Sizden Gelenler

Çok Güzel Bir Hikaye; “KARMAŞA”

Çok Güzel Bir Hikaye

Çok Güzel Bir Hikaye; “KARMAŞA”

Hikaye Okuma, Çok Güzel Bir Hikaye; Tam olarak ne diyeceğini bilemedi. Bakışındaki sonu göremiyor bir buğu gözlerine kalın bir mil çekmişti. Aslında yaşadığı herşeyden bahseder gibi olmak istiyor fakat tam olarak bahsedemiyordu. Yarım yamalak akına gelen fikirleri yokladı. Belli ki kalbi ve aklı arasında bocalıyordu.. Artık kalbi her neyin esiriyse aklındaki fikirleri de onun esiriydi. Hikaye Okuma

Karmaşının içinde kalmış bir kalp yığını ve fikirler bulamacından temizlenmek istedi. Yeni birşeyler yapma isteği yavaş yavaş içine doğdu. Kaldığı dört gözlü evin uzun ve dar balkonuna çıktı. Evin içinde bir başına kendine yakın duvarı görmektense dışarda geniş ve genişleyen şeyler görmek istedi. Bu genişlik isteğini ancak genişleyen bir evren yanıtlardı. O da gökyüzüne gözünü çevirdi. Yıldızların kimi sönük kimisiyse olabildiğince canlı parıltılar veriyordu. Hayranlıkla yıldızları izledi. Bir süre sonraysa boynu yoruldu. Eliye uzun boynunu sıvazladı, sonraysa tekrar bir hamleyle başını göğe çevirdi. Bu sefer farklı ayrıntıları keşfediyordu. Bazı cisimler inci gibi parlarken bunların yıldız olamayacağını olsa olsa bir gezegen yahut bir uydu olabileceğini varsaydı. Bunca karmaşanın içerisinde bu gezegenlerin ve yıldızların gökyüzünde asılı kalmalarının bir anlamı olmalıydı onun için. Bunlar nasıl bir düzen içinde hareket ediyorlardı? Belki de buradan hikmetli bir cevap çıkaracaktı. Tüm bunlar boşa yaratılmadı diye geçirdi içinden. Çok geçmedi bu sefer gözleri yoruldu fakat zihni açılmıştı. Buğulanan gözleri yıldızların keskin parıltılarıyla açıldı. Ağzındaysa tiksinti verici bir koku ve çekilmez bir ekşilik tadı vardı. Dün bir paket sigarayı devirmişti. Bugünse onu bırakmayı kararlaştırdı. Arzuları da sevip ve terketmek üzerine kuruluydu. Aslında vücudundaki sinirleri dahi ya hep ya hiç kuralıyla çalıştığının farkında değildi fakat sinir sistemiyle paralel cevaplar veriyordu. Bu arzuları özleyiş ve yaşayıp terk ediş ardındaki kararlar onu yıpratıyordu. Peki ya evren bunca patlamalar ve büzülmere karşı nasıl oluyorsa bir düzen içinde hareket ediyordu. Gökteki Merih yada Zühreye baktı. Bunlardan bir cevap almak isterken diğer yandan kainatın dilini öğrenmek istiyordu. Yeni sorular karşısında uzun bir menzilin olduğunu çok geçmeden kavradı. Evin balkonundan içeri geçti. Yüreğinde acziyet ve kurbiyet duyguları taşmaya başladı. Bir süre yalnız ibadet etmek istedi. Kendini yalnız hisseder gibiydi fakat tam da öyle değildi. Evin ücra köşesinde karanlıkta dalmışken ansızın evin zili çaldı. Kapıdaki eski dostunu görünce şaşırdı ve içeriye buyur etti. Dostu isteğini reddedip: Hikaye Okuma

“Olmaz hadi dışarı çıkalım biraz gezelim” dedi.

Dostunun gelmesine şaşıran adam bu isteğiyle karşılaşınca daha fazla direnemedi ve isteğini kabul etti. Koşar adımlarla dışarı çıktılar. Güzel yeni kırmızı arabaya binip rastgele bir yol seçtiler. Adamın dostu biraz halinden bahsettikten sonra meraklı bir edayla:

“Sen ne yapıyorsun, halin keyfin nasıl?” dedi.

Adam bu soru karşısında biraz bekledi. Aradan biraz zaman geçince tek kelime ederek:

“İyilik,” dedi.

Halbuki yalnızlık endişesi ve anlaşılmamaktan korkar bir hal içindeydi. Bu yalnızlıktan kurtulabilmek için bir şeyler yapmıştı fakat daha yeni tanıştığı bayanın ona kendisini iyice tanıtabilme fırsatı verememişti. Kızın ayrılık üzerine son sözlerini bir başkasının ağzından işitmişti.. Aslında kızın adam hakkındaki son sözleri bir başka ağızdan duyulması adamın kıza olan uzaklığının bir nişanesiydi. Belki de kendine olan güvenemeyişin dış dünyalar arasına çektiği bir setti. Adam bir şekilde kendince cevaplar buluyordu fakat hatıraların yanında getirdiği his bulutcukları yüreğine toplanmış ve dışardan gelen karşı durulmaz bir rüzgarla bir yön tutuyorlardı. Çok geçmedi adamın dostu:

“Seni düşünceli gördüm” dedi. Adam dostunun yanında halini saklayamarak: Hikaye Okuma

“Evlenmek için ailemle bir kız görmeye gittik, başta iyi anlaşıp ısındık ve bir kaç gün sonraysa anlaştık fakat ardından kız evlenmekten vazgeçti.” Dedi. Dostu duyduklarıma bir an sevinip neşesi yerine gelecekken duyduğu son kelimeler onu da sarsmıştı biraz kısık bir ses tonuyla:

“Peki, kız neden vazgeçti.” Dedi. Adam bu soruya yine tek kelimelik bir cevap vererek:

“Bilmiyorum.” Dedi. Bu arada arabada yolculuk son bulmuş ve adam arabadan inerek biraz buruk bir sevinç içinde geldiği yere sevindi. Burası daha önce kendisinin ziyaret ettiği kentin ücra köşesinde kalmış bir park yeriydi. Parkta ilk göze çarpan terkedilmişlik kokan banklar ve iki salıncaktı. Adam o salıncakalara hiç yabancı değildi. Çoğu geceler bu parka gelip gökyüzünü seyrederdi. Bir şekilde anlam veremediği şeylere gökyüzünde cevap arardı. Adamın dostu:

“Sanırım burayı hatırladın değil mi?” Dedi gülerek.

Adam:

“Evet, bilhassa Hülyalı geceleri” dedi. Bu sefer ikisinde gülmeye başladı ve biraz yürüyerek bir banka oturdular. Adam biraz kendine gelip gözleri açılır gibiyken içerisindeki cevapsız soruları aydınlatacak birisini de bulmuşken hicranla soruverdi:

“Hâlâ anlayamadığın, gözümün önünden bir türlü gitmeyen o kızın ağzından dökülen o kelimeler.”Dedi.

Dostu:

“Neydi ki onlar dedi.”

Adam:

“Razı değilim, razı değilim “sözleri dedi.

dost:

“Peki kız niye razı değil,” dedi.

Adam:

“çalışacağım işten dolayı” dedi.

Dost: Hikaye Okuma

“Çalışacağın iş ne ki? dedi.

Adam bunu söylemeye çekiniyordu fakat daha önce yaptığı hatalarını hatırladı ve üzülerek:

“Engelli kadrosunda çalışacağım,” dedi.

Adam bundan yıllar önce çok içine kapanık bir hayat yaşamıştı. Çevresine o kadar yabancılaşmıştı ki artık ailesi onu tanıyamıyordu. Geceleri ve gündüzleri ibadet, tefekkür ve kitap okuyarak geçirirdi. Bir süre çevresindekileri de ihmal etmişti. Onlarla ilgilenmesi de gerekirken kendini tarifi olunamayan bir girdap içine çekmişti. Bir ruhban kisvesine bürünmüştü. Çok bir zaman geçmedi ki adamın ailesi bu yalnızlığa son vererek onu hastaneye yatırdılar. Adam hastanedeyken hatalarını anladı fakat olan olmuştu bir kere. Adam o hastaneye yatmıştı. Belli bir zaman sonraysa adam insanlar ile iyi geçinmeyi herşeyden önemlisi bir gönüle girebilmenin ne kadar önemli olduğunu anlamış ve artık bu gönül yolunda ilk adımlarını atmaya başlamıştı. Adamın dostu başta bir şeyler söylemedi sonraysa:

“Bir engelli raporu verdilerse bunda ne var ki, ben seni gayet sağlıklı görüyorum” dedi.

Adam:

Kız da sağlıklı gördü. İşte onun için yani benim hem sağlam olup hem de engelli raporu almama razı olmadı. Bu ikircilik içinde yaşamama rıza göstermemesi… Başta iyi hissedip yaptı sonraysa kendini kötü hissedince kestirip attı..

Dostu:

“Kız hata etmiş. Başta hislerinin peşinden gitmiş sonraysa ardında duramayacağı bir yöntem izlemiş” dedi.

Adam biraz kendine gelerek:

“Haklısın,” dedi. “Ben zamanında bir kötülük yaptıysam da şimdi önüme çıkan fırsatı değerlendirmek istedim ve bir iş sahibi olmak istedim fakat kızın gururu bunu kaldıramadı.”

Dost:

“Boşver gitsin o zaman dedi.”

Adam biraz rahatlar gibi oldu. Hemen oturduğu banktan kalktı ve salıncağa bindi. Karşısında yine mehtaplı ay yoktu fakat hatırası vardı. Bir süre salıncakta yalnız sallandı. Bir yanıyla dostundan uzaklaşırken diğer yanıyla bir içselleştirme yapıyordu. Başta dostuna olayları anlatırken rahatlatmıştı fakat biraz yalnızken kendisiyle yüzleşiyordu. Bir an bu kendisinin yarattığı karşı konulamaz düşüncelerden ve dışarıdaki seslerden kurtulmak istedi. Salıncaktan yavaşça indi. Ağır adımlarla bankta oturan dostunun yanına geldi. Cebinden bir sigara çıkardı ve esen melteme karşı sigarasını yaktı. Derin bir kaç soluk aldıktan sonra ağzında birikmiş yine o tiksinti verici kokuyu ve ekşiliği tattı. Artık kendisini umarsamayarak dostuna baktı. Umarsız olduğu halde dostundan duyarlılık bekleyerek:

“Aslında ben bir akıl hastalığına tutulmuştum yada fazlasıyla duygusal davrandım” dedi.

Dostu adamın itirafı karşısında biraz heyecanlandı ve adam her zaman vicdanımızın tanığı olan o derin ses tonuyla:

“Sırf kalbimde yer etmiş şu kalp hastalıklarından dolayı. Neler yoktu ki yetmiş iki millettende daha sinsi fikirkerle sinmiş benlik çıbanının başı ve uzanan diğer kolları. Bu çıban ve kolları olmasaydı bunların hiçbiri olmayacaktı.” Dedi.

Adam konuşurken ses tonundan etkilenen ve hicranını kaldıramayan dostu:

“Boşver bunları, olan oldu bir kere” dedi.

Haklıydı da.

Adamın yaptığı içselleştirmeler tıpkı kabuk bağlayan bir yaraya tırnak atmak gibiydi. Yarayı deştikçe kendince çözümler bulacaktı. Yine de pişmandı. Gerçekten başına ne geldiyse de bu “ben olma“sevdasından gelmişti. İçine sinmiş bu sinsi hastalığın farkında olsaydı hastalığına bir derman arardı. Lakin kalp gözleri kapanınca dışarıdaki gözlerin insanlara bakış açısı değişiyor ve küstahça kararlar alıyordu. Hiç kimseyi umarsamayan, kendinden nefret eden ve etrafındakilerden kurtulmak isteyen bakışlar. Adamın bu halinden olacaktı ki ailesini ve sevdiklerini çok üzmüştü. Bir şey yemiyor, içmiyor ve kimseyle konuşmak istemiyordu. İyice içine kapanmıştı. Ailesi bu durum karşısında kahroluyor, akrabaları üzülüyordu. Adam biraz kendini toparlayarak dostuna:

“Zahiren gördüğümle batımında yaşadıklarım bir değildi. Bâtınımda yıllardır özlemini duyduğum sevgiyi bulmuştum. Bir nevi manevi susuzluğumu gideriyordum fakat bu sevginin bir bedeli olacaktı. Samimiyetin sınanacaktı. Başıma gelenlere(bela ve musibetler)dağlar gibi sarsılmadan kalmalıydım fakat kuş tüyü gibi kader fezasında bir yandan bir yana savruldum” dedi.

Adamın dostu:

“Anlaşılan sana manevi susuzluğunu giderecek güzel şeyler olmuş yada Kerim olan Hakkın armağanı tıpkı Yunus’un dediği gibi :

Bir sinek bir kartalı,

salladı vurdu yere

Yalan değil gerçektir,

ben de gördüm tozunu…

Böyle sıradışı, olağanüstü şeyler olmuş” dedi.

Adam:

“Böyle bir durum olsa bile, kendine manevi bir hal gelse bile insanın bu hali gelmesini yada gitmesini istememeli. Tam bir rıza haliyle haline şükretmeli.. Bu rıza haline düşmeyipte başka tercihlerde bulunmak bir hüsrana yada duygusal bir çöküntüye sebebi olabilir.” dedi.

Dostu:

“İşte senin duygusallığın verdiği tepkiler daha doğrusu tepki olarak gösterdiğin tepkisizlik ve içine kapanıklaşığın …şimdi anlıyorum. Bunları anladım da peki seni ailen hastaneye yatırdıklarında orada ne yaptın?” Dedi.

Adam:

“Birçok hayal kırıklığı yaşamış insan gördüm. Bende onlardan biri olarak orada kaldım. Benim hayalim hakkın rızasıydı ve bu yolda ilerlemekti fakat olmadı. Sendeledim. İnsanlarla iyi geçinemedim. Hastanedeyse o hastaları benim bir aynam gibi gördüm. Onlara her baktığımda kendi kusurlarımı gördüm. Belli bir zaman sonraysa içine kapanmaktan vazgeçtim.” Dedi.

Adam kendisinin biraz anlaşılmasına sevinmişti. En azından korkuları bir nebze dinmişti. Dostuyla arabaya bindikleri de dostu:

“Aşıkam meftun-u canan olmayan bilmez beni

Hançeri aşk ile kurban olmayan bilmez beni

Anlamaz ahvalimi her sufi meşreb müddei

Bade nuş-i bezm-i irfan olamayan bilmez beni”

Hamiyi Maraşi’nin beyitlerini okudu. Adam şaşkınlık içinde beyitleri dinlerken yaşadıklarının bir başkasında yaşayabildiğini düşündü. En azından Hamiyi Maraşi’yi biraz da olsa anladı. Aslında müminin hali ve ahvali birdir. Şaşırtıcıdır fakat birdir. Her açıdan tevhid boyasına boyanmıştır. Sözlerinde ve işlerinde tevhidin mayası yatar. Sırrında ve ruhunda onun iz düşümü görülür. Buna rağmen içimizde birçok farklılıkların olması da şaşırtıcıdır. Belki de hepimizin tevhid boyasına boyanması ihtimal dahilinde değildir. Bu da bize imtihanı doğurur fakat bizimle aynı fikirleri benimseyen ve aynı görüş açısından olanların değişmeleri… Bu adam doğrudur, dürüsttür derken en ufak bir menfaat karşısında adamın değişmesi bize elbet bir tesiri vardır. İyi yada kötü. Adamdaysa kötü bir tesir bırakacaktı. Bu görüş farklılıklarından dolayı neleri yitirmemişti ki. Hangimiz gönlümüzde yitirdiklerimizin türküsünü söylemedik ki? Adamın yaşadığı çağda anşılmama endişesinin olgusu vardı. Bu olgu adamın yarattığı yalnızlık ve içselleştirmeleri bir parça kırıyordu. Peki ya diğer parçalar? Adamın dostu:

“Bizim sözlerimiz aslında bir saadet asrının hatırlatılmasından başka ne olabilir ki? O özlemini duyduğumuz saadet vakitlerinden başka ne olabilir ki?” dedi.

Adam bu fikirler karşısında susarak kabullenişini itiraf ediyordu ve bir zaman sonra:

“Haklısın, ben güneşe daha önce renkli gözlüklerle bakıyordum fakat şimdi çıplak gözle baktığımda bakış açımda bir çok şeyin değiştiğini fark ettim” dedi.

Dostu adamın bakış açısındaki değişmesinde ki değer yargılarını merak etti. İçinden birkaç şey geçirdi. Adam:

“Çıplak gözle gördüğümüz o güneş bizim saadet vakitlerimizdi. Her ayrıntıyı yalın ve doğal bir şekilde fark edebiliyorduk. Renkli gözlükler ise her çağın kendince getirdiği süslü ve gösterişli bakış açılarıydı. Algılarımız değiştiren, bizi bizden yabancılaştıran.” dedi. Ruhumuz bir, kalbimiz bir, bir sırrımızdı belki bizi içimizdekilerden farklı kılan ama birbirimize bağlayan. Ayrılıklara yol açmayıpta kopartmayan sağlam halkalar. Bu halkaları daha da çoğaltabiliriz. Hem bireyin kendi içerisinde hem ailesinde hem toplumunda hem ülkesinde. Herbir halkanın kendine ait sorumlulukları vardır. Birey kendi halkasında ki sorumlulukları yerine getiripte başlasa belki bir görünürde bir sorun olmayacak. Belki adamdaki yabancılaşma tüm halkalardaki karmaşadır. Herşeyin içiçe geçip kördüğüme dönüşmesidir. İnsanın yerine getirmediği yada ihmal ettiği sorumluluklar… Bu çağda insan kendi cürmunun tanığıdır ve buna kayıtsız kalmak belki de kendine karşı işlenmiş bir cinayettir.”

Adam kaç kez kendini anlamadan yaptığı hataları göz önüne getirdi. İşediği suçlara karşı pişmanlık ve yakarış çözüm bulabilirdi. Bu çözülemeler içersinde dalıp gitti.

İki dost güzel kokular kokan arabada birer sigara yaktılar. Karanlığı ateş böcekleri gibi yaran sigaranın közü arabanın camlarından dışarı sızıyordu. Dışardaysa görünürde kimse yoktu. Vakit ilerlemişti. İnsanlar derin uykudalarındayken iki adam derin duygular yaşıyordu. Gecenin karanlığı ikisini de sarıyordu belli bir zaman sonraysa adamın evinin yanına geldiler. İki dost buruk bir şekilde ayrıldı.

Adam ertesi gün, sabaha yağmurla başladı. Yağmur çisil çisil yağıyordu. Bu bahar mevsiminde yeşil çayırlar üzerine biriken yağmur damlaları kristalimsi bir hal alıyordu. Ağaçların yaprakları rüzgarsız sakin yağmurda sessiz çeşit çeşit renkleriyle göze çarpıyordu. Adeta doğa bahara merhaba diyordu. Yeni çiçek açan ağaçlar gelin gibi beyaza bürünmüşlerdi. Güvercinler evlerin çatılarının saçaklarının altına sığınmış insanlarsa koşar adımlarla güvercinler gibi bir sığınak arıyorlardı. Az sonra güneş muştu yüzünü gösterecek ve yaprakların uçlarındaki su damlalarında kırılan güneş ışınları gökkuşağının o eşsiz renkleriyle adamın gönlüne aksedecekti. Bu akisler binbir çeşit insanlar arasında da olur. Gönülden gönüle akan akisler. Çoğumuzun gönül dünyasını bazı insanlar etkiler. Zaten bu etkilemelerden olacak ki bir çok seçimlerde bulunur ve tecrübeler elde ederiz. Adam da bir süre tecrübeler edinmişti. Bu tecrübeleri yüzünden derin bir yalnızlık çekiyordu. Bir gün anlamadığım insanlara değer biçer diğer günse kendine değer biçerdi. Adam için yokluktan bir değer yoktu. Onun için yokluk en büyük hazineydi. Hayatında fazlasıyla benliğe düşen birinden başka ne beklenirdi ki? Hangi insanda bir varlık eseri gördüyse bunu onlara biçmedi. Dolayısıylada onları kınamaktan da başka kurtuldu. Belki de bu bakış açısını Aziz Mahmud hazretlerinin şu beyitleri daha iyi açıklar:

Alan sensin

Veren sensin

Kılan sen

Ne verdinse odur dahi nemiz var

Beyitler bu bakış açısını iyi açıklar fakat bu anlayışa sahip olmadan önce yapılan hatlar can yakar. Bir şekilde adamın canı yanıyordu. Önündeye daha zorlu günlerin olacağı fikri kendisini kamçılıyordu.

1.

Yazan – Faruk Bey

hikaye, hikaye oku, hikaye okuma, dini hikayeler, islami hikayeler, karmaşa, Aziz Mahmut Hüdai, Yunus, Yunus Emre, Hamiyi Maraşi, beyit, engelli Raporu, 

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu