Skip to main content

Yanık Kalesi 2. Bölüm  

Yanık Kalesi 2. Bölüm

 – Düşmanın Sinsi Hareketleri –

Düşman da bunu bildiği için başka bir yol tuttu. Malum olduğu üzere bizim ordumuzda iki cins asker vardı. Birisi Hristiyan milletlerin çocuklarından devşirme olarak, toplanıp Türk ve asker terbiyesi verilen yeniçeriler, diğeri de akıncı, sipahi denilen öz Türk evlâtları idi. Anadolu ve Rumeli Beylerbeylerinin askerleri de Türk’tü. İlk zamanlar Türk ordusu arasında kaynaşmış olan yeniçeriler büyük yararlıklar gösterdiler. Fakat zamanla bozuldular. Harp meydanlarından kaçar oldular. Evlenmek, yuva kurmak yoluna gittiler ve bu suretle ordu ile bağlarını gevşettiler. Onlar artık harplerde kahramanca dövüşmeyi değil, ganimet toplayarak zengin olmayı ve bir an evvel karılarının yanlarına dönmeyi düşünüyorlardı. Padişahlar da, aynı şekilde zevklerine dalmış olduğundan başta Sadrâzam (Başvekil) olmak üzere büyük mevkilerde olan devlet adamları da aynı şekilde sadece “nefislerini düşündüklerinden millet ve memleket ihmal edilmiş, Kanuniden sonra mağlubiyetler başlamıştı. Yanık Kalesi faciası da bu kara günlerin bir acı dersi olmuştur. Burada her ne kadar üç yüz “Türk, cihana parmak ısırtacak kahramanlık numuneleri göstermiş iseler de bu facia bize daha ziyade bir ders olmalıdır.

Avusturyalılar, kaleyi hücum ile zapt edemeyeceklerini anlayınca yeniçerilerin bu zayıf taraflarından istifade etmeyi düşündüler. Kadına düşmüş olan yeniçeriler, başlarındaki sarhoş yeniçeri ağasının zayıf idaresinden cesaret alarak kaleden dışarı çıkarlar, civardaki Macar ve Avusturya köylerine giderek içki içerlerdi Frenk kadınlarıyla alem yaparlardı. Yakındaki Kumran Kalesinin kumandanı Palgi, köylere gizli bir mir göndererek, yeniçerilere hoş muamele yapılmasını, hatta arzu eden yeniçerilere kız verilerek onların evlendirilmesini istedi. Bu Hristiyan köylülerinin de işine geliyordu.

Çünkü evlerine bir yeniçeri damat alanlar, Türk akıncılarının  hücumlarından kurtulmuş oluyorlardı.  Türk akıncıları köylere baskın yapınca kapı önüne çıkan ihtiyar kadınlar veya sakallı dedeler:

– Burası yeniçeri Muradın evidir, ben onu kayın babasıyım, diyorlardı.

Türk akıncılarda kardeşlerini evi olan buralara dokunmadan atlarını sürüp gidiyorlardı.

Sarhoş yeniçeri ağası, bu müsadeden büsbütün gaflete düşmüş, düşmüş, kendisini uyandırmak isteyen kalenin üç yüz Türk akıncısının kumandanına:

– İşte görüyorsun ki Avusturyalılar bizim yeniçerilerin evlenmesine bile razı oluyorlar. Köylerinde onlara ev veriyorlar. Maksatları tabii bizimle hoş geçinmektir, diyordu.

Akıncı ağası birkaç defa ona:

– Düşmandan dost olmaz, bu Frenkler bizi uyutmak, tedbiri elden kaçırtmak istiyorlar, demişse de her seferinde bu sarhoş kale muhafızı, akıncı ağasını tekdir etmiş:.

– Biz senden daha iyi düşünürüz. Devlet bizi, senden daha lâyık olduğumuz için kale muhafızlığına getirmiştir. Eğer sen bizden akıllı olsaydın elbette başa seni getirirlerdi, demişti.

Askerlik icabı, akıncı ağası, kendisinin amiri olan kale muhafızı olan yeniçeri ağasına daha fazla söyleyemiyordu. Fakat 0 boş da durmuyordu. Üç yüz bahadır akıncısı üzerinde sıkı bir disiplin kurmuştu. Bu üç yüz Türk; kaleden hiç dışarı çıkmıyorlar, mütemadi şekilde kale duvarları üstünde nöbet tutuyorlardı.

Yeniçeriler ise durmadan şarap içiyorlar ve bir kısmı da bütün günlerini ve gecelerini civar köylerdeki karılarının yanında geçiriyorlardı. Evvelâ gündüzleri gidilir, geceleri kalelere dönülürdü. Fakat sonraları geceleri de gelinmez oldu. Hristiyan kızları, yeniçerilere envai türlü cilveler yaparak onları mümkün olduğu kadar çok gece kaleden dışarıda kalmaya teşvik ediyorlardı. Kadına düşen yeniçeriler de, ağalarından zamanla bir gece yerine, birkaç gece izin koparmaya muvaffak oldular. Hemen her gün düğün oluyor, bir yeniçeri, bir Macarlı veya Nemçeli kızla evleniyordu. Bu düğünlerden bazılarına, davet edilen yeniçeri ağası da gidiyordu. Şaraba düşkün olan bu gafil adama nefis şaraplar veriliyor, önünde genç kızlar dans ediyordu, Yeniçeri ağası bu eğlencelerde coşarak sarhoş kafa ile:

– Askerime bir hafta izin verdim. Köylerde, karılarının yanlarında kalsınlar… Biz böyle dost geçindikce kaleye muhafız ne gerek, diye mağlübiyetin ve acı facianın temellerini bilmeden atmış oluyordu.

Reşat İleri – Kahramanlar Dergisi – 1952

Yazı Puanı
Bu yazıyı oylayın
Oyların. [Toplamı: 1 Ortalaması: 3]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir