Polisiye Hikayelerden “PATRONUN ÖLÜMÜ”
Merve KOÇ
Soğuk bir kış gecesiydi. Kar yağıyordu. Oğuz, arkasına bakmadan koşuyordu. Nefes nefese kalmıştı. Havanın soğukluğu ve düşen kar taneleri yüzüne çarpıyordu. Burnu ve yanakları soğuktan kızarmıştı. Sanki bir adım daha atsa bayılacaktı orada yorgunluktan. Ancak kendisine saklanacak bir yer bulmalıydı. Sokaklar boştu, insanlar adeta soğuktan kaçmıştı. Bir sokak arasına girdi ve peşindeki polis arabası onun izini kaybedene dek orda bekledi. Üstündeki ince gri palto, onu bu soğuk havadan korumaya yetmiyordu. Siyah pantolonunun altına giydiği ayakkabı ise karın yağdığı havaya uygun değildi. Ancak bir süre bu şekilde beklemesi gerekiyordu. En azından suçsuz olduğunu kanıtlayana kadar beklemeliydi.
Ertesi sabah saklandığı yerden çıktı ve paltosunun şapkasını örterek yürümeye başladı. Ne yapacağını bilemiyordu. Evine gitmek istedi. Ancak orada polisler olabileceğini biliyordu. Dikkatli davranmazsa yakalanacaktı. Kapıya geldiğinde etrafta polis göremedi. Koşarak evin kapısına doğru gitti ve zile bastı. Bir süre sonra kapı açıldı. Kapıyı açan eşi Melis‘ti.
– Nerelerdesin sen? Polisler geldi, seni sordular.
– Biliyorum. Ama ben yapmadım. Patronumu ben öldürmedim.
Yemin ederim sana. Lütfen bana inan.
– Şşşş, sessiz ol ve içeri geç hemen.
Oğuz içeri geçti. Evin o sıcak ortamı ona dün geceden beri kaldığı ara sokaktan daha güzel geliyordu. Hemen üst kata çıktı ve üstüne kalın bir şeyler giydi. Geri gitmesi gerektiğine inanıyordu. Melis, ona teslim olması gerektiğini iyi bir avukatla kendini aklayabileceğini söyledi ancak Oğuz bunları dinlemeyi reddetti. Tüm deliller onu gösterirken masum olduğuna nasıl inandıracaktı herkesi? Tam o sırada kapı çaldı. Oğuz bir telaşla polislerin gelmiş olma ihtimaline karşı evin arka kapısından çıktı ve koşarak oradan uzaklaştı. Peki, şimdi ne yapacaktı? Aklına o gün iş yerinde en son görüştüğü, orada şoförlük yapan arkadaşı Emre‘yi aramak geldi. ‘Sonuçta kaç yıllık arkadaşım. Elbet yardımcı olabilir bana.‘‘ düşüncesiyle ilk gördüğü telefon kulübesine girdi ve numarayı çevirdi. Telefon ikinci çalışta açılmıştı:
– Alo, kimsiniz?
– Emre. Benim Oğuz.
– Oğuz nerelerdesin, polisler her yerde seni arıyor. Böyle bir şey yapacak bir insan değildin sen neden böyle oldu?
– Ben yapmadım. Dün en son seninle ofiste konuştuktan sonra eşimin doğum günü partisini organize etmek için Mira ile buluştuk. Sonra eşimden gelen bir telefonla polislerin evde olduğunu ve patronumuz Can Bey‘in ofisimde ölü bulunduğu için şüpheli olarak polis merkezine gitmemi söyledi. Korktum, ben yapmadım ama kendimi temize çıkaramazdım. Mira‘nın yanından ayrıldım ve koşmaya başladım. Bir yer buldum ve geceyi orada saklanarak geçirdim.
-Senin adına üzüldüm dostum, cidden işin zor.
-Ne yani bana yardım edemez misin?
-Üzgünüm, elimden bir şey gelmez.
-Ama eğer Mira‘yı bulursam ve o şahitlik ederse ben suçsuz bulunurum. Evet, evet Mira‘ya gitmeliyim. Görüşürüz dostum.
Bu fikir Oğuz‘un aklına yatmıştı. Hemen Mira‘nın evine gitti. Kapı açıktı. Anladı ki ondan önce biri daha buraya gelmişti. Artık Mira da yoktu. Tüm odalara baktı oturma odasında, kanepenin üzerinde telefonu duruyordu. Belli ki Mira‘nın başına bir şey gelmişti. Polisler buraya da gelmeden önce gitmesi gerekiyordu. Evden çıktı ve oradan uzaklaştı. Şimdi ne yapacaktı? Kendisini kurtaramazdı ve arkadaşı da kayıptı. Polisler onu aramaya başlayalı bir gün olmuştu yakalanmaktan korkuyordu. Sonra Mira‘nın kayboluşunun Emre ile konuştuktan sonra olduğunu fark etti. “Acaba Emre, hayır hayır o böyle bir şey yapmış olamaz. Yapsa da benim üstüme atmaz bu suçu. O benim en iyi arkadaşım.‘‘ diye düşünmeye başladı. Kendini bunu düşünmekten alıkoyamıyordu. Yakalanma ihtimalini de göze alarak birkaç saatliğine Emre‘yi uzaktan takip etmeye başladı.
Emre evinden çıktı ve yürümeye başladı. Evden çok uzaklaşmıştı. Neden arabasına binmemişti ki? Bu kadar yolu yürüyerek gitmenin anlamı neydi? Takip etmeye devam etti. En sonunda evinden 10 Km uzakta küçük bir eve girdi. Ev, dış boyasıyla adeta pembe bir gülü andırıyordu. Pencereleri ahşaptandı. Kapının önündeki iki basamaklı merdiven, evin biraz daha yüksek görünmesini sağlıyordu. Oğuz, daha önce bu evi hiç görmemişti. Bir süre sonra Emre evden çıktı ve biraz ilerideki marketten bir poşetle eve geri döndü. Oğuz evde ne olup bittiğini merak ediyordu. Nihayet Emre evden çıktı, uzaklaşmaya başladı. Oğuz evin penceresinden içeri baktı. İçerisi normal bir ailenin yaşayabileceği sıradan bir evden farksızdı. Tek fark vardı. Kaybolan arkadaşı Mira ellerinden bağlı şekilde evin içindeydi…
Hemen bir şeyler yapıp onu oradan kurtarmalıydı. Arkadaşını orada elleri ve ağzı bağlı şekilde bırakamazdı. Etrafa şöyle bir göz gezdirdikten sonra evin bahçesinde camı kırmaya yetecek büyüklükte bir taş buldu ve evin camını kırarak içeri girdi. Mira korkmuş gözlerle Oğuz‘a bakıyordu. Adeta onu kurtarması için yalvarıyormuş gibiydi. Oğuz hemen Mira‘nın ellerini çözdü. Mira ağzını da açtıktan sonra:
-İyi ki geldin. Ama beni nasıl buldun?
–Uzun hikâye, sen önce buraya nasıl geldiğini anlat bana lütfen.
“Evimdeydim, birden kapı çaldı ve gelen arkadaşın Emre idi. Burada ne aradığını sordum ve sert bir hareketle beni çekip zorla arabasına bindirdi. Ellerimi bağladı ve beni buraya getirip bıraktı Üzgünüm böyle olmasını istemezdim ancak benim yakalanmamam için Oğuz‘un yakalanması şart.‘‘ dedi ve gitti. Arada gelip yemek getiriyor sonra tekrar gidiyordu.
-Ne ? Emre mi işlemiş cidden bu cinayeti? İnanamıyorum bu duruma. Mira şimdi senin bu durum için şahitlik yapman ve benim temize çıkmam gerek. Seni de bulduğuma göre ve bu cinayeti işleyenin de kim olduğunu anladığıma göre senin şahitliğin sayesinde kurtulacağım.
-Peki, tamam buradan hemen çıkalım.
İkisi beraber evden hızlı adımlarla çıktılar. Yoldan bir taksi çevirip karakola gittiler. Mira ve Oğuz bildiği her şeyi anlattı. Daha sonra polisler öldürülen adamın şoförlüğünü yapan Emre‘yi getirip sorguya aldılar ve Emre suçunu itiraf etti. Patronundan zam istediği sırada patronunun onu terslemesi yüzünden anlık bir öfkeyle yaptığını ve pişman olduğu için korkudan saklamak istediğini bu yüzden cesedi arkadaşının ofisine koyduğunu söyledi. Oğuz, bir yandan yakın arkadaşının bunu yapmasına üzülürken bir yandan da haksız yere suçlanmaktan kurtulduğu için mutluydu. Mira ile birlikte eve döndüler ve durumu Melis‘e anlattılar. Karısı da Oğuz gibi hem hüznü hem de mutluluğu bir arada yaşıyordu.
Merve KOÇ




