Dini Hikayelerİbretlik HikayelerRümeysa Kırış

Dilgüşa İle Bedbin (Ferahlık Veren ve Karamsar)

Dini Hikayeler-İbretlik Hikayeler

Dilgüşa İle Bedbin
(Ferahlık Veren ve Karamsar)

Zamanın birinde Dilgüşa ve Bedbin adında ahiretlik iki güzel kul yaşarmış, Rableri biribirlerine karşı öyle tatlı bir muhabbet vermiş ki onlara, yolda biri Dilgüşayı görse Bedbi’nin, Bedbini görse Dilgüşa’nın yakınlarda olduğunu bilir, bu iki güzel dostu adeta tek bir insan gibi görüp öyle muamele ederlermiş, mesala Dilgüşa’ya bir ikram olunacaksa mutlaka Bedbin’e de aynısı sarılır, Bedbin de o ikramdan nasiplenmez ise Dilgüşa’nın memnun olmayacağı bilinirmiş. Günlerden bir gün Bedbin yine fıtratı üzre gözleri buğlanmış, ifadesi derinleşmiş otururken, Dilgüşası yanına oturup selam vermiş. Gönlüne yine her ne dokunduysa bitap düşmüş Bedbin selamı kafasıyla almakla yetinmiş.

– Kardeşimi hüzünlü görüyorum demiş Dilgüşa soran bakışlarıyla, sonra Bedbi’nin daha bir derinleşmiş bakışları

– “Ömürsüz işler sokağındayım” diyebilmiş sadece.

– Bu nasıl bir sokakmış ki kardeşimin gönlünü hüzünle doldurmuş demiş Dilgüşası.

– Oldukça kalabalık, hayli gürültülü bir yer… diye başlamış Bedbin, hemen yanıbaşımda “sevilmeye değerim” kahvesinde kibirliler volta atıyor, onun solunda “beni sevin” parkında depresifler “var olmamak” acısı çekiyor, köşede ise kullan-at kalpler satan seyyar satıcılar, anlık sevgiler, hazlar pazarlıyor… bense o sokakta “malayani” oteli müdavimiyim, hani yanında “irade” satan bir esnaf vardı, iflas etti. Üst katlardayım, deniz görüyor odam, hem öyle bir deniz ki “onu” anmayı bıraktığım her vakit, derinliği, sarp sivri kayaları daha bir haşinleşen sadece izlemekle dahi boğulduğum koca bir “şükürsüzlük denizi”…

– Ahh güzel kardeşim demiş Dilgüşa sen ne hoş bir hal üzeresin öyle maşallah maşallah… Suratı asılıvermiş Bedbi’nin

– Biz ismi ile müsemma kardeşimizle ferahlık bulmayı umalım, o halimizi makaraya alır olsun… deyivermiş.

– Ne haddime, hiç makaraya alır olurmuyum, aksine bakışında “görünenin arkasını görmek” rızkına rastladım hoşuma gitti, bu sebeple öyle ifade etmiş bulundum, durda ahvalini birde ben sana anlatayım:

“Ömürsüz işler” sokağında oluşunu bilmen, yaşadığımız dünya hayatının bitmeye tükenmeye mahkum olduğunu, “ölüm” hakikatini aklında tuttuğunu gösterir ki tüm bunlar hakikat yolunun temel taşlarıdır. “Sevilmeye değerim” lafzını sınırlı bir mekanda gidip gelen ve hiçbir ilerleme kat edemeyen “kibirliler” güruhuna atfetmen Rabbimizin belki de en sevmediği hasletlerden biri olan “kibirin” kişiyi “ömürsüz işler” sokağı yani dünya hayatında, sahte geçimliklerle hep yaşayacakmış vehmine mahkum olduklarını bildiğine dalalettir ki buda rızası dairesinde kalmak lütfu için müthiş bir rızıktır. “Beni sevin parkında “var olmamak” acısı çeken depresifler” cümlen ile “varlığını duyumsayabilmek” için herkesin şen şakrak olduğu, oyunlar oynadığı park ortamında, yani dünya hayatının eğlencelik sahnelerinde, dikkat çekip, muhabbetlerin odağı olmak dileyen fakat bundan geliri olan ömürsüz sevgi kırıntısının, insan ruhunu doyuramayacak silik bir şöhretlik oluşunun kişiyi depresyona yönlendirdiğini bildiğine işaret eder ki bu da seni hakikat sevgisine yönlendirir ve tabiri caizsse, ne kadar şükretsen az derler ya işte öyle kıymetli bir hediyedir.

Gelelim “kullan-at” kalpler satan seyyar satıcılarına, bu benzetmen ise dünya hayatının nefse hoş gelen, göz boyayan, sadece yolcu olduğumuz bu mevcut mekanı adeta “yaşanmaya değer bir yer” kılan arzuları, hazları içerir ki, hem kullan hem at sözünden bu haz ve arzuların yine ruhu doyurmaya kani gelmediğini bildiğini anlatır ki bu seni “ruhu doyurmaya” muktedir olan tek yola iteleyiverir. Birde kendini “şükürsüzlük denizi” manzaralı “malayani” evine girdirmen ve bu durumun yine senin ifadenle “boğdurucu” olması, kalbinin şükre muhtaç halini okuyabildiğine, şükür edilecek biricik makamın güzelliğine layık hiçbir şükür bulunmadığından ise bir kolunda nefsi, bir kolunda şeytanı ile var olmuş senin iki yandan olan bu çekiştirmeye karşın iradeni devamlı taze tutman gerektiğini bildiğine işarettit, hatta tazeleme yolunda eksikliğini farkedip(ki buda bir mimettir) irade eksikliğini “iflas etmiş irade satan esnaf” olarak nitelendirmen ile de sorunu nerden çözmeye başlayabileceğin bilgisine mazhar olduğunu gösterir ki, a benim güzel kardeşim üzerine yağmur gibi inmiş bu rızıkları hatırlatmam bile en sevgilinin kıymetli kulcuğuna bir lütfu daha değilde nedir???

Dilgüşa rahmet pınarına düşmüş boğulurum sanan arkadaşına tatlı tatlı bakıp gülümsedi, Bedbin ise kardeşinin bakışına mest olmuş, hüznü dağılıp gitmiş halde kalktı, kardeşine teşekkür etmeden önce yanıbaşlarında ki çeşmeden abdest tazeleyip, bez çantasından ayırmadığı seccadesini çıkarıp gözleri yaşlı iki rekatcık bir şükür namazı eda etti, Rabbisine tövbe ile yakardı…

Tüm bunlar olurken Dilgüşa da hüznü dağıtanın kendisi değilde Rabbisi olduğunu bilip tek kelime etmeden tövbe kapısına yönelen böylesine derin bir kardeşciği olduğu için Rabbisine şükretti, nihayet Dilgüşa’nın yanına gelebilen Bedbin’in dilinden sadece şu sözler döküldü;

– Şifamı Dilgüşasıyla hatırlatan Rabbime hamdolsun çünki ben daha tatlı bir vesile bilmiyorum…

Dostluk, kardeşlik ne güzeldi ve lazımdı keşke bilselerdi bu muhabbetleri Rablerinin o denli hoşuna gitmişti ki onları hakikaten “ahiretlik” dostlar yazmıştı, bizi tatlı vesilelerle ihtar eden Rabbimiz ne tatlıydı, ona şükürler olsundu…

Yazar – Rümeysa Kırış

 

Gülten AJDER

Kitap okumayı seven insanlar daha zeki ve daha başarılı olurlar. Bende bu yüzden kitap okumayı sevdirmek istedim bu site ile. Gizli kalmış bütün bilgilerin kitaplarda saklı olduğuna inandığımdan, kültür seviyemizi yükseltmek, bilgi hazinemizi daha da zenginleştirmek, gizli yeteneklerin ortaya çıkmasına destek olabilmek için, okusun yazsın benim ülkemin insanları diye bir işin ucundan tutmak isteyen birisiyim.

İlgili Makaleler

Bir Yorum

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu