Ağlatan Hikayeler

Hikayelerimiz; “Kaybedilenler”

Hikayelerimiz

Hikayelerimiz; “Kaybedilenler”

Hikaye Oku: Dumandan yanan gözleri ile etrafa bakmadan bir yudum daha aldı rakısından. Başını kaldırıp etrafa göz gezdirdi, kimi kırk yaşında kimi 50 yaşında onlarca dertli insan. Tahta masanın arkasındaki hoparlörlerden cızırtılı bir ses kulakları okşamaktaydı… Topal Necmi’ nin mekanı alelade bir yer idi. Oldu olası lüks mekanları hiç sevmemişti zaten. Teypten çıkan şarkıya gönlünü verdi.

” Dumanlı dağlar… Yol verin geçem dağlar… “

Yüreği burkuldu delikanlının.. Bir yudum daha aldı rakısından, ardından önüne özenerek konulmuş beyaz peynirin tadı ağzında yavaş yavaş kayboldu. Şarkı bitmesin istedi. Bitmesin hep sürsün. Bir ayağı topallayarak gelen meyhaneci;

– Bir isteğin varmı yiğidim

diye sorarken, delikanlı sanki bu soruyu beklermişcesine;

– Şarkıyı bir daha başa al, daha ne isterim ki babalık?

Başa döndü müzik. Dumanlı dağları söylerek içindeki son pilleri harcarken teyp, delikanlı iç çekip uzun bir yudum aldı sonra rakısından. Gözleri az ilerdeki masadaki kır saçlı 55 yaşlarındaki adama takıldı. Derin bir ” ahh ” çeken adam sigarasının dumanında gözlerini pencereye dikmiş, sanki o ortamda değilmişcesine düşünüyordu. Gözgöze geldiler bir an, gözlerini indiren delikanlı önündeki zeytinden bir tane alarak, ekşinin verdiği tadı hissetti. Hissettiği birşey daha vardı. Üzerindeki bir çift göz. Tekrar başını kaldırdığında ihtiyarla göz göze geldi.Gözlerinin dolduğunu hissetti, ve kaçırırcasına kapattı.

Bir eliyle astarı sökülmüş cekedini alan ihtiyar kır bıyıklarının altından gülümseyerek delikanlıya doğru geldi.

– Oturabilir miyim evlat?

– Elbette amca, buyur başımızın üzerinde yerin var.

Tahta sandalyeyi küflenmiş zeminde gıcırdatarak çekti ihtiyar. Ardından geçti ve karşısına oturdu delikanlının. Uzun uzun gözlerine baktı ve elini omzuna koydu.. Yıpranmış, yorulmuş, hayatın ağırlığını taşıyan bir eldi sanki.. Delikanlı elin ağırlığını omzunda hissederek başını kaldırdı, ihtiyar sanki bir depremi andıran sesiyle konuşmaya başladı;

– Senin yaşındaydı… Senin gibi boyuda uzundu biliyormusun ?…

Sessizce dinlemekle yetindi delikanlı. O depremden çıkmışcasına titreyen ses ilginç bir huzur veriyordu gönlüne. Devam etti ses;

– 16 sene önceydi. Aslan gibiydi, dağ gibiydi. Sıksa taşın suyunu çıkarırdı..

Tekrar gülümsedi ihtiyar, ama dolan gözlerini gizleme gülümseyişi olduğunu hemen farkeden delikanlı yaşlı adamın alkolün ve sigara dumanınında etkisiyle kırmızılaşmış gözlerine baktı.

– Dünya küçük derler evlat, eğer küçükse ben aslanımı 16 senedir neden bulamıyorum? Neden kaybettim evlat? Yoksa bu kadar mı zalim bu dünya… ?

Verecek cevap yoktu delikanlı için, çareyi kadehini kaldırıp ihtiyarın kadehine vurmakta buldu. 1 yudum daha içmek istemesine rağmen o bir yudum boğazından geçmedi. Yutkunurken zorlanması ihtiyarın gözünden kaçmamıştı.

Adam devam etti ;

– Bak evlat, sende buradasın, bende.. İkimizde şu gözünü sevdiğimin rakısını içiyoruz, cigara ile dansediyoruz… Ben heryeri dolaştım bulamadım aslanımı, ama her akşam bu puslu ortamda, şu gördüğün şişenin sonunda arıyorum onu, ya sen ne arıyorsun ?

Bir an duraksaladı delikanlı.. Neyi kaybetmişti? Kendine bu soruyu sormaktan hep kaçmıştı. Ama ihtiyar karşısında kaçamadı. Titreyen sesi tek kelime söylemeye yetti;

Kaybettim….

Adam elini tekrar delikanlının omzuna koyarak devam etti ;

– Neyi kaybettiğini bile bilmiyorsun artık değil mi ? Hep eksik birşeyler var ama bilmiyorsun öylemi ?

Yavaşça gözlerini kaldırdı genç adam. Başıyla önündeki bu yaşlı hayat ağacını onaylarken gözlerine daha derin baktı.Kendisi gibi ihtiyarın gözleride maviydi. Ama ne mavi.. Acımasız dalgaların durmaksızın dövdüğü kayaların, güneşte yansımasını andıran bir renk.. Solmuş ve kendini renksizliğin kucağına bırakmış bir mavi… Kimbilir belkide yaşamın her yüzünü görmek böyle yapıyor insanı diye düşündü. İhtiyarın sorusuna evet demek isterken sözlerine boğazındaki hıçkırıklar engel oldu delikanlının.. Adam deprem sesiyle devam etti;

– Ben biliyorumda ne oldu anasını satayım…

Yılların eskittiği yumruğu yavaşça masaya indi. Masaya inen yumrukla irkilen delikanlı, sanki yüreğine gelmiş bir ateş gibi hissetti darbenin şiddetini.

– Ahh ulan ahh.. Aslanımda severdi bir zamanlar biliyor musun ? Çok güzel bir hatuna kaptırmıştı gönlünü..

Gülümsemenin ardından yürekten çıkarmışcasına sesi, devam etti ihtiyar;

– Ahh ulan bu karı milleti yok mu… topuna kibrit suyu…

Genç adamın gülümseyişini gamzeleri belli etmişti. Adam, delikanlıya bakarak güldüğünü görmenin mutluluğu ile devam etti ;

– Pek çok sevmişti aslanım.. Senelerce gezdilerde bir türlü everemedik onları. Tam eşten dosttan borç aldım, evlenecek duruma getirdim, bu seferde nedense koptular.. Etraf çok karıştı.. Heyt be, ne var anasını sattımın şu dünyasında milletin işine karışırlar? Zaten 3 kuruşluk hayatımız var içinde bir litre zehir, iyice zehirleyerek mi mutlu olur mu millet evlat ?

Soruya yine yanıt veremedi delikanlı. Sanki konuşma yeteneğini yitirmiş, tüm hislerini dinlemeye vermişti. Düşlerin hayallerine ulaşırcasına dinliyordu deprem sesli ihtiyarı;

– Bir gece onu burada buldum evlat, oturmuş senin oturduğun yere, gözleri kapanmışcasına içiyordu. Geçtim karşısına, ” söyle bakayım aslanım neyin var? ” dedim, ne dedi bana biliyor musun, senin sözlerini… ” kaybettim babam, kaybettim.., ” ilk önce anlamadım ve sordum “neyi kaybettin koçum” dedim aslanıma, “bilmiyorum babam, birşeyleri kaybettim ama neyi kaybettiğimi ben bile bilmiyorum” deyip sarıldı bana evlat, o gecedir ki ikimizde kör kütük sarhoş olmuştuk…

Delikanlının gözünden akan yaşlara aldırmadan bir bafra daha yaktı yaşlı adam. Biten şişenin yerine gelen yeni şişede çoktan yarılanmıştı.

– Ertesi gece yine gelmiş buraya aslanım, yine ölümüne içip ardından meyhaneciye sarılmış, “babam bırakma beni ne olur ” diye yalvarmış, yalvarmışta bir damla gözyaşı akmamış gözlerinden. Ardından da sendelereyek çıkıp gitmiş kapıdan.

Yaşlı adam hıçkırarak devam etti;

– Gece yarısı bir telefon geldi evlat, çalmaz olaydı o telefon, gitmez olaydım o hastahaneye, görmez olaydım aslanımı yüreği parçalanmış halde. Ertesi sabah karların arasında toprağa kendi ellerimle verdim. Topraktan yastık yaptım aslanımın başı acımasın diyerek. Yumuşacıktı hala bedeni. Gökyüzü sanki yeryüzü ile arasında beni eziyordu evlat! Bu acıyı bilir misin evlat!…

Topallayarak teybe ulaşan meyhaneci dumanlı dağları tekrar çalmaya başlarken ihtiyarın gözlerindeki damlalar tahta masada ufacık bir gölet oluşturmuştu. Sanki zorla söylenen sözler ;

– Evlat, neyi kaybettiğini bir gün bulursan banada söyle, az ilerde zincirlikuyu’ ya gideyim, söyleyeyim aslanıma, oda yarım kalmasın. Belki o zaman düzelir herşey…

Sözlerini bitirir bitirmez ceketini sırtına alan yaşlı adam, bedenini zor taşıyan bacaklarına bir güç daha verip ayağa kalktı. “yarin ve yardımcın yaradan olsun evlat ” deyip hızla kapıdan çıkarak kayboldu gözden..

Masada kalan bafraya gözlerini diken delikanlı, soğuk bir kış günü suya batmışcasına titredi. Kadehinden aldığı yudum boğazındaki düğümlerden geçmeyerek nefesini tıkadı.. ihtiyar sanki karşısındaymışcasına ;

– Duygularımı yitirmişim be babacım.. Duygularımı… İnsanlığımı.. Attığını hissettiğim yüreğimi kaybetmişim…

Ayağa kalktı hışımla, sanki dünya gözleri önünde takla aldı. Başına bir kova kaynar su dökülmüşcesine sendeledi. Cebinden çıkardığı parayı masaya bıraktı. Ne kadar olduğunu bilmiyordu. Önemide yoktu zaten. Kaybettiklerimi bulmalıyım diye mırıldandı. Zar zor seçebildiği kapıya doğru yürümeye çalıştı. Yalpaladığını biliyordu, ama bunun ne kendisinin nede kimsenin umrunda olmadığının da farkındaydı. Sanki kaybettiklerini bulacakmışcasına, hızla kapıdan çıktı. Ertesi günü kayıplar defterine bir isim daha eklenecekti…

Gülten AJDER

Kitap okumayı seven insanlar daha zeki ve daha başarılı olurlar. Bende bu yüzden kitap okumayı sevdirmek istedim bu site ile. Gizli kalmış bütün bilgilerin kitaplarda saklı olduğuna inandığımdan, kültür seviyemizi yükseltmek, bilgi hazinemizi daha da zenginleştirmek, gizli yeteneklerin ortaya çıkmasına destek olabilmek için, okusun yazsın benim ülkemin insanları diye bir işin ucundan tutmak isteyen birisiyim.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu