Skip to main content

PADİŞAH KIZI

PADİŞAH KIZI

guvercinBir varmış, bir yokmuş. Bir vakit bir padişah kızı varmış. Bir gün bu kız avlu içinde kilim dokurmuş. Bu sırada gökte uça uça bir güvercin gelip, kızın etrafında dolanmağa başlamış. Kızcağız bu güvercini görünce hemen parmağından yüzüğünü çıkarmış, ona atmış. Güvercin de yüzüğü ağzına alıp, gitmiş. Ertesi gün yine gelmiş. Kız bu sefer kolundan bileziğini çıkarıp atmış. Güvercin onu da alıp gitmiş. Üçüncü gün geldiğinde kız boynundan gerdanını çıkarıp atmış. Güvercin onu da alıp gitmiş. Bir daha da hiç gelmemiş. En sonra kız bu güvercine âşık olduğunu anlamış. Babasına meseleyi anlatmış. Güvercini aratmasını rica etmiş.
– Baba, bana dört yol ağzında bir yanar hamam yaptıracaksın. Bütün etraf köylere haber edeceksin gelip, parasız yıkansınlar. O zaman ben herkese bu kuşu görüp görmediklerini soracağım, demiş.
Babası da derhal bir hamam yaptırmış. Etraf köylere haber etmiş. Kız hamamın kapasında durmuş. Gelene geçene şimdiye kadar başlarından ne geçtiğini anlatmalarını rica edermiş, sonra ise güvercini sorarmış. Birisi: “Kaynanam fenadır”, diğeri, “Gelinim fenadır” başkası ise “Komşularımdan çok fenalık görürüm” dermiş. Kız hepsini içeri salarmış. Herkes artık geçmiş, hamama gelen başka yokmuş. Kız ise istediği şeyi öğrenememiş. Tam gideceği sırada, karşıdan bir kel çocuğun geldiğini görmüş. Kız kendi kendine:
– Acaba buna sorsam mı? Ama neden haberi ola cak? Haydi herkese sordum, ona da sorayım, demiş.
Sormuş
– Şimdi gelirken ne gördüklerimi sana anlatacağım, demiş ve sözüne devam etmiş:
– İşittim ki, burada hamam varmış. Herkes yola koyuldu, ben de buraya gelmeye çekildim. Bir de bakarım karşıdan odun yüklü bir sürü eşek geliyor. Sahipleri falan yok. Hemen bir kuyuya girdiler. Ben de, acaba bu kuyuda ne var, diye düşüne kaldım. Eşeklere daha da yaklaştım. Hemen bir eşeğin kuyruğuna asılıp kuyuya girdim. Bir de ne bakayım, eşeklerdeki odunlar yere indirildi, yığın oldu. Eşekler kuyudan çıkıp gittiler. Ben ise odunlar üzerine yattım. Oraya buraya bakınırken, bir de ne bakayım, uça uça bir güvercin geldi. Sonra silkinip çok güzel bir çocuk oldu.
Kız güvercin adını işitince sevincinden sesi çıktığı kadar bağırmış.
Çocuğa:
– Beni oraya götürür müsün? diye sormuş. Çocuk da razı olmuş. Kız bütün insanlara dönüp:
– Bütün bu cemaat şahit olsun. Bu hamamı çocuğa işletmeye veriyorum, hamam artık onun malıdır, demiş.
Yola koyulmuşlar. Az gitmişler, uz gitmişler, dere tepe geçmişler. En sonra bu kuyunun başına gelmişler. Fakat kız içeri girmeye korkmuş. Kel çocuk onu kandırmış. Birer eşeğin kuyruğuna tutunup, içeri girmişler. Odunlar üstüne yatmışlar. Kız sabırsızlıkla güvercinin gelmesini beklemiş. Gece yarısı geçtikten sonra güvercin uça uça gelmiş. Yere inip, bir silkinmiş, öyle bir güzel çocuk olmuş ki, ayın on dördü gibi. Yüzünün parlaklığından etraf şıp şıp şılarmış. Kız ise güvercinin ne yapacağını beklemiş. Sonra çocuk cebinden bir şeyler çıkarıp, saymaya başlamış:
– Ah benim beyaz parmağımda duran yüzüğüm! Ah benim beyaz kolumda duran bileziğim! Ah benim beyaz boynumda duran gerdanlığım! Ablanız ne rededir? Acaba hangi odasında tatlı uykulara dalmış, sakin sakin uyumaktadır.
Kız bu sözleri işitince, derhal kalkıp şöyle demiş:
– Ablası nasıl derin uykulara dalabilir? Onun sevimli güvercini artık onların avlusunda dolaşmıyor ki!
Güvercin hemen kızın ağzını kapamış:
– Ah, sus konuşma, zerre duyarlarsa, beni de, seni de öldürecekler. Ben küçük iken anam benim bezlerimi ezandan sonra dışarıda bırakmış. Peri kızları da onları kapmışlar. Ben şimdi kırk bir perinin emrindeyim ve onlara hizmet etmekteyim, demiş.
Kız, kel çocuğa gitmesini ve babasına kimsenin artık onu beklememesini söylemesini rica etmiş. Kel çocuk alıp kendini gitmiş. Kızla güvercin bu yerlerde yaşamaya başlamışlar. Bir gün, iki gün, haftalar, aylar geçmiş. Kız hamile kalmış. Bir gün çocuk kıza şunları anlatmış:
– Benim de babam, senin baban gibi padişahtır, işte karşıda gördüğün saray bizimdir. Sen şimdi gidip kapıya vuracaksın. Anamın halayıkları vardır. Kimdir, diye bakmaya çıkacaklar. Ondan sonra sen, “Bahtiyar’ın başı için verin bir tas su içeyim”, diyeceksin. Ondan sonra birkaç gece orada yatmak için müsaade isteyeceksin, demiş.
Kız da bütün bu duyduklarını bellemiş. Kapıya gidip vurmuş. Halayıklar çıkmış:
– Ne var genç kız, ne istersin? diye sormuşlar. Oda:
– Bahtiyar’ın başı için bir tas su içeyim, demiş.
Halayıklar derhal güvercinin anasına koşmuşlar:
– Hanım, hanım, kapı önünde bir kız var. Sizin Bahtiyar’ın başı için su içmek istedi, demişler.
– Nasıl gençmiş o? Verin içsin ve getirin onu buraya bakayım. Sorayım bakalım bizim Bahtiyar’ı o ne reden biliyor. Bahtiyar, daha üç yaşında iken kayboldu, artık onun kemikleri bile kalmadı.
Kızı getirmişler.

Hanım:
– A be kızım, sen nereden bizim Bahtiyar isminde çocuğumuz var olduğunu biliyorsun? diye sormuş.
Kız:
– Bana anam anlatırdı. Değil mi, siz oğlunuz olduktan sonra haber etmişsiniz her yere. İşte o sırada ben de dünyaya gelmişim. Ben büyüdükten sonra anam bana:
– Kızım, sen padişahın çocuğuyla bir günde dünyaya gelmiştiniz, derdi.
Hanım:
– Öyle evlâdım, amma bizim Bahtiyar çoktan kayboldu, onun artık kemikleri bile kalmadı.
– Kıyılmayın hanımcığım, belki de kurt, kuş onu yememiştir, her hangi bir yerden bir gün olup bakarsınız gelir. Bizim de amıcamın çocuğu öyle olmuş, sonra on dokuz yaşında büyük bir delikanlı olup eve gelmiş. Kimse tanıyamamış. O, olduğuna inanmamışlar. Fakat bir yerinde nişanı varmış, göstermiş. Ondan sonra inanmışlar. Sizin Bahtiyar’ın bir yerinde nişanı yok muydu, gördüğünüzde tanıyasınız?
Hanım:
– Yoktu kızım, fakat yedi bin ordu içinde olsun, ben onu yine tanırım.
– Hanım, ben size bir ricada bulunacağım. Birkaç gece için bana burada yatmağa müsaade edin. Çünkü yok başka nereye gideyim, kimseleri tanımam.
– Olur kızım, nasıl almıyacağız. Biz şimdiye kadar o kadar fukaralara buralarda sığınak yeri bulmuşuk da sana mı bulamıyacağız. Kızı alıp hizmetkâr odalarına götürmüşler. Altına bir çuval üstüne de bir çuval örtmüşler. Birkaç gün geçtikten sonra kızanı dünyaya gelmiş. Lohusacık diye onun yanında bir hizmetçi kadın bırakmışlar. Gecenin bir vakti olmuş. Güvercin camın parmaklılarına konmuş ve kıza sormağa başlamış. Kızın adı ise Üskiyar imiş.
Güvercin:
– Ne yaparsın, Üskiyarım?

Kız:
-Yatırım, Bahtiyarım.

Güvercin:
– Ne yapar benim evlâdım?

Kız:
– Uyur, Bahtiyarım.

Güvercin:
– Ah benim evlâdım olduğunu anam babam bilse hamamları yakıp, onu yıkarlar, güzel düzenlerle sararlar, yüksek döşeklerde yatırırlar. Ah Üskiyar, sen padişah kızı olasın da böyle yerlerde yatasın. Ben de bir padişah oğlu olayım da seni böyle hizmetkâr odalarında yatırayım. Bana çok fena geliyor. Fakat yok başka çare.
Güvercin uçup gider. Hizmetçi kadın ise bütün bunları işitir sabahleyin kalkıp, hanıma anlatır. Fakat hanım inanmaz.
– Aman, sen benimle oyun oynuyorsun, Bahtiyar gelecekmiş. Artık onun kemikleri kalmadı. Bu gece ben yatacağım, bakalım ne olacak.
Hanım o gece kızın yanında yatar. Kız şaşar, padişah karısı böyle yerde gelip yatar mı hiç. Fakat bunda bir iş olduğunu sezer. Gece yarısı olur, güvercin gelir. Yine konuşmaya başlarlar. Anası hemen kalkar:
– Ah evlâdım, sen misin? Gir içeri, bir defacık sevimli yüzünü göreyim. Senin karın olduğunu bilsem, elbette onu böyle yerde mi yatıracağım.
Güvercin silkinip içeri girer.
– Ah anacağım, sesini çıkarma, kırk bir peri kızının elindeyim. Küçükken onlar beni kapmışlar. Şimdi hiç bir yere salmıyorlar.
– Evlâdım bundan kurtulma çaresi yok mu?
– Var anacığım ama, onu siz yapamazsınız.
– A be kızanım, babının elinde bu kadar hüküm var da yapmayacak mı? söyle de biz nasıl, nice bu işe çare bulalım!
– Madem o kadar merak edersin, söyleyeceğim. Bütün etraf köylere haber edeceksiniz, buraya gelsinler. Hespine hal soracaksınız. Onları besliyeceksiniz. Cuma günü cami önüne bir koca ateş yakacaksınız. Bu insanları da oraya toplayacaksınız. Ben Cumaya daha erken geleceğim. Bir defa silkineceğim. O insanlar benim tek bir kılımı yerde bırakmıyacaklar. Hepsini ateşe attılar mı, ben o zaman kurtulacağım.
– A be evlâdım, o en kolay işmiş de şimdiye kadar gelip bize söylemiyorsun.
Güvercin uçup gider. Sabah olur kızanla kızı alırlar, güzel odalara götürürler, yüksek döşeklere yatırırlar. Bütün insanlara aş salarlar. Cami önünde bir ateş yakarlar. Güvercin daha erken cumaya gelir. Bir silkinir, insanlar da bütün tüylerini yakarlar.
Bu sırada havayı kara bir bulut kaplar. Gök gümbürdemeye başlar. Bunlar ise peri kızlarıymış.
– Ey Bahtiyar, Bahtiyar! Biz de kurnazdık, ama sen bizden daha kurnaz çıktın. Eğer tek bir kılını bulmuş ol saydık, bu kasabayı tek kanadımızla yıkardık, demişler.
Fakat artık Bahtiyar onların sözlerini seslemezmiş. Bütün insanları oralara toplarlar, kırk gün kırk gece Bahtiyar kızanınla beraber bir düğün yaparlar. Sağ iseler şimdiye kadar yaşıyorlar.

Yazı Puanı
Bu yazıyı oylayın
Oyların. [Toplamı: 6 Ortalaması: 2.8]

7 thoughts to “PADİŞAH KIZI”

  1. Siz masali hikaye diye yaziyorsunuz. Hikaye gercekte yasanmis olaylara denir. Masal gercekte yasanmamis uyduruk seylerdir.

    1. secme hikayeler sitemizin adıdır Padişah kızı da sitemizdeki masallar kategorisine ait bir masaldır. Kategorilere dikkate ederseniz bunu görürsünüz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir