin içine girmelerini söyledi. Genç adam ve diğeri çizgiden içeriye girince bir takım bitkiler çıkarıp onları yaktı. Onlardan duman çıkmaya başlayınca Arapçaya benzeyen sözler söyledi.

O sözlerini bitirir bitirmez deprem oluyormuş gibi her taraf sallanmaya başladı. Sallantı bittikten sonra etrafta kahkaha sesleri duyuldu. Ardından siyah, dumansı bir varlık çıktı ve yaşlı adamın karşısına geçti.

Onu gören yaşlı adam bağırarak:

‘Ey Canın oğlu! Ne istiyorsun bu Âdemoğullarından?’ diye bir soru sordu. Bu soru üzerine o şerli varlık.

‘O benim evladımı öldürdü. Bende onu öldüreceğim’ dedi kalpleri titreten bir sesle.

‘Ey Canın oğlu! Bilmiş ol ki Allah Teala insanoğlunu her şeyden üstün yaratmıştır. O yüzden ona hiçbir şey yapamazsın. Yapmana da izin vermem. Ya şimdi çeker gidersin, ya da seni şuracıkta yakar yok ederim’ dedi yaşlı adam tehdit edercesine.

Şerli varlık bu tehdit karşısında iyice sinirlenerek:

‘Bizim elimizden kimse kurtulamaz, sen bile kurtulamazsın’ dedi yaşlı adama sinirle bakarak.

‘Seni son kez uyarıyorum. Bu Ademoğlunu rahat bırak, yoksa seni yakar yok ederim’ dedi onun tehdidine karşı.

Şerli varlık yaşlı adamın sözlerinden sonra öyle bir bağırdı ki adeta yer yerinden oynadı. Başta yaşlı adam olmak üzere orada bulunan herkes yere kapaklandı.

Yaşlı adam yere kapaklandıktan sonra boğulur gibi ses çıkarıyordu. Yüzü sapsarı kesilmişti. O sıra genç adamla gelen diğer kişi yüksek sesle Ayetel kürsiyi okumaya başladı. O bitince Felak ve Nas surelerini okudu, ardından Saffat Suresini. Okuması bitince yaşlı adam kendine geldi ve ayağa kalktı. kalkar kalkmaz Arapça sözler söylemeye başladı. O söylerken şerli varlık ve onunla beraber gelenler çığlık atıyorlardı. Az sonra çığlıklar bitti ve şerli varlıklar ortadan kayboldu.

Şerli varlıklar ortadan kaybolunca yaşlı adam onlara çemberden çıkın dedi. Onlar, yaşlı adamın sözlerinden sonra çemberden çıkınca genç adam ona:

‘Hocam bitti mi?’ dedi endişeli bir sesle.

‘Evet, bitti’ dedi yaşlı adam ‘En ufak bir ihmalde onlar yine peşine düşerler. O yüzden bundan sonra dikkatli ol’

‘Allah senden razı olsun hocam’ dedi genç adam, ardından cebinden bir miktar para çıkarıp hocaya uzattı. Bunun üzerine hoca parayı geri çevirerek ona:

‘Bu işleri Allah rızası için yapıyoruz’ dedi ve genç adama dönerek ‘Senden Allah razı olsun. O ayetleri okumasaydın onlar hepimizi yok etmeden rahat durmayacaklardı’

Yaşlı adam, işleri bitince muska yazarak genç adama verdi ve banyo hariç hiçbir zaman çıkarmamasını tembihledi. Ardından onları yola vurdu. Genç adam ve yanında gelen kişi el sallayarak oradan uzaklaştılar.

Yazar – MURAT CANPOLAT

Gülten AJDER

Kitap okumayı seven insanlar daha zeki ve daha başarılı olurlar. Bende bu yüzden kitap okumayı sevdirmek istedim bu site ile. Gizli kalmış bütün bilgilerin kitaplarda saklı olduğuna inandığımdan, kültür seviyemizi yükseltmek, bilgi hazinemizi daha da zenginleştirmek, gizli yeteneklerin ortaya çıkmasına destek olabilmek için, okusun yazsın benim ülkemin insanları diye bir işin ucundan tutmak isteyen birisiyim.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu