Skip to main content

Karınca Hikayesi

Karınca Hikayesi

Çocukluğundan beri sarp kayalıklara tırmanma özlemiyle yanmış tutuşmuştu. Aslında bu işten son derece korkuyordu, ama sonunda korkusunu yendi ve bir dağcı grubuna katıldı. Kendisi gibi genç kızlardan oluşan bu gruba gerekli eğitim verildikten sonra, dimdik bir kayanın zirvesine ulaşmak için tırmanmaya başladılar. Genç kız, zorlu bir tırmanışın ardından bir çıkıntıda soluklanmak için durdu. O oradayken, yukarıdaki arkadaşının yanlışlıkla elinden kaçırdığı halat genç kızın yüzüne çarptı ve gözündeki lensi yere düşürdü.

Bir kaya oyuğunda, altında yüzlerce metre, üstünde yüzlerce metre, belki bulabilirim ümidiyle lensi aramaya koyuldu. İçini yavaş yavaş kaygı ve tedirginlik kaplamaya başlamıştı. Kendisini hep güvende hissettiği evinden yüzlerce kilometre uzaktaydı. En küçük ihtiyacında imdadına koşan anne-babası da yoktu yanında. Ve etrafındaki herşey artık bulanık görünüyordu. Üstelik lens satın alabileceği bir yer de yoktu yakınlarda. Bir taraftan bunları düşünerek, bir taraftan da gözlerine dolan yaşları silerek lensini aradı. Ama bulamadı.

İçinde birden bir ümit doğdu. Lens belki de hâlâ gö-zündeydi, gözbebeklerinin üstünden kayıp gözünün başka bir yerine gitmiş olabilirdi. Can havliyle zirveye doğru tırmanmaya başladı. Bulanık gördüğünden daha çok el yordamıyla yolunu bulmaya çalışıyordu. Tepeye vardığında bir arkadaşı gözüne baktı. Ne yazık ki, lens orada da değildi. Kız, yanındakilerle birlikte yere oturdu ve diğerlerinin gelmesini bekledi.

Çaresizlik içinde önünde uzanan sıradağlara baktı. O sırada yanıbaşından bir kelebek kanatlarını çırparak geçti. İşte o zaman, Allah’ın en büyük şeyler kadar en küçük şeyleri de görebildiğini, yerlerde ve göklerde hiçbir şeyin Onun nazarından kaçamayacağını hatırladı. İçinden “Rabbim!” diye düşündü, “Sen bu dev gibi dağları görebildiğin gibi şu mini minnacık kelebeği de görebiliyorsun. Dağların üzerindeki her bir taş ve yapraktan da haberdarsın. Elbette ki, benim lensimin nerede olduğunu da biliyor ve görüyorsun. Lütfen bana yardım et!”

Sonunda, aşağıya inme vakti geldi. Tam son kayadan aşağı doğru iniyorlardı ki, aşağıda yeni bir dağcı grubun yukarıya doğru tırmanmaya hazırlandığını gördüler.

Gruptan bir kişi, onlara doğru seslendi:

“Arkadaşlar, aranızdan lens kaybeden oldu mu?”

Bulunan lens onun lensiydi!

Hikayenin asıl ilginç tarafı, lensin nasıl bulunduğuydu. Onlara müjdeyi veren genç, bir karıncanın lensi bir kayanın üzerinde ağır ağır taşıdığını farketmişti. Diğer bir deyişle, genç kızın duasını işiten Allah, küçücük bir karıncaya lensi taşıma emri vermiş ve sonra da başka bir insana bu manzarayı göstererek lensin bulunmasını sağlamıştı.

Lensi kaybedip bulan genç kızın babası bir karikatüristti. Kızı kendisine bu hayret verici hikayeyi anlatınca, baba sırtında lens taşıyan bir karıncanın resmini çizdi. Resimde karınca şöyle diyordu:

“Rabbim, bu şeyi niye taşımamı istediğini bilmiyorum. Yiyebileceğim birşey olmadığı gibi, çok ağır. Ama madem bunu bana emrediyorsun, bu şeyi Senin için taşıyacağım.”

İlham Öyküleri

Yazı Puanı
Bu yazıyı oylayın
Oyların. [Toplamı: 11 Ortalaması: 3]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir