Kahramanlık HikayeleriKıymetli Yazarlarımızdan Seçmeler

“İbiş Dayı” Hikayesi

“İbiş Dayı” Hikayesi

Hikaye Oku; Köyün en yaşlı, en görgülü ihtiyarı idi. Fakat muhtarı değildi. Tosun’un sıcak, kesik sözlerini dinledikten sonra dedi ki:

— “Oğlum, sende iki yanık gönül var. Biri nişanlı, öteki Osmanlı. Birbiriyle savaşıyorlar. Bu gözü ateşli babayiğitleri aralayıp barıştırmak kolay bir iş değil.”   

  Tosun içini çekerek nemli bir sesle:

— “ İbiş Dayı, ben sana danışıyorum, göstereceğin yola gideceğim.”    

İbiş Dayı başını eğerek düşündü, uzun bir murakabeden sonra:

— “Tosun, senin yüreğinde de gönlündeki kadar yiğitlik var mı?”

— Var babacığım,

— Öyle ise sen Osmanlısın, nişanlı olan gönlünü sustur.   

Tosun, bu sözü dindarane bir tevekkülle dinledikten sonra ayağa kalktı, İbiş Dayının elini öptü:

— “Gösterdiğin yol Allah yoludur, gideceğim, dedi ve tüfengini omuzlayarak yürüdü.    

Gönüllüleri yollamak için yolbaşına toplanan irili ufaklı erkek ve kadınlar arasında, karalara burunmuş bir genç kız, mendilini yüzüne tutmuş, gizli gizli ağlıyordu. Bu, Tosun’un nişanlısı idi. Düğünlerine üç gün kalmış iken gönlünün kahramanı, umudunun sultanı olan Tosun, düşman ayağı altında kalan sevgili vatanı kurtarmaya gidiyordu. Ve gitmese, kendisi gönderecekti. Lakin yine ağlıyordu, sinesindeki muhabbet denizinden coşan bu kızgın dalgaları durdurmaya takati yoktu. Tosun’a  “ağlamayacağım”diye söz vermiş iken, kendini tutamayarak gözyaşlarına ram olmuştu. Acaba bu ağlayış, vatana karşı bir nankörlük, bir günah mı idi?

Tosun son veda ederken, “Halime, beni kime ısmarlıyorsun?” diye fısıldadı. Tosun “Allaha” dedi.    

İbiş Dayı gözlerini siliyordu. Bu sözleri işitmişti.    

Üç ay geçti. Harp hala devam ediyordu. Tosun’dan ilk ay alınan mektubun gerisi gelmedi. Köylülerde karanlık bir şüphe uyanmıştı. Lakin Halime’de sarsılmaz bir itimat vardı. Gönlündeki umut güneşi sönmüyordu. 

Bir gün babası, utangaç bir cehre ile “Tosun’dan salık alamıyoruz” dedi.

Halime:

— “Onun yüzü düşmana karşıdır. Vatanı kurtarmadıkça bizi hatırlayamaz” dedi. Babası, mırıldanırcasına, bir sesle:

— “Kızım, Tosun’un geleceğine umudum yok. Bereketsiz seneler beni ağır bir borç altına soktu. Muhtarın oğlu Memiş, elli altın ağırlık veriyor. Seni ona nikâh edeceğim, dedi. Halime yıldırımla vurulmuş gibi ince bir inilti çıkardı, baygın yere serildi.   

Halime coşkun derede hayalini görünce titredi. Bir saniye sonra gölgesinin yerinde kendisi bulunacaktı. Umudu bir hayal, iğnesinin nakışlarıyla bezemeye çalıştığı muhabbet yuvası bir rüya olacaktı. Başka türlü ne yapabilirdi? Tosun’a ihanet etmektense ölmesi daha hayırlı değil mi idi? Babası, borçtan kurtulmak için kendisini feda ediyordu, babasını severdi. Fakat iptida gönül, sonra söz verdiği bir yiğide hıyanet etmek kendisinden beklenmemeli idi. Vatanın namusunu kurtarmaya giden o kahramanın namusuna, aşkına, hayatına göz dikmek bir alçaklıktı. Bu lekeyi şahadetiyle temizliyecekti. O gaziye layık bir  “şehide” olacaktı. Gazilerin “şehide”lerle birleştiği ruhani âlemde kim bilir belki şimdi kendisi gibi bir şehit olan sevgilisine kavuşmak için ayağa kalktı. Göğe bakarak:

— Ulu Tanrı, bu biçareyi affet! dedi.  

Hemen dereye atılacaktı. Bir el omuzundan tutarak geriye çekti. Bu el, ibiş Dayı’nın buruşuk, fakat kuvvetli pençesi idi.   

İbiş Dayı, gizlice, tarlasını, öküzlerini sattı, elli altınlık bir çıkı yaptı, kasabaya giderek, Tosun’un dilinden yazdırdığı mektupla beraber, Halime’nin babasına gönderdi. Bütün köy birbirine karıştı. Tosun’un bu büyük hediyesi dillerde destan oldu. Memiş geriye çekilmiş, Halime ile babası barışmış idi.  

 Bir sabah Halime, bir ağaç altında nakış işlerken İbiş Dayıya: “Artık dereye gitmeyeceğim” dedi. İbiş Dayı: “ Tosun giderken seni Allah’a ısmarlamıştı; Tanrı her ikinizi de esirgeyecektir.” cevabını verdi.  

Köy halkı muzaffer ve şanlı gönüllüleri karşılamaya çıkmıştı. Tosun önde yürüyordu. Göğsünde sarı ve beyaz nişanlar vardı. Halime’yi yine kara elbiseler içinde görünce şaşırdı. Bu hale bütün köylüler de şaşmıştı.    

Halime, Tosun’un kulağına:

— “Dün sabah ibiş Dayı ahirete gitti. Saâdetimizi ona borçluyuz. Haydi, mezarına gidelim” diye mırıldandı. “İbiş dayı hakikaten ölmüştü. Fakat hürmetli hatırası kadırdân gönüllerde daima yaşayacaktır.

Ziya Gökalp

Yazı Puanı
Bu yazıyı oylayın
Oyların. [Toplamı: 1 Ortalaması: 1]

Etiketler

Gülten AJDER

Kitap okumayı seven insanlar daha zeki ve daha başarılı olurlar. Bende bu yüzden kitap okumayı sevdirmek istedim bu site ile. Gizli kalmış bütün bilgilerin kitaplarda saklı olduğuna inandığımdan, kültür seviyemizi yükseltmek, bilgi hazinemizi daha da zenginleştirmek, gizli yeteneklerin ortaya çıkmasına destek olabilmek için, okusun yazsın benim ülkemin insanları diye bir işin ucundan tutmak isteyen birisiyim.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı