Skip to main content

Hikaye Oku; “Ters Köşe”

Hikaye Oku; “Ters Köşe”

Hikaye Oku; Herkes nefesini tutmuş bekliyor. 90. Dakika, durum berabere ve penaltı atışı.

Kaleci şimdiye kadar tüm penaltıları kurtarmış, hiç penaltıdan gol yememiş. Bu sebeple sağlam bir sur gibi hiç deliği olmayan kale duvarı gibi kalesinde kendinden çok çok emin duruyor. Penaltıyı atacak futbolcu da, şanı şöhreti olmayan vasat denilecek türden. Kaleci bundan sebep olacak ki karşısında atış için hazırlanan futbolcuyu hafife alıyor. Kendine aşırı güveniyor. Çok rahat, bu rahatlık rehaveti getiriyor. Rehavet, gevşeklikle birlikte reflekslerini ve dikkatini azaltıyor.

Kendi taraftarları da kalecilerine güvençleri tam. Penaltının atılmasını emin bir şekilde bekliyorlar. Kalecileri her zaman ki gibi yine kurtaracak. Topun filelerle buluşmasına müsaade etmeyecek.

Rakip takımın taraftarlarında ise endişeli bir bekleyiş, inançları zayıf hatta hiç yok denilecek kadar az. Futbolcularına neredeyse hiç güvenmemektedirler. Penaltıyı gole çeviremeyeceğine inanmaktadırlar. Ne umut ne ümit. Bir tek birinde var. Hem de koskoca, o minicik yüreğini taşan, dünyalara sığmaz bir umut. O kişi ise penaltı atışını yapacak futbolcu.

O hıncahınç dolu stat duru bir sessizliğe bürünmüş ne olacağını merakaver bekliyor. Nihayet hakem işaretini verir. Futbolcu geriliyor, yavaşlatılmış koşar adımlarla topa doğru geliyor. Adeta topa ayaklarıyla öper gibi yumuşacık dokunuyor.

Top süzüle süzüle uçar, gider. Kaleye ulaşır. Top bir tarafa kaleci bir tarafa. Her iki taraftar da şaşkın, kaleci haddinden fazla hayret içinde. Yalnız golü atan futbolcu ne şaşırmış ne de hayret etmiş.

Hakem hemen maçın bitiş düdüğünü çalmış. Kaleci ve arkadaşları boyunları bükük soyunma odalarına giderler. Hiçbir takım arkadaşı kaleciyle konuşmaz. Hocaları gelir tüm oyuncaları teselli eder, fakat bizim kalecinin ne yüzüne bakar ne de bir söz söyler.

Halbuki, herkesten çok onun teselliye ihtiyacı vardı. Birden istenmeyen adam ilan edildi. Soyunma odasına giderken taraftarlar yuhaladı. Takım arkadaşları konuşmuyor, ona somurtuyorlar. Hocası da yüzüne bile bakmıyor. Hatta gelecek maçta yedek olacağını söyledi. Yönetim ‘Talihsiz bir gol yedik. Sorumlusu kalecimizdir.’ Açıklamasını yaparak tüm suçu kendisine atmıştı. Basından da hiç söz etmeyelim. Yerden yere vuruyorlar.

Büyük bir hayal kırıklığı ile evinin yoluna düştü.
Ah! O güzel yuvası, tüm sevinçleri ve hüzünleri beraber paylaştıkları ailesi. Bu zamana kadar birçok maç kazanmış, kaybetmişti. Ailesi her maçın arkasından onu coşkuyla, ‘En büyük kaleci bizim kaleci’ tezahüratı ile karşılıyorlardı.

Ters köşelere düşmenin acısını ailesinin güzel karşılamasının hayallerini kurarak dindirmeye çalışıyordu. Evinin kapısına geldi. Ortalık sessizdi. Birazdan kopacak gümbürtüyü şöyle gözünün önünde canlandırdı. Zili çalacak, oğlu kapıyı açıp üzerine atlayacak. O da oğlunu kapıp yere yuvarlanacaklar o sırada kızı gelip ‘En büyük bizim kaleci’ bağıra bağıra curcunaya o da katılacak. Karşıdan karısı da hem onların bu sevinç sarmalını seyredecek hem de elleriyle tempo tutarak tezahürata dâhil olacak.

Bu rüya hayalinin heyecanıyla zilin düğmesine basar. Hiç ses yok biraz bekler duymadılar herhalde der, tekrar zili çalar. Kapı yavaş yavaş aralanır, karısı soğuk buzdağı misali bir suratla hangi yüzle geldin der gibi karşısında durur.

Ellerini havaya kaldırıp bağırarak ‘Ben geldim’ der.

Karısı hiç konuşmaz. Hiçbir şey demeden içeri döner. Adam neye uğradığını bilemeden açık kapıdan içeri girer. O güvendiği çocuklarından da hiç ses soluk yok. O sıcacık ev, buz kesmiş ruhu gitmiş. Çaresiz odasına gider ve yatar. Böylelikle insanın tüm dertlerinin eridiği sıcak yuvasında da ters köşeye yatar. Sabah olur. Soluğu sokakta alır. Arkadaşları, evet arkadaşları daima yanında olan arkadaşları. Onlarla buluşacak, onlarla dertleşecekti. Tek umudu onlar kalmıştı. Her zaman toplanıp buluştukları yere gitti. Tahmin ettiği gibi hepsi toplanmış dünkü maçtan söz ediyorlardı. Ve bizim kaleciyi yerden yere vuruyorlardı.

Onlara doğru yaklaştı. Her zaman ki gibi ellerini yumruk yapıp kaldırarak ‘Oley oley bizim takım çok yaşa’ fakat lafları kursağında düğümlendi. Arkadaşları sanki kendisini hiç görmemiş, duymamış gibi davranıp kendi sohbetlerine devam ettiler.

Bir ters köşe daha. Tutunacak ne bir dalı ne bir kimsesi kaldı.
Geldiği gibi evin yolunu tuttu. İçinden ‘Bir yerde hata yaptık ama nerede’ diyerek aheste aheste yürür.

Mesut AKDAĞ

Yazı Puanı
Bu yazıyı oylayın
Oyların. [Toplamı: 2 Ortalaması: 5]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir