Skip to main content

Büyük Misafir

Büyük Misafir

Sıcağın en şiddetli, en hararetli olduğu öğle saatleri idi. Öğle sıcağı arttıkça artmış insanın beynini fokurdatıp hararetleri zirveye çıkarmıştı.
Kendi kendine söyleniyordu. ‘tam zamanını buldun dışarı çıkacak. Bu sıcak vakitte çarşıya mı gelinir? Kaç defa söyledim büyük misafir gelmeden hazırlığını yap diye. Sallandın sallandın, misafir geldi kapına çattı. Misafiri ağırlamak için şimdi susuzluktan dudağın çatlamış, dilin pörsürmüş, bir karış sallanır vaziyette çarşıyı gez bakalım. Bu sana müstahaktır. Böyle daha nice sözlerle kendine kızıyor. Misafire hazırlığa geç kaldığı için hayıflanıyordu.

Bu çektiği eziyete rağmen misafir için yapılan hazırlıklardaki çekilen sıkıntılardan, zevk ve tadına doyulmaz bir lezzet alıyordu. Bu misafir için her şeye katlanılınır. Çünkü misafirin, onun kalbinde müstesna bir yeri vardı. Bu misafir kimdi ki böylesine önemli ve değerli? Tüm sıkıntılar, ıstırap huzura dönüşüyor. Bu misafirin kim olduğunu ileride öğrenebiliriz.

Böyle can sıkıcı sıcak havada dışarda olmanın kızgınlığı, fakat güzel bir iş yapmanın sevincini yaşamak arasında bir haldeyken Mehmet Efendinin baharat dükkânının önünde buldu kendini. Ne zamandan beri gelmemişti buraya. O çeşit çeşit baharatların kokusu burnunun direğini kırıyordu. Susuz olduğu kadar açtı da. Açlık kokulara karşı, bilhassa yemek kokularına karşı daha duyarlı yapar insanı.

Eee, hürmetli misafiri var. Tabi ki bu misafiri şanına layıkıyla ağırlamak gerekir. Yemekler, çorbalar, tatlılar yapılacak. Misafirin onuruna büyük sofralar kurulacak, eş-dost ve akrabalar çağrılacak ve hep birlikte yenilip içilecek.

Attar Mehmet efendinin sevecen ve sıcak sesi o güzel hayal sislerini bir anda dağıttı.

– Ooo! Hoş geldin. Şerefler verdiniz. Ne zamanlardır neredeydiniz a dostum? Özlettiniz kendinizi. Gel gel bir sarılayım bir hasret giderelim şöylece.

Bu samimi karşılamayla dükkâna girer. Mehmet Efendi;

– Hangi rüzgâr attı? Bu sürpriz ziyareti neye borçluyuz? Geldin de ne iyi ettin gönlümüzü sürur eyledin. Sahi ne sebeple çıktınız bu sıcakta? Sizin hiç âdetiniz değildi böyle sıcak havada çarşıya çıkıp alışveriş yapmak. Maşallah nerdeyse çarşıyı satın almışsınız.

Baya uzun zamandan beri görmediği arkadaşının görme sevinci, biraz onun âdeti dışında alışverişe çıkmasının hayretiyle soruları peş peşe sıraladı.

– Hiç sorma azizim. Hanemize, yuvamıza büyük ve ihtiramlı bir misafir geldi de onu hoşça ağırlamak için.

– İyi ama, kendini baya harap etmişsiniz. Sıcaktan bitap düşmüşsünüz. İçinizin yangınlığı yüzünüze aksetmiş. Ben size soğuk bir şeyler söyleyeyim. Buz gibi bir ayran ısmarlayayım da biraz hararetiniz gitsin.

O bitkin halinden beklenmedik bir çevik hareketle ellerini hayır dercesine kaldırıp ‘Teşekkür ederim bir şey içmeyeceğim’ dedi.

Onun bu ani çıkışına bir anlam vermeyen hatta şaşıran Mehmet Efendi:

– Ne misafiriymiş bu? Sizi böyle aç, susuz bırakıyor. Kim ki bu misafir onun uğruna böyle eziyetler çekiyorsunuz? Adı, şanı neymiş bu misafirin?

– Bu misafir öyle bildiğimiz misafirlerden değil. Senede bir kere gelir gönüllerimizi, evlerimizi, sokakalarımızı bir ay şenlendirir. Herkese aynı zamanda gelir ve gider. Sahi size gelmedi mi?

Mehmet Efendi hayreti bir kat daha da artarak şaşkın şaşkın arkadaşına bakıp titrek sesle, ‘ne ne herkese mi uğruyor. Bana uğramadı. Kim bu?’ der.

– Bu büyük ve merhametli misafir Ramazan A…

Daha sözlerini tamamlayamadan Mehmet Efendi sözünü keser. ‘Tamam tamam’ der. Başını eğer. Mahcup, Ramazandan bi haber olmanın utancıyla söyleyecek hiçbir şey bulamayarak başı önde eğik öyle uzun zaman kalakaldı.

Mesut AKDAĞ

Yazı Puanı
Bu yazıyı oylayın
Oyların. [Toplamı: 7 Ortalaması: 3]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir