Skip to main content

DARAĞACINDAKİ KALP

DARAĞACINDAKİ KALP

Adnan Menderes27 Mayıs 1960 İhtilali’nin ardından Yassıada zindanına atılan, nefes alıp vermesi bile konrtol altına alınan ve sonra da “vatana ihanet” suçlamasıyla asılan Başbakan Adnan Menderes, o güne kadar renkli ve bohemce bir hayat sürmüştür. Devlet adamlığı yanında aşklarıyla da yakın tarihimize damgasını vuran Menderes’in bu durumu mahkemelere kadar yansımış, Yassıada’ da bir hesap sorulmuştur.

Menderes’in renkli dünyası  ve siyasi hayatı Yassıada’ya getirilmesi ile bitiyor; çile, ıstırap, ve hasret; ekmeği, katığı, suyu oluyordu.

Yassıada’da Menders’ haber alma özgürlüğü bir yana, gazete okuması, arkadaşlarıyla konuşması, radyo dinlemesi, sözün kısası; nefes alıp vermesi bile yasaklanmıştı. yani tutuklandığı andan itibaren dünya ile ilgisi tamamen kesilmişti.

Fiziki ve manevi işkence bir yana, ailesinin hasreti de bu yalnızlığın tuzu-biberi oluyordu. Bu işkencenin tek reçetesi, şifa olmasa bile, her şeye rağmen yuvayı sonuna kadar terk etmeyen gerçek hayat arkadaşı Berin Hanım’a yazdığı mektuplar ve cevaplarıydı. Oysa bu mektuplar, elli kelimeyle sansürlenmiş, sınırlandırılmıştı. bütün hasret ve sevgiyi o elli kelime içine sığdıracaktı.

Berin Hanım’a gönderdiği ve cevabını aldığı mektuplarda sevgi, hasret, incelik,sabır ve tevekkül gürül gürül akarken, Adnan Menderes, son sığınağı olan sevgili eşine ihanet ettiğini, onu can evinden vurduğunu düşünüp pişman oluyor muydu?

“Berin’im, dün hazin ve ıstıraplı gün oldu. Seni karşıdan görmek ıstırabını kat kat fazlasıyla duymak nasıl tahammülü güç bir acı olduğunu, fakat yine de görmüş olmanın bile çok acı dahi olsa, beni anlatılmaz bir  heyecanla, tezatlı duygularla sarstığını ifade etmek güç. Büyük Allah’ım, seni hayırlısıyla görebilmek, size kavuşabilmek lûtfunu esirgemez inşallah. Seni Berin’im, Aydın’ımı milyonlarca öperim…”

“Berin’im, dün on dokuz, yirmi bir, yirmi ikileri, telini aldım. Haftaya geleceğiz müjden nasıl heyecanlandırdı beni. Müsaade olundu mu? Herhalde olundu demek, olunmasaydı yazmazdın. Geleceğiniz günü, içimi dolduran bir heyecanla bekliyorum. Tanrı hayırlısıyla nasip etsin, inşallah. Çok üzgün anımda yazdığım mektubun seni nasıl, ne kadar üzmüş olduğunu on dokuzlu mektubunda kalbini okur gibi hissediyorum Ne güzel hislerle cevap veriyorsun. Yaptığın her şey için ve mektubu yazan elini, yolunu bekleyerek öperim…”

Berin Hanım’ın cevabında ise acı, hasret, çile ve hüzün birbirini sırtlamış. Yüce Yaradan’ ına el ve kucak açıyordu:

“Adnancığım, her gün ilk işim sana yazmak. Çoğu uykusuz geçen gecelerin şafağında kalkar, senin sıhhat, selametine dua eder ve mektup yazarım.

Beni habersiz bırakmamak için her gün yazışın beni minnettar ediyor. Zater her an nemli gözlerimden yaşlar akarken, sıhhatine, selametine bütün varlığımla Cenab-ı Hakk’a dualar ediyor, seni bize kavuşturması niyaz ediyorum. Elbette hakikatler anlaşılacak, selamete çıkacaksın. Gün geçtikçe hasret ve iştiyakımızın ne derece olduğunu söylemek lüzumsuz. Allah artık çilemizi kâfi görecek. Seni bize selamete kavuşturacak…”

Menders’in hayatına sevgili eşi Berin Hanım’dan başka giren gözdeleri (aşkları); on iki yıl beraber olduğu isteklerini yerine getirip adeta üzerlerine titrediği Mukaddes Hanım, şarkıcı Ayhan Aydan ve 1960’lı yılların en ünlü kadın yazarı Suzan Sözen’di. (Bkn. Tempo Dergisi, sayı:06-949, 10 Şubat 2006)

Mustafa Kemak Atatürk’ün Sivas Kongresi’ nde yakın arkadaşı olan Konya Valisi Haydar Bey’in kızı, Türkiye’nin ilk mühendislerinden Aziz Süver’in karısı, çalışma bakanı Sadi Irmak’ın baldızı olan, Mukaddes Hanım’la Menderes’in aşkı on iki yıl sürmüştür.

Adnan Menderes, Mukaddes Hanım’a Berin Hanım’la evliyken aşık olmuştur. Bu aşk, Ayhan Aydan’ın araya girmesine kadar devam etmiştir.

Mühendis Aziz Süver’in karısı olarak da İstanbul’da zenginliğin tadını çıkaran Mukaddes Hanım, şiddetli geçimsizlik yüzünden boşanmış, iki çocuğunun babası 1946 yılında ölünce, hayata Menderes’le başlangıç yapmıştır.

Adnan Menderes, çok güzel bir kadın olan ve “siyah saçlı dilberim” dediği Mukaddes Hanım’la İstanbul vapurlarının birinde tanışmışlardı. Menderes’in yanında Fuat Köprülü ve Refik Koraltan’da bulunuyordu.

Tanışma sonunda aşka dönüştü. Menderes önce Beyoğlu, Sonra Yeşilköy’deki eve sık sık gelmeye başlar. Bu ilişkiyi Menders’in candan arkadaşı Ethem Menderes’de bilmektedir.

Mukaddes Hanım Menderes’i öyle avucunun içine almış ki bir dediğini iki etmiyor. Başı sıkışan kendisine geliyordu; işsizlere iş bulmak bir yana rest yemiş bakanlarıyla da arasını buluyordu.

On iki yıl kesintisiz süren ilişki, Adnan Menderes’in gönlünü, Ayhan Aydan’ a kaptırmasıyla külleniyor.  Mukaddes Hanım bu “ihaneti” bir türlü kaldıramamış, üzüntüsünden dişleri dökülmesine rağmen yine de ondan nefret etmemişti.  Telefonla yine konuşmalar devam etse de eski tadı vermiyordu. Uçak kazasından sonra da dönemin emniyet müdürünün hanımı Suzan Sözen’in araya girmesiyle irtibat tamamen kopuyordu.

 İhtilal’den sonra Menderes’in sevgilisi olması nedeniyle sık sık soruşturmaya tabii tutulan ve kendisiyle yüzleştirilen Mukaddes Hanım, 1953 yılında ölmüştür.

Adnan Menderes’in kendi imzasını taşıyan, TBMM özel ve Başbaanlık hususi damgalı kağıtlardan  eski Türkçe’yle yazılmış ve Mukaddes Hanım’ın kızı Tülin Hanım’da bulunan yüz mektuptan “Tempo” Dergisine verilen (sayı 06-949, 10 Şubat 2006) üç mektupta, Menderes’ in Mukaddes Hanım’a olan aşk ve bağlılığı dikkat çekiyor.

“Canım Mukaddes,

Ne yaptık ettik, bu gün yine İstanbul’a indik. Dün inecektik.  Galiba iş sıkı olduğu için inemedik. Ve bu güne kadar tehir mecburiyeti duyduk. Bilmem, gönlüm bu hususlarda rahatlamıyor, üzülüyorum. sana karşı hasmane hisler peyda olamaya başlıyor. Ne yapayım, çok… öyle olmasa, ha İstanbul’a ha Adana’ya ne umurumda olur halbuki . Bir türlü içim oturmuş değildir. Bir türlü müsterih olamıyorum. Acep nerededir? ne yapıyor? Üzüntü ve endişesi her zaman içimdedir. Bunları yazmaktan maksadım, böyle bilerek hareket etmen içindir. Buna senden çok rica ediyorum…

Canımın içi,

Dün Salı günü telefonlaşacaktık, seni arayacaktım, gayet hararetli müzakereler oldu. Ve bu da telefonla arayacağım saate rastladı, biraz geciktim. Telefon defalarca çaldı, yoktun.

İhtimal ki öfkelendin, vaktinde aramadım diye… Halbuki senin de vaktinde aramadığın günler oldu. Ben çok bekledim. Ve nihayet ben seni aradım. Muhakkak bil ki sana darıldım…”

Menderes’in hayatına sadece Mukaddes Hanım girmedi. Kendisinden bir de çocuğu olan ve ölü doğan Ayhan Aydan ve İstanbul emniyet müdürü Ferit Sözen’in Hanımı Suzan Sözen de bunlardandı.

Menderes Ayhan Aydan’la Çubuk Barajında akrabası olan Ziraat Bankası Genel Müdürü Mithat Dülgen’in vermiş olduğu bir davette tanışır. Başkent’in gözalıcı Sopronası Ayhan Aydan, operadan arkadaşlarıyla orada bulunuyordu.

Eğlenceli masa kahkahalarla çınlarken davete Başbakan Menderes’de gelmişti.  Genel Müdür Menderes’i karşılamış operacıların masasına doğru yönelmişti. Daha sonra masaya davet edilen Menderes, hemen gözüne ilişen güzel soprano Ayhan Aydan’ın sandalyesine talip olur. Aydan bu ilgiye, “koltuğumda gözünüz var galiba” diye espriyle cevap verir.

Ayhan’ın güzelliği, zarifliği ve hazır cevaplığı Menderes’in hoşuna gitmiş, yüreğini bir kez daha hoplatmıştı. Ertesi gün telefona sarılan Başbakan, bir süre şehir dışında olacağını, dönüşte mutlaka arayacağını, telefon numarasının geçerli olup olmayacağını soruyor, yani kibarca boşanacak mısınız? demek istiyordu.

Ayhan Aydan, altı yıldır orkestra şefi Hasan Ferit Alnar’la evliydi. Ancak tedavi gören eşinden ayrılmak üzereydi. Menderes’in sorusuna şu cümleyle cevap verdi:

“Evet bu numara her zaman geçerli olacak…”

İkili tanıştıklarında menderes 50, Aydan 25 yaşındaydı. Başbakan 20, Aydan 6  yıldır evliydi. Ayhan Aydan aslında bunun imkansız bir iliki olduğunun farkındaydı. Ancak Menderes’in Başbakanlığı yanında kibarlığı ve zerafeti de kendisini etkilemişti.

 Menderes, tanıştıkları haftadan itibaren Sıhhıye’de ki, Sağlık Sokak’taki  eve haftanın 2-3 günü çiçek göndermeye başlamış; bu durum aralıksız devam etmiştir.

Aydan, Menderes’ her şeyden kıskanıyordu. Başbakan iş çıkışı doğruca sevgilisinin evine gidiyor, orada geç vakitlere kadar kalıyor, yatma vakti kendi evine gidiyordu. Eşi ve çocuklarıyla kahvaltıda birlikte oluyordu.

Alevlenerek devam eden bu aşk, muhalefete koz olmakla kalmamış, Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ı da rahatsız eder olmuştu. Gizlisi kapaklısı olmayan bu aşk meyve vermişse de, meyve ölü doğmuştu. Bu talihsiz doğum, Yassıada tutanaklarına “Bebek Davası” olarak geçecek, Ayhan Aydan’ın tanık kürsüsünde şu sözleri ile Menderes berat edecektir.

“Adnan Menderes’i büyük bir aşkla sevdim. Bütün emelim ondan bir çocuk sahibi olmaktı. Bunu başaramadım. Hasta bünyem müsaade etmedi. Çocuğum sekiz aylık doğdu ve öldü. Hangi vicdansız ana, üzerine titrediği bebeğinin ölmesine razı olabilir…”

Daldan dala konan Adnan Menderes; Ayhan Aydan doğum sancıları çektiği sıralarda İstanbul’da kendisine yeni bir sevgili daha buldu. İstanbul Emniyet Müdürü’nün Hanımı Suzan Sözen….  Sözen, Başbakanla tanışmasını ve sonrasını, 27 Mayıs İhtilali’nin ardından Dolmabahçe Sarayı’nda sorgulanırken şöyle anlatıyordu:

“Feri Sözen, o tarihte İstanbul Polis Okulu’nda hoca idi Gümüşhane’ye tayin edildi, gitmedik. Burada kalmak için çalıştık. Menderes’e bu işi yaptırmanın çarelerini aradım. Bir gün Tarabya’da, Piliç Osman’la tanıştım. Bize başbakanı çok iyi tanıdığını ve bizi Menderes’le tanıştırabileceğini söyledi. Ertesi gün, Menderes telefon ettirdi ve imzalı kitabımı istetti. Kocama sordum, muvafakat etti. bu şekilde tanıştık, eve gelmeye başladı. O geleceği vakit, kocam hasta dahi olsa evden çıkardı. Pencerede parolamız vardı. Kocam anlardı, dönerdi…”

 o dönemde çıkan haberlere göre, sık sık Ankara’dan İstanbul’a gelen Menderes, Cadillac’ıyla, Suzan ve Ferit Sözen çiftinin Maçka’daki evinin önünde görülüyordu.

Ferit Sözen’in Gümüşhane’ye tayini durdurulmuş ve İstanbul Emniyet Müdür Muavini olarak atanmıştı.

Menderes ile Sözen arasında 30 yaş vardı.Suzan Sözen, 1955’te meşhur aşk mektuplarını kaleme aldığında Adnan Menderes altmış iki, kendisiyse otuz iki yaşındaydı. İşte bu mektuplar, “Yassıada Duruşmaları” günlerinde, Menderes’in özel kasasından çıkartılıp elden ele dolaştırılan, renkleri gök mavisi ve kenarları tırtıllı kağıtlardaki aşk mektuplarıydı.

Yine Menderes’in Taksim Park Otel’deki özel odasında bulunan “Sanera” adlı romanın birinci sayfasında, şu ithaf yer alıyordu. “Adnan’ım, her satırında sen varsın…”

Suzan Sözen’in Menderes’e imzaladığı kitapta bu yazılıydı. Yine beraberliklerinin bir anısı olarak imzalayıp Menderes’e verdiği kendi fotoğrafının altına Suzan Sözen şu satırları yazmıştı:

“Bir kaş çatışıyla cihanı yerinden oynatan Menderes, selam sana…”

 Muammer Yılmaz

Bu yazıyı oylayın
Oyların. [Toplamı: 4 Ortalaması: 4]

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir