Skip to main content

Izdırap ve Mutluluk

Izdırap ve Mutluluk

Okuyucularımızdan Gelen Hikayeler

yetimBirinci bölüm: Kenan’ın ızdırablarla tanıştığı çocukluk yılları…

Kenan henüz 5 yaşındayken ailesini depremde kaybetmiş küçük bir çocuktu. Annesini, babasını ve ablasını depremde kaybetmişti. Kendisi şanslıydı çünkü; deprem esnasinda kendisi arkadaşlarıyla parkta oynuyorlardı. Ve Kenan küçük yaşta hem yetim hemde öksüz kalmıştı  çok sevdiği  ablası da yoktu artık. Kenan ailesinin öldüğünü duyunca ağlamaktan artık o küçük bedeni yığılmıştı. Artık ailesi yoktu. Onun için aile kavramı, yaşantısı bitmişti. Bir kaç gün amcasında kaldı. Ama onlar kısa bir süre sonra onu yetimhaneye verdiler. Kimse sahiplenmedi küçük Kenan’ı. Kenan için artık oyundan sonra eve geldiğinde ki o yemek kokularının sindiği odalar. Nerdesin sen yaramaz diye seslenen o annesi, aksam kapı çaldığında koşarak kapıyı açtığında karşısında duran babası, şımarıklık olsun diye saçını çekip sonrada kaçtığı ablası yok artık. Kenan büyük bir hayat mücadelesi içine düşmüştü artık. Hemde küçük yaşta. Artık onun evi kendi gibi evsizler, yetimler, öksüzlerin olduğu yetimhaneydi. Kenan uzun süre kimseyle konuşmadı. Koridorların bir köşesine sinip sessizce ağlamakla, merdivenlerde anne, baba, abla nerdesiniz ben çok yalnızım. Çok korkuyorum diye sessiz çığlıklarıyla geçiyordu günleri. Onun bu halleriyle dalga geçen arkadaşları onu daha da bu bilinmezliğe, bu çaresizliğe daha da dibe doğru çekiyordu adeta. Aylar geçti ailesi onu bu hayattan terk edeli ve Kenan halâ ilk gün ki gibi solgun ve bitkindi. Yetişkin biri değildi ki başının çaresine baksın. Mecbur katlanıyordu arkadaşlarına da onu en ufak şeyde hatası olmamasına rağmen azarlayan ara da bir tokat atan bakıcı yaşlı kadın Ayten’e. Bir çıkış yolu bulamazdı. Bir gün merdivenlerde oturuyordu. Ve yine ailesini düşünüyordu. Belki şimdi gelip beni de alırlar gibi düşüncelere dalmıştı. Bir yandan da o minik yanaklarından süzülen göz yaşları onu daha da üzüyordu. Derken bir ses ile irkildi. Gelen bakıcı Ayten’di.

– Sen yine merdivenlerde mi oturuyorsun. Kalk ordan. Seninle mi uğraşacağım ben.

Dedi ve tokat attı. O an Kenan hiç bulamadığı gücü bir anlık buldu ve o tokat üstüne kadını itti ve kadın merdivenlerden aşağı yuvarlandı. Kenan merdivenin başında korku dolu gözlerle kadına bakıyordu. Bir an etrafına bakındı. Sonra aşağı indi kadını kaldırmak istedi başından tuttu ve elinde kan olduğunu gördü. Kadının başı kanıyordu. Kadını geri bıraktı. Ne yapacağını bilemiyordu. Korku adeta onu bir ağ gibi sarmıştı. Çünkü küçük yaşında böyle bir durumla karşılaşıyordu. Bir anlık düşündü çocuk aklıyla, birilerini çağırsam polise verirler beni. Kaçarsam dışarda yalnız başıma ne yaparım ben dedi. Ama bir seçim yapması lazımdı. Ve en son kendini topladı ve hızla koşmaya başladı. Ve yetimhanenin arka duvarına tırmanıp kaçtı. İşte artık Kenan için yetimhanede yoktu belkide. Ne bir evi. Ne bir tanıdığı yoktu. Bir süre sokaklarda gezdi o gün. Kadını öldü sanıyordu. Ve korkudan ağlıyordu ve titriyordu.  Kenan günlerce yetimhaneyi uzaktan izledi. Acaba kadın öldü mü yoksa yaşıyor mu diye bakınıyordu. Belki görürüm umuduyla ağacın altında izliyordu. Ve artık umudunu kesti, haftalar geçti ama kadını göremedi. Tam arkasını döndü gidecekken, karşısında bakıcı kadın Ayten. Bağırdı,

–  sen burdamıydın velet.

Dedi ve tam üstüne çullanıyordu ki Kenan fırladı ve kaçtı. Arkasına bakmadan koşuyordu. Bır süre sonra durdu. Yorulmuştu yüzünde mutluluk ve korku vardı. Mutluluk kadının yaşadığını öğrendiği içindi.  Artık bu dert yoktu yaşam derdine vermeliydi kendini. Yaşı 7 olmuştu. Parklardaki banklar da yatıyor. Bazen ayyaşlar olunca korkuyor du. Okul bahçelerinde yatıyordu. Acıktığında yemekçilerin yanlarına gidip kuru ekmek istiyordu. Ama asla ne hırsızlık  nede para dilenciliģi yapmıyordu. Böyle böyle yıllar geçti. Artık yaşı 15 olmuştu ve iyice çocukluktan uzaklamşmaya yetişkinliğe doğru ilerliyordu. Durmadan iş arıyordu. Ama kimse kılık kıyafetinden dolayı, üstünün başının pis kokmasından dolayı dikkate almıyor yüzüne bile bakmıyorlardı. Kenan aradıkça sanki onlar kaçıyordu. Artık Kenan yılmak üzereydi. Canına kıymak istiyordu ama Allah korkusu vardı. Yapamıyordu. Daha hiç bir işte çalışmamıştı Kenan.

İkinci bölüm : Kenanın İş ve Eve Kavuşması…

Yaşı 17 oldu ve Kenan artık sokak köşelerinde uzanıyor iyice yaşamdan kopmuştu. İş arama olayı bitmişti haftalardır onun için. Ve en sonunda yine kendine geldi ve iş aramak için yırtık pantolonunu yukarı çekti. Kemeri yoktu ip ile bağlamıştı onu sıktı iyice. Üstündeki lekeli gömleği kararmış elleri ile çırptı. Sonra başladı yürümeye. Sonuç aynı. İhtiyacımız yok kardeşim, git bu halinle burdamı çalışacan. Şunun kılığına bak gibi cümlelerdi. Ve Kenan bıraktı yine aramayı. Kaldırımda yürüyordu başı öne eğik bir halde. Ve birde acıkmıştı. Zaten vitaminsizlikten vücudunda yaralar çıkmıştı. Yürümeye devam etti. Ve biri seslendi Kenan’a;

– hey evlat bir el atta şu motor parçasını bi içeri alalım dedi. Kenan’ın hiç gücü yoktu. Ama yaşlı adama yardım etmek için; tabi amca dedi ve beraber içeri aldılar. Yaşlı adam sağol evlat dedi. Kenan da önemli değil amca dedi. Ve dükkanın kapısından çıktı o anda adam seslendi;

– evlat gel bir bardak çay içelim dedi. Kenan içinden o kadar mutlu oldu ki çünkü aylardır içmiyordu. Peki amca dedi Kenan girdi içeri. Adam çayları doldurdu ve Kenan’a döndü,

– evlat benim adım Hasan dedi. Kenan da memnun oldum amca dedi. Sonra çayını yudumladı. Adam senin adin ne dedi. Benim adim Kenan dedi ve amca bu arada çay güzel olmuş dedi. Sonra adam soru sormaya başladı buna ve Kenan hepsine cevap vermeye başladı ve o depremden şuana kadar olan bütün her şeyi anlattı yaşlı adama. Adam duydukları karşısında şok oluyor ve içinden kendi kendine söyleniyordu. Bak Hasan bey insanlar ne çileler çekmiş. Sen neleri dert ediyorsun. Bu çocuk küçücük yaşında nelerle savaşmış sen kendine bir bak. Gibi cümlelerle kendini eleştiriyordu içinden.

Kenan çayını bitirdi. Anlattıkları da bitmişti zaten. Ama çaya doyamamıştı. Rahatsızlık vermemek için müsade istedi adam bırakmadı. Bir bardak daha iç sonra gidersin dedi ve Kenan kabul etti. Çayını yudumlamaya başladı. Adam da dükkanın içinde volta atıyordu. Düşünüyordu. Kenan ise etrafı süzüyordu. Adam birden tatlı sert bir ses tonuyla seslendi

–  Evlat bu kadar çay molası yeter. Kalk süpürgeyi al dükkanın içini güzelce süpür. Sonrada şu yağlı bezleri yıka dedi. Kenan şaşırdı. Ne demek oluyor bu dedi içinden. Adam tekrar seslendi

– ooo evlat sen ilk günden hantal çıktın be. Böyle olmaz hemen temizliğe başla bak iyi temizlemezsen haftalığından keserim dedi ufak bir tebessümle. Kenan o an sanki rüyada gibiydi. Çünkü yıllardır iş arıyordu ve kimse onun yüzüne bile bakmıyordu. Ama şimdi iş için girmediği yardım etmek için girdiği yerdeki adam ona iş vermişti. Kenan nedenini sormadan peki usta dedi gözleri yaşla dolmuş mutlu bir halde eline aldı süpürgeyi ve öyle bir kavradı ki sapından sanki hayata tutunmuş gibi. Ve başladı temizliğe. Akşam oldu ustası 10 lira verdi al bunu bu benden  haftalığından değil dedi. O zaman kabul edemem usta dedi. Adam;

– Al olum sana ustan veriyorsa alacaksın o parayı. Kenan da aldı mecburen ve çıktılar. Aradan üç gün geçmişti. Kenan ustasına çay veriyordu adam birden sesli bir şekilde aman Allah’ım dedi. Kenan, ne oldu usta dedi. Adamda, oğlum sen bana neden hatırlatmadın ben nasıl böyle bir şeyi unuturum dedi. Kenan da, neyi hatırlatmamışım usta dedi. Yaşli adam, kenan sen halâ sokakta yatıyorsun ben bunu unuttum ve sana kapımı açmadım. Kenan da gülümsedi ustam dert etme sen bana ekmek kapını açtın. Ben fazlasını isteyemem zaten dedi. Adam da, olurmu öyle şey. Ben bunu nasıl unuturum dedi ve adeta kendini parçalarcasına dizlerini dövdü.

Adam sonra Kenan’a döndü ve dedi ki;

– Kenan gel otur karşıma. Bak evladım kusura bakma ben unuttum senin dışarda yattığını. Yaşlılık işte. Ne olur kusura bakma. Kenan da cevabını anında verdi. Ne kusuru ustam sen bana yıllardır bulamadığım mutluluğu verdin. Benim kalacak yerimi ayarlamaya zorunluluğun yok ki usta dedi. Adam birden bir heycan ile ayağa kalktı. Kenan’da kalktı ayağa. Adam kolunu Kenan’ın omuzuna koydu ve dedi ki;

– Bak oğlum benim evin damında bir göz oda var. Biraz harabe ama düzeltirsek ufak bir bakım yaparsak on numara olur ne dersin dedi. Kenan’da;

–  Ustam ben bu kadarını kabul edemem lütfen olmaz dedi. Yeterince yük oldum dedi. Adam hiç cevap vermeden, al bakalım şu tabureleri içeri. Şu takımları da içeri at, arabayı indir gidiyoruz dedi. Kenan nereye Hasan usta dedi. Çok soru sorma hadi çabuk ol dedi. Ve Kenan dediklerini yapmaya başladı. Adam hatasını düzeltmek için heycanlıydı. Ellerini ovuşturuyordu. Kenan işi bitirdi dükkani kapattı. Ustası hadi gidelim dedi ve yola koyuldular. Hasan ustanın evi iş yerine yakındı. Sadece 3 sokak ileride yukarıdaydı. Sokağa girdiler. Yaşlı adam Kenan’a evini işaret etti; bak evlat şu önünde limon ağaçları olan ev benim ki dedi. Kenan dan bir anda istem dışı hıçkırıkla karışık ağlamaya başladı. Kenan’ın da o ev dikkatini çekmişti. Adam sordu hayır ola evlat ne oldu böyle ağladın birden bire. Usta kusura bakma. Bizim evimizin önünde de bahce vardı. Ve limon ağaçları vardı. Ben küçükken o ağaca çıkar limon koparırdım. Ve her seferinde anneme yakalanırdım. Annemde beni kovalardı. Gel buraya sıpa diye kovalardı. O aklıma geldi dayanamadım. Özür dilerim dedi. Adam diyecek bişey bulamadı ve geçiştirdi. Hadi hadi bırak şimdi ağlamayı da gel senin malikâneni göstereyim dedi gülümseyerek. Ve evin önüne geldiler adamın karısı açtı kapıyı. Ve Kenan ile içeri girdiler. Kenan etrafa baktı bir anlık. Çünkü yıllar sonra ev ortamına giriyordu. Düşünsenize 5 yaşından beri ev ortamı nedir unutmuştu. Tam 12 yıldır ev kokusundan mahrumdu. Bir an elleri titredi kendi evleri hayal meyal geldi aklına. Sonra adam durumu anladı ve eşiyle ve iki oğluyla tanıştırdı. Kenan eşiyle ve oğullarıyla tanıştı ve mutfaktan bir ses geldi ; – Annee domatesleri doğradın mı?

Ve onlarda tamda mutfak kapısının karşısında holdeydi. Ve kız mutfak kapısından çıktığı anda Kenan ile göz göze geldi. Ve o an ikisi bir anlık bakıştılar.

Adeta sanki yıllarca birbirlerini arıyorlarmışta bulmuşlar gibi. İkisi de heyecanlandı ve kız başını çevirdi usulca. Ve babasına hoş geldin babacım dedi sarıldı. Adam kızı ile de tanıştırdı Kenan’ı. Kenan buda kızım Ebru dedi. Karşılıklı memnun oldum dediler.

 Yaşlı adam hanımına; hanım benim Kenan ile yukarıda biraz işimiz var sizde yemeği hazırlayın dedi ve iki oğlunu da alarak yukarı çıktılar. En büyük oğlunun adı Musa ortanca oğlunun adı da Hüseyin’di. Ebru en küçük çocuğuydu. Yukarı çıktılar. Yaşlı Hasan usta Kenan’a dönerek evlat bak iki tane pencere taktık mı, bir kapı, şuraya da ufak bir mutfak tezgâhı, bir boya badana ve birde tuvalet banyo yaparız dışarı on numara olur ha. Ne dersin evlat. Kenan konuşamıyordu ki. Evin kokusunu almıştı o kokunun içinde yüzüyordu. Ve heyecandan söyleyecek kelime bulamıyordu. İnanamıyordu bütün bu olanlar. Ustam size çok yük oldum diyebildi sadece. Ustası sinirlendi. Ne yükü be. Bir lokma fazla çoğaldık hepsi bu. Hadi hadi bırakın şimdi onu bunu. Musa, Hüseyin siz şu odayı boşaltın. Bizde Kenan’la kapı pencere almaya gidelim dediler. Ve çıktılar yola. Hepsini hallettiler ustalar gelip taktı. İçerisi aynı gün badana boya yapıldı. Ve akşama doğru hepsi bitmişti.  Çünkü tek gözlü bir odaydı. Akşam oldu hepsi aşağı indi. Yemekleri hazırlanmıştı.

Yaşlı adamla Kenan heyecandan yemeği akşam saatinden daha sonra yemişlerdi. İkisi de bir an önce bitsin diye çabalıyordu. Ve yemek için aşağı indiler. Sofraya oturdular. Adam gülerek ; ee Kenan artık bizi bir çaya bir yemeğe davet edersin artık dedi. Kenan ve herkes güldüler. Kenan: tabi ki ustam dedi. Sonra Ebru ile göz göze geldi bir anlık. İkisi de birbirinden utanıyorlardı. Kenan kızdan etkilenmişti. Ama kendini dur olmaz o senin ustanın kızı deyip susturuyordu hislerini. Aradan yıllar geçti. Kenan’ın askerlik çağı gelmişti artık 20 yaşındaydı. Ve askere uğurlandı. Ebruda pencereden yaşlı gözlerle izliyordu Kenan ile göz göze geldi ve elini bir kez sallayabildi. Ebrunun pencerede onu yaşlı gözlerle  yolculaması dikkatini çekmişti. Ve kız dayanamayarak pencereyi kapattı ve ağlayarak odasına gitti. Kenan arabaya bindi. Aklında sorularla neden ağladı gibisine. Çünkü onunla tanıştığı günden beri sohbet bile etmişlikleri yoktu. Yanlış anlaşılır diye konuşmuyordu. Ve Kenan bu sorularla gitti askere. Aylar ayları sürükledi ve kenanın askerliği bitti. Evine döndü. Önce ustasına süpriz yaptı. İş yerine gitti. Kapıdan içeri baktı ustası bir parça ile uğraşıyordu. Usta kolay gelsin dedi. Ve ustası bir döndü karşısında Kenan. Oğlummm dedi yaşlı adam sevinçle. Kenan bir an ölen babasının sesini duydu sanki ve sarıldılar.

Adam ağladı Kenan ağladı. Kenan izin kullanmamıştı bir an önce bitsin askerlik diye. Hemen eve gidiyoruz oğlum. Bizimkilere müjdeyi verelim dedi. Ve yürümeye başladılar. Adam Kenan’a dönerek. Oğlum sen hani iki gün sonra geliyordun dedi. Kenan da : usta sürpriz yapayım dedim. Dedi. Şimdi siz geleceğim gün zahmet ederdiniz. Bir şeyler hazırlardınız. Zahmet etmenizi istemedim dedi. Adam da, ah be oğlum sen benim evlatlarımla aynısın ne zahmeti dedi. Olsun iki gün erken kavuştuk dedi.

Eve vardılar. Herkes çok şaşırdı. Ustasının hanımının elini öptü. Oğulları ile sarıldılar. Ve Ebru karşısında duruyordu. İste en çok onu özlemişti Kenan. Ona sarılmak istiyordu ama mümkün değildi. İkisi kısa bir süre bakıştı ve Ebru ; hoş geldin Kenan dedi. Kenan da; hoş buldum Ebru dedi.

Ebru içeri odasına geçti ağlamaklı gözlerini tutamadı sevinçten ağladı. Sonra herkes Kenan’ı sorguya çekti.  Neler yaptın nasıl geçti ? Gibi sorular ile.

Ertesi gün oldu ve Kenan sabah erkenden iş yerini açtı. Hiç dinlenmedi bir gün bile. Ustası bir kaç saat sonra geldi. Oğlum sen niye geldin dükkana. Daha dün geldin. Git biraz dinlen gez eğlen. Kenan ustasına döndü ve dediki ; usta ben 12 yıl boyunca boş boş gezdim. Bu bana yetti gerek yok. Ben tamirhaneyi özledim. Dinlenmeyeceğim hadi gel çay demledim içelim dedi.

Aradan 3 ay geçti. Kenan artık 22 yaşındaydı. Kenan tek göz odalı evini büyütmek istiyordu. Ve odaya ek bir oda daha yaptı. Tuvaleti mutfağı banyoyu büyüttü.

Bir gün evine yukarı çıktı. Uzandı yatağına ve kapı çaldı. Açtı kapıyı ve karşısında Ebruyu gördü. Gözleri gözlerindeydi Ebrunun. İkisi de heyecanlıydı. Çünkü yıllardır birbirleriyle konuşmuşlukları yoktu. Kenan ustasının kızı olmaz  diye Ebruda utangaçlığından ve ona olan duygularını yanlış anlamasından korktuğu için sadece selamlaşırlardı.

Kenan; buyur Ebru dedi. Kız heyecandan ne diyeceğini unuttu.

– Şey ııııı babam şey dedi, yarın dükkanı açmasın evde olsun dedi. Bir yere ayrılmasın. Ben açarım dükkanı dedi.

Kenan ; Neden evde olacakmışım ki dedi

Ebru da; bilmiyorum, dedi.

Tamam sağol dedi Kenan. Ebru kapıdan ayrılmadı o an ve istem dışı ağzından kelimeler çıktı. Şey Kenan bir şey diyecektim sana.

Ne diyeceksin dedi Kenan.

Ebru bir an duraksadı ve; ben… benn seniii… neyse iyi akşamlar dedi ve döndü arkasını gidiyordu ki;

Ebru dur gitme

Sözünu bitir öyle git lütfen dedi. Ebru döndü tekrar. Kenan ben seni seviyorum. Hemde çok seviyorum dedi. Kenan’da bende seni çok seviyorum. Sensiz geçen günlerim bir zulümdü adeta dedi. Ve kız ağlamakla karışık mutluluktan hıçkıra hıçkıra ağlayarak aşağı indi. Kenan’da ağlıyordu ve içeri geçti. Sabah oldu ve Kenan erkenden kalktı. Üstünü giyiniyordu kapı çaldı açtı kapıyı hızla belki Ebrudur diye. Ustasıydı kapıdaki.

Evlat birazdan beyaz eşya servisi gelecek. Onlarla ilgilen. Ve bugün dükkana gelme. Eşyaları yerleştir evini düzenle dedi.

Kenan ustası tarafından bir kez daha sanki ödüllendirilmişti. Ama usta ne beyaz eşyası. Benim eşyalarım var sayenizde. Dedi. Yaşlı ustası. Evlat onlar zaten eskiydi. Neyse akşam konuşuruz dedi ve gitti. Kenan şaşkındı. Ve kapı bir kez daha çaldı ve bu sefer gelen Ebruydu ve Kenan’a bir kağıt verdi bir şey söylemeden aşağı indi. Kenan hemen kağıdı açtı. Okumaya başladı !

Kenan ben seni seviyorum. Hemde çok seviyorum. Senden de beni sevdiğini duydum ya şimdi sevgim daha da büyüdü. Lütfen beni yanlış anlama. Ben senin eşin olmak istiyorum. Eğer sende istiyorsan eğer babam ile konuş bu konuyu. Biliyorum senin için zor bir durum bu. Ama bizim için yapman gerek eğer istiyorsan. Cevabını bir kağıda yazarsın birazdan yine geleceğim alırım. Seni seviyorum sevdam. Yazıyordu. Kenan hemen eline kâğıt kalem aldı ve yazmaya başladı. On dakika kadar sonra Ebru geldi ve yine hiç bir şey konuşmadan kâğıdı aldı. Ve hafif tebessüm ettiler birbirlerine ve hemen aşağı indi. Odasına kapandı hızlıca açtı kâğıdı. Şunlar yazıyordu… ! Ey benim gözümün nuru. Bende seni çok seviyorum. Senin sayende ben askerdeki günlerimi rahatça geçirdim. Senin gül yüzün sayesinde. Bende isterim tabi ki eşim olmanı. Ama bunu nasıl babana söylerim. Demez mi sen benim kızıma mı bakıyordun. Yada göz koymuştun. Yaptıklarımın karşılığı bumu. Ya abilerin. Onlarda demez mi haine bak kardeşimize göz koymuş demezler mi. Bilmiyorum nasıl yaparım bana yardımcı ol sevdiğim yazıyordu. Ebru hemen aynı kağıdın arkasına bir şeyler yazdı ve Kenan’a götürdü. Verdi yazdıklarını ve indi aşağı. Kenan okumaya başladı. Kenan ben sana inanıyorum. Sende kendine inan. Babam senin kişiliğini biliyor. Abilerim de. Yanlış anlayacaklarını sanmam. İnancını kaybetme. Dua et Allah’a. O bizi birleştirir. Ve bizi düşün hayallerimizi düşün. O zaman başarırsın. Ben senin arkandayım. Yazıyordu. Kenan kağıdı sakladı. Oturdu ne yapacam diye karar almaya çalışıyordu.

1 saat kadar sonra beyaz eşyacılar geldi. Kenan’da yukarıdan gördü aracı ve aşağı indi. Adamlar arabanın çadırını açtılar gelen eşyaları taşımaya başladılar. Kenan bakıyordu ama her biri kolili olduğu için anlayamadı ne olduğunu. Kenan adamlara yolu gösterdi. Adamlar kolileri bir bir açtılar. Ve Kenan’ın içi çok burkuldu. Bir baktı buz dolabı, çamaşır makinesi, televizyon ve fırın almış. Neden bunları aldığına bir anlam veremiyordu. Ustaları yolculadı. Sonra içeri geçti. Oturdu koktuğuna düşünüyordu. Ve birden birses. Kenan aşağı gel oğlum. Seslenen ustasının eşiydi. Hemen aşağı indi buyur teyzecim dedi.

Oğlum mobilyacılar geldi ilgilen onlarla dedi. Kapıda Ebru’da vardı. Oda hayretle bakıyordu bunlarda nerden geldi. Ne için geldi diye düşünüyordu. Kenan ne mobilyacısı teyze dedi.

Kadın; oğlum sana gelmiş bunlar ilgilen işte dedi. Kenan adamların yanına gitti. Adamlar ona geldiğini söylediler. Ve yukarı çıktılar. Gelen mobilyalar, yatak odası takımlarıydı. Ve birde çocuk yatağı ve dolabı. Kenan iyice şaşkındı. Kafası çok karışmıştı. Bir anlam bulamıyordu. Mobilyacılar hepsini kurdu ve gittiler. Kenan yine soru üstüne sorularla kaldı. O an ustasının eşi ve sevdiği ebru geldiler yukarı. Kızın annesi. Hayırlı olsun evladım. Güle güle kullanın dedi. Kenan biran gözleri büyüdü. Kullanın mı dedi içinden. Benden başka kim var ki kullanacak dedi içinden. Sağol teyzecim dedi. Ama ben anlayamadım. Bu kadar eşya neden alındı bana. Ben tek başıma yaşıyorum. Dedi.

Teyzede ; onu ustana sor dedi ve indi aşağı. Kenan başını öne eğdi mahçuptu. Ebru durumu anladı ve Kenan sakın kendini küçük görme muhtaç görme. Babam seni evladı gibi görüyor. Alınma. Aciz hissetme kendini. Babamın mutlaka bir bildiği vardır. Bende bir anlam getiremedim bunlara ama belli ki bir sebebi var. Hadi görüşürüz dedi ve gitti. Kenan bir yandan bunlar neden bana alındı bir yandan da ben babasına nasıl söylerim Ebruyu sevdiğimi evlenmek istediğimi diye düşünüyordu.

Akşam olmuş ustasının gelmesini bekliyordu çünkü kafası sorularla dolmuştu. Neden niçinler kavga yapıyordu beyninde adeta.

Ve ustası geldi. Kapıyı çaldı. Kenan içeri davet etti. Ustası iki odayı biraz gezdi. Nasıl evlat beğendin mi? dedi. Evet dedi Kenan. Ustası da; hayırlı olsun güle güle kullanın.

Kenan bir kez daha şok oldu. Kullanın’mı. Eşi de aynısını söylemişti. Usta bunlara ne gerek vardı ben burda tek yaşıyorum. Hepsi sıfır ürünler. Ne gereği vardı dedi. Yaşlı adam usulca başını çevirdi ve; gerek var evlat gerek var. Bir daha bana bu tarz konuşma yapma ben senin baban sayılırım sende benim bir evladım gibisin. Hem bu eşyaların yenilenmesi lazım. Yoksa rahat edemezsiniz. Size yetmezdi eskiler dedi. Kenan dayanamadı. Ya usta size diyorsun başka kim var. Benim göremediğim bir şey mi var dedi. Ustası kalktı birazdan sana çay içmeye geleceğiz teyzenle. Bi çay demle geliriz dedi. İndi aşağı. Kenan artık düşünmekten yorulmuştu düşünmüyordu ustasının dediğini yaptı. Ve kısa süre sonra kapı çaldı. Açtı kapıyı ustası, eşi ve kızı Ebru yanındaydı. Oğulları yoktu. İçeri davet etti. Ebru çayları doldurdu. Hepsi oturdu babası tekrardan hayırlı olsun evlat dedi. Kenan da ustam Allah razı olsun. Ama ben halâ bir anlam bulamadım. Neden bunlar alındı dedi. Ve yaşlı adam söze girdi.

Bak evladım sen küçüktün benim yanımda işe başladın. Benim oğlum oldun artık. Senin kişiliğin çok güzel. Gözüm kapalı namusumu sana emanet ederim. Bunları almamın nedeni eğer sende istersen kızım Ebru ile evlendirmek istiyorum. Tabi kızımda isterse dedi. Ve o an dünya durdu sanki. Sanki kelebekler Ebru’yu da Kenan’ı da alıp göklere uçurdular. Müthiş bir sevinç kopuyordu ikisinin içinde. Ama dışarı vurmamak için kendilerini tutuyorlardı. Ebru kendini tutamadı ve ağlamaya başladı. Kenan’a bakıyordu. Oda ağlıyordu. Ustası ve onun eşi biraz şaşırdılar bu duruma. Kızı dayanamadı daha fazla ve babasına sarıldı. Baba seni çok seviyorum bana bu denli değer verdiğin için. Babacım sen seçmişsen bana layıktır demektir. Bende zaten ona gönlümü kaptırdım. Oda bana. Ama lütfen aklınıza kötü bir şey getirmeyin. Biz bu meseleyi daha bugün konuşuyorduk. Ama o kadar hızlı gerçekleşti ki her şey. Rabbim gönlümüzü düşüncelerle yormadı. Senin vesilenle kavuşturdu bizi. Kenan sessizdi diyecek bir kelime bulamıyordu. Artık ustası babası olacaktı. Bu koca yürekli adamla artık hiç bir mesafesi kalmamıştı arasında. Ve yaptığı onca iyiliğe nasıl teşekkür edeceğini bilmiyordu. Ve o an babası seslendi. Evladım. Sen benim artık kızımın eşi benim damadımsın. Artk usta yok baba var. Biliyorum bana karşı mahçubiyetlik hissediyorsun. Yada nasıl teşekkür ederim diyorsun. Ben sana yardımcı olayım bu konuda. Kızıma iyi davran. Onu yeri geldimi kendinden bile koru. Onu Allah’tan başkasına muhtaç etme. Bu ben bile olsam. Biliyorum bunların hepsini yaparsın. Bana teşekkürünü bu şekilde yapabilirsin evlat dedi.

Ve Kenan daha fazla dayanamadı hıçkırarak ağlamaya başladı, babasının elini öptü.  Ağzından şu cümle çıktı. Rabbim bana baba sevgisini tekrar yaşattığın için sana şükürler olsun. Dedi ve babasının yüzüne baktı. Sağol baba sağol dedi. Bir daha sarıldı. Sonra annesinin elini öptü sarıldı. Ebru adeta güzel bir film izler gibi izliyordu onları.

Aradan aylar geçti ve evlendiler. O, bana burası fazla dediği yer artık küçük gelir olmuştu Kenan’a. Çünkü karısı vardı artık. Bir gün Kenan eve geldiğinde karısının ağladığını gördü. Ve ne oldu demeye kalmadan karısı koştu ve sarıldı kocasının boynuna. Hayatım aşkım diye sayıkladı hem gülüp hem ağlayarak. Kenan ne oldu bir tanem kötü bir şey mi oldu. Artık söyle dedi. Ve Ebru ufak çığlıkla hamileyim dedi. Kenan’ın o an elinde poşetler vardı. Ve Allaahhh dedi fırlattı poşetleri. Kucakladı karısını sarıldı öptü. Dönüp durdu. Baba oluyorum babaaaa diye bağırıyordu. İkiside koşarak aşağı indiler. Ailelerinede söylediler. Onlarda sevinçten birbirlerine sarıldılar. Gel zaman git zaman çocuk doğdu bir erkek  çocukları olmuştu. İsmini Ali Hasan koydular. Hasan Ebru’nun Ali Kenan’ın babasının ismiydi.

Zaman ilerledi. Çocukları okula başladı. Büyüdü iyice. Ve bir gün babasına bir soru sordu Kenan’a. Baba benim diğer dedem nerde?. Senin baban. Dedi ve o an Kenan dedi ki. Oğlum benim babam öldü ama ruhu annenin babasıyla, arada bir beni gözetliyor. Ve annenin babasıyla beni yanlız bırakmiyor. Her iki dedende burda yavrum dedi.

Oğlu bu durumdan pek bir şey anlamasa da ilerde anlayacaktı.

Artık Kenan’ın ızdırapları bitmiş, Rabbinin ve ustası yani babasının yardımıyla hayata karşı savaşı kazanmıştı.

Kenan ve ailesi mutlu bir hayat yaşamaya devam etti. Ve eşinin ailesi de ayni şekilde.

Ve eşinin iki abisiyle el ele vererek otomobil servis bayiliği aldılar. Zaman geçtikçe bayiler  birken 3 oldu. Kenan’ın bir şartı vardı her şube açılışında, işe alınan çıraklar sokak çocuklarından seçilecekti. Yada evsizlerden, öksüzlerden demişti. Ve diger ortaklarıda her seferinde seve seve kabul ediyordu. Artık umut bekleyen değil umutlara yol açar olmuştu.

Hayatını artık evliliğine ve yetimlere adamıştı. Ve hepte öyle yaşadı. Yaşayanlara horca değil güler yüz ve izzet ikramla yaklaştı.

Asla umudunuzu kaybetmeyin. Unutmayın sabrın sonu selamettir…

Yazı Puanı
Bu yazıyı oylayın
Oyların. [Toplamı: 3 Ortalaması: 4.3]

One thought to “Izdırap ve Mutluluk”

  1. Çok Duygulandım Ya Cidden Ağlıyacağım Şimdi Çok Güzel Bir Hikayeydi Siz Siz Olun Kimseyi Zavallı Görüp Ezmeyin.Kürkü Değil,Yüreğidir İnsanı İnsan Yapan…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir