Ağlatan HikayelerGökhan KarakeleşMacera Hikayeleri

“Savaştan Sonra” Hikayesi 1. Bölüm

“Savaştan Sonra” Hikayesi 1. Bölüm

Çocuk gözlerini açtığında yeni bir dünya gözlerinin üzerine serilmişti. Aslında o kadar da küçük değildi. Neredeyse on beş yaşına yeni girmişti. Sadece şuan kendini o kadar küçük hissediyordu ki dizlerini kollarının arasına almış tamamen yıkılmış bir evin içinde kalan son duvara yaslanmış kafasını da dizlerinin arasına saklamıştı. Gökyüzünden kafasına düşen kar taneleri erimeden beyaz bir örtü gibi kahverengi saçlarını kaplıyordu. Çoğunlukla yıkılmış evinde çocuktan bir farkı yoktu. Yerlerde yarı yanmış aile fotoğraflarının üzerini beyaz kar taneleri kaplamıştı. Çoğu eşya tamamen yok olmuştu, tıpkı insanlığın çoğunluğu gibi…

Çocuk yavaşça mavi gözlerini açtı. Gözlerinin içi öyle buğulanmıştı ki küçük damlalar hiç zorlanmadan beyaz elmacık yanaklardan aşağı süzüldü. Ardından birkaç kez hıçkırık sesleri duyuldu. İnce olmasına rağmen çok güçlü çıkıyordu. Harap olmuş bir evin içinde harap olmuş bir beden öylece hareket etmeden duruyordu. Etraftan tek ses bile gelmiyordu. Artık çocuğunda ses çıkaracak hali yoktu. Hemen önünde yatan kırk yaşlarında ki genç görünen adamın da yüzü bembeyazdı. Göğsünden akan kanların üzerini beyaz buz tabaka kaplamıştı. Bedeni neredeyse buzlanmıştı. Fakat yüzünde ki anlamsız gülümseme direk önünde ki çocuğa bakıyordu. Çocuğun gözleri adamla kesiştikçe boğazını tıkayan hıçkırıklar giderek artıyordu. Fakat çocuğunda adamdan eksik kalır yanı yoktu. Belki göğsünden kanlar akmıyordu ama yüzü bembeyaz olmuştu. Neredeyse üzerinde biriken kar taneleriyle aynı renkte görünüyordu. Yıkılmış bir dünya da doğmak çok acı olmalıydı. Savaş bir anda bütün dünyayı kaplamıştı. Amerika, Rusya, K. Kore, Hindistan derken bir anda bütün dünya silahlanmaya, kendi arasında örgütlenmeye başlamıştı. Küçük ülkeler savaşı engellemek için birçok kez konferanslar düzenlese de ok bir kere yaydan çıkmıştı. Modern bir savaşta amaçsızca her şey yok olmuştu.

Tahmin edilenin tersi olarak ilk Amerika düşmüştü. Almanya ve Macaristan Rusya’yı desteklerken İngiltere ve Amerika Hindistan’ın arkasında olmuştu. Bir anda bütün dünya silahlarını birbirine doğrultmuştu ve kıyamet kopmuştu. Savaşın tam ortasın da kalan Türkiye savaşa katılmasa bile savaştan en çok nasibini alan devletlerden biri oldu. Dünyayı harap eden bombalar, silahlar ve insanlar bir kez daha kendini gösterdi. Çoğu ülke tek bir politika izlemeye başlamıştı; Milliyetçilik…

Bütün ülkelerin tek amacı dünyaya kendi soyunu yaymaktı. Herkes kendi ülkesinin kazanması için silahlanma yarışında ülkelerine destek veriyordu. Bütün dünyada sadece kendi ırklarına yer verilmesi, kendi dillerinin konuşulup kendi kültürlerinin kullanılması gerekçesiyle büyük bir savaşa girmeye hazırdı. Kimse ölümü düşünmüyordu. Kimse savaşı düşünmüyordu. Kendine o kadar çok güvenen ülkeler birer birer yok oldu. Tek yok olan ülkeler değildi. İnsanların neredeyse yüzde sekseni yok oldu. Fakat artık yaşanacak bir yeri olmayan insanların yiyecek ve içecekleri de kalmıyordu. Dünya içindeki bakterileri öldürememişti. Bu yüzden kendisi ölmüştü. Hiç beklenmedik bir şekilde bütün dünyayı hiç bitmeyen bir soğuk kapladı. Artık dünyanın her yerinde tek bir mevsim yaşanıyordu.

Aradan birkaç yüzyıl geçmesiyle ırk, millet ve ülkenin kalmadığı dünyada doğan bu çocuk yıllarca babası ile kaçmayı başarmıştı. Yıllarca evinden geriye kalan bir yıkıntının içinde büyümüştü. Yıllarca babası ile birlikte savaşlardan kaçıp bütün dünyayı gezmişlerdi. Yada çocuk öyle düşünüyordu. Çünkü dünyanın ne kadar büyük olduğunu bile bilmiyordu. Artık çocukların okuyacağı bir okul yoktu. Daha doğrusu okuma yazma bilen insanların sayısı bile çok azdı. Bütün insanların tek bir amacı vardı ; Yaşamak…

Çocuk yavaşça kalkıp adamın elinde ki küçük kağıdı aldı. Üzerinde çok kötü çizilmesine rağmen çok büyük önem taşıyan bir resim vardı. O kadar eskiydi ki üzerinde ki yeşil ve sarı çizgiler yok olmak üzereydi. Çocuk kağıdı eline aldığı anda gözünden birkaç yaş damla daha düştü. Resimde büyük bir adamla küçük bir çocuk el ele tutuşmuştu ve etrafında ki her yer yeşil ve sarı renge boyanmıştı. Bu çocuğun ufaklıktandır hayaliydi. Her zaman babasının anlattığı yeşil ormanlarla büyümüştü. Doğrusu babası da orman görmemişti fakat ona da zamanın da babası anlatmıştı. Bu yüzden adamda zorlanmadan çocuğa yeşil ormanları, uçuşan kuşları, yeşil ve sarı çimenleri, sıcak kumları anlatabiliyordu. Tabi bunların hepsi bir hayaldi. Sonu hiç gelmeyen hayallerdi.

Çocuk biraz kekeleyerek kağıdın üzerinde ki yazıyı okudu. Okumasını neredeyse çok yeni öğrenmişti. Babası okumasını ve yazmasını biliyordu. Böylelikle oğluna da öğretmişti. Fakat çocuk daha yeni yeni öğrenmeye başladığı için çokta iyi okuyamıyordu.

” Ço-cu-ğu-mun ilk res-mi. Se-ni çok sevi-yorum, bi-ricik oğ-lum. “

Çocuğun gözlerinden düşen yaşlar kağıdı ıslatmaya başladı. Kağıdın üzerinde yazan ” Atakan ve Aykan, sonsuza dek birlikte ” yazısını okudukça boğazından zorla çıkan hıçkırıkları artıyordu. Bedeni uyuşuyordu. Artık kalbi atmıyordu. Daha doğrusu atmak istemiyordu. Böyle bir dünya da yaşamanın amacı yoktu.

Çocuk dizlerinin arasına soktuğu kafasını bir kez daha kaldırıp karşısında ki adama baktı. Adamın gülen yüzüyle donuk gözleri hala üzerindeydi. Savaştan kaçarken savaş onları bulmuştu. Sadece ufak bir parça et için babası ölmüştü. Bunun ıstırabıyla yanan çocuk durmadan ağlayıp kaderine lanetler okuyordu. Fakat her şeye rağmen hayat devam ediyordu. Kalan birkaç milyon insandan birisi daha ölmüştü. Yine de insanlıktan umut kesilmemişti. Hala bir yolu olabilirdi. İnsanlığın boynuna takılan ip koparılabilirdi.

Çocuğun mavi gözleri bir an sertleşti. Bir anda oturduğu duvar dibinden ayağa fırlayıp ölen babasının yanına gitti. Mavi gözlerinden hala yaşlar dökülüyordu fakat artık hıçkırmıyordu. Sığınacak hiç kimsesi olmadığından bir anda kocaman bir adam olmuştu. Çaresizlikten bir çocuk daha büyümüştü.

Çocuk yavaş bir şekilde adamın üzerinde ki kalın kabanı çıkarıp kendi montunun üzerine attı. Üzerine biraz büyük gelmişti ama şuan için biraz daha ısınmıştı. Çocuk kabanı giyindiği anda içindeki pişmanlığı örtmek için gözlerini kapattı. Yine de gözlerinden ufak ufak yaşlar süzülüyordu.

Çocuk hızlıca duvara dayanmış tüfeği alıp hızlı adımlarla yıkılmış evden çıktı. Yeri örten kar neredeyse beline kadar geliyordu fakat şuan yerde birikmiş karı önemsemiyordu.

Çocuk son bir kez daha arkasına bakıp derince ahh!! çekti.

” Üzgünüm baba, beni affet… İkimizin yerine de güneşi bulacağım… “

Gökhan Karakeleş

  1. Bölümü Okumak İçin TIKLAYINIZ
  2. Bölümü Okumak İçin TIKLAYINIZ
  3. Bölümü Okumak İçin TIKLAYINIZ
Yazı Puanı
Bu yazıyı oylayın
Oyların. [Toplamı: 3 Ortalaması: 5]
Etiketler

Gülten AJDER

Kitap okumayı seven insanlar daha zeki ve daha başarılı olurlar. Bende bu yüzden kitap okumayı sevdirmek istedim bu site ile. Gizli kalmış bütün bilgilerin kitaplarda saklı olduğuna inandığımdan, kültür seviyemizi yükseltmek, bilgi hazinemizi daha da zenginleştirmek, gizli yeteneklerin ortaya çıkmasına destek olabilmek için, okusun yazsın benim ülkemin insanları diye bir işin ucundan tutmak isteyen birisiyim.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı