Skip to main content

Gerçek Bir Kahramanlık Hikayesi Fedai Osmancık Taburu IX. Bölüm

Gerçek Bir Kahramanlık Hikayesi Fedai Osmancık Taburu IX. Bölüm

Asker Elbisesi Giyiyorum.

Doğru Üsküdar’ın Nuh kuyusundaki tarihi askerlik şubesine gitmiştim. Talip çok olduğu için talimgâhlar dolmuştu. Talipleri sıraya koymuşlardı. Çünkü biz on dokuz yaşımızda olduğumuzdan askerlik çağında değildik. Böyle benim gibi olanları sıraya tâbi tutmuşlardı.

Askerlik şubesi reisi olan babacan, yaşlı miralay (albay) müjdeyi verdi:

– Evladım, dedi. Sizi çok beklettim ama nihayet muradımız oldu. Yedek subaylar için Maltepe’de bir talimgâh açıldı. Sen çok ısrar ettiğin için ilk başa seni yazdım. Sevk kâğıdını da hazırladım. Hemen hareket et. Elbiselerini de depodan verecekler.

Yutkundum.  Fakat bir şey diyemedim. Tecrübeli miralay anlamıştı.

– Ne o evlat,dedi. Bir tuhaf oldum. Öyledir öyle, ne de olsa asker oluyorsun. Altı ay talim.  Sonra ateş hattına sevk. Eh gidip de dönmemek var. Bu kadarı olur evladım.

Albayın bu sözleri gururuma dokunmuştu. Başımı sert bir şekilde arkaya atarak cevap verdim:

– Ben kormuş değilim. Yalnız annemin haberi yok da. Hemen talimgâha gitsem annem merak eder.

– Siz Erenköy’de oturmuyor mu idiniz?

– Evet.

– O halde kolayı var. Elbiselerinizi giyer, sonra evinize gider, annenize haber verir. Oradan da talimgâha geçersiniz. Erenköy Maltepe yolunda olduğu için vakit kaybetmemiş olursunuz.

Albaya teşekkür ederek depoya gittim.  Üzerime uygun gelen asker elbisesi bularak giydim. Ayağıma da çizmeler geçirdim. Kendi sivil elbiselerimi  de bir paket yaptım.

Asker elbisesi içinde kendimi daha zinde, daha cesur hissediyordum.  Miralayın tekrar yanına çıkarak elini öpüp veda ettim. Miralayın gözleri yaşlanmıştı:

– Bu vatan, sizin gibi vatansever gençlere sahip oldukça dünya durdukça payidar olacaktır, diye beni selametledi.

Annem beni asker elbisesi içinde görünce kim bilir ne kadar üzülecek, şaşıracak, belki bayılacaktı. Çünkü ona askerlik şubesinde sıra beklediğimi söylememiştim.

Fakat hiç tahmin etiğim gibi olmadı. Annem beni asker elbisesi içinde görünce gülümsedi:

– Evladıma çok da yakışmış, dedi. Seni şimdi sıhhatli ve canlı görüyorum. Allah sana ve diğer askerlere can sağlığı ve iman kuvveti versin. Demek istediğine nihayet muvaffak oldun. Ne yalan söyleyeyim, ben vaktinden evvel asker olmanı istemiyordum. Amma seni böyle sıhhatli ve canlı görünce gurur duyuyorum. Demek ben de bir asker anasıyım.  Nişanlın seni bu halde görünce kim bilir ne kadar sevinir?

Nişanlımın köşkü pek yakındı. Annem ona haber verdirmek için uşağı çağırdı.  Fakat ben şiddetle reddettim.

– Olmaz anne, ben hemen gitmeye mecburum. Ancak beş dakika seninle görüşmek için izin aldım.

– Demek hemen gidiyorsun.  Halbuki ben seni evde kalacak sanmıştım.

– Anne diye güldüm. Artık ben asker sayılırım. Evde işim ne?

– Fakat nişanlın merak eder.

– Orası da doğru amma. Asker, verilen emirden başka bir şey düşünmez. Talimgâhlarda on beş gün de bir izin veriyorlarmış. İnşallah onunla on beş gün sonra görüşürüz.

Fakat istediğim olmadı. Çünkü nişanlımın kalbine doğmuş olacak ki onu köşkün bahçe kapısından girerken gördüm.  Evvela beni tanıyamamıştı. Annem eli ile işaret ederek:

– Gel kızım, Semih’i gör. Ne de yakışmış, deyince koşarak yanıma geldi.

Hem gülüyor, hem ağlıyordu. O da

– Demek ki ben artık bir askerin nişanlısıyım. Bir Türk kızı için bu ne şereftir. Bu gece muhakkak bizde kal, diyordu.

Ona da kalamayacağımı anlatıyor. Kız kardeşim de gelmişti. O hiç bir şey söylemiyor, sadece beni seyrediyordu. Onlarda ayrılırken annem dadımdan bir makas istedi….

Reşat İleri – Kahramanlar Dergisi 1954

Yazı Puanı
Bu yazıyı oylayın
Oyların. [Toplamı: 0 Ortalaması: 0]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir