Skip to main content

Şeytanın Rüyası

Şeytanın Rüyası

İşten yeni çıktım. Şuan tek isteğim derin bir uykuya dalmak. Yoğun trafik sayesinde direksiyonda uyuya kalmışım. Arkadan yükselen korna sesleri ile kendime geldim. Sonunda güzel evime varabilmiştim. Bütün gün şirkette verileri hesaplamaktan artık başım dönüyordu. Sanırım çak fazla yoruluyorum.
Artık rahat bir uyku çekmek için yatağıma uzandım. O kadar yorgundum ki üstümü çıkarma gereği bile duymadım.
Son zamanlarda ki yorgunluğumdan olacak bu gece kötü bir kabus görmüştüm. Maskeli bir adam komşumuz Deli Osman’ı odasında bıçak darbeleriyle defalarca bıçaklayıp yatağında boğazını kesiyordu. Tam evden çıkarken aynaya bakıyordu ki uyanmıştım.
Son zamanlarda aramızda park sorunları olmuştu. Benim arabamın camını kırmıştı. Böyle şeyleri her zaman yapardı. Bu yüzden Deli Osman lakabını almıştı.
Sabah çok zor uyanmıştım. Çalan zil beynime balyoz etkisi yapıyordu.
Üstümü giydikten sonra uykumun açılması için bir kahve yapmıştım. Rüyamı yeni yeni hatırlıyordum. Ama pek kurcalamadım. Çünkü bu nusübet olalı aylar geçmişti. Zaten Osman’la oturup anlaşmıştık. İnsanlar her zaman kabus görebilir.
Evden çıkmıştım. Arabama bineceğim sırada bir çığlık duymuştum. Atılan çığlık kulağımı tırmalamıştı. Bu Osman’ın evinden geliyordu. Arabanın kapısını kapatıp o yöne doğru yürüdüm. Çığlıklar şimdi feryada dönüşmüştü. Osman’ın karısı evinin önünde “yardım edin” diye bağırıyordu. Koşmaya başlamıştım. Telaşlı bir şekilde ” Ne oldu Hatice” deyince ağlayarak kapıyı işaret edip sadece “Osman” diyebilmişti. Odaya girdiğimde Osman boğazı kesilmiş bir vaziyette yatağında yatıyordu.
Polis olay yerine gelmişti. Bütün odaları aramalarına rağmen ayak izi bile bulamamışlardı. Osman’ın cesedini ise incelemek için götürmüşlerdi. Beni de sorguya almışlardı. Suçsuz olduğumu anlayınca tekrar serbest bırakmışlardı.
Oradan şirkete geçmiştim. Çok dalgındım. Rüyamın bir anlamı olmalıydı. Birşey katili bulmamı istiyordu.
Patron bu gün çok dalgın olduğumu görünce sebebini sormuştu. Komşumuzun ölümünü anlatınca baş sağlığı dileyip istersem izin kullanabileceğimi söylemişti. Bu adamı gerçekten çok seviyordum. Belki de işimin zor olmasına rağmen şirketinde kalmamın tek sebebiydi.
Yine akşam yorgun argın eve dönmüştüm. Nedense bu günler çok yoruluyordum. Ne kadar uyusamda yine aynı tempodaydım. Eve girince ilk işim kendimi koltuğa atmaktı. Uyumak istemiyordum. Kafamda onca soru işareti varken uyumak çok zordu. Bu eski evde zaten yanlız uyumak hep zor olmuştu. Bu ev bana dedemden kalmıştı. Bütün ailem kazada ölünce dedem ve babannem beni oğulları gibi büyütmüşlerdi. Bu evde onlardan kalmıştı. Aslında şehrin en güzel yerinde bahçeli bir ev olmasına rağmen çok eskiydi. Ama onlardan kalan tek mirası bozamazdım.
Gece düşüncelere dalarken uyumuşum. Sabah güneşin yoğun ışıkları yüzüme vurması sebebiyle uyanmıştım. Uyku sersemiyle fark etmesem de odamda yatağımda uyanmıştım. Oysaki dün gece koltukta uyanmıştım. Yada uyku sersemiyle yatağıma gitmiştim.
Her sabah olduğu gibi bir kahve yaptım. Birkaç yudum aldıktan sonra gece gördüğüm rüya beynime şimşek gibi çakmıştı. “Patronumun yatak odasında biri vardı. Onun bedeninden odayı göremiyordum. Çekilince patronum odasında kendini asmış bir vaziyetteydi. Odanın ortasında sallanıyordu. Sonra adam ellerini yıkamak için banyoya gitmişti. Aynaya bakacakken uyanmıştım.”
Hemen arabama binip şirkete gitmiştim. Şirkette herşey yolundaydı. İlk işim “patron nerede?” demek olmuştu. Patron daha gelmemişti. Oğlu da yoktu bugün. Kendi odama geçmiştim. Rüya aklımdan çıkmıyordu. Patron ölmüşmüydü yoksa. Ama ölmüş olsa haberini alırdık. Osman’nın ölümünden herkes Hatice’yi sorumlu tutuyordu. İki gün sonra zengin bir aileden gelen Ekrem’le evlenmesi polislerin bile dikkatini çekmişti. Hatice ‘nin yeminler savurması sadece yalanlardan ibaret olduğunu düşünüyorduk.
Az önce şirkete polisler girdi. Birkaç kişinin ismini okuyup alıyorlardı. Bunlar çoğunlukla patronla anlaşamayan kişilerdi. Bende polislerin yanına koşup bir sorun olup olmadığını sordum. Dün gece patron evinde ölü bulunmuş. İntihar gibi gözükse de cinayetten şüpheleniyorlarmış.
Patronun oğlu alınan kişilere tehtitler savuruyordu. Göz yaşları eşliğinde suçlamalarda bulunuyordu.
Patronun ölümü üzerine herkese bir hafta izin vermişlerdi. İşten erken çıkmıştık. Ama ben halen şaşkındım. Polisler fazla bilgi vermiyorlardı. Yalnız cinayet olma ihtimalinin olmadığını düşünüyorlardı.
Eve vardığımda akşam olmuştu. Bütün gün cenaze işlerine yardım etmiştim. Ama anlayamıyordum. Bunlar nasıl oluyor. Yada bu Tanrının bir oyunu. Ölen kişileri önceden görmem çok garipti.
İşler garipleşmeye başlamıştı. Birkaç komşumuz da gördüğüm rüyalar üzerine ikinci gün evlerinde cesetleri bulunmuştu. Bir çoğu işkence ile öldürülmüştü. Evden çıkmıyordum. Artık çaresizlikten evi arıyordum. Bu eski evde birşeyler bulma ihtimalim olabilirdi. Belki bir lanet belki bir büyü vardı.
Dedemin odasında gezerken ayağımı koyduğum bir tahta diğer tahtalardan farklı bir ses çıkarıyordu. Sanki altı boş boş gibiydi. Bir kaç tıklatmadan sonra çekiçle tahtayı kırmıştım. Altından çok eski bir anahtar çıkmıştı. Üzerine şeytan motifleri işlenmişti ve bir de eski bir harita. Harita da dağda bir yer işaretlenmişti. Fazla uzakta değildi ama oraya varmam akşamı bulurdu.
Daha fazla ölüm görmeden yola çıkmıştım. Hava kararmadan oraya yakın bir yere varmıştım. Artık arabadan inip etrafı incelemeye başlamıştım. Akşam olduğu için ormanı fener aracılığıyla geziyordum. Ormanın kurumuş ağaçları gece korkulu yaratıklara benziyordu. Hayvan sesleri gece ile aynı korkunçluğa sahipti.
Yoğun aramama karşılık bir kulube bulmuştum. Çoğu tahtası çürümekten ufalanmıştı. Elimdeki anahtarı kapının deliğine yerleştirdim. Kapı büyük bir sesle gıcırdıyarak açılmıştı. İçerisi boştu. Her yer tozdan görünmüyordu. Tozu biraz silmeyi başarınca bodrum kapağı gibi birşey bulmuştum. Bir kaç darbeyle kapağı kırmıştım. Aşşağıya merdivenler uzuyordu. Fenerimin ışığıyla bile sonunu göremiyordum.
Merdivenlerden dikkatli bir şekilde aşşağı inmeye başladım. Yolun sonuna vardığımda gördüklerim beni hayrete düşürmüştü.
Burası kocaman bir odaydı. Yer altına sanki bin kişilik yer yapmışlardı. Yerlere çizilmiş sıradışı çizimler beni korkutmaya yetmişti. Az ileride çizilmiş bir çember vardı. Ve ortasında ise uzun ve düz bir taş vardı. Sanki musalla taşına benziyordu. Taşın üzerinde fotoğraf albümü bulunuyordu.
Kitabı elime almıştım. İçerisinde siyah çarşaf giyinmiş insanlar vardı. Bu fotoğraflar çok eskiydi. Bazı fotoğraflarda ayine benzer şeyler yapıyorlardı. Ama son fotoğrafta ki kişiler annem ve babama çok benziyorlardı. Ve taşın üzerinde de bir bebek yatıyordu.
Fotoğrafın arkasında bazı yazılar yazıyordu. Bu dedemdi, bana yazmıştı. Sanki bu anı önceden biliyormuş gibi. “Oğlum, seni yıllarca ben büyüttüm. Annen, baban ve ben Mecusi dinine mehsuptuk. Yani ateşe tapar, şeytana tapardık. Geleneksel olarak ilk doğan çocuk şeytana kurban edilir. Seni kurban etmek için taşa yatırdık. Mecusi rahibi eşliğinde duaları tekrarlamaya başladık. Yalnız birşeyler ters gitti. Şeytan orada annenin ve babanın canını aldı. Senin yaşamanı istiyordu. Şeytan güçlenmeye başladığında senin bedeninden ayrılacaktı. Sen bunun için büyüdün.”
Bu olamazdı. Yani şeytan içimde miydi? Bunların hepsini ben mi yapmıştım? Çemberin etrafındaki mumlar birden yanmaya başlamıştı. Kocaman oda beşik gibi sallanmaya başlamıştı. Her yandan hiç duymadığım bir dilde sesler yükseliyordu. O an karnımda bir ağrı hissettim. Sanki karnım yarılıyordu. Karnım iyice şişmişti. Sanırım içimdeki şeytan dışarı çıkıyordu.

Gökhan Karakeleş

Bu yazıyı oylayın
Oyların. [Toplamı: 55 Ortalaması: 3.9]

Şeytanın Rüyası” hakkında 4 yorum

  1. Sonu disinda cok guzeldi. Sonu aceleye getirilmis. Asil o kisimdan itibaren bizi korkutacak kisim anlatilabilirdi. Birde aynaya bakarken uyandim detayi sonucsuz kalmis son cinayette aynada kendisini gormesi uzerine arastirmaya baslamasi anlatim butunlugunu saglayabilrdi.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir