Dini HikayelerDüşündüren-Eğitici Hikayelerİbretlik HikayelerRümeysa KırışSizden Gelenler

Çok Güzel Bir Hikaye; “KALBİİ HEDİYELER”

Çok Güzel Bir Hikaye

Çok Güzel Bir Hikaye; “KALBİİ HEDİYELER”

Rüzgarın yüzünü okşamasını sever ve taşıdığı rahmeti zevkle ciğerlerine çekerdi. Fakat bu seferki rüzgar oldukça şiddetliydi, bir anda gökyüzünden yeşil uzunca bir yorgan üstüne atılıverdi, kıl payı kendini geri çekerek koyu kahverengi duvara yaslandı, neler oluyordu böyle(!) Şaşkınlıktan küçük dilini yutmak üzereydi, şaşkındı çünkü tam sekiz bacağıyla birlikte geri çekilmişti(!); öyle ne kadar dikildiğini Allah bilirdi fakat bir örümceğin bedeninde olmak gerçeğinden ancak midesi guruldayınca sıyrılabildi.

Öylesine acıkmıştıki annesi yaptığında yemeyip birde üzerine “yine mi?” yaftasını yapıştırarak şükürsüzlük ettiği, yemeklerin piri pırasayı bile iştahla yiyebilirdi.

O böyle düşünürken, vızıltı tonuna dökülmüş bir feryadın sesi ile irkildi, sesin geldiği tarafa yönelince birde ne görsün!; dalın yan kısmından ağaçtaki küçük bir çıkıntıya kadar uzanan ince işlenmiş bir örtüyle karşılaştı, doğrusu bu zarif yapıya hayran kalmamak elde değildi, üstelik tam ortasında leziz bir sinek duruyordu. Zarif örtünün üzerinde adeta kayarak sineğin yanına geldi, hayvancağız sımsıkı yapıştığı zarif örtünün üzerinde can havliyle debelenip duruyordu, sineği seyrederken aklına daha geçenlerde sinekler hakkında okuduğu bir yazı geldi:

Tüm sinekler yaşayacak olsa dünyanın üzeri milimetrelerce kalınlıkta sinekle kaplı olur ve henüz yaşama elverişli tek gezegen olan dünya yaşanılmaz hale gelirdi. Böyle düşününce bir kahraman edasıyla sineğe doğru eğildi, tam bir hamle yapacakken sinekle göz göze geldiler, önce nefesi tutuluyormuş gibi hissetti, kaskatı kesildi, sekiz bacağının sekizide hissizleşti sonra oldukça ilginç bir olay oldu; bu seferde kendini sineğin vücudunda buluverdi, işin kötüsü üzerinde dev gibi bir örümcek vardı ve niyeti bozmuş bir şekilde gözlerine bakıyordu. Daha önce ölümünün hiç bir örümcek tarafından yenilerek gerçekleşebileceğini düşünmemişti, sahi o daha önce hiç ölümü düşünmüşmüydü?

Aklını etraflıca bir yokladı, ölüm vardı ama hep başkaları için vardı, daha önce bu dünya için mutlak sonunu hiç düşünmemişti, zaten bunun artık oldukça anlamsız olduğuna hüküm biçti sonuçta o küçük bir sinek vücuduna sıkışmış koca insan benliğiydi, benliğini sineğin kendi bedenine, düşüncelerine yönlendirdi, son anında bir sinek neler hissederdi? sineğin üzerine garip bir sükunet çökmüştü ve örümceğin gözlerine bakmaktan kendini alamıyordu, o gözlerde öylesine derin bir merhamet parlıyordu ki adeta “Rızkımı talep etmek üzere ördüğüm örtüye takılarak bana seninle geri dönüt veren Rabbime şükrediyorum ama yapmak zorunda olduğum şey için kalbim acıyor” diyordu. Oysa sinek çoktan teslim olmuştu, neredeyse teselli edicekti örümceği, o zarif örtünün yakınında rızkını ararken şiddetli bir rüzgar vesilesiyle kendi bir başka yaratılmışın rızkı oluvermişti, o zarif örtüde onundu, rüzgarın sahibide oydu şimdi örümceğin gözlerinde parlayan merhametde ondandı.

Sinek “Onu” düşünedursun insan benliğide vücudunu paylaştığı sineğin teslimiyetine hayran kaldı, daha sonra üst yapraklardan kocaman bir su damlası o balyozla delinmez diye düşündüğü ağı zorlanmadan deliverdi ve kanatlarına yapışmış ağ parçaları yüzünden uçamayan sinek, metrelerce yükseklikten hızla yere çakıldı. “İnsan bedeninde olsam kırılmadık kemiğim kalmazdı” diye söylendi insan benliği, sineğin kendisi ise “Daha buradaki rızkım tükenmemiş” diye düşündü.

Velhasıl sinek de insan benliği de tam rahat bir soluk alacakken bu sefer de karşılarına üç katlı bir binayı andıran kocaman bir serçe dikildi, sarımtırak haleli kahverengi tüyleriyle ve o kocaman zeytin gözleriyle ne kadarda muhteşem yaratılmıştı (!) tabi bu insan benliğinin düşüncesiydi, sineğin kendisi ise kuş yemi olmamak için tüylerini sıkıştırdığı yerden yandaki küçük kovuğa girmeye çabalıyordu. İnsan benliği bunu fark edince tüm iradesiyle sinek bedenini kovuğa ittirdi, biraz sonra güçlü bir feryat sesi işitildi; zavallı sinek sıkıştığı yerden kurtulmuştu ama kanatlarını orada bırakmıştı, insan benliği sineğin acısını iliklerinde hissetti, iradesini sineğin duygularına yöneltip onu rahatlatmaya çabaladı, sonra sineğin hafızasına odaklanıp güzel anılarında hissettiği duyguları hatırlatmaya çalıştı.

İnsan benliği sineği yatıştırmaya çabalarken şiddetli bir ses daha duyuldu kocaman bir su damlası yere düşmüştü, bilinçli benlik, sinek gözlerini suyun geldiği tarafa çevirtti; serçe ağlıyordu, anlaşılan sineğin feryadı sadece insan benliğinde değil serçenin kalbinde de acıma duygusu uyandırmıştı. Kalplere acıma duygusunu hediye eden ne tatlıydı, uçarak uzaklaşan serçenin arkasından böyle düşünen sinek karşısında insan benliği bir kez daha şaşkınlık yaşadı. Sahi az kalsın örümceğin kahvaltısı, serçenin öğle yemeği olacaklardı fakat sineğin kendisi her seferinde o durumlardan kurtulmak için çabalayarak fiili duasını yapmış ve çabaları sonuç vermesede Rabbinin vereceği hüküme tamamen teslim olmuştu, çünkü Rabbisi ne takdir ederse o en güzel olurdu, çünkü Rabbisi asla yarattıklarına zulmetmez ancak yarattıkları kendine zulmederdi, olaylar karşısındaki tüm duyguları kişinin kendisi büyültür yada küçültürdü ve sonuçta her şey ama her şey ömürsüzdü.

Derin bir utanma hissetti insan benliği, oysa kendi aciziyetini kabul edip teslim olmak ne kadar zordu. Bilinçli benlik bu muhasebeyi güderken hemen yanıbaşlarındaki uzun çimenlerin arasından kendinin en az üç katı bir yemişle güçlü bir karınca göründü, sinek gözleriyle oldukça heybetli duruyordu, az sonra karıncanın ayaklarından biri, yumuşak bir zemine denk gelince içeri çöktü, tabi dengesini kaybedincede tuttuğu o koca yemiş hemen yakınındaki su birikintisine düşüverdi, karınca dururmu(?) kimbilir o rızkı talep etmek için ne zamandır dolaşıyordu? Sinek arkasından “”Dur sakın atlama” diyecek oldu fakat anlaşılan lisanları uyuşmuyordu; karınca çırpındıkça çırpınıyor, insan benliği, kanat acısıyla bitkin düşmüş sinek vücudunu kalkıpta yardım etmeğe ikna edemiyordu, insan benliği Rabbisine karıncaya yardım etmesi için dua etti işte tamda o zamanın küçücük bir anında sinek bedenindeki insan benliği ile karıncanın bakışları birleşti ve yine olanlar oldu!! İnsan benliği o zerre miktar zaman içerisinde kendini karınca bedeninde buluverdi, boğulmak üzereydi(!) koca su birikintisinin her yerinde güneş parıltıları patlıyordu, derken kocaman bir cisim tüm ışıltıları gölgeledi, bu kocaman tombul bir insan parmağıydı(!) kendine geldiğinde o koca parmağın üzerindeydi, parmağın sahibi küçük bir kız çocuğuydu, bir kahraman edasıyla karıncaya bakıyordu, karıncayı kurtarmak için Rabbisi küçük kızı vesile kılmıştı, hem sonra karınca artık evine gidebilirdi, annesini, babasını, kardeşlerini görebilirdi(!) ama küçük kız göremezdi, yani henüz göremezdi, ama güzel bir yerlerde karşılaşacaklarına inanıyordu. Az sonra kız bir ses duymuş olacak ki bir anda arkasını döndü. Arkasında bir asker vardı, elindeki silahı küçük kıza doğrultmuş ve dik dik kıza bakıyordu. İnsan benliği karınca gözlerini derhal küçük kızın gözlerine çevirdi ve tahmin ettiği gibi biranda küçük kızın gözleriyle görmeye başladı, sonra iradesini kızın kalbine yönlendirdi, dehşet verici bir korkuyla karşılaşacağını sanıyordu, belki de acı hissiyle çarpılacaktı. Ama hiçbiri olmadı aksine belkide gördüğü en güçlü kalpti bu kalp, üstelik sevimli düşüncelerin desteklediği samimi bir cesareti vardı, ne silahı tutan adamdan korkuyordu nede silahın kendisinden hatta sinekte gördüğü teslimiyetin insancası ile doluydu bu kalp, Rabbisine olan tatlı muhabbetiyle sarmalanmıştı. Hal böyle olunca insan benliği küçük kızın gözlerini asker adamın gözlerine dikti ve hiçbir şaşkınlık emaresi göstermeden kendini askerin bedeninde buluverdi, ilk olarak iradesini askerin silahı tutan kollarına yönlendirip derhal aşağı indirdi, sonra gözlerini askerin kalbine ve duygularına çevirdi. Örümceğin gözlerindeki merhameti aradı önce, kuşun kalbindeki acımayı aradı… İnebildiği kadar derine indi bulduğu tüm acıma ve merhamet hissi sadece kendisine yönelikti eğer bu kızı vurursa paralı asker olarak onun üzerinden ücret alacaktı, belki bu sefillerden bi kaç tanesini öldürdüğünü ispatlarsa hep hayalini kurduğu tekneyi alabilirdi, aslında bi marangozdu ama buradayken kazandığı para kendi mesleği ile kazandığından çok daha fazlaydı. Onun için bu kızı öldürmek sadece küçük çaplı bir et yığınını işlevsiz bırakmaktı… Bu doğru olamazdı merhamet, acıma gibi güzel duygular fıtraten doğumla kalbe hediye edilen güzel duygulardı. Fakat anlaşılan bu adam bu kalbi hediyeleri törpüleyecek çok fazla fiilde ve bencil düşüncelerde bulunmuştu sonuç olarak fiili ve düşünceleri kalbini mühürleyivermişti.

İnsan kalbinin çevresine karşı böylesine hissizleşebilmesi karşısında nutku tutulan insan benliği, kimbilir kaç cana kıydı? Diye düşündüğü silahı iradesiyle askerin kendi kafasına doğrulttu ve ateşledi. Uyandı, odasındaydı. Rüyasının etkisinden kurtulamayarak, bir süre gözleri açık sessizce bekledi. “Sahi insan uyurkende yorulurmuş” dedi gülerek derken gözleri arka bahçeye açılan penceresinin dibine tünemiş yavru kediye takıldı; açlıktan karnı sırtına yapışmış, gözlerinin feri kalmamıştı, kalbi acıyan adam hemen yerinden kalkarak mutfağa gitti, küçük bir kaseye süt doldurdu ve hızla geri dönüp yavru kediye ikram etti. Kalplere acıma duygusu hediye eden ne tatlıydı. Ona çok şükürler olsundu…

Rümeysa

Yazı Puanı
Bu yazıyı oylayın
Oyların. [Toplamı: 8 Ortalaması: 4.9]

Etiketler

Gülten AJDER

Kitap okumayı seven insanlar daha zeki ve daha başarılı olurlar. Bende bu yüzden kitap okumayı sevdirmek istedim bu site ile. Gizli kalmış bütün bilgilerin kitaplarda saklı olduğuna inandığımdan, kültür seviyemizi yükseltmek, bilgi hazinemizi daha da zenginleştirmek, gizli yeteneklerin ortaya çıkmasına destek olabilmek için, okusun yazsın benim ülkemin insanları diye bir işin ucundan tutmak isteyen birisiyim.

İlgili Makaleler

3 Yorum

  1. Zaman ayırdığınız için teşekkür ediyorum, umuyorum okuyan herkes az yada çok güzel çıkarımlarda bulunabilmiştir

  2. Güzeldi yazarı tebrik ederim. Masumane bir bakışı çok güzel yansıtmış. Anlatılanlar her zaman dinleyenlerin anladığı kadardır.

    1. Vakit ayırdığınız için teşekkür ediyorum, umuyorum anlaşılır olabilmiş ve okurlar birbirinden farklı, az yada çok olsada güzel çıkarımlarda bulunabilmiştir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı